Makale

İSLAM VE SAĞLIK

İSLAM VE SAĞLIK

Şükrü ÖZBUĞDAY
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

Yüce Dinimiz İslâm’da insanın değeri çok büyüktür. Bütün varlıklar içinde en şerefli varlık insandır. Her şey insan için, insan da Rabbine kulluk etmek için yaratılmıştır, insan yeryüzünde Allah’ın halifesidir. (1) Allah insanı en güzel şekil üzere yaratmıştır. (2) İnsana şeref ve izzet bahsetmiştir. (3) Bu sebeple o, harika bir varlıktır. Onun hayatını ve sağlığını korumak da en başta gelen bir görevdir.
İslâm, sağlığın korunması için birtakım emir ve tavsiyelerde bulunmuştur. Bunlan şöyle özetleyebiliriz: 1. Hastalığa yakalanan mutlaka tedaviye koşmalıdır. Çünkü Hz. Peygamber, her hastalığın bir ilacı bulunduğunu, bu ilaçla tedavi gören kimsenin Allah’ın izniyle şifa bulacağını Ebû Hureyre (R.A.)’ın rivayet ettiği şu hadisiyle haber vermiştir: "Allahû Teâlâ her hangi bir derdin şifasını da verir." (4)
Türkçemizdeki "Dert veren Allah devasını da verir" atasözü bu hadisin en sade bir ifadesidir. "Derdi fazla çektikçe ecrinin de o ölçüde fazla olacağı" anlayışı, Hz. Peygamberin tavsiye ettiği tedavi hükmüne aykındır.
Bu bakımdan bazı kimselerin "Allah’ın müptelâ kıldığı her belâ ve musibete razı olmadıkça velayet mertebesi tamam olmaz. Binaenaleyh veli için tedavi caiz olmaz" sözü doğru değildir. (5)
Tedavi oldukları halde iyi olmayan hastalara gelince bunu ya hastalığın hakiki tedavisinin bilinememesine, yahut da hastalığın teşhis oluna-mamasına hamletmek gerekir. Bunun için İslâm, cahil ve ehliyetsiz tabiplerin bu sanatı icra etmelerini menetmiştir.
2. İslâm sağlık ve boş vakitin iki büyük nimet olduğunu, insanların çoğunun bu iki nimeti kullanmakta aldandığını haber vererek, onları uyarmıştır. (6)
3. islâm, beslenmede ifrat ve tefritten kaçınarak itidal üzere olmayı, yani yeterli ve dengeli beslenmeyi emreder. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerimde, "Yiyiniz, içiniz, ama israf etmeyiniz." (7) buyurmuştur. Yetersiz ve dengesiz beslenme, bedenin za’fiyetine, aşın gıda almak ise, bir takım hastalıklara sebep olur. Bu durumlar insan hayatı ve sağlığı için sakıncalıdır. Onun için Hz. Peygamberin yeme-içme konusunda, bugün modem tıbbın da kabul ettiği, güzel tavsiyeleri vardır. Bu tavsiyeleri ihtiva eden hadisler, hadis kitaplarının Kitabul-et’ime veleşribe (yiyecekler, içecekler) bölümlerinde dercedilmiştir. (8)
4. İslâm, beden sağlığı için sporu tavsiye eder. Hz. Peygamberin ünlü güreşçi Rükâne ile, O’nun arzusu üzerine üç defa güreştiği ve her defasında Rükâneyi mağlup ettiği bu şöhretli sporcunun, Peygamberimizle yaptığı güreşlerden sonra Müslüman olduğu bilinmektedir. (9)
Hz. Aişe Peygamberimizle yaptığı iki yansı şöyle nakleder: "Bir yolculukta Hz Peygamberle yarıştım ve O’nu geçtim. Şişmanladığımda yaptığım diğer bir yarışı ise Hz. Peygamber kazandı." (10)
Ashab-ı Kiramdan Hz. Enes’e: "Peygamber devrinde at yarışı yapar mıydınız? Hz. Peygamberle de yarışır mıydınız?" diye sorulduğunda şu cevabı vermişti:
