Makale

Kendini Din Öğretimine Adayan HOCAM VELİ ERTAN

Kendini Din Öğretimine Adayan HOCAM VELİ ERTAN

Halit GÜLER

SON günlerde çok mu içime kapandım bilemiyorum ama, (Allah geçinden versin bir gün ölürse mutlaka cenazesinde bulunmak isterim) dediğim hocam Veli ERTAN’ın ölümünü, ne acı ki günlük bir gazetede gözüme ilişen bir yazıdan öğrendim. Veli ERTAN başlığını görünce önce şaşırdım, sonra merakla sayfanın üzerine eğildim. Ölümü hiç aklıma getirmeden normal bir yazı olabileceğini zannederek okumaya başladım. Hoca başkaları hakkında çok yazı yazdığı için, kendisi hakkında da birisi yazmış ve ne güzel, hocayı yeniden bize tanıtmış diye sevindim. Herhalde hocanın hizmetlerini anlatan, eserlerini tanıtan, talebelerini konuşturan ve insan sevgisiyle dolu gönlünü açan bir yazıdır, dedim. Bizim cenahda bir kimse -Veli ERTAN gibi bir kimse-hakkında sağ iken pek yazı yazılmadığını bile bile böyle düşündüm. Ölebileceği hiç aklıma bile gelmedi. Hocamı son teşriflerinde oldukça sağlıklı görmüş ve göreli çok zaman da olmamıştı. Gözlerim sayfa dolusu yazının satırlarını devirdikçe anladım ki bu yazı değerli hocamın ölümü sebebiyle yazılmış. Demekki bizden önce duyanlar ve kaleme sarılanlar olmuş. Güya ben hiç olmazsa cenazesine ilk koşanlardan birisi olacaktım. Yazıyı sür’atle bitirince değerli insan ERTAN’ın ölümünden habersiz kalmama üzülmekle beraber, sahibini tanımadığım bu güzel yazıdan dolayı çok mutlu oldum. Kendim yazmış gibi sevindim. Çünkü önemli olan hoca hakkında birşeylerin yazılmış olmasıydı. Şunun ve bunun yazmış olması benim için o kadar önemli değildi. Ben yazının altındaki imzayı tanımıyordum ama, o imza merhum hocamızı çok iyi tanıyordu. Demekki yetiştirdiği binlerce talebesinden biriydi. Hocanın yetiştirdiklerine talebesi demek te doğru değildi. Talebesi demek zayıf kalırdı. Arkadaşı demek daha uygun düşerdi. Veli ERTAN, talebeleriyle arkadaşlık kurabilen nadir insanlardan birisiydi. Kimbilir hakkında böyle güzel daha nice yazılar çıkacaktı. Çünkü bizde hizmeti geçen insanlar, sağlığında pek önemsenmiyorlar da, nedense öldükten sonra daha çok büyütülüyorlar. Aslında o insanlar ölmeden önce de büyüktüler. Büyüklüklerinin farkına va-rabilmek için ölmelerini beklemek te garip bir durum ve tutum. Okudukça şaşırıyor (bu insan da ne imiş, ne kadar çok eseri varmış, dalında ne büyük fedakârlıklarda bulunmuş da ben tanımıyormuşum) demek zorunda kalıyoruz. Nitekim merhum hocamız hakkında diğer gazete ve dergilerde de yazılar görmeye başladım. Benim yazmama ihtiyaç duyulmayacak muhteva ve zenginlikte. Buna rağmen bir hocadan ziyade bir arkadaşım mevkiinde bulunan, bu zevki bize tattıran değerli insanın ölümünden habersiz kalmam sebebiyle muhterem şahsiyetiyle ilgili hatıralarla dolu dünyamda mütebessim ve müşfik davranışlarıyla faziletli kıldığı vicdanımda kendimi atfedebilmem için herşeye rağmen yazmak zorunda kaldığımı ifade etmek isterim.
