Makale

Osmanlı Mahalle İmamları

Osmanlı Mahalle İmamları

Prof. Dr. Mefail Hızlı
Ankara İl Müftüsü

Günümüzde daha çok “din görevlisi” adıyla nitelenen imam-hatipler, İslam dininin Hz. Peygamber’in (s.a.s.) tebliğiyle başlayan ve yüzyıllara uzanan süreçte her dönemde toplumun birtakım ihtiyaçlarının karşılanmasında önemli sorumluluklar üstlenmişlerdir. Sevgili Peygamberimizin “İmam” sıfatıyla da anılması, şüphesiz bu görevin itibarını artıran en can alıcı hususlardan biri olmuştur. Dolayısıyla, böyle eşsiz bir peygamberin yerine getirdiği görevin taşıyıcısı olmak tarih boyunca hep önemsenmiş ve söz konusu görevin manevi sorumluluğu üzerinde durulmuştur.
İmamlar ve temel görev alanları olan camiler, İslam tarihinin en etkin ve çok fonksiyonel kurumları olarak karşımıza çıkmaktadır. Medeniyetimizin temellerini oluşturan dinî ve sosyal kurumların başında gelen camiler, sadece ibadetlerin yerine getirildiği mekânlar olmayıp toplumun sorunlarının çözüldüğü ve zaman zaman bazı kararların alındığı yerler hâline gelmiştir.
Öncelikle şunu söylememiz gerekir ki, İslam tarihi boyunca olduğu gibi Osmanlı döneminde camiler mahalle, köy, kasaba ve şehirlerin merkezinde konumlanmışlardır. Tanzimat dönemine gelinceye kadar Osmanlı şehir yapılanmasında mahalle ve köylerdeki imamlar, dinî görevleri dışında hem devleti temsil etmiş hem de mahallenin önde gelen yetkilisi ve sorumlusu kabul edilmiştir.
Padişah beratı ile hizmet üstlenen imamlar, görevleri süresince raiyyet rüsumu ve avarız vergilerinden büyük ölçüde muaf tutulmuşlardır. İmamlar, hizmet verdikleri mescit ve camilerin vakıflarından maaş alıyorlardı. Genelde vakıf mütevellisinin önerisiyle gerçekleşen imam tayinlerinde, daha çok, yeterli dinî bilgilerle donanmış olma ve iyi ahlâk sahibi olma gibi kriterler aranmaktaydı.
Osmanlı yerel yönetim sisteminin en küçük birimi olan mahallede, kaç kişilik nüfus olduğu mutlaka bilinirdi. Mahalleli müteselsilen (zincirleme) birbirine kefil idi. Bu, hem asayiş ve huzuru sağlayan, hem de vergi tahsilini kolaylaştıran idari bir düzenlemeydi. Bu itibarla imamın sorumluluğu, dolayısıyla da idari görevleri bir hayli fazlaydı. İmamlar, aşağıda bir kısmı belirtilecek hususlar sebebiyle, mahalle halkı ile merkezi yönetim arasında bir köprü oluşturuyorlardı.
Osmanlılarda imamın görevi sadece namaz kıldırmak ve hutbe okumak değildi. Mahalleyi ilgilendiren her türlü belediye hizmetine öncülük eder, mahallenin huzur ve asayişini denetler, sosyal ve kültürel pek çok faaliyetin içinde bulunurdu.
Mahallenin suyu, okulun tamiri, çeşmesi, cami ve mescitlerin bakımı ve onarımı, aydınlatma mumunun temini, sokakların temizlik ve bakımı imamın sorumlu olduğu yerel hizmetlerden bazılarıydı. Mahallelerdeki dar yolların halka verdiği rahatsızlığı mahkemeye bildiren imamlar, tedbir alınmasını kadıdan talep ediyorlardı. Mahalle mescidine gelen suyun kesilmesi sebebiyle sıkıntı çeken cemaatin su ihtiyacı, imamların girişimleriyle çözüme kavuşuyor, mahalleye ulaşan bozuk suyollarının tamiratı gerçekleşiyordu.
İmamlar, nüfus kayıtları, doğum, ölüm ve boşanma gibi işlemleri de yerine getirirdi. Bugün belediyelerce icra edilen nikâh akitleri şehirde kadı veya naibi; mahalle ve köylerde ise yöneticilerden alınan “izinname” sonrasında imamlar tarafından kıyılıyor ve akdedilen nikâhlar bir deftere kaydediliyordu.
Osmanlı adli sisteminde mahkemeyi takip ederek muhakemenin usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığını denetleyen heyetin (şuhûdu’l-hâl) arasında bir ya da daha çok imama her zaman rastlanmaktaydı.
Ticari işlemlerde (alışveriş, boşanma, borç ikrarı vs.), hep şahit sıfatıyla karşımıza çıkan imamlar, mahalle halkının vekâlet, vesayet ve kefalet gibi sorumluluk isteyen problemlerinde de yardımcı olmaktaydı.
