Makale

HZ. MUHAMMED'İ NEDENİ SEVMELİ VE DOĞUMUNU NİÇİN KUTLAMALIYIZ?

HZ. MUHAMMED’İ NEDENİ SEVMELİ VE DOĞUMUNU NİÇİN KUTLAMALIYIZ?

Halit GÜLER
Başkan Yardımcısı

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.S.) Milâdi 571 yılında 11 Rebiulevvel’i 12 Rebiulevvel’e bağlayan gece Arabistan’ın Mekke şehrinde dünyaya gelmiştir. Maneviyat merkezi Kâbe-i Muazzama’nın nurlandırdığı Mekke ufukları, yeryüzünün en şanslı şehri olarak böylesine mutlu bir doğuma sahne olmuş ve şahitlik etmiştir.
Yeryüzüne dikkat çekici değişiklikleri, ibretli gelişmeleri ve hikmetli işaretleri de beraberinde getiren bu önemli olay, her yıl ülkemizde ve diğer İslâm ülkelerinde müte-vazi programlarla kutlanmaktadır. Türkiye Diyanet Vakfı, Sevgili Peygamberimiz, Efendimiz Hz. Mu-hammed’in (S.A.S.) doğumunun seneyi devriyesini, Kutlu Doğum Haftası ismi altında bu zamana kadar olanlardan farklı bir yaklaşımla ve değişik bir üslupla 1989 yılından beri kutlamaktadır. Önceleri Ankara ve İstanbul çapında tertiplenen anma programları, halkımızın istek ve ilgisi neticesinde yurt çapında yaygınlaştırılmıştır.
Bilindiği üzere çeşitli din mensuplarından oluşan dünya nüfusu içerisinde Müslümanların sayısı bir milyarı geçmiştir. Bu rakamın süratle daha da artacağı kesindir. Yeryüzünde ezan sesinin ulaşmadığı hiçbir yer hemen hemen yok gibidir. On üç asır önce Medine semalarını çınlatan Allahu Ekber nidaları, 20. asırda dünyanın her köşesinden ses getirmektedir. Dünyada bu kadar taraftarı olan ve taraftarlarının artma şansı yüksek görülen bir dinin Peygamberinin; vesile kılındığı hizmetin önemiyle, yer yüzünde tevhid inancını hakim kılmak için verdiği mücadelenin büyüklüğüyle ve ümmetinin çokluğuyla mütenasip bir programla anılması ve anlatılması gerektiği inancındayız.
Bu vesileyle Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.S), bir hafta boyu seçkin ve konuyu bilen ilim adamlarımız tarafından çeşitli yönleriyle anlatıldı. Kutlu Doğum Haftasına konu olan üstün şahsiyetin yıl boyu, ömür boyu düşüncelerde ve hatıralarda tesirinin devamını sağlayıcı nitelikte çalışmalar ve araştırmalar yapılmakta ve daha da yapılacaktır. O’nun insan sevgisi, hizmet heyecanı, kulluk aşkı, gönül zenginliği ve düşünce yüceliği dile getirildi, ve daha da getirilecektir.
Bizim inancımıza göre insan, bütün yaratıkların en ’mükerremi, Allah’ın kulu ve Resulü Muhammed Mustafa ise insanların en mükemmeli ve en üstünüdür.
Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerimin, "Sen en yüksek ahlâk üzeresin." (1), "Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik" (2) buyurduğu Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.S.) kendisini şöyle anlatıyor:
"Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim." (3)
"Beni Rabbim terbiye etti ve ne güzel terbiye etti." (4)
Yukarıdaki ayet-i kerime ve hâdis-i şerifler, Peygamber Efendimizin diğer insanlardan farklı meziyetlere sahip olduğunu göstermektedir.
İnsan hayatının maddî ve manevî, ruhanî ve cismânî olmak üzere iki ana bölümü vardır. Bu iki ana bölüm arasında bir denge kurmak, diğer insanlara da bu dengenin pratik ve uygulamalı bir misalini vermek, işte insanları irşad edecek rehberin vasfı ve ideali budur. Ahir-zaman Peygamberi Hz. Muhammed (S.A.S.) de, bu idealin zirveye ulaştığını görüyoruz.
