Makale

Eğitim ve Özgürlük Üzerine

Eğitim ve Özgürlük
Üzerine

Prof. Dr. Hasan Onat
Ankara Univ. ilahiyat Fakültesi

Eğitim, herkesin çok iyi bildiğini zannettiği; ancak, kapsamı çok geniş olduğu için tanımlamaya pek yanaşmadığı temel kavramlardan biridir. Herkes, eğitimden, kendi duruşuna, bilgi birikimine, eğilimlerine ve beklentilerine göre bir şey anlar. Herkes, istese de istemese de, insanla birlikte ortaya çıkan eğitim sürecinin içindedir. Herkes, kendi arzusuna uygun bir beklenti içinde olduğu için, eğitimin belirleyici olan yönü üzerinde daha fazla durur. Kısaca, eğitim tanımları, çoğu zaman, bireyin ve toplumun içinde bulunduğu duruma göre değişmektedir. Bütün bu gerçeklere rağmen, özellikle eğitim bilimi ile ilgilenenler, zorlanarak da olsa bir tanım yapmayı, söz konusu zorluklara da dikkat çekerek denemişlerdir. Din Eğitimi alanında Türkiye’nin önde gelen bilim adamlarından Prof. Dr. Cemal Tosun, eğitim tanımları ile ilgili geniş bir tahlil yaptıktan sonra eğitimi şöyle tanımlar: "Eğitim, bireyin davranışlarında, kendi yaşantıları yoluyla ve kasıtlı olarak istendik değişme meydana getirme denemeleri sürecidir". (C. Tosun, Din Eğitimi Bilimine Giriş, Ank. 2001, 21)
Genel geçer, herkesin üzerinde uzlaşabileceği bir eğitim tanımı yapmanın zorluğu, biraz
da eğitimin sürekli değişen bir süreçler topluluğu olmasıyla ilgili olmalıdır. Bu süreçlerin tamamı bilinip, belirlenip kontrol edilemeyeceği gibi, bunların her zaman öngörülen biçimde ve doğrultuda sonuç vermeleri de beklenemez. Aslında, sorun, büyük ölçüde insanın varlık yapısı ile ilgilidir. Her insan, tek bir varlıktır. Her insan başlı başına bir dünyadır. Eğitim, insan gerçeği ile ilgili ortak paydalar yakalandığı ölçüde başarılı olabilir. Ne var ki, insan gerçeği ile ilgili ortak paydanın ne olduğunun bütünüyle belirlenmesine, yine insan gerçeği izin vermemektedir. İnsan da, sürekli yenilenen, gelişen, değişen bir varlıktır. İnsanın "oluş halinde" bir varlık olduğu sözü, kanaatımca önemli bir tespiti içermektedir.
Özgürlük, "herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu" veya "her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumu" olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımı merkeze alarak düşünecek olursak, ilk bakışta, eğitimin kendisinin özgürlüğün önündeki en büyük engel olduğunu söylemek durumunda kalırız. Çünkü, biraz önce zikrettiğimiz eğitim tanımında geçen, bireyin davranışlarında "kasıtlı olarak istendik değişme meydana getirme denemeleri", bir anlamda özgürlüğe müdaheleden başka bir şey değildir. Eğer, eğitimde esas alınan, bir ideolojinin benimsetilmesi, bireyin, birilerinin istediği şekilde düşünme ve davranmasının sağlanması ise, bunun özgürleştirmek bir yana, bütünüyle özgürlük karşıtı bir durum olacağı tartışmasızdır. Ancak, konu üzerinde biraz kafa yorduğumuz zaman, eğitimin, engellenmesi mümkün olmayan, özgürlük açısından sakıncalı böyle bir yönü bulunmasına rağmen, özgürleşmenin de eğitimsiz mümkün olamayacağını açıkça görebiliriz.
