Makale

NURLU DOĞUM

NURLU DOĞUM

ŞÜKRÜ ÖZBUĞDAY
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

Bilindiği gibi Cenab-ı Hak, insanlara akıl, zekâ, irâde gibi nimetler vermekle kalmamış, onlara bir takım seçkin kişiler aracılığı ile doğru yolu göstermiş, karanlık dünyalarını aydınlatmıştır. "Ben de sizin gibi bir insanım ancak bana vahyolunur..."(1) diyen bu büyük insanlar, mürşitler yol göstericiler bir yönüyle onlardan yani diğer insanlardan birisidir. İlâhi mesaj, insanlara insan aracılığı ile ulaşagelmiştir. İlk insan Hz. Âdem aynı zamanda ilk peygamberdir. Cenab-ı Hak insanı bir an bile kendi başına terketmemiş, görevlendirdiği peygamberler ile onun yolunu aydınlatmıştır.
Geçmiş zamanlarda insanların idaresi ve problemleriyle ilgilenen şüphesiz başka insanlar da vardır. Krallar, komutanlar, topluma yön verme iddiasıyla sistemler kuran filozoflar, fikir adamları, şairler ve daha niceleri gelip geçmişlerdir. Fakat bunların hiçbiri insanlara mutluluk getirme yönünden peygamberlerle mukayese edilemez. Şüphesiz bunlar arasında insanlara faydalı olanlar da çıkmıştır. Fakat peygamberlerin bıraktığı derin izi hiç biri bırakamamıştır. Çünkü onlar, topraklara sahip olma, ülkeleri fethetme, düşmanına galip gelme, insanlara hükmetmenin ötesinde insanın öz cevherini görememişler, âdeta onu hiç hesaba katmamışlardır. Bu sebeple denilebilir ki tarih boyunca dünyanın her yerinde görünen hayır, ahlâk, fazilet, vicdan, adâlet, merhamet, şefkat tezahürleri Allah’ın irşad ve hidayetine, Peygamberlerin İlâhi davetine dayanır. Çünkü dünya ne kadar geniş olursa olsun her tarafa o yüce insanların daveti ulaşmış, bütün milletler o ulvi, yol göstericilerin hayata mutluluk müjdesi veren seslerini duymuşlardır. Bu gerçek Kur’an-ı Kerim de şöyle ifade ediliyor: "...Hiç bir millet yoktur ki, içlerinden bir uyarıcı peygamber gelmiş olmasın", "Her ümmetin (Allah’ın emirlerine davet eden bir yol gösterici) peygamberi mevcuttur..."(2) Gerçekten peygamberler kalpleri islâha uğraşmışlar, kalplerden, hasedin, fesadın, şerrin kökünü kazıyıp atmak için çalışmışlardır. Gönülleri büyük ihtiraslardan, hudutsuz isteklerden temizleyip kurtarmak için yol göstermişlerdir. Onların bu asil gayreti olmasaydı şüphesiz yeryüzü bugünkünden çok daha karanlık, çok daha sıkıntılı; problemler bugünkünden çok daha büyük olurdu. Bu sebeple insanlık dün olduğu gibi bugün de o büyük yol göstericilere çok şey borçludur. İlk peygamber Hz. Adem ile son peygamber Hz. Mu- hammed arasında pek çok peygamberin gönderildiği rivayet edilir.(3) Kur’an-ı Ke- rim’de sadece bunlardan 25 tanesinin ismi geçer. Peygamberler zincirinin son halkası Hz. Muhammed (S.A.S.)dir. Bu sebepten ona "Hatem’ül- Enbiya" denmiştir. Ondan sonra peygamber gönderilmemiştir ve gönderilmeyecektir. (4)
20 Nisan 1995 Perşembe günü Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.S.)’in nurlu doğumunun 1424 seneyi devriyesidir. Yeryüzünde önemli gelişmelere sebep olan, insanların gönlüne ferahlık, düşüncelere berraklık kazandıran bu kutlu doğum, insanlık tarihinin en mühim hâdiselerinden biridir. Çünkü O’nun dünyaya geldiği devrede, dünyanın üstü- nü-kalın siyah bulutlar kaplamıştı. Dünyada insanın en muhtaç olduğu şey huzur ve sükun, asayiş ve emniyet kalkmış gibi idi. Dünyanın bir çok köşeleri kanlı boğuşmalara sahne oluyordu. Cihanın Islahı bir peygamberin zuhuruna muhtaçtı. Bütün ümitler, Yahudi ve Hristiyan dinlerinin müjdelediği (5) ahir zaman peygamberine müteveccihti. Bütün dünya zulmet içinde bu halaskarın zuhurunu dört gözle bekliyordu.
Merhum islam şairi Mehmet Akif “Bir Gece” şiiriyle bu muazzam ve mübarek hadiseyi şöyle tasvir eder. (6)

Ondört asır evvel, yine bir böyle geceydi,
Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!

Lâkin, o ne hüsrandı ki: hissetmedi gözler;
Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi!

Nerden görecekler? Göremezlerdi tabi:
Bir kerre, zuhur ettiği çöl en sapa yerdi;

Bir kerre de, mâmûre-i dünya, o zamanlar,
Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.

Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!

Fevzi bütün afakim sarmıştı zeminin,
Salgındı, bugün şark’ı yıkan, tefrika derdi.

Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz,
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!

Bir nefhada insanlığı kurtardı o masum,
Bir hamlede kayserleri, kisraları serdi!

Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, verildi;
Zulmün ki, zeval aklına gelmezdi, geberdi!

