Makale

Bireysel ve Toplumsal Kazanımlar Açısından Tevbenin Değerlendirilmesi

Bireysel ve Toplumsal
Kazanımlar Açısından
Tevbenin
Değerlendirilmesi

Dr. Yaşar YİĞİT
Din İşl. Y. Krl. Uzmanı

İnsan, geleceğe dönük ümit ve hayalleriyle hayata bağlanır. Ümit ve hayalleri yıkılmış bir kimsenin, karşılaştığı problemler ve zorluklar altında hayatını sürdürmesi oldukça zorlaşacağından nihaî olarak başkalarına zarar vermesi veya kendi canına kıyması muhtemel hale gelecektir. Pekâlâ bilinir ki, insanları hayata bağlayan unsurların başında ümit ve inanç gelmektedir. İşte tevbe eden kişi, yitirdiği ümit ve inancını yeniden kazanarak hayata bağlanmakta ve yaşamında ortaya çıkan acı ve tatlı durumlara katlanma konusunda yerine göre sabredip, yerine göre mutlu olmasını başarabilmekte ve başkalarına da her bakımdan faydalı olmaya çalışmaktadır.

Tevbenin
Değerlendirilmesi

Yüce Allah, insanı şerefli bir varlık olarak yaratmış,1 onu yeryüzüne halife tayin etmiş 2ve verdiği nimetlerle diğer yaratılanlara onu üstün kılmıştır.3 Hz. Ali’ye isnad edilen, "Sen kendini küçük bir varlık sanırsın oysa sende en büyük âlem dürülmüş halde mevcuttur.’’4 mısraları, bu gerçeği gayet güzel ve veciz bir şekilde dile getirmiştir.
Beden ve ruhtan oluşan insanoğlu, yüce Yaratıcısını bulabilecek karakter ve yeterlilikte yaratılmıştır. Nitekim Sevgili Peygamberimiz "Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar, sonra ana-babası onu Yahûdi, Hıristiyan veya Mecûsi yapar."5 buyurmuş ve sonra da şu âyeti okumuştur:" (Ey Muhammedi) Hakka yönelerek kendini Allah’ın insanlara yaratılışta verdiği dine ver. Zira Allah’ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur, fakat insanların çoğu bilmezler."6 Bu âyet ve hadis, insanın Allah’ın varlığını ve birliğini kabule elverişli bir özellikte yaratıldığına işaret etmektedir, insanın özüne bu inanma duygusu, daha o ana rahminde iken yerleştirilmektedir.7
Kendisine bu derece önem ve çeşitli türden nimetler verilen insan, elbette başıboş bırakılmamış,181 yaratılış amacının Allah’a ibadet oldu- ğui31 vurgulanmış, bu ibadet yolu da tarihsel süreç içinde gönderilen peygamberlerle kendisine bildirilmiştir. Dolayısıyla o, diğer yaratılmışlardan farklı bir misyonun objesi olarak seçilmiştir. 0 verilen nimetin değerini bilecek ve şükredecek, niçin yaratıldığının şuurunda hayatını sürdürmeye çalışacaktır.
İnsan her ne kadar Allah’ın mükemmel bir biçimde yarattığı varlık olsa da zaman zaman bilerek ya da bilmeyerek hata, kusur ve günah olarak nitelendirilebilecek türden davranış ve tutumlar sergileyebilir. Günah işlemek, hata etmek, belki de insanı meleklerden ayıran özelliklerin başında gelir. İnsanın yaratılış aşamasında meleklerin, "Hatırla ki. Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, demişti. Onlar: Bizler hamdinle seni teşbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler..."1101 şeklindeki serzenişini dile getiren âyet, belki de ifadelerimizin temellendirilme- sinde bizlere ışık tutacak, insanın doğa ve davranışlarının gerçekçi bir tahlile tâbi tutulmasında katkı sağlayacaktır. Bu zaviyeden bakıldığında ömür sürecinde hemen herkesin hata veya günah olarak nitelendirilebilecek türden bir davranış ya da tutum sergilemesinin olağan olduğu görülecektir. Zaten Hz. Peygamber (s.a.s.), "Bütün insanlar hata yapar, hata yapanların en hayırlısı ise hatasından dönendir."11 sözüyle bu hususa dikkat çekmiştir. Gazzâlî de insan için tevbenin gerekliliği ve kaçınılmaz olduğunu Hz. Adem’i örnek vermek suretiyle şöyle açıklamaktadır: "İnsanoğlunun babası bile tevbeden müstağni kalamamıştır. Babanın yaratılışına uymayan ve babanın güç yetiremeyeceği şeye, çocukları hiç güç yetiremez."12
Kavram ve Kapsam Olarak Tevbe
