Makale

Öğretmenlerimize… AYDINLIĞA UZANAN YOLDA GEÇİŞ ÜSTÜNLÜĞÜ ONLARIN

ABDULBAKİ İŞCAN

Öğretmenlerimize…
AYDINLIĞA UZANAN YOLDA GEÇİŞ ÜSTÜNLÜĞÜ ONLARIN

Yaratıldığı andan itibaren günümüze kadar insanoğlu gerek farkında olarak gerekse farkında olmayarak eğitmiş ve eğitilmiştir. İlk çağlarda eğitimin zamanımızdaki gibi planlı ve programlı bir şekilde yürütülmediği bilinen bir gerçektir. Ancak nüfusun çoğalması, sosyal talebin fazlalaşması, eğitimin öneminin iyice anlaşılması, ihtisaslaşmanın artması, öncelikle de baş döndürücü bir hızla devam eden ve hemen her konuda kendini gösteren yenilenmenin ve değişimin yaşanması eğitim faaliyetini, planlı, programlı ve teşkilatlı hale getirmede tabir yerinde ise bir oksijen, bir motor vazifesi görmüştür. Ve insanlar hayatlarını devam ettirebilmede-, canlı bir organizma olarak düşünebileceğimiz toplumlar da varlıklarını sağlam ve devamlı kılmada eğitimin tartışılmaz etkisinin ve gücünün farkına varmışlar, sürekli kendilerini yenileme ve geliştirme zorunda olduklarını anlamışlardır. Zamanımıza kadar devam eden bu durum içerisinde toplumlar birbirleri ile devamlı rekabet içersinde olmak mecburiyetinde kalmışlardır.
Bu rekabet gerek fertler arasında gerekse toplumlar arasında somut sayılabilecek örneklerle iyice belirgin hale gelmiştir. Okuma yazma öğrenen her çocuk ister istemez kendini bir maratonun içerisinde bulmuş-, toplumlar daha güçlü olabilmek için hemen her konuda birbirleri ile bir yarış haline girmişler, bu yarışta yer alabilmenin şartının, sosyal ve teknolojik alanda devamlı yenilik içerisinde olmak olduğunu anlamışlardır.
Sosyal ve teknolojik alanda gelişim sağlanabilmesinin ise iyi bir eğitim sistemi ve eğitilmiş insanlarla mümkün olabileceği açıktır. Başka bir ifadeyle toplumu sosyal bakımdan ayakta tutabilmek, belli kültüre sahip insanlarla, teknolojik bakımdan çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak da uzmanlaşmış teknik elemanlarla mümkün olabilmektedir. Çünkü çağımız bilgi çağıdır. Tarım toplumu, sanayi toplumu derken günümüzde dünya bilgi toplumuna dönüşmektedir. Bu dönüşümde her ülkenin gücünü, potansiyelini ölçmek için yeni kriterler geliştirilmektedir.
Artık her ülke eğitimdeki gücü ile değerlendiriliyor. Tarım toplumunda toprak mülkiyetinin, sanayi toplumunda sermaye birikiminin toplum- ların başarısı için en önemli faktörler olduğu bilinmektedir. Eşiğinde olduğumuz bilgi çağında ise toplumların başarısının, sahip oldukları insan gücünün kalitesine bağlı olacağı açıktır.
Bütün ülkeler için, bütün zamanlarda en önemli mesele hiç şüphesiz eğitim olmuştur. Yani hedef daima çağı yakalamak, onun önünde yürüyen insanlar yetiştirmek ve milletini millet yapan değerleri geleceğe taşımaktır.
Toplumların hayatında vazgeçilmez bir yere sahip olan eğitim faaliyetleri içerisinde özel bir öneme ve ilgiye sahip olan öğretmeni “Belli bir mesleki formasyona sahip, fertler ve toplumu belli gayeler doğrultusunda planlı, programlı, metodlu ve şuurlu bir şekilde yetiştirmeye ve yönlendirmeye çalışan bir meslek elemanı’’ olarak tanımlamak mümkündür.
M.E.B. Temel Kanunu’nun 43. maddesinde ise öğretmenlik “Devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleğidir. Öğretmenler bu görevlerini Türk Millî Eğitiminin amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak îfa etmekle yükümlüdürler.” şeklinde tanımlanmıştır.
