Makale

ŞER'Î SİCİLLER VE MEŞİHAT ARŞİVLERİ

ŞER’Î
SİCİLLER VE
MEŞİHAT
ARŞİVLERİ

Dr. İsmail KURT

1- ŞER’Î SİCİLLER ARŞİVÎ
Şer’î hükümlere yani dinî esaslara göre dâvâları gören mahkemelere Mahkeme-i Şer’iyye, Şer’iyye Mahkemeleri’nde alanın karaların yazıldığı defterlere Şer’iyye Sicilleri, bu sicillerin muhafaza edildiği mekâna da Şer’î Siciller Arşivi denir.
İstanbul Müftülüğü’nün cümle kapısının girişinde, sağda, müstakil, iki katlı bir bina hicrî 1310, milâdî 1892 yılında il. Abdulhamid’in emriyle yaptırıldıktan sonra, daha önce kadıların konaklarından veya çeşitli yerlerden buraya toplanmış ve bu siciller mahkeme sırasına göre muhafaza altına alınarak ŞerT Siciller Arşivi teşekkül ettirilmiştir. Bu arşivde, hicrî 888-1343, miladî 1483-1924 yıllan arasını ihtiva eden toplam 9.872 adet sicil bulunmaktadır. Bundan başka, çeşitli müze ve kütüphâ- nelerde bulunan şer’iyye sicilleri değişik miktarlarda olup bunların toplu katalogu Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı tarafından “Şer’iyye Sicilleri” adı ile 1988 yılında yayınlanmıştır. Türkiye genelindeki müze ve kütüphanelerde dağınık halde bulunan bu malzeme mikrofilmleri alındıktan sonra ait olduğu yerlere iade edilmek üzere Kültür Bakanlığı’nca Ankara Millî Kütüphâne’deki yazmalar bölümünde toplanmış ve İstanbul Müftülüğü bünyesindeki Şer’î Siciller Arşivi malzemeleri büyük bir yekûn teşkil etmesi, daha önceden mikrofilmlerin çekilmiş bulunması ve aidiyeti cihetiyle yerinde bırakılmıştır.
Bilindiği gibi kadı ve mevâlî (büyük kadı)ların bulundukları şehir ve kazalarda “Şer’iyye Mahkemeleri” vardı. İstanbul’da da İstanbul Kadılığı yanında ayrıca Adalar, Eyüp, Bakırköy, Beşiktaş, Beykoz, Kartal ve Üsküdar gibi kazalarda olduğu gibi, Mahmut Paşa, Davut Paşa, Galata, Kasımpaşa, Ahi Çelebi; Balat, Yeniköy. Hasköy ve Tophane gibi ihtiyaç duyulan semtlerde dâvâlara bakan İstanbul’da 27 Şer’î Mahkeme mevcuttu ve bu mahkemelerde kadı muavin olarak kethüda, yahut kadı vekili nâib, dâvâları tescil eden kâtip, muhzır denilen mübâşirler görev yapardı. Kadılar beratlarında yazılı, şer’i hukuki bütün muâmeâta ait vazifeleri görür, nikâh, izdivâc, miras taksimi, yetim ve mal-i gâibin muhafazası, ihtida işlemleri, sulh, men, rehin, darb (dövme), cerh (yaralama) mu’ameleleri, vasî ve vakıf mütevellilerin tayini ve azli, vasiyetlerin ve vakıfların nezâreti, vergilerin toplanması, cürüm ve cinayetler, esnaf teftişi, mukataa teftişi, fiyatların tespiti, zahire, amele tedariki, asker toplanması, askerî inzibat hâricindeki bütün adlî, idâri, beledi, hulâsa hukuki ve şer’i bütün davâlara bakardı.
