Makale

Yurt ve Millet sevgisinin sembolü İSTİKLÂL MARŞIMIZ

Yurt ve Millet sevgisinin sembolü
İSTİKLÂL MARŞIMIZ

Yrd. Doç. Dr. Osman Cilacı
Selçuk Üniv. İlahiyat Fakültesi

İstiklâl Marşı’mızın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce 12 Mart 1921’de resmen kabul edilişinin 73. yıldönümünü idrak etmiş bulunuyoruz. İstiklâl Marşı ile İstiklâl Savaşı’mız arasında büyük ve önemli bir ilgi vardır; çünkü İstiklâl Marşı yazıldığı sırada Kurtuluş Savaşı’mız henüz sonuçlanmış değildi.
Marş, kamu hayatının çeşitli törenlerinde çalınmak ve söylenmek üzere her milli toplumun benimsediği ve vatanseverlik duygularını dile getiren müzik parçasıdır. Marşlar daha çok askerî müzik içindir. 1826’dan sonra Türk Mûsikisi makamları ile de marşlar bestelenmiştir. Tesbit edebildiğimiz kadarıyla ilk Türk Marşını 1826’lı yıllarda bizzat II. Mahmut bestelemiştir. En eski Türk Marşları, Mecidiye, Cezayir, Cenk Havası, Asâkir-i Mansure-i Muhammediye, Annem Beni Yetiştirdi ve Sivastopol Marşlarıdır. Bu marşların büyük bir ekseriyeti askeri marşlardır. Günümüzde en çok bilinen marşlar, İstiklâl Marşı, Gençlik Marşı, Onuncu Yıl Marşı, İzmir Marşı (Eski Cezayir Marşı), Harbiye Marşı, Yedek Subay Marşı’dır. 1828-1923 arasında askerî marşlar dışında hiç bir marş bestelenmemiştir. Cumhuriyet’ten sonra daha çok okullar için gençlere hitabeden marşların bestelendiği görülmektedir.
Şu bir gerçektir ki, kadir bilen milletler kadir bilir insanlar yetiştirir. Bizim İstiklâl Marşı gibi âbide bir şiir yazan şairimizin kadrini bilmemiz, gelecek nesillerde de bu ruhun yaşamasını zinde tutacaktır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de bir kadirşinaslık eseri olarak 1986 yılını Mehmet Akif’in ölümünün 50. yılı münasebetiyle (1936-1986) O’nun hatırasına Anma Yılı olarak kutlamıştır.
İstiklâl Marşı’mızın en büyük değeri hiç şüphesiz tarihî oluşudur; çünkü İstiklâl Marşı büyük ve tarihi bir ânın eseridir. İstiklal Marşı Türkiye’de 1921 den beri hemen her gün söylenmektedir. Bu bakımdan O hür ve müstakil yaşayan Türkiye Cumhuriyeti’nde, yetişmiş ve yetişecek olan nesillerin birbirleriyle olan sosyal bağlarında en önemli bir âmildir. İstiklâl Marşı yazıldığı sıralarda İstiklâl Harbi henüz kazanılmış değildi. Millet büyük bir ümitsizlik ve endişe içindeydi. Yarınlar karanlıktı. İşte bu ortamda büyük şair:
Korkma sönmez bu şafaklarda
yüzen al sancak,
Sönmeden yurdumun üstünde
tüten en son ocak,
mısralarıyla başlayan ve:
Doğacaktır sana vadettiği
günler Hakk’ın,
Kim bilir belki yarın belki
yarından da yakın.
mısralarıyla biten zater müjdeleri veriyordu.
İstiklâl Marşı baştan sona kadar Allah’a iman duygusunu büyük bir ustalıkla işlemiştir. Dinine bağlı Türk milletinin dindar bir ferdi Akif gücünü işte bu imandan almıştır. İman insanın içinde, insanın derûnunda gizli bir kuvvet gibi duran "Manevi Güç" kaynağıdır.
