Makale

ÇOCUĞUN DİN İHTİYACI VE EĞİTİMİ

ÇOCUĞUN DİN İHTİYACI VE EĞİTİMİ

Prof. Dr., Beyza Bilgin
Ankara Univ. ilahiyat Fakültesi

Çocuğun soruyu sormakla neyi öğrenmek istediği düşünülmeli ve sadece onu öğretecek kadar bilgi kendisine verilmelidir. Cevap vermekte gecikmemek kadar acele etmemenin de yararı vardır.

Çağımızda çocuk, tabiî bilimlerle sosyal bilimlerin ortak araştırma konusu olmuştur. Psikobiyoloji ve deneysel psikoloji, psikometrinin yardımı ile insanın bütünlüğünü korumak, onu dengeli bir biçimde geliştirmek için çalışmaktadır. Bu çalışmalar, yalnız çocuk eğitiminde değil, ruh sağlığının korunması, çocuğun ve insanın korunması gibi alanlardaki uygulamalar üzerinde de köklü etkiler meydana getirmektedir. Eğitim felsefesinin ve dinin ortak tavsiyesi, yaradılıştan gelen sağlamlığın, sağlam olarak devralınmış olan ve gelişmeye müsait olan kabiliyetlerin keşfedilmesi ve geliştirilmesidir. Doğru olan yol budur. Fakat insanlar genellikle bu kabiliyetlere dikkat etmezler ve âdetlere ve alışkanlıklara uyar, heveslerinin peşinde giderler. Böylece farkında olmayarak da olsa, Allah’ın yaratışını değiştirmeye kalkarlar.
Eğitim metodlarının, tedavi şekillerinin, mûsikinin ve edebiyatın, insanların çoğunluğu için geçerli ilkeler ve kurallar koyabilmeleri, insanların böyle ortak bir yaradılış kökenine bağlı olmalarıyla açıklanabiliyor. "Her doğan yaradılış üzere (dini kabûle istidatlı olarak) doğar." Öyle ise ayrılıklar büyük ölçüde, içinde yaşanan tabii şartlardan, kültür farklılıklarından kaynaklanıyor.
Dünyanın her yanında çocuklar birbirine benzer. Fakat onları yetiştiren anne-baba ve yakın kişiler çok değişiktir. Çocuklar, doğdukları ve içinde yetiştikleri çevreye göre, değişik konuşma dillerine, giyiniş ve yaşayış biçimlerine, iyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin değer yargılarına ve inanış özelliklerine sahip olurlar.
Dinde ve genel olarak terbiyede iki kaynak üzerinde durmak gerekiyor: Biri yaradılış, diğeri edinme (kesb). Yaradılış Allah’tandır, ilk yaradılışta insanın payı bulunmayabilir, fakat kabiliyetlerin araştırılması, yönlendirilmesi ve alışkanlıkların kazandırılması ile yaradılışın korunmasında insanın payı büyüktür. "Huy edinmek" deyimimiz, edinmenin arızî olduğunu (yâni sonradan kazanıldığını) pek güzel ifade etmektedir.
Zor sorular
Normal olarak çocukların hemen hepsi, hayata nasıl geldiklerini merak ederler. Meraklarının biçimi ve aradıkları bilginin cinsi, çocukların gelişmeleri ile değişmektedir. Okul öncesi çağdaki çocukların hemen hepsinin kafasını kurcalayan iki soru vardır:
Bebeklerin nereden geldiği ve bir kardeşlerinin olup olmayacağı, iki soru birbirini tamamlamaktadır. Çünkü çocuğun eğer bir kardeşi olacaksa, bunun nereden geleceğini görüp öğrenebileceğini düşünmektedir. Büyükler bu ve benzer soruları genellikle cinsellikle ilgili olarak alırlar ve nasıl cevaplandırmaları gerektiğine kolay kolay karar veremezler, çoğu zaman geçiştirirler. Soruların cinsellikle ilgili olduğu büyüklerin yorumudur. Aslında çocukların, bebeklerin nereden geldiği ile ilgili sorusu, kanaatime göre, büyüklerin, kendi varlıklarını soru yaparak, hayatın menşeini ve mânâsını, nereden gelip nereye gittiklerini, niçin yaşadıklarını düşünmelerinin ve sormalarının ilk basamağıdır ve çok değerlidir. Yani soru, aslında din duygusu ile ilgili bir sorudur. Çünkü çocuklar aynı soruyu biraz sonra diğer varlıklar için, hayvanlar, bitkiler, yeryüzü, gökyüzü, güneş, ay vb. için de sormaktadırlar.