Peygamber Efendimizin "Bu davadan vazgeç, sana ne istersen verelim" diyen müşriklere verdiği cevap çok düşündürücüdür:
"Allah’a yemin ederim ki, güneş’i sağ avucuma, ayı da sol avucuma koysanız ben yine de bu davadan vazgeçmem" deyişi, O’nun kararlılığını, iman aşkını, samimiyet derecesini ve cesaretini gösteren bir güzel örnektir.
Kutlu Doğum Haftası vesilesiyle anacağımız ve anlatmaya çalışacağımız Hz. Muhammed’in (S.A.S.) hayatını niçin tetkik etmeliyiz? Bir hafta boyunca Onu neden anmayız? Ömür boyu niçin düşünmeliyiz? Şevkle, heyecanla ve İstekle O’nun sünnetini neden yaşamalıyız?
Bu sorulan kısaca cevaplandıralım:
1. Hz. Muhammed’e (S.A.S.) inen ilâhî buyruk, bizzat kendi himayeleri ile yazılmış ve sonraki devirler için tamamen emin bir şekilde muhafaza edilmiştir. Büyük dinlerin tebliğcileri arasında Hz. Muhammed (S.A.S), zaman zaman aldığı ilahî emir ve vahiyleri ashabına tebliğ etmekle kalmamış, aynı zamanda kâtiplerine yazdırmış ve sahabeler arasında nüshaların çoğaltılarak yazılmasını temin etmiştir.
Peygamber Efendimiz, Kur’an-ı Kerim’in şu hükmünü yerine getirmiştir, Allah-ü Teâlâ şöyle buyuruyor:
"Ey Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna yol göstermez." (5)
Peygamber Efendimizin mübarek hayatını tetkik ederek öğrenmek için sağlam kaynaklara, doğruluğu tartışılmaz belgelere sahibiz.
2. Hz. Muhammed (S.A.S.), Allah’ın Peygamberi olma hakkının sadece kendisine ait olduğunu iddia etmez. Bilakis, Allah’ın kendi üme-tinden önceki ümmetlere de Peygamber gönderdiğini tasdik eder.
Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:
"Muhammed, ancak bir Peygamberdir. O’ndan önce de Peygamberler gelip geçmiştir..." (6)
Yalnız şu noktayı da unutmamak gerekir ki, Peygamberimiz Allah katında bütün Peygamberlerden önce zikredilmiş ve en son gönderilmiştir. Böylece Hz. Adem ile başlayan ilâhî vahiy, Peygamber Efendimizle noktalanmıştır.
Bu husus Kur’an-ı Kerim’de şöyle açıklanıyor:
"Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirisinin babası değildir. Fakat O, Allah’ın Resulü ve Peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir." (7)
Bu sebeple Peygamber Efendimizin hayatı araştırılmaya değer. Peygamber Efendimizin hayatını araştırmak demek, kendinden önce gönderilen Peygamberlerin hayatını da araştırmak demektir.
3. Cenab-ı Hakk tarafından verilen ilâhî görevin ilk gününden itibaren Hz. Muhammed (S.A.S.) bütün dünyaya, topyekün insanlığa seslenmiştir. İnsanları Hakk Dine daveti, asla herhangi bir devir ve herhangi bir kavme münhasır kalmamıştır. Çalışmalarında sınıf ve ırk farkı gözetmemiştir.
Kur’an-ı Kerim’de bu nokta şöyle açıklanır:
"Ey İnsanlar! Doğrusu biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah herşeyi bilendir ve her şeyden haberdardır." (8)
Sevgili Peygamberimiz asırlar önce, Hîra Mağarasından yer yüzünü aydınlatan ve insanlığı rahatlatan ilâhî vahyin, bütün insanları ırk ayırımı yapmadan ve siyah-beyaz farkı gözetmeden şefkatle, sevgi ile kucaklayarak Allah’ın rahmetine kavuşturacağını ifade etmiştir.
4. İnsanlık tarihinde büyük krallar, büyük fatihler, eşsiz kumandanlar, büyük ıslahatçılar, büyük âlimler ve büyük zahidler vardır. Bütün bu değişik ve önemli vasıfların tek bir şahısda toplandığı görülmemiştir. (9) Sadece Hz. Muhammed (S.A.S.) müstesna. Çünkü O, âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir.
