Makale

TÜRKİYE DİYANET VAKFI’NIN 25. KURULUŞ YILI ve KURULUŞLA İLGİLİ BAZI HÂTIRALAR

TÜRKİYE DİYANET VAKFI’NIN 25. KURULUŞ YILI ve KURULUŞLA İLGİLİ BAZI HÂTIRALAR

Ahmet UZUNOĞLU
Kurucu Genel Kurul Üyesi

13 Mart 1999 günü Türkiye Diyanet Vakfı 25 yaşına giriyor. Zira vakfa vücut veren vakıf resmi senedi, kurucular tarafından noter huzurunda 13 Mart 1975 günü imzalanmıştı.
Vakfın kuruluş yıldönümlerinin 13 Mart günlerinde kutlanması doğru bir uygulamadır. Zira vakıf resmi senedinin noter huzurunda kurucular tarafından imzalanması ile, vakıf kurma iradesi ortaya çıkmış olmaktadır. Senedin düzenlenmesinden sonraki işlemler, kanunen yerine getirilmesi gereken formalitelerdir.
Türkiye Diyanet Vakfı’nın kuruluşunun ilginç bir hikayesi vardır.
Bu hikayeyi yazıya döküp anlatmayı arzu ederdim. Fakat bugüne kadar bir türlü imkan olmadı. Bu arzum vakfın kuruluşunun 25. yılında bu yazı ile yerine gelmiş oluyor.
Vakıf Kurma Düşüncesi ne Zaman ve Nasıl Doğdu?
Diyanet İşleri Başkanlığı hizmetlerini desteklemek üzere vakıf kurma düşüncesi 1972 yılında tarafımdan ortaya atılmıştır. Ben o zaman Diyanet İşleri Başkanlığı merkez teşkilatında Özlük İşleri Müdürü olarak görev yapmaktaydım.
Diyanet İşleri Başkanlığı hizmetlerini desteklemek üzere bir vakıf kurma düşüncesi nasıl doğdu? Bunun başlıca iki sebebi vardır. Birinci sebebi şudur:
Türkiye’de, Türk Medeni Kanununa göre kurulacak vakıfların önünü açan kanun, 13.7.1967 tarih ve 903 sayılı kanundur.
Bu kanun, bir teklif halinde 1964 yılında o zamanki Balıkesir Milletvekili Ahmet Aydın BOLAK ve 27 arkadaşı tarafından hazırlanıp T.B.M. Meclisine sunulmuştur.
Teklif 3 yıllık bir maceradan sonra kanunlaşabil- miştir. Ben o sırada İstanbul Hukuk Fakültesinde öğrenci idim ve vakıf konusuna özel bir ilgi duymaktaydım. Yani 13.7.1967 tarih ve 903 sayılı kanun ile, yeni vakıf kurmak isteyenlerin önünün açıldığını, devlet hizmetlerini desteklemek üzere kurulacak vakıfların, vergi muafiyeti tanınmak suretiyle destekleneceğini biliyordum. İkinci sebebi ise şudur:
12 Mart 1971 tarihli ordu muhtırasından sonra kurulan Nihat Erim Hükümetinin bakanlarından Mehmet ÖZGÜNEŞ, Diyanet İşleri Başkanlığı Merkez teşkilatı üst görevlerine İlahiyat Fakültesi ve Yüksek İslam Enstitüsü mezunu genç elemanların tayinini sağladı. O sırada ben de İstanbul Fatih Vaizliğinden Özlük İşleri Müdürlüğüne tayin olmuştum.
Hepimiz Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilatını en az diğer devlet kuruluşlarının seviyesine çıkarma azmi ve heyecanı içinde idik.
Taşrada görevli iken Başkanlık merkez ve taşra teşkilatının durumunu ve ihtiyaçlarını bilmemiz tabi- atiyle mümkün değildi.
Merkezde göreve başladıktan sonra merkez ve taşranın durumunu ve ihtiyaçlarını, Personel Müdürü de olmam dolayısıyle daha iyi bir şekilde görme ve anlama imkanına sahip oldum.
Başkanlıktaki durum şu idi:
İmam-Hatip-kadroları dolayısıyla Başkanlık bütçesi kabarıyor, bütçe ile verilen ödeneğin tamamına yakını aylık ücretlere gidiyordu. Diğer hizmetler için verilen ödenekler ise öteki bakanlık ve kuruluşlara göre çok yetersiz kalıyordu. Müftülük hizmet binaları, Kur’an kursu ve lojman binaları yeterli değildi. Hizmetleri yürütebilmek için Başkanlığın bütçe dışı kaynaklara ihtiyacı vardı.