Merhum hocamı tanımam Konya Yüksek islâm Enstitüsünde talebesi olmamdan önceki yıllara kadar uzanır. Kendileriyle ilk karşılaşmam İslâmın ilk Emri OKU Mecmuasına yazı yaz-masını rica etmek maksadıyla 1960’ın ilk yıllarında Diyanet İşleri Başkanlığında olmuştu. O yıllarda dayısı ve kayınpederi H. Hüsnü ERDEM Diyanet İşleri Başkanı idi. Kendileri yazı gönderme talebimizi memnuniyetle kabul etliler. OKU mecmuasına, kapanınca-ya kadar ilgi ve himayelerini sürdürdüler. Sonra Konya Yüksek İslâm Enstitüsünde müdürümüz ve hocamız oldular. Kendilerinin Konya’ya böyle bir görevle gelişleri yalnız talebelik açısından değil, diğer hizmetler açısından da bizi çok rahatlatmıştı.
Öğrencilik yıllarımızda kendisinden çok büyük iyilik ve destek gördük. 0-nun yüksek himayesiyle, yalnız okuldaki işlerimiz değil, dışardaki hizmetlerimiz de düzenlenir ve bizi rahatsız edecek problemlerden korunurdu. Nasıl anlatayım ki biz idealist bir grup hem öğrencilik, hem memurluk ve hem de Türkiye İmam-Hatip Mezunları Derneği adına dinî yayıncılık yapar ve aylık dergi çıkarırdık. Ve buna mümasil bir takım sosyal faaliyetler... Bu görevlerin hepsi de merhum hocamızın çevremizde meydana getirdiği ve başkalarına da hissettirdiği toleransla rahatlıkla yürürdü. O günlerde Konya Yüksek İslâm Enstitüsüne müdür bulunabilirdi ama, bizim diğer hizmet ve düşüncelerimize de değer vererek, hatta zaman zaman tebrik ve teşvik ederek şevk ve heyecan verecek insan az bulunurdu.
Konya Yüksek İslâm Enstitüsünü bitirdikten sonra İstanbul’da görev aldım. Bir müddet sonra merhum hocam da İstanbul’a yerleşti. İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsündeki hocalığının yanında diğer işleri, hele hele büyük zevk duyduğu eş dost ziyaretlerini hic ihmal etmezdi. Bir kaç arkadaşla kurduğumuz Cağaloğlu’ndaki yayınevimize sık sık uğrar, bizi teşvik eder, devre arkadaşlarımız öğrencilerini tek tek sorarak bilgi alırdı. Onların başarılarını öğrenince mutlu olurdu. Ankara’ya görevim sebebiyle nakli mekân ettikten sonra da müşfik yakınlığına, cesaret veren ilgisine her zaman derin saygı duyduğum hocamla görüşmelerimiz devam etti. Her görüşmemizde sanki bir arkadaşımla karşılaşmış gibi müşterek talebelik yıllarına uzanır, o-tayları yeniden yaşayarak Konya sokaklarında sevdikleriyle birlikte dolaşır, ortak hatıralarımızı yeniden yaşardık. O anda gözlerinin içinin saadetten güldüğünü hissederdim.
Bütün bunları, diğer meziyetleri yanında da aynı zamanda bir gönül adamı olan Veli ERTAN, en çok benimle görüşürdü demek için yazmıyorum. Mübalağa etmeden söylemek istediğim şey; merhum hocamın insan sevgisi ve iyi niyetidir.
Sevenlerinin gayet iyi bildiği gibi Veli ERTAN, çok yönlü bir insandı. Takdir edersiniz ki onun bütün meziyetlerini bir makale çerçevesinde sayıp dökmek mümkün değildir. Kısaca Veli ERTAN; eğitimci, idareci, yazar, din bilgini ve gönül adamı. Çalımsız, gösterişsiz, ihtirassız, kibirsiz bir dost idi.
Allah’ın rahmeti, Resulullahın şefaati, bizlerin duası, sevenlerinin niyazı seninle olsun merhum hocam...