İstiklâl Marşı Türk çocuklarının ninnisidir. Türk askerleri her akşam güneş ufukların arkasına çekilirken Akif’e sevgilerini yolluyor. İstiklâl Marşı yurt ve millet sevgisinin sembolüdür; onun için O’nu ruhumuzla, canımızla seviyoruz. Akif, Asım gibi temiz, faziletli, imanlı, vatanperver, özü sözü doğru, bâzusunun kalınlığı nisbetinde kalbi rakik, âlicenap bir Türk genci tipi ortaya koyduğu halde, milli şair ünvanının istismarına asla tenezzül etmemiştir.
İstiklâl Marşı hakkında Gazi Mustafa Kemal Paşa şöyle diyor: "Bu marş bizim inkılâbımızı anlatır. İstiklâl Marşı’nda davamızı anlatması bakımından büyük olan mısralar vardır. Benim en beğendiğim yeri burasıdır:
Hakkıdır hür yaşamış
bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır hakka tapan
milletimin istiklâl.
Ziya Gökalp, "Büyük mefkurelerin, cemiyetlerin buhranlı devirlerinde doğduğu ve onlara yol gösterdiğini söyler" İşte İstiklâl Marşı da böyle buhranlı dönemin bir meyvesidir. Kurtuluş Sava- şı’mızın iman kaynağı İstiklâl Marşı olmuştur. Vatan, hürriyet ve İstiklâl işte bu imanla kazanılmıştır. İstiklâl Marşı, istikbalde de bize eşsiz zaferler kazandıracak kuvvettedir.
Türkiye’de ilk defa Milli Marş yazılması teşebbüsü 1920’de Genelkurmay Başkanı İsmet İNÖNÜ tarafından yapılmıştır. O, Maarif Vekili Dr. Rıza NUR’u ziyaret ederek, "Milli heyecanı koruyacak, Milli azim ve imanı besleyecek, Fransızların Marşailles Marşına benzer bir marş yazılmasını Ordu adına" teklif etmiştir. Marşın yazılması için Maarif Vekaleti’nce yarışma açılmış, durum bir genelge ile okullara duyrulmuş, basın yoluyla da ’Türk Şairlerinin na- zar-ı dikkatine" sunulmuştur. Marş için yapılan ilânlarda 23 Aralık 1920’de edebi bir heyet tarafından gelen parçalar arasından seçme yapılacağı, marş olarak kabul edilen parçanın yazarına 500 lira mükâfat verileceği bildirilmiştir. Müsabakaya 724 şair katılmış, fakat şiirlerden hiç biri İstiklâl Mücadelesi’nin ruhunu ifade edebilecek, O’nun büyüklüğünü dile getirecek güçte Milli Marş olabilecek değerde bulunmamıştır. Daha önce şiirleri ile tanınan büyük İslam şairi Mehmet Akif’ten başka birisinin bu marşı yazamayacağı kanaati Efkâr-ı Umumiyede hakim vaziyetteydi. Mehmet Akif ise birinci gelen şaire 500 lira mükâfat verileceği için bu müsabakaya katılmaktan kaçınmıştı. Böyle bir marşın ancak Mehmet Akif Bey tarafından yazılabileceği ve para meselesinden dolayı yarışmaya katılmadığı da ağızdan -ağıza dolaşıyordu. İşi sürüncemede bırakmak istemeyen Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey, Akif’in en samimi dostu Balıkesir Mebusu Haşan Basri (Çantay) ile görüşerek Akif’in müsabakaya katılması yollarını aramıştır. Haşan Basri Bey’in bütün ricalarına:
- Ben ne müsabakaya girerim, ne de Câize (Mükâfat) alırım. Bırak yazsınlar, ben bu yaştan sonra yarışa mı çıkacağım, ayıp değil mi?
Haşan Basri Bey anlatıyor:
Meclis’te Akif’le yan yana oturuyoruz. Çantamdan bir kağıt parçası çıkardım. Ciddi ve düşünceli bir tavır ile sıranın üstüne kapandım, güya bir şey yazmaya hazırlanmıştım. Üstad ile konuşuyoruz:
- Niye düşünüyorsun Basri?