Taşra teşkilatında müftüler bu ihtiyacı dernekler ile karşılamaya çalışıyorlardı. Fakat müftülerin desteği ile alınan hizmet binaları, demeklerin mülkiyetine geçtiğinden, müftü ve diğer başkanlık personeli ile demek yöneticileri arasında bir çok problem ler çıkıyordu. Bir çok hizmet binası da vakıflar idaresine ait idi. Merkezin ise, taşrada olduğu gibi bütçe dışı kaynağı yoktu.
22.6.1965 tarih ve 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 14’ncü maddesinin (e) fıkrası ile Başkanlık hizmetlerinde kullanılmak üzere yapılacak ayni ve nakdi şartlı bağışların bir fonda toplanması hükme bağlanmış ise de, kanuni düzenlemenin eksik yapılması sebebiyle kanunda öngörülen tüzük çıkarılıp yürürlüğe konulamamıştır.
Böylece Başkanlığın kanunla bütçe dışı kaynak temini teşebbüsü akim kalmıştır.
Göreve başladığımız 1971’li yıllarda Başkanlık merkezinde 300’den fazla personel olduğu halde bir öğle yemeği bile çıkmıyordu. Evi yakın olanlar öğle yemeği için eve giderler, diğerleri ise evden getirdikleri ile idare ederlerdi.
Halbuki tarihimize baktığımız zaman gerek Osmanlı zamanında, gerekse Cumhuriyet kurulmadan önceki T.B.M. Meclisi hükümetleri zamanında, din ve vakıf işleri “Şeriye ve evkaf’ adı altında aynı teşkilat tarafından birlikte yürütüldü.
Vakıflar din hizmetlerine kaynak sağlar, dini teşkilat da vakıfların kurulmasını teşvik ederek bu müesseseyi desteklerdi.
Cumhuriyet kurulduktan sonra din ile vakıf işleri birbirinden ayrıldı- Din işleri genel bütçeli kuruluşlar içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı’na, vakıf işleri ise, katma bütçeli bir kuruluş haline getirilen Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne verildi.
Böylece Diyanet İşleri Başkanlığı teşkilatı, Müslüman halkın desteği ile meydana gelen vakıfların maddi desteğinden mahrum kalmış oldu.
İşte Başkanlık hizmetlerini desteklemek üzere vakıf kurma düşüncesinin sebeplerinden biri de bütçe dışı kaynak temini ihtiyacıdır. Bu ihtiyacın bir vakıf eliyle karşılanabileceği düşünülmüştür.
903 sayılı kanunun çıkarılmasının esas amaçlarından biri de, resmi kamu görevi yükünü vakıf- eliyle hafifletmektir. Vakıf kurma düşüncemiz, kanunun bu amacına da uygun düşmekteydi.
Düşüncenin Teşkilat Mensuplarına Anlatılması Safhası:
Başkanlık hizmetlerini desteklemek üzere bir vakıf kurulması konusunu önce müftülerle istişare etmeye başladım.
Görüştüğüm müftülerin hemen tamamı bunun bir ihtiyaç olduğunu, kurulacak vakfı destekleyeceklerini söylüyorlardı.
26.8.1972 tarihinde Lütfi DOĞAN Başkan vekilliğinden alındı. Yerine Dr. Lütfi DOĞAN Başkan oldu. Ben yine Özlük İşleri Müdürü olarak görev yapıyordum.
Göreve geldiği ilk günlerde Başkan Dr. Lütfi DOĞAN’a gidip Diyanet İşleri Başkanlığı hizmetlerini destekleyecek bir vakıf kurma düşüncemi anlattım ve “Beni Hukuk Müşavirliğine tayin ederseniz, bu vakıf işi ile ilgilenebilirim” dedim. Dr. Lütfi DOĞAN beni ilgi ile dinledi ve “Özlük İşleri Müdürlü- ğü’nü kim yapacak” dedi. Ben de “Müdür yardımcılarından Rıza SELİMBAŞOĞLU bu göreve layık bir arkadaştır, uygun görürseniz yerime onu tayin edebilirsiniz”, dedim.
Dr. Lütfi DOĞAN sosyal yönü kuvvetli ve bu gibi teşebbüslere yatkın bir Başkandı. Benim teklifimi hemen kabul etti.
Vakıf Senedi Nasıl Hazırlandı?
13.7.1967 tarih ve 903 sayılı kanun yürürlüğe girdikten sonra 1970 yılında bu kanunun uygulanmasını göstermek üzere bir tüzük yürürlüğe konuldu. Bu tarihten sonra Türkiye’de hızla yeni vakıflar kurulmaya başlanmıştır.
Bir taraftan Vakıflar Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirleri ile temaslar yaparken, bir taraftan da yeni mevzuata göre kurulan vakıfların senetlerini temin edip incelemeye başladım. Çünkü uygulama daha çok yeni idi.
Bu vakıflardan en çok dikkatimi çekenleri, rahmetli Vehbi KOÇ’un kurduğu Türk Eğitim Vakfı ile zamanın Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhsin BATUR’un kurduğu Türk Hava Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı idi.
