Makale

Peygamberimiz (s.A.s.)'in “EMİN” lik Sıfatı ve Almamız Gereken Dersler

Peygamberimiz (s.A.s.)’in “EMİN” lik Sıfatı ve
Almamız Gereken Dersler

Doç. Dr. İBRAHİM SARIÇAM
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

Emîn" kelimesi sözlükte kendisine güvenilen insan, nezaret eden, hâin olmayan, kendisine teslim edilen şeyi koruyan kimse mânâlarına gelir.(1) Emniyet, emânet, îman ve mü’min kelimeleri de aynı kökten türemişlerdir.
Peygamberlerin sıfatlarından birisi de "emânet’tir. Nitekim Kur’an-ı Kerîm’de pek çok yerde "Emîn" kelimesi peygamberlerin sıfatı olarak geçmektedir. Şuarâ Sûresi’nde Nûh, Hûd, Salih, Lût ve Şuayb Peygamberlerin kavimlerine "Ben size gönderilmiş emîn (güvenilir) bir elçiyim" dedikleri zikredilmektedir.(2)
Peygamberlerin sıfatlarından birisi de "emânet"tir. Nitekim Kur’an-ı Kerîm’de pek çok yerde "Emîn" kelimesi peygamberlerin sıfatı olarak geçmektedir. Şuarâ Sûresi’nde Nûh, Hûd, Sâlih, Lût ve Şuayb Peygamberlerin ka- vimlerine "Ben size gönderilmiş emîn (güvenilir) bir elçiyim" dedikleri zikredilmektedir.(2)
Hz. Muhammed’in sıfatlarından birisi de "el-Emîn" idi. O’na "Muhammeduni’l-Emîn" denilirdi. O, her şeyden evvel kendisine indirilen ve bir emanet olan vahyi en güzel bir biçimde insanlara ulaştırmıştır. Bunun yanında Hz. Muhammed, insanlar arası ilişkilerde de güvenilir idi. Mekkeliler, henüz peygamber olarak gönderilmeden dahi onun güvenilir olduğunu kabul etmişler ve kendisini "el-Emîn" diye vasıflandırmalardı. Hatta 0-25 yaşlarında iken sadece "el- Emîn" diye anılıyordu. Nitekim Hz. Hatice O’nun güvenilir olduğunu öğrenince ticaret için malını teslim etmiştir.
Aynı zamanda Mekkeliler kıymetli eşyalarını Ona teslim ederlerdi. Hz. Muhammed bu emanetlere asla ihanet etmez, onlardan istifade etmez ve sağlam bir şekilde sahiplerine iade ederdi. En zor anlarında bile bu emanetlere ihanet etmemiştir. Bilindiği üzere Mekke’den Medine’ye hicret edeceği gece müşrikler O’nun evini kuşatmışlar ve kendisini öldürmeye karar vermişlerdi. O, evini terketmeden önce, yanında bulunan emanetleri Hz. Ali’ye teslim etmiş, ertesi gün bu emanetlerin sahiplerine verilmesini söylemiştir. Hz. Ali de kendisine verilen bu görevi yerine getirerek emanetleri sahiplerine iade etmiş ve Medine’ye hareket etmiştir.(3)
Hz. Muhammed’in Hz. Ali’ye teslim ettiği bu emanetlerin Mekkeli müşriklere ait olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü o sırada Müslümanlar Medine’ye hicret etmişlerdi ve Mekke’de kalanlarda birkaç kişiden ibaretti. Buradan şu ortaya çıkıyor ki; Hz. Peygamber, kendisine emanet edilen şey müşrik malı, düşman malı dahi olsa ihanet etmemiştir. Karşısındaki düşman dahi olsa, kendisine duyulan güveni sarsma cihetine asla gitmemiştir ve kendisine duyulan güveni kesinlikle kötüye kullanmamıştır.