Çocuklara, kendilerini leyleklerin getirdiği, dereden tutuldukları, doktorların çantalarından veya lâhanaların içinden çıktıkları vb.nin söylenmesi, onlara inandırıcı gelmemektedir.
Çocukları Allah’ın yarattığının söylenmesi de ilk yaşlarda çocuğa pek yetmeyebilir. Bu defa Allah’ın neliği gibi daha zor bir soru ortaya çıkmaktadır. Fakat sorular er veya geç ortaya çıkacaktır. Allah konusu ile ilgilenmek, çocuk için bir gelişme basamağıdır. Üzüntü, sevinç, korku, öfke nasıl duygular bütününden yavaş yavaş, gelişme ilerledikçe ayrılıyorsa, bir yere ait olma, bir yerden gelme, bağlanma duygusu da, gelişmenin tabii seyri içinde ayrılarak kendini belli etmektedir. Çocuk doğum ve ölüm olaylarını izlemektedir. Bir gün bir büyük öldü diye ağlaşılmaktadır. Bir yerlerden gelinmekte ve bir yerlere gidilmektedir. insan nereden gelip nereye gittiğini, ilk olarak bir çocuk iken düşünmekte ve sormaktadır.
Bu soruyu sormak ve onun cevabını almak, normal gelişen bir çocuk için vazgeçilmez bir duygudur. Sorunun cevabının, çocukların annelerinin karnında oluştuğu, yeteri kadar büyüyünce artık dışarda yaşayabilecekleri için anne karnından alındıkları şeklinde, inanılır bir biçimde olması halinde çocuklar bir süre için rahatlamaktadırlar.
Çocuğun soruyu sormakla neyi öğrenmek istediği düşünülmeli ve sadece onu öğretecek kadar bilgi kendisine verilmelidir. Cevap vermekte gecikmemek kadar acele etmemenin de yararı vardır. Bütün akla gelenler bir solukta çocuğa aktarıl- mamalıdır. Çocuk belki sorusunun cevabını biliyordur da doğruluğunu öğrenmek için onu en güvendiği kişiye sormaktadır. Çocuk cesaretlendirilirse, neyi aradığı kolaylıkla anlaşılabilir. Bunun için yakın ilişki önemlidir. Yakın kişi ile yakın ilişki, böyle ince konularda çocuğun, uzak kişilerin zararlı etkilerinden korunmasına yardım edecektir.
Cevaplar gerçekçi olmalı Çocuğa ideal davranış biçimini öğretip, nasıl olsa anlamaz diyerek, kendileri rahat ettikleri başka davranış biçimlerini devam ettirenler, çocukların bu durumu er geç farkedip geriye doğru bağlantı kurabildiklerini göreceklerdir. Çocuklar bugün söylediklerimizi, evvelce söylemiş ve yapmış olduklarımızla kıyaslayacak, başkaları hakkında acele ile söylediğimiz sözleri de hesaba katarak kendilerine yeni görüşler geliştirecek, belki de büyüklerin yanıldığı gibi bir sonuca varacaklardır. Şu ifadeler örnek alınabilir:
"Çocukluğumda bana Allah’ın var olduğu, bir olduğu, her şeyi O’nun yarattığı, âhirette iyilere mükâfat, kötülere ceza verileceği telkin edildi. Herhangi bir kötü hareketimde Allah yakar, elini keser, ateşe atar! gibi tehditler duyardım. Bazı ibadetleri öğrendim. Ancak bu öğrendiğim ibadetlerin pek yapıldığı yoktu.
Çok az yapan vardı. Yapmayanlar arasında benim sevdiğim kişiler de olduğundan onların yanacağını zannetmiyordum. Onların iyi olduğunu düşünüyor, Allah iyileri yakmaz diyordum."
Genellikle ideal davranışlar öğretilen çocuklar, bu öğrendiklerini çevrelerinde bulamayınca, büyüklere olan güvenlerini kaybetmektedirler. Öğüt verdiği halde, kendisi ona uygun davranış göstermeyenleri Kur’ân-ı Kerim, "Niçin yapmadığınız şeyi yaptığınızı söylersiniz? Oysa yapmadığınız şeyi yaptık demeniz, Allah katında büyük günaha sebep olur." (Saff, 2-3) buyurmak suretiyle uyarmaktadır.