Özgür olabilmek için, öncelikle, hayatın en azından bizi doğrudan ilgilendiren alanlarında doğru bilgi sahibi olmak gerekmektedir. Çünkü, özgürlük, kısıtlamaların, zorlamaların, bizi biçimlendiren, yönlendiren dış etkenlerin farkına varmakla başlar. Köleliği bir yaşam biçimi olarak içselleştirmiş insanlar için özgürlük hiçbir anlam ifade etmez, insanın, çoğu zaman, öğrenmenin en pahalı şekli olan deneme yanılma yoluyla öğrendiği doğrudur. Ancak, köleliğin ne olduğunu anlamak için illa da köle olmak gerekmez. Öğrenmek, elbette tek başına da olur; ancak, sistemli bir eğitim, eğer insan fıtratına, eşyanın gerçekliğine uygun bilgileri insana kazandırıyorsa, eğitim sürecinde ortaya çıkan sinerji ile, hem öğrenmeyi kolaylaştırır; hem de beklenilen verimin birkaç kat artmasını sağlar. Eğitim yoluyla öğrenilen doğru bilgiler insanı özgürleştirir. Bilmek özgürlüktür.
İnsan, hayatını anlamlı kılmak için çaba sarfeder. Toynbee’nin ifadesiyle "Eğitim, hayatın anlam ve amacını anlamaya ve yaşamak için doğru yolu bulmaya yönelik bir araştırma olmalıdır." Bu anlam arayışının insanın doğuştan getirdiği en temel özelliklerinden birisi olduğunu söylemek bile mümkündür. Doğru bilgi olmadan, anlamdan ve anlamaktan asla söz edilemez. Din alanından bir örnekle konuyu daha anlaşılır hale getirmek mümkündür. İnsanoğlu yaratılışı gereği inanan bir varlıktır. Bizim din anlayışımız, daha çok içinde bulunduğumuz ortama göre biçimlenmektedir. Eğer içinde yetiştiğimiz ortam, din konusunda sağlıklı bilgi birikiminden yoksun ise, bizim din anlayışımızın sağlıklı olması biraz zordur. Kur’an, Hz. Muhammed’in en "güzel örnek" olduğundan söz eder. Eğer Hz. Muhammed’in hayatı, sözleri ve davranışları hakkında doğru bilgimiz yoksa, sünnete uymayı körü körüne taklit etmek olarak anlayabiliriz. Üstelik neyi taklit ettiğimizi bile doğru dürüst bilmeden, sünnete uyduğumuzu zannedebiliriz. Sünnete uymak, Hz. Muhammed’i örnek almaktır. Oysa, örnek almak, taklit etmek demek değildir. Örnek alabilmek için, önce, örnek alacağımız şeyi doğru anlamamız gerekir. Örnek almakta, bilgi ve üst düzeyde bir bilinçlilik durumu söz konusudur. Fiillerimizin ve davranışlarımızın anlamlı olabilmesi, ancak, doğru bilgi ve sağlam bir bilinçle mümkün olabilir. Belki de bu yüzden Yüce Allah, isra suresinin 36. Ayetinde şöyle buyurmaktadır: "Bilmediğin şeyin ardına düşme; çünkü kulak göz ve gönül bunların hepsi ondan sorumludur". İnsanoğlunun özgürleşebilmesi için, doğru bilgi ile korkularından kurtularak, güvenli bir ortamda yaşaması gereklidir. Eğitim yoluyla aktarılan bilimsel bilgi, insanı hem yersiz korkularından kurtarır, hem ona güvenli bir ortam oluşturma imkanı sağlar.
Eğitim, insana doğru düşünmenin yollarını gösterir. Her insan, potansiyel olarak doğru düşünme imkanına sahiptir. Ancak, doğru bilgi ve sağlıklı bir eğitim olmadan, doğru düşünme istenilen düzeyde gerçekleşmez. Eski İslam bilginleri, "ilim hocanın ağzından alınır" demişlerdir. Bu durum, bilimin ilk basamağı olan doğru düşünmenin, en verimli şekilde eğitimle sağlanabileceğini göstermektedir. Eğitim sayesinde, hem bizden öncekilerin bilgilerine ulaşabiliriz, hem de insana yaraşır birtakım iyi özellikler elde edebiliriz. Eğitimin, bilgi yükleme, aydınlatma işlevinin yanında, insana sağlıklı, tutarlı tutum ve davranış kazandırma gibi önemli bir boyutu daha vardır. En önemlisi, insanın, Yüce Yaratıcı’nın insana bahşettiği, eşya üzerindeki tasarruf gücünü etkin kılacak yeteneklerini açığa çıkartması, onları nasıl kullanacağını insana göstermesidir.
