Makale

Sahhaflar Dile Gelse

Sahhaflar Dile Gelse

Prof. Dr. İsmail Kara

Sahhaflar Çarşısı, sahhaf dükkânları, sergi alanlarıyla dile gelse de bize maceralarını, gizli aşklarını, sırlarını anlatsalar... Araya yakın tarihimizin kitap kurtları, kitapseverleri girse... Yıllarca yüzünü göstermeyen, dükkanların üst katlarında, arka raflarda kendini gizleyen kitaplar, risaleler, süreli yayın koleksiyonları çıkagelse...
Bugün Sahhaflar Çarşısı, sahhaflık mesleği ve bu piyasayı canlı tutmanın esas maddesini oluşturan eski, nadide, kıymetli kitaplar, onları sevecek, okşayacak, kıskanacak, satın alacak insanlar olsaydı belki böyle özlem ifadeleriyle yüklü cümleler çok yapmacık kalabilirdi.
Ama artık sahhaflık kalmadı. Her şeyden önce sahhaf kalmadı. Bugün sahhaflıkla uğraşan, uğraştığını zanneden insanların çoğu gerçek bir kâtip bilgisine ve sevgisine sahip değil. Doğru dürüst Osmanlıca bilmez. Arapça ve Farsçası olan hemen hiç kalmadı. Sattığı, sergilediği kitapların, risalelerin, mecmuaların çoğu hakkında kayda değer bir malumatı yok. Müşterinin kitaba bakışından, alma konusundaki ısrarından, pazarlıktaki yaklaşımlarından anlamlar çıkararak kitabın değeri ve fiyatı konusunda kararlar vermeye çalışan insanlara sahhaf denebilir mi?
Belki her mesleğin hastalıklı denebilecek tarafları vardır. Fakat kitapla ilgilenen insanların hastalıkları sanırım biraz farklıdır. Gerek satıcı olarak sahhafı, gerekse alıcı olarak müşteriyi birbirine yaklaştıran; bir diğeri için vazgeçilmez kılan bu hastalıktır. Şimdi “hasta” sahhaf kalmadı. Büyük ölçüde tüccarlarla karşı karşıyayız.
Müşterilerinin aradığı kitapları tek tek bilen, ilgi alanlarını takip eden, eline geçen kitapları önce onlara gösteren, özellikle gençleri kitaba karşı heveslendiren, adap-erkân bilen, mesleğin üstatlarına saygıda kusur etmeyen kaç sahhafımız var?
İkincisi sahhaflığa konu olacak kitap sayısı çok azaldı. Çok eskilere gitmeye gerek yok, 70’li yılların sonlarına kadar Sahhaflar Çarşısı’nda dükkân önlerindeki sergilerde fiyatları çok ucuz Osmanlıca kitaplara, risalelere, hatta perakende mecmualara rastlardınız. Mesela, Babanzade Ahmed Naim Bey merhumun İslâmda Dava-yı Kavmiyet adlı küçük fakat önemli risalesi uzun yıllar onar yirmişer adet sergilerde yer alır ve çok ucuz fiyatlara satılırdı. Osmanlıca romanlar bir simit fiyatına satın alınabilirdi. Ders kitapları, hâkeza. (Kaç tane Güzel Yazılar kitabı satın alıp Osmanlıcaya heveslenen arkadaşlara vermişimdir.) Şimdi bunlar yok, o bereket kesildi.
Kitapların bir kısmını iç piyasanın tükettiğinde şüphe yok. Önemli bir kısmı, özellikle de kaynak kitaplar, mecmua, gazete koleksiyonları yurt dışına gitti. Avrupa ve Amerika üniversitelerinin fiyatlarına bizim vatandaşlarımız nereden kavuşsun! Üniversitelerimizin, kütüphanelerimizin de zaten kitap alma diye bir dertleri hayli zamandır yok. Nasıl olsa kütüphaneler olmadan da yüksek eğitim yapılabiliyor, doktor, doçent profesör olunabiliyor! Sahhafların kılıç artığı kabilinden geride kalan veya yeni ellerine geçen kitaplarını, koleksiyonlarını da Japonlar derledi topladı ve götürdü. Osmanlı medreselerinde okutulan kitaplara hususi bir ilgi de gösterdiler. Sarı ırkın bu kısa boylu fakat uzun akıllı mensuplarına göre medreselerde okutulan kitapların mantığına nüfuz etmeden Osmanlı sistemini, kültürünü, müesseselerini anlamak mümkün değil. (Hâlâ Osmanlı’yı küçümseyerek kendi yerini yükseltmeye çalışan Türk aydınlarına ithaf olunur.)
“Eskiye rağbet olsaydı bitpazarına rahmet yağardı” diye bir atasözümüz var. Bitpazarını bilmiyorum ama eski kitap satmasına rağmen Sahhaflar Çarşısı’na çok rahmetler yağdığına şahit olmuşumdur. Bu rahmet, hem esnafı hem de kitapseverleri bereketlere gark ederdi. Şimdi rahmet, sahhaflardan da elini çekti. Seksen sonrasının şartları; özellikle sosyal ve kültürel şartları kitap gibi, okumak gibi, düşünmek gibi, tarihle bağ kurmak gibi... ilgileri, meşgaleleri, endişeleri sildi süpürdü. Türkiye belki de tarihinde hiç görülmemiş şekilde kendinin uzağında, ayakları yerden kesilmiş, ufuksuz, tasasız bir tarzda rengi ve sonu belli olmayan yollarda dolaşıyor; çok tehlikeli ve ürkütücü bir zamanda olduğunun farkında olmayarak.
Sahhaflığı itibarsız kılan bir başka sebep de bu.
Bu yazı İsmail Kara’nın Kitapevi Yayınlarından çıkan Amel Defteri kitabından alınmıştır.