Kendisine emanet edilen şey hususunda güvenilir olduğu gibi, Hz. Peygamber, sözünde ve işinde de güvenilir idi. Asla vefasızlık yapmazdı. O’nun başarısında güvenilir oluşunun payı büyüktür. Şayet O, sözüne güvenilmeyen, insanlara davranışlarıyla güven vermeyen birisi olsaydı başarıya ulaşması elbette mümkün olamazdı.
Hz. Peygamber, ashabına daima güvenilir olmayı telkin eder, emanetin zıddı olan hiyanetin çirkin bir davranış olduğunu söylerdi. Hatta hainliği münafıklık alametlerinden biri olarak kabul etmiştir.
Hz. Peygamber, şahısların mallarına ve şahıslara ihanet etmediği gibi, ganimet malına da ihanet etmemiştir. O, amme malını koruma hususunda da güvenilirliğini daima muhafaza etmiştir. Nitekim Huneyn Gazve- si’nden sonra ganimetlerin toplandığı yerde durmuş ve devesinin hörgücünden bir tüyü eline alarak şunları söylemiştir:
"Ey insanlar! Benim sizin ganimetinizde gözüm yoktur. Hatta şu tüyde bile. İğneden ipliğe kadar her şeyi hak sahiplerine veriniz. Milletin malına ihanet, bu hareketi yapanın kıyamet gününde ateşe atılmasına ve rezil olmasına sebep olacaktır."(4)
Hz. Peygamber, bizim için güzel bir örnek olduğuna göre O’nun her vasfını örnek aldığımız ve almamız gerektiği gibi, emînliğini de kendimize rehber edinmemiz gerekmektedir. Dolayısıyla müslüman kendisine, güvenilen kişidir ve öyle olması gerekir. Müslüman, güven sarsıcı davranışlardan daima uzak kalmalıdır. Bu vasfı özünde benimsemelidir. Toplum için emînlik sıfatını bir çadırın direğine benzetmek mümkündür. Gerçekten, bir çadır için direk ne derece önemli ise, bir milletin fertlerinin güvenilir olması da o derece önemlidir. Direk kırılınca çadırın çöktüğü gibi, bir toplumda güven duygusu hakim olmazsa o toplum hem madden ve hem de manen çöküntüye maruz kalır. Güvensizliğin yaygın hale geldiği bir toplumun ilerlemesi ve medenî bir toplum olması mümkün değildir.
Şu halde güvenilir olmak mü’minin en başta gelen vasfıdır. Hz. Peygamber şöyle buyurur: "Kişinin kalbinde iman ve küfür birarada bulunmaz. Güvenilirlik ve hainlik de birarada toplanmaz."(5)
Hz. Peygamber yine şöyle buyurur: "Mü’min, insanların kendisine güvendiği kimsedir. Müslüman, dilinden ve elinden müslümanların sâlim olduğu kişidir. Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, şerlerinden komşusunun emîn olmadığı kimse cennete giremez."(6)
Görüldüğü üzere Hz. Peygamber, iman ile emînlik arasında sıkı bir bağ bulunduğunu belirtmektedir. Bu hususla alakalı olarak bir hadisinde şöyle buyurur: "Emanet (e riayet)i olmayanın imanı yoktur".(7)
Hz. Peygamberin emînlik sıfatını ortaya koyduktan ve müslümanlar için bu sıfatın önemini belirttikten sonra, insanlar arasında da hiç vazgeçilemeyecek ilişkilerden birisi olan alışverişlerdeki güvenden bahsetmek istiyoruz.
