Makale

Sevginin Sesi

İSLAMİYET KÂİNATI KUCAKLAYAN BİR DİN. YUNUS, BU MESAJI KAVRAYAN BİR VELÎ... SEVGİNİN SESİ...

H. Rıdvan ÇONGUR

SEVGİNİN SESİ YUNUS EMRE 1991 SEVGİ YILI

BİZİM Yunus... 13.Asır Anadolu Türklüğünün gönlünden kopup gelmiş koco şâir. Bozkırı nakış nakış işleyen Sakarya nehri kıyısında doğmuş ve büyümüş, bir uzun ömür sür-müş, Türkçe yazmış, söylemiş Türkmen kocası...
Bu Türk-İslâm şâirinin deyişinde yüce Kitabımız dile gelir. Bütün şiirlerinde Yaradanla yaradılana duyulan sevgi vardır; sevginin sesidir Yûnus’. İslâm’a getirdiği yorum da, insana, bu dünya ve ötesine bakışı da sevgi üstünedir.
Şiirinin baş konusu insandır. İnsanı insan yapan bu sevgi, hemen her dilde her şâirin başta-a olan, bizim Yünus’la doruğa ulaşan bu sevgi, şiirlerinin temelini oluşturur ve bizim iç dünya-mızı aydınlığa kavuşturur.
Ne der, ne söyler, nedir Yunus’u canlı tutan, neden herkes ona sahip, söyleyelim:
Şiirlerinde ölümsüzlüğün tohumlarını gizleyen güç, kaynağını hep bu sevgiden aldığı için söyleyen bugün de dipdiri, taptaze.. Sevgi kelimesi, rûh ve mânâ derinliğine onunla ulaşmış; şiirleri ilâhiler haline dönüşürken her insan bu mısra örgüsünde kendi yansımasını bulmuş, yaşama ve var olma sevincini duymuş, inanmış olmanın, îmân edişin hazzına ermiştir. Yüzyılları aşıp gelmesinin sırrı da bundadır, yaşadığı döneme "Yûnus Asrı" dedirten de, 1991’i bütün dünyaya "Sevgi yılı" kabul ettiren de!

İster sevgi veya aşk, ister gönül diyelim, var oluşumuzdaki sırrı gizler, yûnus’un mısralarındaki bu kelimeler. Bizi biz yapan, sevgi ile donatıp i n s a n c ı kılan, îman kılıcı ile kuşatan hep bu sevgidir, bu aşktır. "Sen sana ne sanırsan, ayruğa da ânı sanı Dört kitabın mânâsı budur, eğer var ise" diyen Yûnus, 20.yüzyıl insanının, bugün ayakta tutmağa çalıştığı Birleşmiş Milletler Teşkilâtının çatısını çatıyor, temeline ilk harcı koyuyordu. Sık sık dört kitaptan söz etmesi, yetmiş iki milleti bir tutması, İslâm’dan kaynaklanan has hoşgörünün en açık, en yalın tezahürünü de yine bizim Tunus’ta buluruz.
2000’li yılların eşiğinde, bakın dünyaya: Manzara iç açıcı değil. Sevgisiz bir dünyadayız. Bilim, atom, uzay çağı.. Baş döndüren teknoloji sonunda insanlar yalnızı Uzayı fethe çıkan, akıl ve maddenin saltanatında doruğa ulaştığı sanılan bir medeniyetin mirasçıları şimdi, kaybettiği gönül kapısının kilidini aramakta... Yûnus’un seslenişinde işte bu sevgisizliğe, beyinlerimizi kavuran sancıya derman gizli, o, yedi yüzyıl ötesinden, en içten duygularla bizi sevmeğe ve barış, kardeşlik, eşitlik içinde bir ve beraber olmaya çağırıyor. Bu çağrıyı oluşturan kelimelerin mısra örgüsü, söz ve mânâ bütünleşmesi öylesine saf ve temiz; insan ruhunun ve düşüncesinin derinliklerine öylesine nüfuz edici ki; ne söylendiği devir, ne çevre ve ortam, ne de belirli kesim veya sınıflarla sınırlı insan topluluklarına münhasır... Hepimizi kucaklıyor ve onun şiirlerini okurken, ilâhîlerini dinlerken onu içimizde duyuyoruz. Ve gerçekten, o mısrâlardaki mânâ derinliğine inebüiyorsak, "Bir ben vardır bende, benden içerû" diyen bu şiir dehâsının ulaştığı coşkuyu, aşkı ve şevki biz de yaşıyoruz. Bizden gelen sesin yine bizde yankılanmasından başka bir şey değildir bu; Anadolu’nun bağrından fışkıran bu Türkmen kocası, aradaki perdeyi kaldırıp bizi bizle kendimizle tanış etmekte.

Yûnus Emre, dünyanın beş büyük dilinden biri olan Türkçemi-zin söz mimarıdır. Yaşadığı yüzyılda, daha önce ve daha sonra da sevgi üstüne yazılmış sayısız mısra, pek çok aşk şiiri var. Sevginin sesi olanlar az ama... Gelmiş geçmiş bütün şâirler arasında başı bizim Yûnus çekiyor. Ne var ki onu, şiirini ve sevgiden ne anladığını kavrayabilmek için, kullandığı dili konuşan insanların kültüründen, Türk’ün rûh dünyasından ve hepsinden önce de islâm’dan haberli olmak gerek. Ba-tı’nın kaç asırdır sözünü ettiği "hümanizm" i aşan insancı yanıyla tanışmak, bu sevda erinin gönül çizgisinde şu tenden soyunup can dostluğunda buluşmakla onu tanıyabiliriz. Şiirlerinde bir sevgi felsefesinin işaretleri var. Mutlak Varlığa aşkla, şevkle îmânın, teslim oluşun ruhunu nasıl yıkadığını; kuru benlik duygusundan içindeki bene kuş gibi nasıl uçtuğunu görmeli, kavramalıyız. Gönlünü coşkuyla dolduran sevginin tezahürüdür bul yûnus’un seslenişi, bunun için sevginin sesidir.
Gelin, bu sesle tanış olalım, bu seste buluşalım.