Toplumun “en güvenilir” kişileri olma özelliğini kazanan imamlar, kendilerine teslim edilen kimsesiz kadın veya cariyelerle ilgileniyor, ayrıca kadınlar için müstakil cezaevlerinin olmadığı dönemlerde kadın mahkûmları bir eve yerleştirerek gözetimlerini üstleniyorlardı.
İmamlar toplumda mazlum ve mağdur olanlara destek oluyor, fakir ve yetimlerin geride kalan mallarını koruyup değerlendiriyorlardı. Pazarcıların fazla fiyatla mal sattıklarını kadıya şikâyet ederek halkın ve özellikle fakirlerin ezilmesine fırsat vermiyor ve zulmedenlerin cezalandırılmasını isteyebiliyordu.
Öte yandan, Osmanlı mahallelerinde bir tür yardımlaşma sandığı olarak bilinen ve geliri, mahallede bulunan varlıklı kimselerin bağışları veya mahallelilerin kendi aralarında topladığı yardımlardan oluşan avarız vakıflarının paralarını toplamak, yine mahalle imamının görevleri arasında sayılıyordu.
Vakıf mütevellilik görevi, genellikle imamlar tarafından yerine getiriliyordu. Toplumun kendilerine duydukları güven, vakfı idare edebilecek yeterlilikle birleşince bu çok önemli ve prestijli görev için imamların tercihine özen gösteriliyordu.
Eğitim faaliyetleri kapsamında mekteplerde muallimlik görevi verilen imamlar, bu arada mahalledeki eğitim faaliyetlerinin düzenini de denetliyorlardı. İmamların en iyi hizmet mekânlarından biri de kütüphanelerdi.
İmamlar mahallelerindeki yaşlı, hasta ve fakirlerle yakından ilgilenir, mahalle sakinlerine bu konuda sürekli öncülük ederdi. Batıda uygulama alanı bulan, ülkemiz için tartışılan ombudsmanlık görevini andıran uygulamalar içindeki imamlar, mahalleli arasında çıkan bazı sorunların mahkemeye gitmeden çözümünü sağlardı.
Resmî makamların ahali hakkında ihtiyaç duydukça yaptıkları güvenlik soruşturmalarında bilgisine öncelikle başvurulan mahalle imamları, Osmanlı toplumunda dinî vecibelerin eksiksiz uygulanması ve kontrol edilmesi uygulamasında muhtesiplerin en önemli yardımcıları idi. İmamlar, böylesi durumlarda muhatabını önce dikkatli bir dille uyarıyor, sonuç alınamaması durumunda ilgililere haber vermek zorunda kalıyorlardı.
Müslüman halkın günde beş kez bir araya geldiği vakit namazları, haftada bir kıldıkları Cuma namazları ile yılda iki kez kılınan bayram namazlarında, aynı zamanda merkezî yönetimin veya şehir kadısının halka ulaştırılmasını istedikleri her türlü bilgi ve talimat imam tarafından duyurulurdu.
Sonuç olarak, Osmanlı mahallesinin imamı, etrafında olup bitenlere karşı asla kayıtsız ve duyarsız olmamıştır. Yaşadığı mahallenin sadece dinî değil her türlü ihtiyacını karşılamak için inanılmaz çabalar içinde olmuştur. Osmanlı toplumunda yüzyıllarca yaşanan istikrar, huzur ve asayişin gerçek aktörleri arasındaki mahalle ve köy imamlarının gayretleri inkâr edilemez. Mahalle içindeki sosyal ilişkilerin sağlam bir zeminde gelişmesinde çok büyük rol üstlenen imamlar, devletin ve halkın güvenini sarsmamak için fedakârca görevlerini icra etmişlerdir.
Osmanlı tarihindeki en karizmatik görevlerden biri olan imamlığın, günümüzde özlemi duyulan sosyal huzur ve barışın tesisinde -elbette yeni ve modern anlayışların da ilâvesiyle- hatırlanması ve aktif hâle getirilmesi en samimi temennimizdir.
Çabasını ve heyecanını içinde bulunduğu topluma yansıtan din görevlilerimizin, icra ettikleri bu vazifeyi bütün derinliği, içtenliği ve bereketiyle algıladıklarına inancımız tamdır. Zira bu görev, pek çoğundan farklı olarak, “Âlemlere Rahmet” bir peygamberin (s.a.s.) yüzyıllara uzanan bir hatırasıdır.
Lâyıkıyla yerine getirilmesi, sorumluluğunun hissedilmesi ve değerini düşürecek davranışlardan kesinlikle kaçınılması gereken bu istisnai ve imrenilecek görevin fedakâr ve çalışkan mensuplarına ne mutlu!
Not: Bu yazı, “Osmanlı Mahalle İmamlarının Performanslarına Dair” (TESAM Akademi, c., sy.1, s. 41-51.) adlı makalenin özetlenmiş şeklidir. Yazının referansları ve kaynakları zikredilen makalede verildiğinden burada gösterilmemiştir.