Öncelikle belirtmemiz gerekir ki, alış-verişin özü, karşılıklı güvendir. Alış-verişte güven ortadan kalktığı ve güvensizlik yaygınlaştığı zaman her şeyi şüphe ve ihtiyatla karşılama durumu hasıl olur, insanlar arasındaki manevî bağlar kopar, çekingenlik, bezginlik ve sevgisizlik hakim olur. Alışverişte güven, bolluğa, berekete vesile olur. Nitekim Hz. Peygamber "Emanete riayet, rızık getirir, hainlik ise fakirliği celbeder" buyurur. Buradaki emanet, sözde ve işte güven ve doğruluk demektir. Sözüne ve işine güvenilmeyen kimselerden insanların nefret ettiği bir gerçektir. İnsanlar bu tür kimselerle irtibat kurmaktan çekinirler. Şayet bu kimse ticaret erbabı ise onunla alış-veriş yapmaktan, müşteri ise ona mal vermekten ve sanatkar ise ona iş sipariş etmekten kaçınırlar. Dolayısıyla böyle kimselerin mallarına ve çalışmalarına rağbet azalır, kazançları artmaz.
Ticaret erbabının fert ve cemiyete yaptığı hizmetler inkâr edilemez. Çünkü herkes malın üretildiği yere kadar gidip ihtiyacını karşılayamaz. Hz. Peygamber, ticaret erbabının fert ve cemiyete yaptıkları hizmetler sebebiyle büyük manevî mükâfata nail olacaklarını müjdelemektedir. Ancak bu müjdeye nail olabilmek için, Hz. Peygamber’in emînlik sıfatına hâiz olmak şarttır. Bu da sadece belli bir kesim için değil, toplumun her kesimi için şarttır. Çünkü bir toplumda her meslek erbabı birbirine muhtaçtır. Bu bakımdan her branşın kendine göre sorumluluğu vardır.
İslâm Dini doğruluğu, başkasının hak ve hürriyetlerine riayeti, canına ve ırzına saygıyı emretmektedir. Hz. Peygamber, her türlü aldatmayı, hileyi ve zarar vermeyi yasaklamıştır. 0, bir gün yiyecek maddesi satan birinin yanına uğrar. Elini mahsülün içine daldırır. Parmaklarına ıslaklık isabet eder. Neticede mahsülün üstü, müşterinin göreceği kısmın kuru, alt kısmın ise yaş olduğu anlaşılır. Hz. Peygamber tahılın sahibine "Bu ne?" diye sorar. Sahibi, yağmurun isabet ettiğini söyler. Bunun üzerine Hz. Peygamber şunları söyler: "Islak kısmı, insanların görebilmesi için yiyeceğin üzerine neden koymadın? Bizi aldatan bizden değildir."(8)
Hz. Peygamber mü’mini tarif ederken şöyle buyurur: "Mü’min, insanların itimad ettiği, güvendiği kimsedir."(9)
Bir milletin kendi üyeleri arasındaki ilişkilerde güven duygusu önemli olduğu gibi, milletlerarası ilişkilerin son derece sıklaştığı günümüzde, milletlerarası ilişkilerde de güvenin son derece önemi vardır. Kendisine güvenilmeyen bir milletin çeşitli sahalarda başarılı olması ve ekonomik alanda rekabet edebilmesi mümkün değildir. Bunun için fertlerin hamuru doğruluk mayası ile yoğrulmalıdır. Şüphesiz bu da insanları eğitmekle mümkündür. Doğruluğun en önemli düstur haline geldiği bir toplum oluşturmak ve yeni yetişen nesle bu konuda örnek olmak, millet olarak en başta gelen görevimiz olmalıdır.
-----------------------
(1) İbrahim Mustafa ve arkadaşları, el-Mu’cemu’l-Vasit, Kahire 1980,1, 28.
(2) Şuarâ Sûresi 107, 125, 143, 162 ve 178. âyetler.
(3) et-Taberî, Târîhu’l Ümemve ve’l-Mülûk, tah. Muhammed Ebü’l-Fazl İbrahim, Beyrut trz, II, 382.
(4) Ibn Mâce, Sünen, II, 950-951; Ebû Dâvud, Sünen, III, 84.
(5) Ibn Hanbel, Müsned, II, 349.
(6) Ibn Hanbel, Müsned, III, 154.
(7) Ibn Hanbel, Müsned, III, 135, 154, 210, 251.
(8) Müslim, Sahih, I, 99.
(9) Ibn Hanbel, Müsned, III, 154.