Türk Hava Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı senedini daha çok beğendim ve kuracağımız vakfa model olabileceğini düşündüm.
Çünkü bu vakıf devletin hava gücünü desteklemek üzere kurulmuştu. Biz de bir devlet kuruluşunu desteklemek üzere vakıf kuracak idik.
Kuracağımız vakfın senet taslağını hazırlamaya başladım ve Türk Hava Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı Senedini model aldım.
Organları itibariyle Anonim Şirketlere benziyordu. Genel Kurul, Yönetim Kurulu, Denetim Kurulu ve Genel Müdürlük vakfın organları idi.
Vakfın Adı ve Başına “Türkiye”
Kelimesinin Konulması:
Kuracağımız vakfın adı ne olmalı idi? “Diyanet” kelimesi itibarlı ve sihirli bir kelime idi. Vakfın isminde bu kelimeyi kullanmayı uygun gördüm. Vakfın adı “Diyanet Vakfı” olacak idi. Bu vakıf Türkiye çapında hizmet göreceğine göre, gerek yurtiçinde gerekse yurt dışında daha itibarlı bir vakıf olması için isminin başına “Türkiye” kelimesinin ilave edilmesinde fayda vardı. Böylece kuracağımız vakfın adı “Türkiye Diyanet Vakfı” olacaktı.
Vakfın icra organının adında bilerek, bugün yaygın olarak kullanılan “Yönetim Kurulu” ibaresi yerine “Mütevelli Heyeti” ibaresi kullanılmıştır. Bununla, tarihimizden gelen bu ibarenin günümüzde de yaşaması amaçlanmıştır.
Vakıf Kurulması İle İlgili Çalışmalar:
Diyanet İşleri Başkanı ile müftülerimizin büyük çoğunluğu, vakfın kurulmasına taraftardı. Bu düşüncenin merkez teşkilatındaki başkan yardımcısı, daire başkanı gibi üst yönetimde bulunan zevata da anlatılıp benimsetilmesi gerekiyordu. Zira vakıf kurma işi gönüllü bir işti. Vakıf kurmak ve işletmek hiç kimsenin görevi değildi. Bütün teşkilat tarafından desteklenmeyen bir vakıf ölü doğabilirdi.
Başkanlık merkez teşkilatındaki üst görevlerde bulunanlar, daima çok yoğun bir çalışmanın içinde olduklarından bu gibi işleri düşünecek vakitleri pek olmaz. Kurulacak vakfın lüzumunu ve faydasım onlara da anlattım. Onlar da vakfın önemine ve faydasına prensip olarak inanıyordu. Fakat zamanlaması hususunda tereddütleri vardı. Vakfı kurmak için zaman uygun mu idi?
Böylece benim vakıf kurmak üzere hukuk müşavirliğine tayinimden sonra bir yıldan fazla zaman geçti. Dr. Lütfi DOĞAN zaman zaman vakıf kurma işi ne oldu, diye sorardı. Çünkü vakıf kurulacak diye beni Özlük İşleri Müdürlüğü’nden alıp Hukuk Müşaviri yapmıştı.
Bir gün (tarihini tam hatırlayamıyorum. 1974 yılının ortalan olabilir) bir iş için Başkan Yardımcılarından Tayyar ALTIKULAÇ’ın odasına girmiştim. Daire ile ilgili bir işi görüştükten sonra bana, “Ahmet bey, senin bir vakıf kurma projen vardı. Zamanlamasında tereddüt ediyordum. Amma, sen haklı imişsin. Teşkilatın gerçekten böyle bir kuruluşa ihtiyacı var. O vakfı kuralım. Vakfın kurulması için ne yapılacak ise yap” dedi. Hatırımda kaldığına göre, bir hizmet için bir miktar paraya ihtiyaçları olmuş. Tanıdıkları iki hayırsever vatandaşı bir yere akşam çay içmeye davet edip ihtiyaç duyulan parayı Başkan Yardımcısı Yakup ÜSTÜN ile birlikte onlardan istemeyi düşünmüşler, o vatandaşlar da kendilerinden para isteneceğini sezdiklerinden davete icap etmemişler. Bu olay, Tayyar ALTIKULAÇ ve diğer arkadaşları üzmüş. Bu olaydan sonra Tayyar ALTIKULAÇ vakıf kurmanın lüzumuna daha iyi inanmış.
Başkan Yardımcısı Tayyar ALTIKULAÇ ile bu görüşmemizden sonra, daha önce hazırladığım senet taslağını tekrar gözden geçirdim ve son şeklini Verdikten sonra bir akşam Donatım Müdürü Arif ÖZDEMİR’in Topraklık’taki evinde çay içmek için toplandık ve hazırladığım taslağı orada bulunan arkadaşlarla gözden geçirdik.