Öğretmenliği yalnızca okullarda öğrencilere okuma-yazma ve belli bazı bilgiler öğretme görevini üstlenmiş bir meslek, öğretmeni de bu görevi ifa eden kişi olarak görmeniz yanlış olur. Aksine öğretmenlik, alabildiğine geniş hizmet sahası olan, belki de dünyada en büyük sorumluluklar yüklenmiş bulunan meslek olarak düşünülmelidir.
İyi bir öğretmen denince akıllarda canlanan model normal olarak kişiden kişiye değişiklik gösterir. Fakat genellikle daha faydalı, verimli eğitimci akla gelir. Bildiklerini öğrenciye çok iyi aktarabilen, öğrenciyi anlayan, onun ihtiyacına uygun eğitim ortamı hazırlayan, öğrencilerin birbirlerinden farklı olduklarını kabul edip, her öğrenci ile ayrı ayrı ilgilenebilen, öğrenciyi ve öğretmeyi sevebilen öğretmenler mesleğinde başarılı eğitimciler olarak değerlendirilir. Ayrıca eğitim niteliğinin yükselmesinden, insanların ve topumların gelişmesinde oldukça önemli bir görevi üstlenen öğretmenler, bilim ve teknolojide gelişmelere paralel olarak, toplum yapısındaki hızlı değişimi de göz önüne alarak devamlı surette kendilerini geliştirme ve yenileme mecburiyetindedirler.
Dünyada yaşanan hızlı gelişim dikkate alındığında normaldir ki eğitim talebi de artmış ve artmaya da devam etmektedir. Çünkü her geçen gün nüfusun daha büyük bir bölümü eğitim talep ederken, bir yandan da çağın gereklerine cevap verebilecek eğitim süreci uzamaktadır. Daha 15-20 yıl öncesine kadar kişilerin hayatını kazanabilmesi, bir meslek sahibi olabilmesi için 11-12 yıllık eğitim yeterli iken bugün 15-16 yıllık eğitim bile çoğu zaman yetersiz kalmaktadır.
Bununla beraber eğitimdeki talep artışının yanında eğitim alanının hızla çeşitlendiği de dikkat çekmektedir. Yeni beceri alanları da iyi eğitilmiş insan faktörünü ortaya çıkarmaktadır. Sesli, görüntülü, basılı yayınların eğitimde verimli bir şekilde kullanılması amacıyla yapılan incelemelerden, araştırmalardan büyük tecrübeler kazanıldığı ve başka türlü erişilemeyecek birçok eğitim hedefine bu araçların yardımıyla ulaşılabileceği anlaşılmıştır. Bilgisayarların gelişmeye başlamasıyla birlikte, bilgisayar teknolojisinden eğitim alanında yararlanmaya yönelik çabalar da hız kazanmıştır.
Beşikten mezara kadar muhtaç olduğumuz eğitimle ilgili bu ülkenin bir vatandaşı olarak diyebiliriz ki eğitim, Türkiye’nin milli meselesidir. Konuyla ilgili hemen herkes hemfikirdir ki eğitim hizmetlerinde aşmamız gereken önemli ve bir o kadar da özel problemler vardır. Eğitim alanında çağı yakalamanın, bilgi çağına ayak uydurmanın ve bir millet olarak huzur ve güven içerisinde yaşamanın garantisi bu problemlerin çözümünde yatmaktadır. Eğitim alanında var olan problemler ekonominin değişik sektörlerinden gönüllü kuruluşlara, aydınlardan uzmanlara, nihayet bütünüyle halka uzanan geniş bir yelpazeyle çözülebilir. Eğitim, sürmekte olan hayatın bizatihi kendisi olduğuna göre, problemlerin çözümünde herkese düşen bir sorumluluk ve görev vardır.
Türk eğitim sisteminde bugün problemler varsa bu problemler dünyada yaşananlardan bağımsız değildir, çağın icapları ne ise Türkiye bu icaplara uymalı, bilgi çağında, bilgi toplumuna uygun adımlar atmalıdır.
Türk milleti, kendi manevi ikliminden, öz kültüründen kopmadan, çağın bilim ve teknolojisini öğrenen ve öğreten, bir an önce ülkenin maddi manevi kalkınmasını yükseklere çıkarabilecek, inançlı, azimli, kararlı aydınlarını beklemektedir.
Aydınlığa uzanan yolda geçiş üstünlüğü onlarındır.