Peygamberimizin, çocuklara uygun bir ciddiyetle davranmamızı ve saygı göstermemizi belirten sözleri ve davranışları vardır. Çocuklarla şakalaşma, oyunlarına önem verme, onlarla selâmlaşma, onların haklarını gözetme... bunlar arasındadır.
Peygamberimiz, çocuk veya büyük, hiç kimsenin korkutulmamasını tembih etmiştir. Şu olay bize örnektir: Zeyd İbn Sâbit, Peygamberimizin de belirttiği üzere yakışıklı bir gençti. Küçük olduğu için Bedir savaşına katılmamış, Uhud’a ve sonrakilere katılmıştı. Hendek savaşında, hendek kazılırken bütün gücüyle toprak taşımış, çok yorulmuştu. Bir ara uyuya kalınca sahabeden biri şaka ile onun kılıcını saklamıştı. Peygamberimiz bu hareketi hoş karşılamamış ve şöyle tembih etmişti: "İster şaka ister ciddi, hiçbir mümin korkutulmasın ve eşyası saklanmasın. Böyle eziyet verici hareketlerden sakınılsın!" (Vâkidî, Magazi, II, 448; Ebu Davud, Edep, 93; Ahmed .b Hanbel Müsned, 5/362) Korkular bazı hallerde tedavisi mümkün olmayan ruh hastalıklarına yol açabilmektedir. Öcüler, ecinniler, hortlaklar, yürüyen cesetler, vampirler vb. Bu tür korkularla başa çıkmak zor olmakta, büyüklerin yardımı da kesin bir sonuç sağlayamamaktadır. Bunların kelime olarak ilk söylendiği ve ilk işitilip söz konusu edildiğinde halledilmiş olması gerekmektedir. Açıklama yapıldığında ve korkmasını istediğimiz şey çocuğa anlatıldığında bazen durum, ferahlık verici bir biçimde çözümlenmektedir.
Din ile ilgili kavramlardan kaynaklanan korkular da vardır. Allah, âhiret, kabir, cehennem vb. Bu kavramların çocuğun hayalindeki şekilleri, büyüklerce tasavvur edilememektedir. Bu korkulardan, büyüklere sığınarak kurtulmaları söz konusu değildir, çünkü büyükler de aynı korkuyu duymaktadırlar. Bu yüzden büyüklerin, çocuklara bunları tasavvur ettiriş şekilleri çok önemlidir. "Allah gökten seni gözlüyor, başına taş atar". "Yaramazlık yaparsan seni cehennemde kaynar sularda haşlar" vb. korkutmalar çocukları derinden etkilemektedir.
En zor soru: Allah sorusu Çocuklarda din duygusu çok erken yaşlarda belirmektedir. Çocuklar kendilerini çevreleri ile bir bütün olmaktan ayırdederek ayrı bir varlık olarak algılamalarından itibaren hem kendilerini hem çevrelerini keşfe çıkarmaktadırlar. Genellikle üç yaşında başlayan bu çağa "soru çağı" denilmektedir. Islâm Dini’nin titizlikle üzerinde durduğu Allah’ın birliği, O’nun bir şekli olamayacağı, bir yere bağlı olarak düşünülmemesi gerektiği, en küçük yaşlardan itibaren çocukların zihinlerine yerleştirilmeye çalışılmaktadır.
Bir gencin anlattıkları şu olay da fikir verecek niteliktedir:
"Henüz okula gitmiyordum. Bir gün teyzemlerde idim ve yaramazlık yapıyordum. Rahatsız olan teyzem: Öyle yaramazlık yapıp durma, yoksa Allah seni taş eder! dedi. Ben o zamana kadar böyle bir sözü hiç duymamıştım. Allah bana ilginç geldi. Çünkü beni taş edecek güçte idi. Bu durumdan ürktüm. Babamın daha kuvvetli olduğunu, babama sığınacağımı söyledim. Teyzem, babamı da beni de kendisini de yaratanın Allah olduğunu söyledi. Ben babamın da aciz olduğunu duyunca, gökteki bulutları göstererek: "Allah şu bulutlar kadar mı?" dedim. Teyzem, O’na eşit bir şeyin olamayacağını, O’nun gözle görülemeyeceğini, fakat her şeyi görüp işittiğini söyledi. Teyzem bunları söylemekle kalbime korku vermişti. Sonra dedi ki: Allah bizi yarattığı için çok da sevmektedir! Böylece ben aynı zamanda Allah’ı sevdim."