Merkezde gündüzleri işlerimiz çok yoğun oluyordu. Bu sebeple, akşamları bir arkadaşın evinde toplanır, hem çay içer, hem de Başkanlıkla ilgili işleri müzakere ederdik. Bu toplantıda da vakıf senet taslağı üzerinde çalıştık.
O geceki çalışmaların ışığında ben senet taslağını yeniden düzenleyip daktilo ettirdim.
Senet Taslağının Din İşleri Yüksek Kurulunda Görüşülmesi:
O zaman Din İşleri Yüksek Kurulunda 4 üye vardı. Başkanlıkla ilgili önemli işler mevcut kurul üyeleri, başkan yardımcıları ve daire başkanlarından meydana gelen üst seviyede bir kurulda görüşülür, alınan karara göre uygulama yapılırdı.
Yukarıda sözü edilen kurul, Başkan Dr. Lütfi DOGAN’ın başkanlığında, vakıf senet taslağını görüşmek üzere toplandı ve hazırladığım metni müzakere etti.
Benim hazırladığım senet taslağında genel kurul ve mütevelli heyet üyeliği şahıslara değil, makamlara bağlanmıştı. Bir de gaye maddesinde Başkanlık hizmetlerine ağırlık verilmişti
Kurulda bulunan bazı üyeler eski vakıflardaki çeşme yapmak gibi bazı hizmetlerin senedin amaç maddesinde yer almamasını tenkit konusu yaptılar.
Din İşleri Yüksek Kurulu üyeleri 7 kişilik mütevelli heyet üyesinden 3’ünün kurul üyesi olmasını istediler. Ayrıca Personel Dairesi Başkanı ile Teftiş Kurulu Başkanı makamlarının önemini öne sürerek Genel Kurulda ve Mütevelli Heyetinde bu kurul baş- kanlarımın yer alması gerektiğini ifade ettiler.
Vakıf kurucularının kimler olacağı henüz belli değildi. Kurula katılan üyelerin çoğu vakıf kurucusu olma arzularını izhar ettiler. Çünkü vakıf kurma teşebbüsünün Başkanlık için önemli bir teşebbüs olduğunun herkes farkında idi.
Biz vakıf kurma çalışmalarında üyelerden teşekkür beklerken, biraz sert uslup ile haksız tenkitlere uğramış olduk. Bu davranışa biraz canımız sıkıldı.
Neticede bazı düzeltmelerle senet taslağı kabul edildi.
Senet taslağının kurulda kabulü önemli bir olaydı. Çünkü böylece vakıf kurma projemiz artık Başkanlığa mal olmuştu.
Vakıf Kurucularının Tespiti:
Vakıf senet taslağı Din İşleri Yüksek Kurulu’nda görüşülüp karara bağlandıkdan sonra, Başkan Yardımcısı Tayyar ALTIKULAÇ ile bir araya gelip görüşmeleri değerlendirdik.
Toplantıya katılan bir çok üye, vakıf kurucusu olmak istiyordu. Bunlardan bir kısmını kurucu üye olarak alsak, diğerleri kırılacaktı.
Diğer taraftan, Vakıf Mütevelli Heyetinde görev almak isteyen üyeler merkezde yeteri kadar işi olan kişilerdi. Bunlar kendi esas işleri yanında vakıf işlerine zaman ayırabilecekler miydi? Bu iş bir gönül işi idi ve karşılığında para pul da yoktu.
İlk Mütevelli Heyetine ağırlıklı olarak büyük illerin müftülerini almayı düşünüyorduk. Bu uygulama, hem henüz yeni kurulan vakfın teşkilat tarafından benimsenmesine, hem de vakfın ayni ve nakdi bağış teminine yardımcı olacaktı.
Tayyar ALTIKULAÇ ile evvela kurucuların tespiti meselesini müzakere ettik.
Kurul toplantısına katılan üyelerin tamamım kurucu üye yapmak mümkün değildi. Bunlardan bir kısmını alsak diğerleri kırılacaktı. Daha işin başında bir kırgınlığa meydan vermek istemiyorduk.
Tayyar ALTIKULAÇ ile görüşmemiz sonucunda şöyle bir sonuca vardık: Kurucu olarak sadece Başkan Dr. Lütfi DOĞAN ile Başkan Yardımcıları Tayyar ALTIKULAÇ ve Yakup ÜSTÜN senede imza atacaklar, bunlar dışında hiçbir daire başkanı veya kurul üyesi vakıf kurucusu olmayacak, böylece vakfı Başkanlık makamı kurmuş olacaktı. Bu durumda ben de daire başkanı olduğumdan kurucular arasında yer almayacaktım.