TÜRK EĞİTİMİNİN KISA TARİHÇESİ

Bütün eski toplumlarda olduğu gibi Türk toplumunda da ilk eğitim ailede başlar ve çocukların ilk eğiticileri anne ve babaları, sonra da bir ustalık çıraklık ilişkileri çerçevesinde ilgi duydukları alanların tecrübeli kişileridir.
Tarihi bilgilere göre Türkler ilk örgün eğitim faaliyetini müslüman olduktan sonra Karahanlılar döneminde gerçekleştirdiler. Bu dönemde eğitim kurumlan göz önünde bulundurularak medrese geleneği eğitim tarihine taşındı. Karahanlıları takiben kurulan Türk devletleri de medrese sistemini ufak tefek değişikliklerle devam ettirdiler. Bunun sonucu olarak da medreseler hem ortaöğretim hem de yükseköğretim kurumu olarak yüzyıllar boyunca eğitim ihtiyacına cevap verdi. Osmanlılarda ilk medrese Orhan bey tarafından 1330 yılında İznik’te kuruldu. Bursa fethedildikten sonra Osmanlı medreselerinin ilk örnekleri burada şekillendi. Fatih Sultan Mehmet Sahn-ı Seman adı verilen Fatih medreselerini inşa ettirdi. Kanuni Sultan Süleyman, Süleymaniye Camii ve medreselerini inşa ettirince Sahn-ı Seman yanında ikinci bir eğitim kurumu daha çıktı.
Hristiyan tebadan alınan devşirme çocukların eğitim gördükleri Enderun mektepleri de eğitim sisteminin önemli bir parçası durumunda idi. Bu okullar asırlarca devleti yönetecek kabiliyetli insanların yetişmesine oldukça geniş imkanlar sağladı.
Osmanlı devletinde halk eğitimi ise genel olarak cami ve tekkelerde sağlandı. Camiler ibadet yeri fonksiyonu dışında eğitim ve irşad hizmetinde de kullanılmış, tekke ve zaviyeler ise özellikle ruh eğitimi açısından önemli görevler ifa etmiş kurumlardı. Bu kurumlar ayrıca her türlü güzel sanat eğitiminin gerçekleştirildiği yerlerdi.
Osmanlı medreseleri kuruluşundan itibaren devletin yükselişine paralel olarak hızlı bir gelişme göstermiş, toplumun ulema sınıfını, din görevlilerini ve bürokratlarını yetiştirme görevini üstlenmiş, bu görevi başarılı bir biçimde yerine getirmişti. Zamanla değişen dünya şartlarına göre kendilerini yenileyemeyen medreseler devletin duraklamaya yüz tuttuğu 17. yüzyılın başından itibaren bozulmaya başlamış, toplumun ihtiyaçlarına cevap veremez bir noktaya gelmişlerdi. Eğitim hususunda yeni atılımların yapılmasının gerektiği ortaya çıkmıştı. 1773’lerden itibaren batılı tarzda askeri uzmanlık okulları, Tanzimattan itibaren ise yine aynı usule göre sivil öğretim model alınarak Rüşdiye, İdadi, Sultani gibi ortaöğretim kurumlan ve İbtidai gibi ilköğretim müesseseleri açılmış ve Darü’lfünün kurulmuştu. Maarif Nezaretine bağlı bu okulların yanında Meşihata, Şeriyye ve Evkaf Nezaretine bağlı eski usule göre eğitim yapan Sıbyan mektebleri ve medreseler de faaliyetlerini sürdürmüşlerdi.
Cumhuriyetin ilanından sonra klasik eğitim kurumla- rı olan sıbyan mektepleri, medreseler ve tekkeler kapatılıp, ülkedeki tüm bilim ve eğitim kurumlan Maarif Vekaletine bağlandı ( 3 Mart 1924). 1926 yılında ilkokullarla ilgili ilk düzenlemeye gidilerek toplu tedris ilkesine geçildi ve ilkokulların eğitimi parasız zorunlu ve 5 yıl olarak belirlendi. 1973 yılında ilkokul süresi 8 yıla çıkarıldı ve 1981 yılında deneme eğitimine başlandı.
Osmanlı devletinde bir türlü kendini derleyip toparlayamayan Darü’lfünun-i Osmani, 1924 yılında İstanbul Darülfünunun adını almış, kendinden beklenen sonuçları veremediği gerekçesiyle 1933 yılında lağvedilmişti. Yine aynı yılda İstanbul Üniversitesi kuruldu. 1961 anayasası ile özerk hale getirilen üniversiteler 1973 yılında yeniden düzenlenmiş, Anadoluya yayılma politikaları benimsenmişti. 6 Kasım 1981 yılında ise halen yürürlükte olan 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu çıkarıldı.

1- Türk Eğitim Sistemi Alternatif Perspektif, T.D.V. yayınları
2- Türk Vurdu, Nisan 1995, cilt 15, sayı, 92 Değişen toplumda öğretmen,
Doç. Dr. Ülker Akkutay