Makale

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞININ 70. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ ANKARA KOCATEPE CAMİİ KONFERANS SALONUNDA DÜZENLENEN BİR TÖRENLE KUTLANDI.

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞININ 70. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ ANKARA KOCATEPE CAMİİ KONFERANS SALONUNDA DÜZENLENEN BİR TÖRENLE KUTLANDI.
TÖRENDE BAŞBAKAN TANSU ÇİLLER, DEVLET BAKANI NECMETTİN CEVHERİ VE DİYANET İŞLERİ BAŞKANI MEHMET NURİ YILMAZ BİRER KONUŞMA YAPTILAR.

Başbakan Tansu ÇİLLER: "70. Kuruluş Yıldönümünde gelişen Türkiye ile birlikte, hızla gelişen ve büyüyen bir Diyanet İşleri Başkanlığı görmekteyiz."
Başbakan Tansu ÇİLLER yaptığı konuşmada şöyle dedi: "Bugün burada, devletimizin ayrılmaz bir parçası olan en güzide müesseselerimizden Diyanet işleri Başkanlığının kumlusunun 70. yılı kutlamaları münasebetiyle bir araya gelmiş bulunuyoruz. Sözlerime başlarken hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Biz, ulu bir çınar misali, kökleri tarihin derinliklerine uzanan ve tarihin sayfalarını şerefle, kahramanlıklarla ve üstün medeniyet örnekleriyle dolduran bir milletin evlatlarıyız.
Ecdadımızla, kurmuş oldukları devletler, bu devletlerin bünyesinde oluşturduktan müesseseler ve bu müesseseler ile insanlığa vermiş bulundukları hizmetler sebebiyle ne kadar övünsek ve onların torunları olmakla ne kadar gurur duysak azdır.
Tarih incelendiği zaman lslâmla müşerref olmalarından itibaren Türklerin, din hizmetine ne derece büyük önem verdikleri görülecektir. Verilen önemin bir neticesi olarak din hizmeti her dönemde kurumsallaştırılmış ve devlet örgütünün bir parçası kılınmıştır.
Bu, Osmanlılarda böyle olduğu gibi, Türkiye Cumhuriyetinde de böyle olmuştur.
Osmanlının son döneminde, Türkiye Cumhuriyetinin teşekkül safhasında, yurdumuz işgal altında iken bile bu hizmet asla ihmal olunmamıştır. Olunması da mümkün değildir. Çünkü bu millet 1000 sene İslâm’ın bayraktarlığını yapmış, ilay-ı kelimetullah yolunda kıtalar fethetmiştir. Yine bu millet kurmuş olduğu devletlerin temelini Allah’ın adıyla atmış, binasını da imanıyla sağlamlaştırmıştır.
Kurulan yeni devlet, genç Cumhuriyet de aynı şuurla tesis olunmuştur. Millî mücadelenin o sıkıntı dolu yıllarında, din hizmeti 1920-1923 arası kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetlerinde yer alan bir bakan eliyle yürütülmüştür.
Ancak, din hizmetinin siyasî görüş ve düşüncelerin dışında tutulmasının zorunluluğu onun bir bakan marifetiyle değil de, yine devlet bünyesinde kalmak kaydıyla, siyaset üstü bir kuruluşça yürütülmesini gerekli kılıyordu. İşte bu düşüncelerle 3 Mart 1924 yılında Diyanet işleri Başkanlığı kurulmuştur.
Bugün Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 70. kuruluş yıldönümü. Bu 70 yıl içerisinde gelişen Türkiye ile birlikte, hızla gelişen ve büyüyen bir Diyanet İşleri Başkanlığı görmekteyiz. Diğer İslâm ülkelerindeki emsalleri ile mukayese edildiğinde bu büyüme ve gelişme iman sahibi insanların gözlerini yaşartmakta, bir gurur kaynağı ve iftihar vesilesi olmaktadır.
Başkanlığın gelmiş olduğu bu seviyede bir katkımız olmuşsa kendimizi bahtiyar hissederiz. Bunu yarın yüce Allah’ın huzurunda anılacak kutlu bir hizmet olarak telakki ederiz.
Dengelerin ve güç odaklarının hızla değiştiği bir dünyada, bölgesinde hızlı bir kalkınma hamlesi içerisine giren Türkiye, Avrupa ortalarından Asya’nın bitim noktasına kadar geniş bir coğrafyada pek çok ülke ve topluluğun temas noktası olma konumunu muhafaza etmektedir. Sahip olduğumuz bu konum sadece ülkemiz sınırları içerisinde yaşayan 60 milyon insanın değil, bütün bu coğrafyada bulunan kitlelerin de istikbale ümitle bakmaları için bir sebep teşkil etmektedir.