İkinci olarak makama bağlı üyelik meselesini müzakere ettik. Benim hazırlayıp Din İşleri Yüksek Kurulundan geçen senet taslağında Genel Kurul ve Mütevelli Heyet üyeliği makama bağlı olacak şekilde düzenlenmişti. Tayyar ALTIKULAÇ ile beraber, makama bağlı üyelik esasından vazgeçip şahıslara bağlı üyelik esasına geçilmesinin daha uygun olacağı sonucuna vardık.
Böylece Başkanlığın muayyen makamlarında bulunan Başkanlık mensuplan değil, vakıf çalışmalarına ilgi duyanlar ve hizmet etmek isteyenler Genel Kurul ve Mütevelli Heyet üyesi olabileceklerdi.
Düşündük ki, bir makamda bulunan zat, vakıf çalışmalarına ilgi göstermek istemeyebilir. Vakıf gönüllü bir kuruluş olduğundan, bu gibi zevata zorla vakıfçılık yaptırmak da mümkün değildir.
Din İşleri Yüksek Kurulundaki müzakereler bizi böyle düşünmeye şevketti.
Vardığımız sonuçları gidip Başkan Dr. Lütfi DOĞAN’ a arzettik. O da bizim tekliflerimizi kabul etti. Vakıf kurma çalışmalarındaki görüşmeler bu safhada daha ziyade Başkan Dr. Lütfi DOĞAN Başkan Yardımcısı Tayyar ALTIKULAÇ ve benim aramda cereyan etmiştir.
Senet taslağı konusunda Başkan Dr. Lütfi DOĞAN’ın muvafakatim aldıktan sonra ben senet taslağını yeniden daktilo ettirdim ve bir dosya halinde Başkan Yardımcısı Tayyar ALTIKULAÇ’a teslim ettim. Bu sırada aramızda şöyle bir konuşma geçti.
Dosyayı alınca, “bu nedir?”, dedi
“Ben de, kuracağımız vakfın taslağının mutabık kaldığımız son şek lidir” dedim.
“Biz bunu ne yapacağız şimdi”, dedi. Ben de, “Başkan ben ve Yakup ÜSTÜN bey ile birlikte bir notere gidip bu taslağı resmi senet haline getireceksiniz.
Ondan sonraki işlemleri ben yürütürüm”, dedim. Bunun üzerine Tayyar ALTI- KULAÇ bana. “Ahmet bey bu iş bizim bildiğimiz iş değil. Zaten bu vakıf projesinin sahibi de sensin. En iyisi kurucular arasına sen de dahil ol da bu işleri yürüt. Biz bu işle uğraşamayız”. dedi.
Ben de cevaben, ben daire başkanı durumundayım, diğer arkadaşlar arasında herhangi bir kırgınlık olmasın, diye Başkan ve başkan yardımcılarının kurucu olmasını kararlaştırdık ve Başkan beyin muvafakatim da bu şekilde aldık, dedim. Senin durumun farklı, senden kimse rahatsız olmaz, işin selameti bakımından senin kurucular arasına girmen gerekir, dedi.
Bu durumu tekrar Başkan Dr. Lütfi DOĞAN’a arzettik. O da kabul etti.
Böylece vakıf kurucularının, Başkan Dr. Lütfi DOĞAN, Başkan Yardımcıları Tayyar ALTIKU- LAÇ ve Yakup ÜSTÜN ile 1. Hukuk Müşaviri Ahmet UZUNOĞLU’dan meydana gelmesi kararlaştırılmış oldu.
İlk Mütevelli Heyeti Üyelerinin Tespiti:
İlk Mütevelli Heyeti, vakıf senedinin geçici 1. maddesi gereğince iki yıl süre ile görev yapacaktı ve heyet bu süre içerisinde senetteki görev ve yetkileri yanında Genel Kurul yetkilerine de sahipti. Vakfın tanıtılmasını ve gelişmesini bu heyet sağlayacaktı.
Vakıf kurucuları belli olduktan sonra kurucular olarak ilk Mütevelli Heyetinde görev alacak üyelerin isimlerini tespit ettik.
İlk Mütevelli Heyetine 4 kurucu üye dışında, 5 il müftüsünü almayı kararlaştırdık. Buna göre İstanbul Müftüsü Abdurrahman Şeref GÜZELYAZI- CI, Afyon Müftüsü Celal YILDIRIM, Ankara Müftüsü Lütfi ŞEN- TÜRK, Konya Müftüsü İsmet KARAOKUR. Bursa Müftüsü Zeki ÜNAL ilk Mütevelli Heyet Üyesi oldular. Böylece ilk Mütevelli Heyet Üyelerinin sayısı 9 kişi oldu.
İstanbul Müftüsü A. Şeref GÜZEL YAZICI toplantılara hiç katılmadı.
Diğer il müftüleri toplantılara düzenli şekilde katıldılar.