Eğitimin evrensel nitelik taşıyan temel amaçlarını şöyle sıralamak mümkündür: "insanın kendini tanıması ve anlaması", "doğru düşünmesi", "bilinçli davranışlar geliştirmesi"; "insanın potansiyel yeteneklerinin en iyi şekilde geliştirilmesi ve etkin kılınması", "üretkenliğin artırılması", "insanın sosyalleşmesi", "geçmişin birikiminin en iyi şekilde yeni nesillere aktarılması"... Dikkat edilecek olursa, bu amaçların bir bütün halinde, insanın toplum içinde insanlığını gerçekleştirmesi ile ilgili olduğu hemen görülebilir. Ancak, kendini tanıyan ve anlayan insan özgür olabilir. Doğru düşünmesini bilen insan, bilinçli davranışlar geliştirerek yaratıcı yeteneklerini olumlu yönde, verimli olarak kullanabilir, insanın kendini gerçekleştirmesi, ancak bir toplum içinde mümkündür. Eğitim, bireyin kendisiyle, toplumla uyum içinde yaşamasına yardımcı olur. Bütün bunlar, eğitimin bireysel ve toplumsal özgürlük açısından arzettiği önemi ortaya koyan hususlardır. Eğitim, bireyin yaratıcı yeteneklerinin uyarılmasını, geliştirilmesini ve etkin kılınmasını sağlamak durumundadır. Kendi yaratıcı yeteneklerinin farkında olmayan kimselerin, insan olmanın beraberinde gelen sorumluluğun gereklerinden olan kültür ve uygarlık yarışına ciddi katkılarda bulunmaları beklenemez. İslâm dini, insanın "Allah’ın halifesi" olduğunu, "göklerde ve yerde olan her şeyin insana boyun eğdirildiğini" bildirir. Yaratıcı yeteneklerle donatılmış olan insanoğlu, kendini inşa ederken, dünyayı da imar etmek ve insanca yaşayabileceği bir uygarlık yaratmak zorundadır.
Din, yaratıcı yeteneklerin kullanılmasını, insanın en iyi şekilde insanlığını gerçekleştirmesine imkan sağlayacak kültürün ve uygarlığın yaratılmasını bir sorumluluk olarak insana yüklerken, özgürlüğün başıboşluk, keyfilik olmadığını insana öğretir. Eğitim, bu işin en verimli ve en iyi şekilde nasıl başarılabileceğini insanlara gösterir. İnsanın yaratıcı yeteneklerinin ortaya çıkarılması ve etkin kılınması, hem insanın kendini gerçekleştirmesinin, hem de insanca yaşayabilmesinin olmazsa olmaz koşuludur. Bu noktada, insanın özgürleşebilmesi, ya da özgürlüğünü koruyup geliştirebilmesi, bu yeteneklerin din sayesinde olumlu yönde etkin kılınmasına bağlıdır. Aksi taktirde özgürlük, yıkıcılık olur.
Eğitim, insanı bilgi ile, sağlıklı tutum davranışlar kazandırarak, sosyalleştirerek özgürleştirir. Din, özgür yaratılmış olan insanın özgürlüklerini olumlu yönde kullanmasını sağlayarak özgürlüklerin büyümesini, gelişmesini sağlar. Özgürlük, ancak anlamı ve önemi bilindiği zaman özgürlük olur. "Bir embriyon kadar küçük olan özgürlüklerini her gün kullanan kişiler, bu özgürlükleri yavaş yavaş büyütürler. Bunu yapmayanlar ise, özgürlüğün küçülüp kaybolduğunu görür ve sonunda ’başkalarına mahkûm’ yaşamaya bağlarlar. Anne-baba, iş arkadaşları ve toplum tarafından yazılmış olan senaryoya uygun davranışlarda bulunurlar."