Ancak, daha güçlü bir Türkiye için iki unsurun fevkalade önemli olduğu ortadadır. Bunlardan birincisi millî birlik ve beraberliğimizin devamlılığı, diğeri ise bu ülkenin ve bu ülkede yaşayan insanların İslami kimliğinin sadece muhafazası değil, aynı zamanda sağlamlaştırılmasıdır.
Bu iki konuda da Diyanet İşleri Başkanlığı’na büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir.
Başkanlığın, her türlü siyasî görüş ve düşünceden uzak kalarak "Allah’ın ipine topluca sarılın" ilahi emrinden hareketle, ülkemiz insanının birlik ve beraberliğini kuvvetlendirmek yolunda gösterdiği gayret her türlü takdirin üzerindedir.
Diğer yandan camilerde, Kuran kurslarında ve ihtiyaç duyulan her mekanda halkımızı yüce dinimizin esasları ile ilgili konularda aydınlatma yönündeki faaliyeti de inkar edilemez boyuttadır.
Ancak, şunu da belirtmek gerekir ki, her yönüyle sürekli olarak ve süratle değişen bir dünyada insanlığın karşılaştığı ve zaman zaman da içine düştüğü manevî buhranlar ve hastalıklara karşı, Diyanet İşleri Başkanlığının yeni metod ve tekniklerini ve yetişmiş insan unsurunu da devreye sokarak, hizmetini daha etkin ve verimli kılma mecburiyeti sözkonusu-dur. Bu yönde üzerimize düşecek vazifeyi yerine getirmeye her zaman hazır olduğumuzu ifade etmek istiyorum.
Müslüman Türkiye’nin 21. yüzyılda elde edeceği büyük başarılarda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın büyük payı olacağı yönündeki inancımı vurgulayarak sözlerime son vermek istiyorum.
Daha nice 70 yıllara diyor, hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum."
***
Devlet Bakanı Necmettin CEVHERİ ise törende yaptığı konuşmada: "Bizleri böylesine önemli bir vesileyle biraraya getiren Allah’a hamdederek sözlerime başlamak istiyorum.
Burada bir insanın ömrü kadarlık bir maziye sahip gözde kuruluşumuz Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 70. kuruluş yıldönümü münasebetiyle biraraya gelmiş bulunuyoruz. 70. yıl insanlar için uzun bir süredir. Ancak bir devlet ve o devletin bir organının ömrü sözkonusu olduğu zaman çok da uzun bir zaman dilimi olmadığı malumdur.
Hele bizim gibi binlerce yıllık maziye sahip milletler için bu süre bir lahza mesabesindedir. Ancak, tetkik edildiği zaman Başkanlık, Milletten aldığı güç ve devletin verdiği destek ile 70 yıla pek çok başarılı hizmetleri sığdırmıştır.
Bugünün Diyanet İşleri Başkanlığı, Amerika’dan Japonya’ya kadar uçsuz bucaksız bir coğrafyada tslamî hizmet veren büyük bir kuruluş haline gelmiştir. Bu büyümeyi hiç bir surette yadırgamamak gerekir. ,Zira dünya üzerinde meydana gelen siyasî, ekonomik ve sosyal değişmeler sözkonu-su büyümeyi gerekli kılmıştır.
1970’li yıllara kadar başkanlık, sadece bu vatan toprakları üzerinde yaşayan insanlara hizmet verirken; 70 sonrası başta Almanya olmak üzere Avrupa’nın diğer ülkelerinde, Avustralya, Amerika ve Kanada’da çalışan ve bir müddet sonra buralarda yerleşen Türk vatandaşları ile 1980’li yılların sonunda doğu bloku ülkelerinde meydana gelen siyasî ve sosyal gelişmeler neticesinde dinî hürriyetlerini elde eden soydaş cumhuriyet ve toplulukların da dinî ihtiyacının karşılanması sorumluluğunu üzerine almıştır.