"Evet biz, at yarışları yapardık. Allah’a yemin ederim ki.
Hz. Peygamber de ’Sepha’ adlı atı ile yarıştı ve birinci geldi. Birinciliği onu sevindirmişti."
(11)
Hz. Peygamberin atıcılık ve binicilik sporunu teşvik ettiğini şu hadisten öğreniyoruz: "... Atıcılık ve binicilik öğreniniz. Binicilik öğrenmenizden ziyade atıcılık öğrenmeniz benim hoşuma gider..." (12)
5. İslâm, insan sıhhati ve cana zarar bahis konusu olunca zaman zaman bazı farzların terkine, tehirine veya sıhhatine zarar vermeyecek biçimde ifasına bazı haramların geçici olarak işlenebileceğine izin verir. Meselâ;
a) Havaların şiddetli soğuk olması sebebiyle abdest veya boy ab-desti almak sağlığa tehlikeli zararlı ve olacaksa, cana gelecek bu türlü zararlardan korunmak için, abdest ve guslün terkedilerek, teyemmüm türlü yapma cihetine gidilmesi emredilmiştir. Aynı şekilde eğer suyun kullanılması hastaya, yaralıya zarar verecekse veya hastalığın ve yaranın iyileşmesini gecikti recekse, yine teyemmüm cihetine gidilir.
b) Namazda ayakta durma (kıyam) hastalık sebebiyle mümkün olmuyorsa namazın bu fara, o kişi için muvakkaten düşer.
c) Namazda iken cana zarar veren ve sağlığı tehlikeye düşüren durumlar ortaya çıksa, vaziyete göre ya namazdan çıkılır veya namazı bozan fiiller bu durumda namazı bozmaz olur.
d) Sıhhat ve canı muhafaza hususu dikkate alınarak; hasta, hamile, lohusa, emzikli olanlar ve yolcular geçici olarak; çocuklar ergenlik çağına erene kadar, pir-i fâni denilen güçsüz yaşlılar sürekli olarak oruçla mükellef tutulmamışlardır. (13)
e) Savaşla da kılınacak ve "salat-ı havf" denilen namazın cana ve sağlığa zarar vermeyecek şekilde kılınması öngörülmüştür. (14)
f) Canı ve sağlığı korumak için ihtiyaç halinde haramlar, muvakkaten helâl olur. örneğin, aç kalan bir kimse, ölüm tehlikesi karşısında canına ve sıhhatine herhangi bir zararın gelmemesi için, az bir miktarda ölü hayvan eti yiyebilir, başkasına ait bir gıda maddesini, sahibinin izni ve haberi olmadan alabilir. (15)
Görüldüğü gibi, hayatı ve sağlığı korumak İslâm’da çok önemlidir. Önce hayat ve sıhhat, sonra ibadet ve taat esastır. Ebedî saadete ve ahi-ret kurtuluşuna büyük ehemmiyet veren İslâm, her şeye rağmen hayatın ve sıhhatin korunmasına öncelik vermiştir. Çünkü hayat ve sıhhat korunmadan ne dünya işleri yürür, ne de ahiret işleri.

1-Bakara Sûresi; Âyet: 70.
2-Tin Sûresi; Âyet: 4.
3-Isrâ Sûresi; Âyet: 70.
4-Tecrid-i Sarih Tercemesi, c.12; s.75; Hadis No: 1920.
5-A.g.e., s.75.
6-Tecrid-i Sarih Tercemesi; C.12; s. 177 ve 357, Hadis No: 2019 ve 2162.
7-A’raf Sûresi; Âyet: 31.
8-Bkz. Buharî, C.6, s. 195; Müslim, C.2, s. 1567; Ebû Davud, C.3, s.340.
9-Neylül-Evtar, 6/104.
10-Ebû Davud; Cihad-61.
11-Neylül-Evtar, 8/89.
12-Ebû Davud, Riyazus-Salihin, 2/ 564.
13-Prof.Dr. Süleyman ULUDAĞ, İslâm’da Emir ve Yasakların Hikmeti, T.D.V. Yayınlan, Ankara 1989, s. 122.
14-Bkz. Nisa Sûresi; Âyet: 102.
15-A.g.e., s.123-124.