Zahid ve tebliğini nefsinde tatbik eden birisi olarak Hz. Muhammed’in (S.A.S.) mübarek hayatının kusursuz olduğunu görürüz.
Allah-ü Teâla Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
"De ki: Ey kavmim! Eğer benim, Rabbim tarafından (verilmiş) apaçık bir delilim varsa ve O bana tarafından güzel bir rızık vermişse buna ne dersiniz? Size yasak ettiğim şeylerin aksini yaparak size aykırı davranmak istemiyorum. Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmek istiyorum. Fakat başarmam, ancak Allah’ın yardımı iledir. Yalnız O’na dayandım ve O’na döneceğim." (10)
Bu ayette bir Peygamberin en önemli vasıflarının sıralandığını görüyoruz.
Peygamberler, ümmetlerine tebliğ ettikleri şeyleri herşeyden önce kendi nefislerinde yaşarlar, sözleri ile özleri, kalpleri ile amelleri, dilleri ile gönülleri birbirine uyar, ümmetlerine tebliğ ettiklerine aykırı davranmazlar.
Peygamberler, birer ıslahatçıdır., onların görevi yapmak ve düzeltmektir. İyiliğin hakim olması, insanların doğruya ve iyiye yönelmesi için elinden geldiğince çaba göstermektir. (11)
Sevgili Peygamberimizin bir teşkilatçı olarak, on senede Arap Yarımadasının bütünü ile, Irak ve Filistin’in güney kısımlarını içine alan üç milyon kilometre karelik örnek bir devlet kurduğunu biliyoruz.
Hz. Muhammed (S.A.S.), bir kumandan olarak kazandığı zaferlerde esirlere ve işgal edilen topraklarda insanlara yapılan muamele ile her zaman takdirle anılacak insanî, medenî ve ahlâkî uygulamalar ortaya koymuştur. Bedir Savaşında esir alınan müşriklerin her birinin en az on Müslümana okuyup yazma öğretmeleri şartı ile serbest bırakılacakları karan gibi.
O, düşmanlarına karşı harpte ve sulhte adil ve hatta müşfik idi.
O, bedenlerden ziyade kalplere, nefislerden ziyade gönüllere hükmediyordu. Tebliğ ettiği esasların, O’nun sağlığında başarıya ulaştığını, Mekkede Veda Haccı’nda yaklaşık 100 bin Müslümana Arafat’ta hitap edebilmiş olması göstermektedir.
Peygamber Efendimiz o tarihi hutbede şu konulara ağırlık vermiştir:
a. Müslümanlık mal, can, ırz ve namus güvenliği getirmiştir. Peygamberimiz, "Mü’minler, bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir. Her türlü tecavüzden korunmuştur." buyuruyor.
b. Bu hutbede Peygamberimiz; "Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden mutlaka sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız." buyuruyor.
c. Müslümanlık kadına itina göstermiştir. Peygamberimiz "Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Tanrı emaneti olarak aldınız. Onların namusları ve ismetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır." buyuruyor.
5. Müslümanlık kardeşliği tavsiye etmiştir. Peygamberimiz; "Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve yekdiğerini korumakta bir vücut gibidir. Vücudun herhangi bir uzvu rahatsız olursa sair azaları da bu yüzden humma ve uykusuzluğa tutulurlar." buyurur.
Bugün sağlamaya çalıştığımız, milleti kucaklaşmaya davet ettiğimiz prensipleri İslâm dini 14 asır önce belirlemiş ve bu konuda söyleyeceğini en mükemmel şekilde söylemiştir. Bu millet şehirlisiyle köylüsüyle, doğulusuyla batılısıyla, kuzey-lisiyle güneylisiyle, bu esaslardan aldığı ruhla kardeşçe yaşamıştır. Yine yaşar, yaşamaya da talip ve layıktır.
Yeter ki, aradaki fitne kaldırılsın, engeller yok edilsin. Yeter ki vaktiyle bu asil milletin asırlarca kardeşçe yaşamasını sağlayan kaynağa dönülsün! Yeter ki Peygamber Efendimiz, dinî, millî kültürümüz, bugünü ve geleceği aydınlatan ahlâkî değerlerimiz ön plana çıkarılsın.