İşte hizmet yelpazesinde meydana gelen bu süratli gelişme, bir taraftan Başkanlığın sunmuş olduğu hizmetin niceliğini artırırken, diğer yandan da bu hizmetin daha nitelikli hale getirilmesi için bir takım önlemlerin alınmasını zorunlu kılmıştır. Bugün Diyanet İşleri Başkanlığı gerek personel yapısı, gerekse bütçesi itibariyle bazı bakanlıkların fevkindedir. Ancak, sunulan hizmetin hassasiyeti, milletimiz için önemi ve 21. yüzyıl Türkiye’sinin kültür hedeflerine ulaşmasındaki yeri gözönünde bulundurulduğu zaman, Başkanlığın gerek teşkilat yapısı ve personel sayısı, gerekse bütçe imkanları açısından daha da geliştirilmesi gerekmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti laik bir ülkedir. Ama dinî hizmet veren bu müessesemizin devlet yapısı içerisinde yer almasını laikliğimize aykırı görmemek gerekir. Mirasını devraldığımız Osmanlıdan daha laik bir devleti ne tarihte ne de bugün göstermek mümkün müdür? Kıtalara hükmederken, hiçbir zaman emperyalist heveslerin peşinde koşmayan, çok değişik dinlerden, kültür ve kavimlerden oluşan tebasına eşit muameleyi, onların din ve vicdan hürriyetini güvence altına almayı Cenab-ı Hakka kulluğun bir gereği sayan, fakat aynı zamanda Şeyhu’l-islamlık (meşihat) müessesesini de devletin ayrılmaz bir organı kabul eden ecdadımız, Osmanlı değil miydi?
Bugün de ülkemizde demokratik bir ortamda vatandaşların din ve vicdan hürriyetleri anayasal koruma altına alınmıştır. Bunun yanında aynı anayasa, bir devlet organı olarak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın varlığını da tescil etmiştir.
Hükümet olarak bir yandan memleketimizin maddî kalkınması yönünde bütün imkanlarımızı seferber ederken, öte yandan da manevî ve ahlakî gelişmenin sağlanması için de gerekli olan her şeyin yapılmasına çalışılmaktadır. Bu mey anda, ahlaki ve manevî kalkınmamızın yönlendiricisi ve yöneticisi olan Diyanet İşleri Başkanlığına gereken her türlü destek sağlanacak, ihtiyaçlarının asgariye indirilmesine gayret edilecektir. Bu büyük teşkilatın, milletimizin gönlündeki değeriyle ve yeriyle mütenasip olarak, devlet kademelerinde de gerekli itibar ve mevkiye ulaştırılması için resmî ve hukukî düzenlemelerin yapılması, amaç ve hedefimizdir. Diyanet işleri Başkanlığı’nın makam arabasına kırmızı plaka vermemiz bu yöndeki gayret ve arzumuz için bir örnek teşkil etmektedir.
Bu duygu ve düşüncelerimle hepinize selam ve saygılarımı sunuyor, 70 yıl yürüttüğü başarılı hizmetlerle milletimizin teveccüh ve takdirini kazanan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu başarılarının artarak devam etmesini Cenab-ı Hakk’tan niyaz ediyorum."
***

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri YILMAZ da, yaptığı açış konuşmasında özetle şöyle dedi:
"Halkımızın yakın alâka ve desteğini alarak kurulduğundan bu yana milletimiz ve dinimiz için pek çok hayırlı hizmetler yürütmüş olan Diyanet İşleri Başkanlığının kuruluşunun 70. yılını idrak ettiğimiz bu gün, bu büyük kuruluşun 15. Başkanı olarak sizlere hitap edebilmenin mutluluğunu yaşıyor, bu günleri bize nasip eden Yüce Allah’a hamdediyor ve bu vesileyle hepinizi en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
İnsanlık tarihi incelendiği zaman; din fikrinin insanla beraber doğduğu, tarihin her çağında dinsiz bir cemiyetin ve dini yok sayan hiç bir devletin yaşayamadığı görülür. Onu yok sayanların başarıya ulaşması ve varlığını idame ettirmesi mümkün değildir.
Tarih boyunca milletimiz için güç kaynağı olan yüce İslâm Dini tarihimizde ve kültürümüzde silinmez izler bırakmış, kalkınma hamleleri, huzur, saadet, birlik, beraberlik, düzen ve intizamın ana kaynağı olmuştur. Bundan dolayı da din hizmetlerini organize eden kurumlar, bütün müslüman devlet mekanizmalarında en önemli konumda bulundurulmuştur.
Osmanlı idaresinin en önemli müesseselerinden biri olan meşihat makamının başına getirilen Şeyhülislâmlar; protokolde padişah nezdin-de bazen birinci, çoğu zaman da sadrazamdan sonra ilk sırada itibarlı kişi sıfatıyla vazife görmüşler ve Osmanlı cihan devletinin değişik ırk ve kültürden insanlar tarafından kabul görmesinde devletin güçlü ve uzun ömürlü olmasında son derece müsbet fonksiyonlar icra etmişlerdir.