- Mâni olma, işim var!
- Peki, bir şey mi yazacaksın?
- Evet.
- Ben mâni olacaksam kalkayım.
- Hayır, hiç olmazsa ilhamından ruhuma bir şey sıçrar!
-Anlamadım.
- Şiir yazacağım da!
- Ne şiiri.
- Ne şiiri olacak İstiklâl şiiri! Artık onu yazmak bize düştü!
- Gelen şiirler ne olmuş?
- Beğenilmemiş.
- Kemal-i teessürle, yâ!
- Üstad, bu marşı biz yazacağız!
- Yazalım ama şeraiti berbad!
- Hayır, şerait filan yok, siz yazarsanız müsabaka şekli kalkacak.
- Olmaz, kaldırılamaz, ilân edildi.
- Canım Vekalet buna bir şekil bulacak, sizin marışınız yine resmen Mecliste kabul edilecek, güneş varken yıldızı kim arar?
Marif Vekili Hamdullah Suphi Bey Akif’in 500 lira ikramiye meselesinden dolayı müsabakaya katılmadığını öğrenince 5 Şubat 1921’de ona şu mektubu yazmıştır.
Pek aziz ve muhterem efendim,
İstiklâl Marşı için açılan müsabakaya iştirak buyurmamalarında- ki sebebin izalesi için pek çok tedbirler vardır. Zât-ı üstâdelerinin matlup şiiri vücuda getirmeleri son çare olarak kalmıştır. Asil endişenizin icabettiği ne varsa yaparız. Memleketi bu müessir telkin ve tehyic vasıtasından mahrum bırakmamanızı rica ve bu vesileyle en derin hürmet ve muhabbetlerimi arz ve tekrar eylerim efendim.
Haşan Basri Bey bu mektuptan hiç haberdar değilmiş gibi Akif’le tekrar konuşarak O’nu ikna etmiş ve yarışmaya katılmasını sağlamıştır. Mehmet Akif artık bu marşın kendisi tarafından yazılmasının bir zaruret halini aldığına kesinlikle kanaat getirince Ankara’da Taceddin Dergahı (Şimdi Hacettepe Üniversitesi Avlusunda)’na kapanarak 48 saat gibi kısa bir sürede marşı yazmıştır. Marş 7 Şubat 1921 tarihinde 725. parça olarak Maarif Vekaletine, imzasız teslim edilmiştir. 26 Şubat 1921 tarihinde de Maarif Vekaleti tarafından gönderilen İstiklâl Marşı teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce gündeme alınmış,
1 Mart 1921 tarihli ikinci toplantıda "Karesi Mebusu Haşan Basri Bey’in istiklâl Marşı’nın güftesinin Hamdullah Suphi Bey tarafından Meclis kürsüsünden okunmasına dair takriri" görüşmelerine geçilmiştir. 1 Mart 1337 (1921) günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki konuşmasında Reis Mustafa Kemal Paşa: "Ne vakit başladığı bilinmeyen zamanlardan beri şeref-i istiklâli ile yaşayan milletimiz en feci bir izmihlal ile nihayet buluyor gibi görünmüş iken... Ufuklarımızda inkişafa başlayan ışıkların bütün felaket görmüş olan bedbaht vatanımızda bir Sabah-ı hayr olmasına dua ediyorum." diyordu.
Türk halkının ve Mehmetçiğinin İstiklâl Savaşı’nda düşmana karşı koymasında din duygusunun ve vatan sevgisinin büyük rolü olmuştur. Türkler Anadolu’ya müslüman olarak gelmişler ve Anadolu’da binlerce mabed inşa etmişlerdir. Bin yıldan beri Türkiye’mizde ezan sesi susmamıştır.
Akif, Taceddin Dergahında bir yandan ülkemiz insanına moral verirken, bir yandan da Malta’ya, Süleyman Nazif’e ergeç tekrar hürriyete kavuşacağımızı haykırıyordu:
Saldırsa da kırk ehl-i
salib ordusu kol kol,
Dörtyüz bu kadar milyon esir
olmaz emin ol.