Bunlardan Afyon Müftüsü Celal YILDIRIM tecrübesi ve meselelere seviyeli yaklaşımı ile çalışmalara önemli katkılarda bulundu. Kendi müftülüğü zamanında Afyon’da yaptırdığı müftülük sitesinin Türkiye Diyanet Vakfı’na devrini sağladı.
İstanbul Müftüsü A. Şeref Hoca, Mütevelli Heyet Üyeliğine iltifat etmeyince yerine İzmir Müftüsü Mustafa ATEŞ alınmıştır.
Vakfın kuruluşu tamamlanıp bağış makbuzları bastırıldıktan sonra, Başkan Yardımcısı ve Mütevelli Heyet Üyesi Yakup ÜSTÜN ile birlikte yanımıza bağış makbuzlarını da alarak İstanbul’a git tik. Önce İstanbul Müftülüğüne uğradık. İl Müftüsü A. Şeref GÜZEL YAZICI’ya yeni kurduğumuz vakfı anlattık ve vakfa bağış toplaması konusunda yardımını istedik.
Rahmetli A. Şeref Hoca bize, diğer vakıflar gibi Türkiye Diyanet Vakfı’nm da ileride dejenere olacağını, bunun vebalinin olduğunu ileri sürerek Vakfın kuruluşunu tasvip etmediğini, toplantılara da katılmayacağını ifade etti.
Yakup ÜSTÜN de, eski vakıflar olma sa bugün tarihi eserleri kim tamir ederdi, mealinde cevaplar verdi ve yanlış düşündüğünü anlattı.
Vakfın Kuruluş Sermayesi Nasıl ve Nereden Temin Edildi?
Türk Medeni Kanununun 13.7.1967 tarih ve 903 sayılı kanunla değişik 73. Maddesinde vakıf, bir malın belli bir gayeye tahsisidir, şeklinde tarif edilmektedir. Sermayesiz demek kurulabilir, fakat vakıf kumlamaz.
Türkiye Diyanet Vakfı’nın kuruluşuna karar verilmişti. Senedi de hazırdı. Şimdi Kumluş sermayesi için para lazımdı.
Normal şartlarda bir vakfın kumluş sermayesi kumcular tarafından ödenir. Biz Diyanet Teşkilatı adına vakıf kumyorduk. Aynca ödemek istesek bile maddi imkanlarımız buna müsait değildi.
Yaptığım incelemeye göre, vakıf senedini imzaladığımız 1975 yılının Mart ayında, Başkan Dr. Lütfi DOĞAN 4.916.75 TL., Başkan Yardımcısı Tayyar ALTIKULAÇ 3.439.90 TL., Yakup ÜSTÜN 3.439.90 TL., ben ise 2.962.-TL. maaş alıyorduk. Başkan dışındaki üç kumcu da kirada otumyorduk.
Vakfı 150.000 .-TL .ye kurduğumuza göre dördümüzün bir yıllık maaşı ancak vakıf sermayesini karşılardı.
Bu sebeple vakfa kuruluş sermayesi olarak tahsis edilecek parayı aramaya başladık.
Önce vakfa sermaye olacak parayı müftülerden temin etmeyi düşündük. O zamanki Karabük Müftüsü olan ve Türkiye Diyanet Vakfı’nın kurulması fikrini destekleyen müftülerden biri olan Remzi YAVUZ’a konuyu açıp ricada bulunduğumu hatırlıyorum.
Remzi YAVUZ bu ricama karşı, haklı olarak hocam, makbuz olmadıkça para toplamamız sakıncalı olur, demişti. Vakfı kurmadıkça makbuz bastırmak da mümkün değil idi. Bu durumu diğer müftülüklere de açmadık.
Bu arada Başkan Dr. Lütfi DOĞAN beni ne zaman görse Ahmet bey vakıf kurma işi ne oldu, çabuk kur şu vakfı, diyerek beni sıkıştırıyordu. Sermaye yapacak paramız yok, para arayışındayız dediğimde, canım 5-10 bin TL’yi bul kur şu vakfı, olsun bitsin diyerek beni sıkıştırıyordu.
Diyanet İşleri Başkanlığı teşkilatı adına kurulacak önemli bir vakfın kuruluş sermayesinin 100-150 bin TL. den az olmamasını arzu ediyorduk.
Vakfa tahsis edilecek sermaye arayışı içinde iken aklıma şöyle bir fikir geldi:
633 sayılı kanunun 14/e maddesinde öngürülen tüzük yürürlüğe konulmamış olmakla birlikte, kanunun bu maddesine dayanılarak camilere konulan kasalara cemaatten para toplanıyor, bu kasalardan elde edilen paraların çoğu o camiye harcanıyor, bir kısmı da cami hizmetlerine harcanmak üzere Başkanlık merkezi emrine gönderiliyordu. Bu hesapta bir miktar para olduğunu, bu paranın Donatım Müdürlüğü emrinde bulunduğunu biliyordum. O zamanki Donatım Müdürü Arif ÖZDEMİR’e o hesapta para olup olmadığını sordum. 150.000.-TL. den biraz fazla para bulunduğunu söyledi. Bu paradan 150.000.-TL sini kurulacak vakfa sermaye yapmayı teklif ettim. Maksat dışı bir harcama olur, diyerek itiraz etti ve sorumlu olmaktan çekindi.