Ancak, XIX. asırda Osmanlı Devlet yapısında köklü değişim yaşanmıştır. Bu değişimden Şer’î Mahkemeler de nasibini almış, Ticaret Mahkemeleri’nin kurulması ile kadıların esnaf üzerindeki teftiş haklan mahallî idarelere verilmiştir. Evkâf-ı Hümâyûn Nezareti’nin kurulması ile Vakıfların idaresi bu müessese tarafından yürütülmüş, Emvâl-i Eytam İdaresi’nin kurulması ile yetim mallarının yönetimi bu kuruma verilmiş, Zab- tiye Nezareti’nin kurulması ile asâyiş ve emniyet işleri ayrı elden idare edilmeye başlanmış, dinî mahiyet arzetmeyen dâvalara bakmak üzere Nizâmî Mahkemeler kurulmuş; şer’î mahkemelerin bu alandaki faaliyet ve salahiyetlerine son verilerek şer’î mahkemelerin faaliyet alanları daraltılmış, Cumhuriyetin kurulması ile bu mahkemeler tamamen kaldırılmıştır.
Şer’iyye Mahkemeleri’nce tutulan siciller arasında ma’ruzlar, ilâmlar, hüccetler, vakfiyeler ve bu vakfiyelerin tanzim ve tescili, tescil için memurlara izin verilmesi, vekil tayini, “idâri kayıtlarla ilgili memur ve müderris tayini, resmi binalann keşif ve tamiri, vakıfların murakabesi ve vakıf binalanmn kiraya verilmesi, vergi ve cizyelerin toplanması, esnaf teftişi, narh koyma, yiğit başı ve kethüda tayini. mukata’a teftişi gibi kayıtlar önemli yer işgal etmektedir. Ekseriya, (aynı zamanda bir noter gibi faaliyette bulunmuş olan) tarihi Kadı Mahkemeleri’nin karar ve zabıtlarını, hüccet, borç senedi veya mukavelelerle merkezden gönderilen emirlerin sûretlerini; örfî tekâlife ait vergi ve mükellefiyetlerin halka tevzi cetvellerini; narh fiyatlarına veya esnaf cemiyetleri ile ilgili beledî nizamlara ait kayıtları ihtivâ eden Kadı Sicilleri içinde dağınık bir halde bulunan bu vesikalar menkûl ve gayr-ı menkûl her türlü mallann teferruatlı bir envanteri hâlindedirler. (Ö. L. Barkan, Belgeler (Edirne Askerî Kassamı’na Ali Tereke Defterleri), Ank. 1966, c. 3, sy. 5, 6).
Umûmî tarih, hukuk tarihi, idari, İçtimaî, İktisadî tarih yanında kamu hukuku, şahıs hukuku, aile hukuku, miras hukuku, eşya, borçlar, ticaret hukuku, ceza hukuku, idare ve vergi hukuku, usul ve icra hukuku, azınlıkların hukuku ile ilgili birçok vesikayı da ihtiva ettiğinden hemen her kesimden araştırmacının bulabileceği bilgi ve belge Şer’iyye Sicilleri’ndeki kayıtlar arasında mevcuttur. Ancak bu bilgilere ulaşabilmek için Osmanlıca ve Arapça bilmek gereklidir.
Bu sicillerin içinde vakıf kayıtların ayrı bir önemi vardır. Zira vakıfların sosyal hayattaki yeri ve önemi kavrandıkça günümüzde bir çok yeni vakıflar kurulmaya devam edilmektedir. Dün olduğu gibi bugün de ihtiyaç duyulan her alanda vakıflar kurularak iktisadi ve içtimai hayatın gerektirdiği ihtiyaçların karşılanmasına çalışılmaktadır. Yeni kurulan bu vakıfların temelini geçmiş dönemlerde faaliyet gösteren vakıflar teşkil etmektedir. Bu bakımdan geçmiş asırlarda ecdadımızın ne gaye ile vakıflar kurduğu, vakfiyelerinde hangi şartlan öne sürdüğü nelerini ne maksatla vakfettiklerini bilmekte fayda vardır. Zira, yaralı kuşların tedavi edilmelerine, yoldaki tükürüklerin üzerine kireç tozu ve kömür külü dökülmesine varıncaya kadar en zarif düşüncelerle binlerce vakıf kurulmuştur. Bu yapılanlar, günümüz vakıflarına ışık tutacak yol gösterecek, dünle bugünün vakıf faaliyetlerinin bir mukayesesine imkân vermekte, geçmiş dönemde yapılan vakıfların bir envarterinin tespiti kültür hayatımız bakımından da büyük önem arzetmektedir.