Çocuklar Allah’ın her şeyden ve herkesten güçlü olduğunu öğrendikten sonra artık başkalarından istemeyecekleri zorlukta şeyleri O’ndan istemeyi düşünmektedirler. Şu ifadelere kulak verelim:
"Bana Allah’ın çok büyük olduğu, bizi her zaman gördüğü, iyi davranışlarımıza mükâfat, kötü davranışlarımıza ceza vereceği anlatılmıştı. Ben hep Allah’ın büyüklüğünü düşünürdüm. Acaba karşı tepelerdeki kocaman bulutlar ve ağaçlar Allah olabilir miydi? Her büyük şeyi bu gözle incelerdim. Gök gürültüsü olduğu zaman çok korkardım... Bir başka husus da korktuğum zamanlar yine Allah’a sığınmamdır. Annemden babamdan azar işittiğim zamanlar Allah’a sığınır, beni onlardan kurtarmasını isterdim ve böyle anlarda kendimi Allah’a çok yakın hissederdim. Böyle bir yakınlığı ve sevgiyi bugün dahi duyamıyorum."
İbadete alıştırmak
Çocukların bu çok içten duygularının aynı içtenlikle değerlendirilmesi önemlidir. Çocukların Allah’tan ne isteyebileceklerini öğrenmeleri gereklidir, istekleri olmadığında güvenleri sarsılabilir.
Bazı büyükler çocukların dua öğrenmesini ve dua etmelerini istedikleri halde, çocuklar onların dua ettiğini hiç görmezler. Çocuklar o zaman duanın çocukça, çocuklara mahsus bir şey olduğunu düşünürler ve büyüdüklerinde dua etmeyi bırakacaklarına karar verebilirler. Çocuğu birinci derecede etkileyen ve kalıcı olabilen faaliyetler, çocukların büyükleri ile birlikte yaptığı faaliyetlerdir. Annenin veya büyükannenin yanında namaz kılmak, baba ile veya büyükbaba ile cuma veya bayram namazlarına camiye gitmek, pazartesi ve perşembe günleri ölmüşler için dualar etmek, kandil günlerinde büyükleri ziyaret etmek, gücenik oldukları ile barışmak, ihtiyaç sahiplerine yardım etmek, boş zamanları için yararlı faaliyetler plânlayıp çalışmanın kutsallığını farkettirmek vb.
Evlerinde bu faaliyetleri hiç görmemiş olan çocuklar da bulunabilmektedir. Onlar tesadüfen namaz kılan bir kimseyi gördüklerinde şaşırmaktadırlar. Çocuklar nasıl çarşıya pazara, sinemaya tiyatroya, hayvanat bahçesine götürülüyor, değişik şeyler görerek bilgilerini arttırmaları, sosyalleşmeleri sağlanmak isteniyorsa, insanın insanı tanıyarak insancıllaşması açısından da insana ait davranışları değişik yönleri ile tanımaları sağlanmalıdır. Aileler ve ilköğretim öğretmenleri çocuklara hayatı çok yönlü olarak tanıtırken, onun ibadet yönünü de tanıtmayı ihmal etmemelidirler.
Peygamberimizin bu konu ile ilgili tavsiyesi, çocukları erken yaştan itibaren okutup öğretmek, ibadetlere alıştırmaktır. On yaşına gelen çocuk namazı öğrenmiş olacaktır. Namazla ilgili bu tavsiye şüphesiz bütün diğer yapıp etmelerinin ilk şekilleri için geçerlidir. Çocuklar beden gelişimlerine, sağlıklarına ve zihin faaliyetlerine uygun düşecek zamanlarda Ramazan orucuna katılarak bu ibadeti deneyecek, kendilerini ona alıştırmaya çalışacaklardır. Sahabeden bazı hanımlar şöyle anlatmışlardır:
"Biz çocuklarımıza da oruç tutturur, onları da birlikte mescide götürürdük. Boyalı yünden oyuncaklar yapardık da yemek istedikleri zaman onlara bu oyuncakları vererek oyalanmalarını sağlardık." Bu rivayet, Ramazan orucunun tutulmasından önceki dönemde tutulmakta olan Aşure orucu ile ilgilidir. Yoksa Ramazan orucunun bütününü çocuklara tutturup da onları yünden oyuncaklarla oyalamak söz konusu değildir. Her çocuk kendi gücüne göre ibadetlere alıştırılacak, bu arada onun zayıf düşmemesine, bıkkınlık getirmemesine dikkat edilecektir.