İslâmiyet Anadolu’yu Türkler için mukaddes bir ülke haline getirmiştir. Türkiye’mizin ebedi olarak yaşaması aynı mukaddes duyguların, mabed, ezan ve bayrağın ebediyen yaşamasına bağlıdır.
Akif’e göre bu vatan üzerinde mabed ve ezan devam ederse öldüğüne üzülmeyecek, bilakis mukaddes bir değeri yaşattığı için "Başı yükselerek arşa değecekti."
Mehmet Akif’in şair olarak başarı kazanmasında Türk halkı ile tam bir “İman Birliği” bulunmasının rolü büyüktür. İstiklâl Marşı’nda Akif’in sesi ile milletin sesi birleşmiştir. İstiklâl Marşı şekil olarak bir marşın gerektirdiği esaslara göre yazılmıştır. Muhteva bakımından O’nu söyleyen insanların duygularına uygundur. İstiklâl Marşı aruzu en sade, en ahenkli (Fâilatün Fâilatün Fâilatün Fâilün) vezniyle yazılmıştır. İstiklâl Marşı’nın arkasında Akif’in en az yirmi yıllık bir ustalık ve hayat tecrübesi vardır.
İstiklâl Marşı’nın yazılmasına takaddüm eden günlerde herkes kendi şahsına ait her şeyden feragat etmiş, yalnız memleketin kurtuluşunu düşünür hale gelmiştir. Topyekün millete hırslar, husumetler hep ayaklar altına alınmıştır, ortada yalnız kardeşlik ve samimiyet duyguları kalmıştır. Şu noktayı da özellikle belirtelim ki, başka milletlerde İstiklâl Marşı yazanlar fazla kültürlü insanlar değildirler. Bu şairler, içinde bulundukları o ânın heyecanını kuvvetle hissetmişlerdir. Bir çok üstünlükleri bulunan is- taklâl Marşı’nın belirgin vasıflarından biri de yazanının kültürlü, samimi, dine bağlı bir kişi olmasıdır. Şunu da ilave etmek gerekir ki, İstiklâl Marşı’nı kabul eden Türkiye Büyük Millet Meclisi kültür ve heyecan bakımından aynı derecede yüksek seviyede idi.
İstiklâl Marşı’ndan önce Avrupa Devletleri ve Türkiye ile ilgili protokol zaruretleri ortaya çıktıkça Mecidiye ve Hamidiye gibi padişahlar adına bestelenmiş askeri marşlar çalınırdı.
Dokuz dörtlük, bir beşlik olmak üzere kırkbir mısradan meydana gelen İstiklâl Marşı, Bayrak, Hak, Hürriyet, İstiklâl, Vatan ve Kahramanlık gibi bir milleti yaşatan ebedi kıymetlere dayanmakla beraber, yazıldığı devirle de yakınen ilgilidir.
İstiklâl Marşı, Türkiye Büyük Millet Meclisi huzurunda ilk defa 1 Mart 1921’de Maarif Vekili Hamdullah Subhi Bey tarafından okunmuştur. Meclisin bütün üyelerini derinden coşturan Marş: "Bütün Meclisin ve Milletin takdirlerini kazanan, milletin ruhuna tercüman olan ve Meclisin kabulüyle resmi bir mahiyet kazanan İstiklâl Marşı’nın ayakta dinlenmek üzere Maarif Vekili tarafından bir defa daha Meclis Kürsüsünden okunması" teklif edilmiştir. Hamdullah Subhi Bey tarafından okunan Marş büyük bir coşkuyla dinlenmiş ve sık sık alkışlarla kesilmiştir. Marşın resmen kabul edilmesi 12 Mart 1921 tarihli toplantının öğleden sonraki oturumunda gerçekleşmiştir. Bizzat Akif’in de göz yaşlarıyla karşıladığı İstiklâl Marşı dört defa okunarak ayakta dinlenmiş ve kahraman ordumuza ithaf edilmiştir.