Ülkemizde, 1924 yılına kadar kurulan, vakıflar, vilâyet ve kaza teşkilatında bulunan Şer’î Mahkeme’lerde, kadıların vakfiyeyi tescil ederek ‘‘Sicil”e kaydetmesi ile hükmî şahsiyetini kazandırıyordu. Geçmiş dönemde kurulan vakıfların büyük bir ekseriyeti İstanbul merkezindedir. Bu bakımdan İstanbul vakıflarının tespiti ayrı bir ehemmiyet arzet- mektedir.
İstanbul’un fethinden Cumhuriyet dönemine kadar İstanbul’daki 27 adet Şer’î Mahkeme, Fatih Sultan Mehmet döneminden, Şer’iyye ve Efkaf Vekâleti’nin lağvedilmesi ve dolayısıyla şer’i mahkemelerinin kapanmasına (1343 /1924) kadar faaliyet göstererek vakfiyelerin tescil muâmelelerini gerçekleştirmiştir. Vakfiyeler vakfı yapılacak kimseler tarafından hazırlandıktan sonra şâhitlerle birlikte tescil için mahkemeye getirilir, kadı huzurunda vakfiye metni incelenir, eksik yönleri varsa giderilir ve şer’î hükümlere uygunluğu sağlandıktan sonra kadı siciline kaydedilirdi. Kayda geçirilen vakfiye metninin bir nüshası ayrıca vakfı yapanların elinde bulunması için veriler; ihtilaf hâlinde sicile kayıtlı vakfiye,metni ile mukayese edilerek doğruluğu tevsik edilirdi. Vakfiyelerin Şer’iyye Mahkemeleri’nde tescilli münasebetiyle, muhafazaları da bu mahkeme sicilleri ile birlikte olmaktadır.
Muhtelif mekan ve şahıslardan Şer’î Siciller Arşivi’ne toplanan bu sicil kayıtlan arasında 9.748 adet vakfiye kaydı bulunmaktadır. Bu vakfiyeler, mahkeme adına göre,, sicil numarası, sayfa veya varak numaralan, vakfı yapan şahsın adı, vakfedilen malm para veya gayr-i menkul bakımından cinsi ve yeri, vakıf şartı yani vakfedilen menkul veya gayr-i menkûlün hangi gaye ve şart ile vakfedildiği, vakfiyenin hangi tarihte yapıldığını gösterir bir şekilde İstanbul Müftülüğü Şer’î Siciller Arşivi’nde kayıtlı vakfiyelerin listesi bilgisayar aracılığı ile çıkartılmıştır.
Bu listelerden faydalanılarak hangi mahkemede ne kadar vakfiyenin tescil edildiği, bu tescilin hangi tarihler arasında yapıldığı, vakfiyelerin Türkçe ve Arapça mı olduğu, para veya gayr-i menkul veya her ikisinin müşterek mi vakfedildiği tespit edilmiştir. Ayrıca, vakfiyeler muhtevaları yönünden değerlendirilerek genellikle vakıfların hangi maksatlar için kurulduğu, ağırlığın hangi yönde olduğu değerlendirilerek yapılan vakıfların gayeleri yönünden bir değerlendirmesi yapılmıştır. Diğer taraftan, vakfiye yapılan mekânlar tablo haline getirilerek hangi semt ve mahaller için vakıflar yapıldığı tespit edilmiş; vakfı yapan şahısların isimleri alfabetik olarak sıralanmak sûretiyle vakfı yapan kimseleri bulma kolaylığı sağlanmıştır. Yapılan çalışma ile elde edilen diğer bir sonuca göre 9.748 vakfiye’den sadece 128’nin tarihi belli değildir. Tarihi belli olanŞe9.620 vakfiye tarih sorasına konularak ilk vakfın 709/1309, son .vakfiyenin ise 1342/1923 yılında yapıldığı anlaşılmıştır (Tafsilat için bkz. İsmail Kurt, Para Vakıfları, Nazariyyat ve Tatbikat, İst. 1996).