Peygamber Efendimiz, Allah’ın insanlara gönderdiği en büyük nimetlerden biridir. Allah (C.C.) şöyle buyurur:
"Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyana olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler." (12)
Hz. Peygamberin hayatının tetkiki yukarıda kısaca özetlendiği gibi çok yönlü fayda sağlayacak, pekçok probleme çözüm getirecek, dünyayı boğmak üzere olan karanlığı aydınlatacaktır. Ondört asır önce olduğu gibi, günümüz insanına da huzur ve mutluluk sağlayacaktır.
Asırlarca önce "Oku.." emriyle işe başlayan İslâm Dini, cehaletin kucağına yuvarlanmakta olan insanlığı yeniden okumaya ve düşünmeye davet etmektedir.
Kur’an-ı Kerim’in Peygamberimize buyruğu: "Sana uyan mü’minlere (merhamet) kanadını indir." (13)
Allah’ın rahmeti ve Resulullahın şefaati müminler içindir. Bu nimetin kıymetini bilerek Sevgili Peygamberimizi anlatma çalışmalarımızı artırmamız gerekmektedir. Kurtuluşunu çeşitli şahıs ve akımlarda gören gençlere Peygamber Efendimizi iyi anlatmalıyız.
6. Hz. Muhammed (S.AS.) kendisini mü’minlere farz olan ibadetlerden asla müstağni telâkki etmiyordu. Bilakis ashabından daha fazla namaz kılıyor, oruç tutuyor ve sadaka veriyordu.
7. Hz. Peygamber, insan hayatının bütün cepheleri ile alâkadar olur, inançları, manevî tatbikat, ahlâk, iktisat, siyasetle ilgili her hususla ilgilenirdi. Yalnızca ilgilenmekle kalmaz bütün bunlarda kendileri bizzat ömek olurdu.
Bu örnek hayatın bu zamana kadar olanlardan farklı bir üslup ve yaklaşımla uzman kişiler tarafından çokça anlatılması ve aynı zamanda yaşanması gerekmektedir.
Kutlu Doğum Haftası biraz da bunu sağlamak için tertiplenmeye başlanmıştır. "Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim." buyuran Hz. Muhammed (S.A.S.) yalnızca güzel ahlâkın tamamlayıcısı değil, aynı zamanda cami ve mektep gibi ibadet ve eğitim, vakıf gibi hayır ve yardımlaşma müesseselerinin de kurucusudur. İlk cami Kuba mescidi Peygamberimiz zamanında inşa edilmiştir. Eğitim ve ilme dayalı ciddi mânâda ilk mektep Peygamberimiz zamanında Medine’de açılmıştır. Medine’de Mescid-i Nebi, hem mabed, hem mektep görevi yapmıştır. İlk vakıf da Peygamberimiz zamanında Medine’de tesis edilmiştir.
Sevgili Peygamberimiz Hatem-ul Enbiya Hz. Muhammed Mustafa (S.A.S.)’yı O’nun ümmeti olarak insanlığa yeter derecede veya Onun mümtaz şahsiyetine ve yüce davasına yakışır seviyede takdim edebildiğimiz ve tanıtabildiğimiz kanaatinde değiliz.
Peygamberimizin ahlâkı, Kur’an ahlâkıdır. Peygamberimizin en büyük mucizesi Kur’an-ı Kerimdir. Peygamberimizin ümmetine en büyük emaneti yine Kur’an-ı Kerimdir. Kur’an-ı Kerim ise bütün şekil mükemmelliği, hikmet zenginliği, ilmî varlığı ve manevi gücü ile ortadadır. Ayrıca Peygamber Efendimizin mübarek hayatını anlatan ve sözlerini toplayan eserler yerli ve yabancı kütüphaneleri dolduracak ve her türlü araştırmaya kaynak teşkil edecek zenginliktedir.
Şu halde yeter derecede tanımlamadığı sözünden neyi kastediyoruz. Hemen şunu ifade edeyim ki Peygamber Efendimizin herkesçe tanınmasını, bilinmesini ve davasının benimsenmesini istiyoruz demektir. Bu bir yarış ise bu yarışta biz de varız demek istiyoruz. Bu konuda iddialı, istekli, gayretli ve heyecanlı olmalıyız.
Peygamber Efendimizin müslümanlarca içtenlikle sevildiğine ve derin saygı duyulduğuna inanıyoruz. Bunun aksi zaten düşünülemez.