Mahir İz hocamdan dinlemiştim:
Bir yakın arkadaşının yazdığına göre İstiklâl Marşı’nın Mecliste göz yaşları ve büyük heyecanlarla kabul edildiği gün Mehmet Akif’in cebinde Zonguldak Mebusu Hayri Bey’den aldığı 2 (iki) lira vardı. Erzurum Mebusu Ziya Bey:
- Yahu sen bu parayı neden almadın? Sırtında palton yok, üstelik bana da 250 lira borcun var. Deyince Akif kaşlarını çatarak:
- Borç başka, bu iş başka demiştir.
Yine Mahir İz hocamın anlattığına göre Mehmet Akif 500 lira mükafatı:
- Ben müsabakaya girmedim. Bu para bana ait değildir diye reddetmiştir. Fakat Meclis muhasibinin:
- Ama efendim kanun metninde mükâfatın kazanana verileceği yazılıydı. Sizin marşınız kabul edilmiştir. Bu para Meclis kasasında duramaz. Bunun üzerine Akif mecburen 500 lirayı alarak Şarkışla Hastanesindeki yaralı gazilere hibe etmiştir.
Yine bu mükafatla üzerine bir palto almasını teklif eden arkadaşı Baytar Şefik le iki ay konuşmamıştır. Akif Ankara’da ceketle gezmiş, pek soğuk günlerde Baytar Şefik’in muşambasını ödünç almıştır.
Ölümünden evvel ziyaretine gelen birinin:
- Üstad, icabederse bir İstiklâl Marşı daha yazar mısınız? sorusuna yaşaran gözlerle:
- Allah bu milleti bir daha İstiklâl Marşı yazdıracak hale getirmesin, cevabını vermiştir. O, savaşın ilk günlerini hatırladıkça, İstiklâl Marşı, ah o günler ne samimi ne heyecanlı günlerdi. O şiir milletin o günkü heyecanının bir ifadesidir. Bin bir fâcia karşısında bunalan ruhların halas dakikalarını beklediği bir zamanda yazılan o marş, o günlerin kıymetli bir hatırasıdır. Akif bunları söylerken gözleri yaşarmıştır.
1982 Anayasası’nın 3. maddesi, ’Türkiye Devletinin Milli Marşı istiklâl Marşıdır." hükmüyle İstiklâl Marşı’mızı Anayasa teminatı altına almıştır. İstiklâl Marşı Milli Mücadelenin mutlaka zaferle neticeleneceğine inanmış olanların ruhlarına yeni manevi kuvvetler ve manevi müjdeler vermiştir. Büyük edebiyatçı merhum Mehmet KAPLAN:
" İstiklâl Marşı’nın ifade ettiği üstün değerleri -Allah saklasın- kaybedersek, şerefli bir millet ve insan olmaktan çıkar köle seviyesine ineriz. Bundan dolayı da kıymetlere sımsıkı sarılmamız ve Marşımızın ruhundaki ulvi duyguları nesiller boyu aşılamamız lazımdır." sözleriyle Marşın önemini vurgulamıştır.

----------------
KAYNAKLAR:
Eşref Edib, Mehmet Akif Hayatı ve Eserleri, İstanbul 1939.
Mithat Cemal KUNTA Y, Mehmet Akif, İstanbul 1939 Eşref Edib, İnkılâp Karşısında Akif-Fikret, İstanbul 1940 Mehmet Akif ERSOY, Safahat,
İstanbul 1950 Hilmi YÜCEBAŞ, Bütün Cepheleriyle Mehmet Akif, İstanbul 1958 Hasan Basri CANTAY, Akif name, İstanbul 1966 Mustafa BAYDAR, H. Subhi Tanrıöver ve Anıları, İstanbul 1968 Fevziye Abdullah TANSEL, Mehmet Akif, İstanbul 1973 Mahiriz, Yılların İzi, İstanbul 1975