II. MEŞİHAT ARŞİVİ
Osmanlı döneminde halkın dinî mes’elelerinin halli için Şeyhülislâmlık müessesesi vardı ve bu müesseseye Şeyhülislâm Dairesi, Meşihat, Meşihat-ı İslâmi- ye, Bâb-ı Meşihat, fetvâlara baktığı için de Fetvâhâne, Bâb-ı Fet- vâ Dairesi de deniyordu. Şeyhülislâmlar ilk dönemlerde oturdukları veya geçici olarak kiraladıkları konaklarda vazife yapmışlardır. Bilindiği gibi Ağa Kapısı olarak bilinen yer eskiden çeşitli köşkleri, daire ve odaları ihtiva eden hünkâr köşkü gibi bir yer iken geçirdiği birkaç yangın ile büyük tahribat ve değişikliklere uğramıştır. Asâkir-i Mansûre’nin kurulmasıyla Yeniçeri Ocağı’nın 1826’da lağvedilmesinden sonra, Sadrazam Selim Mehmed Paşa’nın padişaha arzı ile bu mekân II. Mahmud tarafından yeniçeriliğin bütün izlerinin silinip unutulması gayesiyle fetvâhâne ve dinî eğitim yeri olarak kullanılmak üzere Şeyhülislâmlığa tahsis edilmiştir. Bunun üzerine Şeyhülislâmlık makamı 22 Ekim 1827 târihinde buraya taşınmış ve bu müessesenin lağvine kadar burada hizmet verilmiş, 1924 yılında Şeyhülislâmlığın lağvedilmesi üzerine İstanbul Müftülüğü’ne verilmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında bu binaların önemli bölümlerine İstanbul Kız Lisesi yerleştirilmiş, 1926 yılında çıkan yangın sırasında lisenin işgal ettiği bu bölümlerin tamamı yanarak yok olmuştur. Şimdi bu yerlerin bir kısmında bahçe ve ağaçlar bulunmakta, bir kısmında ise sonradan yapılan, İ. Ü. Botanik Enstitüsü binası yer almaktadır. Şimdiki Müftülük binası, Şeyhülislâm Dairesi’nin fetvâhâne bölümü olup ahşap bina yerine aslına uygun olarak 1985 yılında yapılmıştır.
Osmanlı Devleti’nde toplam 124 Şeyhülislâm vazife yapmıştır. 1826’dan itibaren Osmanlı Devle- ti’nin yıkılışı ve Şer’iyye ve Evkaf Vekaleti’nin 3 Mart 1340 (1924)’a kadar Şeyhülislâmlık makamınca, Şeyhülislâmlar tarafından verilen fetvâlar ile bu müessesenin tuttuğu bütün defter kayıtları, gelen ve giden evrak ve bu müessesede çalışan memurların şahıs dosyalan muhafaza edilmiş j ve 1926 yılında çıkan yangından zarar görmeyen arşiv malzemeleri ile kitaplar günümüze kadar intikal etmiştir.
Şeyhülislâmlık makamının bu arşivlik malzemesi bugün İstanbul Müftülüğü cümle kapı girişinin solunda yer alan iki katlı binanın girişindeki “Meşihat Arşi- vi”inde muhafaza edilmekte ve bu binanın ikinci katı Müftülük Kütüphanesi olarak faaliyetini sürdürmektedir. Bu Kütüphanedeki 3.961adet kitabın kaydı 19851998 yılları arasında tarafımdan yapılmıştır. İlk 456 kitap el yazma olup Osmanlı’dan devreden bu kitapların ekseriyeti fıkıh ana kaynakları ile fetvâ kitaplarıdır. Müftülüğün cümle giriş kapısının sağında ise yukarıda bahsedildiği gibi Şer‘î Siciller Arşivi bulunmakta ve mahzen üstündeki üç salonda, II. Abdulhamid merhum tarafından kendine mahsus Yıldız Marangozhanesi’nde kendi eliyle yaptığı söylenen, kapakları sürgülü, parmaklıkların iç kısmı telli, dolap üstlerindeki taçlarda kendi- , ne ait tuğraların bulunduğu orjnal dolaplar içinde kadı sicilleri ! muhafaza edilmekte, yerli ve yabancı araştırmacıların hizmetine 1 sunulmaktadır.