Önceleri geniş yetki ve fonksiyonlarla donatılan meşihat müessesesinin, Osmanlı idaresinin son yıllarında yetkileri daraltılmıştır. 1839’da "Şuray-ı Devlet" kurularak idarî yargı yetkileri elinden alınmış, 1879’da da adliye nezareti kurularak adlî işlerin büyük bir kısmı bu Bakanlığa devredilmiştir. 1916 yılında ise medrese ve tedris işleri maarif nezaretine bağlanarak meşihatin yetkileri, İslâmiyetin itikad, ibadet ve ahlâk ile ilgili işlerine çekilmiş ve Şeyhu’l-İslâm da bakanlar kurulundan çıkarılmıştır.
İttihat ve Terakki Hükümetinin, Birinci Dünya Savaşını müteakiben yıkılmasından sonra 1920’de kurulan Millî Hükümet, Şeyhu’l-İslâmlığın yetki ve sorumluluklarına yakın bir statü ile "Şer’iyye ve Evkaf Vekaleti"ni kurmuştur. 30.10.1923’te kurulan ilk Cumhuriyet Hükümetinde de yerini koruyan bu vekalet, 3 Mart 1924 tarihinde 429 sayılı Kanunla ilga edilerek yerine Diyanet İşleri Reisliği kurulmuş ve bugünkü mevcut yetkilerle yetkilendirilmiştir.
429 sayılı Kanunun Başkanlığımızla ilgili hükümleri, 1965 yılına kadar yürürlükte kalmış ve 22.6.1965 tarihinde çıkarılan 633 sayılı "Diyanet işleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun" ile başkanlığımız yeni bir düzenlemeye kavuşturulmuştur.
1979 yılında yürürlüğe giren 1982 saydı Kanunla 633 sayılı Kanunda geniş çapta değişiklik yapılmış ve Diyanet İşleri Başkanlığının yurtdışında da teşkilatlanmasına imkan sağlanmıştır. Ancak bu kanun, devrin Cumhurbaşkanının başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesince 18.2.1979 gün ve 46 sayılı Karar ile iptal edilmiştir. Ayrıca 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile çeşitli kanun ve kanun hükmünde kararnameler de, 633 sayılı Kanunun bazı maddelerini hükümsüz kılmıştır. Söz-konusu kanunun yürürlükte kalan maddeleri ise, ne Başkanlığın bugünkü teşkilat yapısına, ne de yürüttüğü hizmetlere cevap verecek durumdadır. Başkanlığımız bugün, müteferrik kanun ve yönetmeliklerle idare edilmeye çalışılmaktadır.
Günümüzde dünyada ve memleketimizde çok hızlı değişme ve gelişmeler yaşanmaktadır. Bu gelişmeler karşısında, cami ile sınırlı klasik hizmet anlayışı ve mevcut mevzuatla ne çağa ayak uydurmak ve ne de insanlarımızın ileriye yönelik beklentilerine cevap vermek mümkündür. Teşkilat olarak bu gelişme ve değişmeye ayak uydurabilmek için Başkanlığımızın teşkilat statüsünde köklü değişikliklerin yapılması gerekir.
Bugün Başkanlığımız bir yandan yurtiçinde mezra ve köylere kadar ülkemizin bütün yerleşim merkezlerine dağılmış olan 68.000 cami ve 5600 civarındaki Kur’an kursunda halkımıza hizmet sunmaya çalışırken, bir yandan da yurtdışında ABD’den Japonya’ya kadar 18 ülkede ve Yerkürenin büyük bir kesiminde yürüttüğü faaliyetlerle çok büyük bir dinî kuruluş haline gelmiştir.
870’i yurtdışında olmak üzere toplam 88.472 adet kadrosu ile Diyanet İşleri Başkanlığı, Millî Eğitim ve Sağlık Bakanlıkları ile Emniyet Genel Müdürlüğünden sonra devlet kuruluştan arasında bugün dördüncü sırada yer almaktadır.
Bu derece büyük ve hizmet alanı geniş bir teşkilatın, statüsü üzerinde gerekli değişiklik yapılarak protokoldeki yeri, yürüttüğü hizmetlerle mütenasip bir noktaya getirilmeli, maddî ve manevî yönden devletçe desteklenmeli ve mevzuat yönünden eksiklikleri süratle giderilmelidir.
Teşkilatımızın bugünkü seviyeye gelmesinde maddî ve manevî emeği geçenlerden Cenab-ı Hakkın razı olmasını niyaz ediyor, ahirete intikal etmiş olanları rahmetle, hayatta kalanları da şükran ve minnetle anıyor, hepinize selam ve saygılar sunuyorum.