Âlemlere, rahmetti, evet şer-i mübini,
Şebâlini adi isteyenin yurduna gerdi.

Dünya neye sahipse, onun vergisidir hep;
Medyün ona cem’iyet i, medyûn ona ferdi.

Medyundur o Mâsuma bütün bir beşeriyyet...
Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.(7)


İşte böyle bir anda O, Kur’an’ın ifadesiyle âlemlere rahmet olarak gönderilmişti.(8) Bu bakımdan sevgili peygamberimizin doğumu mutlu bir hadisedir. Hz. Peygamberi ve onun güzel ahlakını daha iyi ve doğru tanımamızın dini hayatımızda müstesna bir yeri ve değeri vardır. Peygamberler silsilesinin insanlara benimsetmeye çalıştıkları “güzel huyları" kasdederek; "Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere (Peygamber olarak) gönderildim"(9) buyuran Sevgili Peygamberimizin, gerçekten "güzel ahlâk"la yoğrulmuş hayat tecrübesini tanımaya, ondan yararlanmaya, her zaman olduğu gibi bugün de çok muhtaç değil miyiz? Günümüz müslümanları, hatta Islâm ülkeleri arasındaki kargaşa ve kaos, buradan kaynaklanan nice insanların ızdırabı, Hz. Peygamberin güzel ahlâk ve hayat felsefesinden nasibini alamamış bazı insanların karar ve uygulamalarında aranmalıdır.
Sevgili Peygamberimizin hayatı, dînî ifadesiyle "sünnet" ve "hadis,,i Yüce Dinimizin Kur’an-ı Kerim’den sonra, ikinci derecede kaynağını oluşturması bakımından da fevkalade önemlidir. Esasen "Kur’an" ve "Sünnet", birbirini tamamlayan, içli-dışlı İslâmî unsurlardır. Allah’ın kelâmı olan Kur’an, vahiy yolu ile Hz. Peygamber’e indirilmiş. 0 Kur anı insanlara tebliğ etmiş, güzel ahlâkının ve uygulamalarının özünü Kur’an teşkil etmiştir. Sevgili Peygamberimizin hal, hareket davranış ve sözleri ise, Kur’an âyetlerinin en gerçekçi yorumu olmuştur.(10)
Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.S.)’i gelişen dünya şartlarına yön verecek, insanlık problemlerine çözüm getirecek Kur’an-ı Kerim zenginliği ile yeniden tanımalı ve tanıtmalıyız. Çünkü 0, yakından tanıdıkça daha çok heyecan verir, 0 okundukça insanların nazarında daha büyür. O’nun hayatı muhabbet, şefkat, fazilet, hulûs ve samimiyet dolu bir hayattır. O, beşeriyete Allah’ın en mükemmel dini olan islâmiyeti tebliğ etmiş; Allah, kullarına olan nimet ve ihsanını O nunla tamamlamıştır. O, insanları bir tek Allah’a iman etrafında toplanmaya davet etmiş; muhabbet ve şefkatle birbirine bağlı, fazilet sahibi bir ümmet, bir İslam camiası meydana getirmiştir. O’nun azameti; en güzel usûllerle doğru yollardan insanlığı iyiliğe davet etmesindedir.
Bu geniş kapsamlı tanıma ve tanıtma, anlaşmazlıklar, siyasî, felsefî ve ideolojik çalkantılar, ihtiraslar, savaş korkusu, maddî keşmekeşlik içinde çalkalanan ve bunalan insanlığa bir rahatlama ve huzur getirecektir. Beşeriyet aradığı emniyet ve huzuru, feyz ve fevzi O nda bulacaktır. Çünkü o beşerin son mürşidi ve halâskârıdır.(11)
1989 yılından beri, Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.S.)’in dünyaya gelişlerinin seneyi devriyesini "Kutlu Doğum Haftası" ismi altında bir hafta boyu ilmi toplantılarla kutlayan; hafta boyunca ülke çapında Hz. Peygamberi çeşitli yönleriyle tanıtacak ilmî toplantılar düzenleyen ve faaliyetlerde bulunan Türkiye Diyanet Vakffmn bu çok hayırlı hizmetini takdirle karşılıyor, yetkililerini tebrik ediyorum.
Sevgili Peygamberimizin nurlu doğumunun 1424. yıldönümünün, cennet vatanımızın huzur ve saadetine, necip milletimizin birlik ve beraberliğine, bütün insanlığın hidayetine ve Peygamber ahlâkına yönelinmesine vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum.

(1) Bkz. Kehf Sûresi; Âyet: 110
(2) Bkz. Fâtır Sûresi; Âyet: 24, Yûnus Sûresi; Âyet: 47
(3) Bkz. Abdul-kahir el-Bağdâdi, Usulud’din, 1st. 1928, S: 157
(4) Kutlu Doğum Haftası II, TDV Yayınları Ankara 1992, S. 9-10
(5) Bkz. Saff Sûresi; Âyet: 6
(6) A. Himmet BERKİ, Osman KESKİOĞLU; Hz. Muhammed ve Hayatı, D. İB. Yayınları Ankara 1972, S: 3-10
(7) M. Akif ERSOY, Safahat; İst. 1975 Sh. 499
(8) Bkz. Enbiyâ Sûresi; Âyet: 107
(9) İmam Malik, Mu vatta 2/904, Ahmed bin Hanbel, Müsned 2/381
(10) Kutlu Doğum II, S: 5-6
(11) A. H. BERKİ, 0. KESKİOĞLU; a.g.e. S:1