Bu sevgi ve saygı, geride bıraktığımız manevî yaşayış ve tarihî kültürümüzün, tek kelime ile ecdadımızın bize mirasıdır. Bu sevgi ve saygıyı artırarak devam ettirmek bizim görevimizdir. Bu konuda ecdadın bize bıraktıklarına yenilerini ilave etmek zorundayız. Her türlü imkan, fırsat ve vasıtadan istifade ederek Peygamber efendimizi mübarek şahsiyetine ve yüce mesajına yakışır bir uslüp ve tavırla nesillere anlatmalıyız. İnsan sesini dünyanın her tarafına aynıyla ulaştıran ve hizmetin yaygınlaşmasını sağlayan, merkez gücün artmasına vesile olan teknikten faydalanmalıyız. Moda ismiyle düşüncelerimizin insanlığa ulaşmasını sağlayacak Medyadan yararlanmalıyız Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.S.)’i gelişen dünya şartlarına yön verecek, insanlığı tehdit eden sosyal problemlere, manevî seviyede ve canlılıkta yeniden tanımalı ve tanıtmalıyız. Bu yeniden tanıma ve tanıtmanın, ilâhî mesajı yorumlama gayretinin siyasî, felsefî anlaşmazlıklar, silah sesleri, toprak kavgaları ve rejim buhranları içerisinde yorulan insanlığa bir ümit kapısı, bir huzur penceresi açacağına inanıyoruz. Bu yeniden tanıma ve tanıtmanın, Bosna-Hersek’te, Dağlık Karabağ’da, Filistin’de Müslümanlara reva görülen zulmü ve benzeri haksızlıkları durduracağına inanıyoruz.
Bu ve benzeri toplantılarla Peygamberimizin doğumunun seneyi devriyesini bir hafta kutlamayı yadırgamayalım. Bu kutlamalar daha çok Peygamber Efendimizin tebliğ ettiği mesajı takdim etme, halka izah etme gayesine yöneliktir. Bilhassa Peygamber Efendimizi genç nesillerce konuşulur ve hissedilir hale getirebilmektir. Görüyoruz ki gençler, düşündüklerine ve konuştuklarına zamanla benzer hale geliyorlar.
Bizler millet olarak Peygamberimizi sevgi ve saygıyla devamlı düşünen ve sünnetini yaşamaya çalışan bahtiyar ve şanslı insanlarız. Çok şükür Muhammed Mustafa dendiği zaman sevgi ile kalbi ürperen, şefaat ümidiyle gönlü ferahlayan kimselerdeniz. O’nun en büyük mucizesi ve en büyük emaneti Kur’an-ı Kerim’in kudsiyyet ve dirayetinin farkındayız.
Kutlu Doğum Haftasında Peygamber Efendimizi yıl boyu, hatta ömür boyu nasıl düşündüğümüzü ve düşünmemiz gerektiğini, nasıl sevdiğimizi ve sevmemiz gerektiğini anlatmış olabilirsek ne mutlu bizlere.
Şu âyet-i kerime mealleriyle yazımı bitirmek istiyorum:
"Andolsun ki size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir." (14)
"İman edip yararlı işler yapanların, Rableri tarafından hak olarak Muhammed’e indirilene inanların günahlarını Allah örtmüş ve hallerini düzeltmiştir." (15)
Vahlar olsun, hallerini düzeltemeyenlere ve Peygamber Efendimizi anlayamayanlara!..

1- Kalem s., ayet: 4
2- Enbiya s., ayet: 107
3- Seçme Hadislar, Diyanet İşleri Başkanlığı, Hadis No.- 2, Ankara 1990
4- Aclûni, Keşful Hafa, 1/72
5- Malde s., ayet: 67
6- Al-I İmran s., ayet: 144
7- Ahzap s., ayte: 40
8- Hucurat s., ayet: 13
9- İslâm Peygamberi, Prof. Dr. Muhammed Hamldullah, Tere.M. Said Mutlu, İrfan Yayınevi, İSTANBUL
10- Hud s., ayet: 88
11- Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali, Türkiye Diyanet Vakfı, Sayfa: 230
12- Sebe s., ayet: 28
13- Şuâra s., ayet: 215
14- Tevbe s., ayet: 128
15- Muhammed s., ayet: 2