Ben de Başkandan onay alırız, size sorumluluk gelmez. Eger ileride bu parayı geri islerlerse, o zamana kadar makbuzlar basılacağı için vakfın parası olur, hata olmuş der, aldığımız 150.000.-TL. yi iade ederiz, dedim. Arif bey sonunda ikna oldu. Durumu Başkan Dr. Lütfi DOĞAN’a arzettik, Başkan kabul etti. Arif ÖZDEMİR Donatım Müdürü olarak
150.000.-TL.nin kuruluş sermayesi olarak kullanılmak üzere vakıf hesabına devri için Başkanlık makamından bir onay aldı. Böylece kurulacak vakfın sermayesi temin edilmiş oldu.
Şu halde, her ne kadar vakıf senedinin 1. Maddesinde 150,000-TL .lik kuruluş sermayesinin kurucular tarafından tahsis edildiği yazılı ise de, gerçekte bu sermaye yukarıda zikredilen sebeplerden ötürü Türkiye’nin muhtelif yerlerindeki cami kasalarında birikip bir kısmı Başkanlık merkezine gönderilen paralardan ödenmiştir. Vakıf resmi senedinin şekil olarak öyle yazılması icap ettiği için öyle yazıldı.
Ancak cami kasalarından temin ettiğimiz
150.000.-TL. nakit sermayenin bankaya aktarılabilmesi için önce bankada bir hesap açılması gerekiyordu. Kendi paramdan 100 TL ödeyerek Ziraat Bankası Ankara Bülbülderesi Şubesinde Türkiye Diyanet Vakfı adına bir hesap açtırdım. Bu hesap açıldıktan sonra 150.000.-TL. yı bu hesaba aktararak vakfın kuruluş sermayesini temin etmiş olduk.
Böylece ben de vakfın kuruluşuna 100-TL. ile katkıda bulunmuş oldum.
Böylece Türkiye’nin çeşitli camilerinden Ankara’ya gönderilen paralar, çok hayırlı bir vakfın ilk kuruluş sermayesi oldu.
Daha sonra para iade edildi.
150.000-TL. lik
Sermayenin Bugünkü
Değeri:
Cami kasalarından temin ettiğimiz 150.00.-TL. zamanına göre önemli sayılabilecek bir para idi. Yaptığım incelemeye göre 1975 yılının Mart ayında 1 Amerikan Dolarının TL. olarak karşılığı 14.TL. imiş.
150.000.-TL.nin o zaman için Amerikan Doları olarak karşılığı 10.700.-Amerikan Dolarıdır. 1 Amerikan Dolarının bugünün kurlarına göre 34.638.-TL olduğunu kabul edersek, 10-700 Amerikan Dote+ bugünün parası ile 3.638.000.000.-TL eder.
Senet Taslağının Resmileştirilmesi:
Yukarıda anlatıldığı şekilde kuruluş sermayesi de bulunduktan sonra kurucuların nüfus cüzdanlarını alıp 11. Noter O. Rasim EYÜBOĞLU’na gittim. Benim hazırladığım senet taslağını inceledi. Böyle bir vakfı kurma teşebbüsümüzden dolayı memnuniyetini ifade etti ve bizi tebrik etti. 11. Noter O. Rasim EYÜBOĞLU inançlı bir insandır. Kendi usullerine göre senedin 1. sayfasını yazdı, bu sayfayı benim hazırladığım 5 sayfaya ekledi, bana her sayfayı imzalattı, size güveniyorum, memur göndermeye gerek yok, senedi diğer 3 kurucuya da imzalatıp getirin, dedi. Senedi alıp Başkanlığa götürdüm ve Başkan Dr. Lütfi DOĞAN ile Başkan Yardımcıları Tayyar ALTIKULAÇ ve Yakup ÜSTÜN’e imzalattım.
Kurucular adına tescil davası açmak üzere bir avukat adına vekaletname düzenlememiz gerekiyordu. Ankara Barosu Avukatlarından Hamdi MERT adına vekaletname düzenledik.
Böylece işin en önemli safhası olan kuruluş resmi senedinin düzenlenmesi safhası tamamlanmış oldu.
İlk Yıllarda Vakfın Merkezi ve Yönetimi:
Vakfın kuruluş işlemleri tamamlandıktan sonra hemen çalışmalara başladık. Elimizdeki 150.000.-TL. lik sermaye bizim için çok kıymetli idi. Onu hemen harcamak istemiyorduk. Bu sebeple vakıf için ayrı bir büro tutmadık. Masa, sandalye gibi büro eşyası almadık.