Meşihat Arşivi’nde muhtelif cins ve eb’adda 4.730 defter, 165 : klasör içinde tarih ve kayıt sırasına göre 60.069 adet giden evrak. 699 klasör içinde kayıt sırasına göre muhtelif gelen evrak, 253 klasör içinde dosya sıralanna gö- rç, kadı, müftü, nüyvab, müderris gibi ulemaya ve Meşihat-ı İslâmi- ye İdaresi’nde vazife yapan kâtip ve memurlara ait 6.386 adet şahıs dosyaları ile Ulema Sicil Defterleri, 942.1334/1535-1915 yılları arasında tutulan, Hz. Peygamber soyundan gelen seyyid ve şeriflerin kayıtlannı ihtiva eden Nakî- bü’l-Eşraf Defterleri, kadıların tayinlerinin takibi için tutulan Tarik ve Ruznamçe Defterleri, çeşitli medreselere ait Medrese Defterleri bulunmaktadır. Üsküdar Mihri- mah Sultan Camii müezzin mah- feli üstünde 13.11.1995 tarihinde temizlik sırasında bulunan Şer’iyye Mahkemesi’nce tutulan 185 adet Zabt-ı Dâvâ Cerideleri aidiyeti cihetiyle Meşihat Arşivi’ne dahil edilmiştir.
Tasnif çalışmaları sırasında her defterin hangi kalemde tutulduğu, defterin adı, başlangıç ve bitiş tarihleri ile eb’adı tespit edilmiş, aynı kalemde tutulan defterler bir seri teşekkül ettirilerek tarih sırasına konmuş ve buna göre özel seri ve genel kayıt numaraları verilmiştir.
Meşihat Arşivi’nde bulunan bu defterler 1991 yılından beri devam eden müşterek bir çalışma ile tasnif edilerek serilerdeki defterlere Meşihat Arşivi kaşesi vurulmak, numara verilmek ve bu numaralan defter sırtlarına da etiket olarak yapıştırmak suretiyle tasnif, tanzim ve kayıt muameleleri tamamlanmış; bu defterlere ait bilgiler bilgisayara girilmiş; buna göre, bugün artık bir deftere genel numarasından ulaşmak mümkün olacak bir noktaya getirilebilmiştir. Şimdi ise katalog çalışmalarına başlanmıştır.
Bu çalışma, M. Ü. Fen, Edebiyyat Fatültesi, Arşivcilik Bölümü’nde eğitim gören ve halen doktora çalışmalannı yürüten, büyük bir fedakârlık gösterek tasnif için zaman ayıran ve yıllann tozlu malzemelerini bir serilere ayırarak tasnif edip numara ve etiketleyen, bu hizmetleri maddî karşılık almadan yapan Bilgin AYDIN, İlhami YURDAKUL Beyefendilere ben de şahsen iştirak ederek plânlı bir şekilde 7 yıl müşterek çalışma sonunda bu seviyeye getirilebilmiştir. Artık bundan böyle görev, analitik tası nif yapacaklar ile araştırmacılara düşmektedir.
III. MÜFTÜLÜK ARŞİVİ
Cumhuriyet döneminde Şeyhülislâmlık lağvedildiğinde yeri İstanbul Müftülüğü’ne devredilmiştir. Bu mekânın devri sırasında önceki dönemlere ait bir çok defter, evrak, kitap, eşya da devredilmiş ve uzun yıllar bu arşiv malzemesi kendi halinde kalmış, yukarıda belirtildiği gibi Meşihat Arşivi ile Müftülük Kütüphânesi bu arşiv malzemelerinin tasnifi ile teşekkül etmiştir.
Osmanlı’nın son dönemlerinden devredilen defterlerin kayıtlarına Müftülük döneminde de devam edildiğinden. Meşihat Arşivi ile Müftülük Arşivi birbiri ile içi- çedir. Bu kayıtların birbirini tamamladığı, teselsül ettiği gerçeği gözönünde bulundurularak bu defterlerin de tasnifi yapılarak “Cumhuriyet Dönemi Defter Kayıtları” olarak katologda yer verilmiştir.
Müftülük Arşivi, 1924-1997 yıllan arasında, miadı dolan 75 yıllık dosya ve defterlerden müteşekkil olup henüz bir arşiv uzmanının elinden geçerek tasnif edilmediğinden kaba tasnif halindedir. Özellikle gelen ve giden evrakın muhafaza edildiği klasörlere numara verilerek bir listesi çıkartılmak suretiyle evraka ulaşılmaya çalışılmaktadır.