Başkanlık binasının hemen yanında Kocatepe Camii Yaptırma Demeğine ait bir bina vardı. Demek Başkanı rahmetli İsmail Hakkı YILANLIOĞLU ile demek muhasebecisi, aynı zamanda Kocatepe Camii Baş İmamı olan rahmetli İsmet DEMİR, caminin inşaat işlerini bu binadan yönetirlerdi. Biz de vakfın merkez adresi olarak bu binayı gösterdik. Binanın girişine bir posta kutusu asıp üzerine de “Türkiye Diyanet Vakfı” ibaresini yazdık. Rahmetli İsmet DEMİR Hoca, bu ilk yıllardaki çalışmalarda bana çok yardımcı oldu.
Burada ifade edeyim ki, Kocatepe Camii’nin Türkiye Diyanet Vakfı’na devir şartlarını rahmetli İsmail Hakkı Y1LANLIOĞLU ve İsmet DEMİR ile birlikte hazırladık. Fakat bu iki zat razı olmasalardı Kocatepe Camii vakfın olamazdı.
Bu sebeple, Kocatepe Camii’nin vakfımıza devrini sağlayan iki hayırlı insan İsmail Hakkı YILANLIOĞLU ile İsmet DEMİR’i saygı ve rahmetle anıyorum.
Kurulduğu tarihten 1981 yılı Mayıs ayına kadar vakfın bütün işleri benim başında olduğum Başkanlık Hukuk Müşavirliği bürosundan yürütüldü. Bir muhasebeci dışında vakfa personel almadık. Muhasebeciye de cüzi bir ücret ödüyorduk.
Hukuk müşavirliğinde çalışan personel, vakfın işlerini hiçbir ücret talep etmeden yıllarca yaptılar.
Hukuk müşavirliği personelinden vakfa büyük hizmetleri geçen şef Mehmet TORAMAN, memurlardan Selim HACET,
Fehmi DUMAN, Ali Rıza BİR ve mesai arkadaşım Hukuk Müşaviri Şemsettin YAZIRLI’yı burada takdirle anıyorum. Şemsettin YAZIRLI illerden gelen hac hesaplarını Sayıştay Denetçisi titizliği ile incelerdi.
Vakfın Genel Müdürlüğü 1975 yılından 1981 yılı Mayıs ayma kadar tarafımdan yürütülmüştür. Kemal GÜRAN’ın 1981 yılı Mayıs ayında Vakıf Genel Müdürü olması ile benim genel müdürlük görevim sona erdi. Bundan sonra zaman zaman mütevelli heyet üyesi olarak Vakıftaki göreve devam ettim.
O zaman çalışmalar fahri idi. Mütevelli Heyet toplantılarında huzur hakkı, yolluk v.s. gibi nam altında herhangi bir ücret almazdık.
Böylece devlet hizmetlerimizin yanında vakıf işlerini de 7 yıl süreyle yürütmüş olduk.
Sonuç olarak ifade edelim ki, Türkiye Diyanet Vakfı’nın kuruluşu Diyanet İşleri Başkanlığı tarihinde önemli bir olaydır.
Diyanet İşleri Başkanlığı kendi hizmetlerini desteklemek üzere vakıf kurma konusunda diğer resmi kurum ve kuruluşların önüne geçmiştir.
O zamanki Diyanet yönetimi, konunun önemini diğer kuruluşlardan çok önce kavramış ve vakıf kurma konusunda diğer kuruluşlara örnek ve öncü olmuştur.
Vakfın kuruluşu tamamlandıktan sonra 1975 yılında vakıf senedini bir broşür halinde bastırmıştık. Ayrıca vakıf senedi o zamanki Diyanet Gazetesinde de yayınlanmıştır. Bu konularda o zamanki Yayın Müdürü M. Saim YEPREM bize yardımcı olmuştur.
Broşürün önsözünün sonunda yer alan cümleleri, o zamanın havasını aksettirmesi bakımından buraya aynen yazıyorum.
“Türkiye’de din hizmetlerinin yürütülmesinden sorumlu Devlet kuruluşu Diyanet İşleri Başkanlığıdır. Vakfın din görevlileri tarafından benimsenmesi ve Başkanlıkla ahenkli bir şekilde çalışması için Diyanet İşleri Başkanı Vakıf Mütevelli Heyetinin de tabii başkanı olarak kabul edilmiştir.
Türkiye Diyanet Vakfı’nın güzel yurdumuza dini ve sosyal bir çok faydalı hizmetler göreceğine inanıyor, bu vakfı hayırsever Türk halkına ve din görevlilerine emanet ediyoruz. 29 Mayıs 1975”