Sözlükte dönüş ve yöneliş manalarına gelen tevbe, dini bir terim olarak, günahlardan, ayıpları örten ve gizli- açık her şeyi bilen Allah’a dönüştür;"13günahların verdiği iç sancısıdır, kötü huyları iyi huylara değişmektir;14 çirkinliğinden dolayı günahları terk etmek, işlenen günahtan pişman olmak, onu tekrarlamamaya azmetmek ve mağdura hakkını vermektir;15 kabahatten, kabahat olduğu için rücu’ etmek demektir.16 Tevbenin daha genel ve kapsamlı bir tanımı şöyle yapılabilir: Allah’a, birey veya topluma karşı gerekli sorumluluğunu yerine getirmeyen veya ihmal eden mükellef bir kimsenin bağışlanma talebine tevbe denir.
insanı diğer yaratılanlara nispetle mükemmel bir şekilde yaratan Yüce Allah, emir ve yasaklarını ihlal eden kullarını tevbe etmeye çağırmış"’17 ve tevbe edenlerin günahlarını sileceğini müjdelemiştir.18 Tevbe eden insana "tâib" denir."19 Aynı kökten gelen Yüce Allah’ın bir sıfatı olaran "Tevvâb" ise itaata yönelerek Allah’a dönen kişinin istediği bağışlanmayı kabul edip, tevbekâr kulunu affeden anlamındadır. Bu itibarla tevbe, bir yönüyle insan hakkında günahlardan dönmeyi, diğer yönüyle de Yüce Allah’ın günahkâr kullarını cezalandırmaktan vazgeçmesini ifade eder. Başka bir ifadeyle insan, Rabb’ine döner, Rabb’i de onun bu yönelişini kabul eder ve onu cezalandırmaktan vazgeçer.
Âyet ve Hadislerde Tevbe Kur’an-ı Kerim’de tevbe ile ilgili oldukça fazla âyet bu- lunmaktadır.1201 Bu âyetlerden bir kısmını aktararak gerekli açıklamalara yer vereceğiz,
Allah Teâlâ, yürekten tevbe edenlerin günahlarını bağışlayacağını, ahirette onları, cennetlere koyacağını ifade etmektedir. Günahkâr müminleri böyle bir mükafata ulaştıracak tevbenin, ön şartı özden (gönülden) yapılmasıdır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de "Ey iman edenler! Allah’a yürekten (nasûh tevbesiyle) tevbe edin. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Allah’ın, peygamberi ve onunla beraber olanları utandırmayacağı günde, sizi altından ırmaklar akan cennetlere sokar..." buyurulmaktadır. Bu âyetteki "Tevbeten Na- sûha- Nasûh Tevbe" ifadesinde gecen "nasûh"; "nush" kökünden gelen ve mübalağa (abartma) kipinde bir kelimedir.1”’ Samimiyet ve içtenlik "nush" kelimesinin başlıca anlamlarındandır. Müfessirler ayetteki "nasûh" kelimesinin, ihlas (içtenlik) veya ihkâm (muhkem, sağlam yapmak) anlamının diğer anlamlarına nispetle daha ağırlıklı olduğunu ifade etmektedirler. Öz bir ifadeyle âyette, Allah’a gönülden, içtenlikle veya sağlam biçimde tevbe edilmesi, içtenlikle günahları bırakıp Allah’a yönelinmesi emredil- mektedir.1231 Gazzâlî’ye göre "nasûh tevbe", her türlü şâ- ibeden uzak bir biçimde tam bir ihlas içerisinde Yüce Allah’a tevbe etmek anlamındadır04’ Hamdi Yazır ise bu kavramı şöyle yorumlamıştır: "Nasûh", "gafûr" vezninde mübalağa kipinde olup nusuh, nesahet, nasihat maddesindendir. Esasen iki manaya vaz’ olunmuştur: Birisi halislik, temizlik: biri de söküğü dikmek, yırtığı yamamak anlamıdır. "Nasûh tevbe", çok temiz veya dindeki iyilikleri tamamlayacak, yırtılanları onaracak tevbedir. Bir diğer mana da iyi niyetle başkasına öğüt vermektir.25
Hemen her vesile ile insanlara ümit bahşeden İslam, bir şekilde günah işlemiş ve bu ruh hali ile umutsuzluğa kapılmış kimselerin de bir çıkışı olduğunu vurgulamaktadır. "De ki: Ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin..."26 âyeti, Allah’ın merhamet ve bağışlamasından ümit kesilmemesini dile getirmektedir. Allah dünyada işlenen her günahı bağışlayacağını ifade etmektedir. Zira "...Şüphesiz Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir"27ayeti, ister küçük ister büyük olarak nitelendirilsin bütün günahların tevbe etmek suretiyle bağışlanabileceğim beyan etmektedir. Ancak burada günahın ilgili olduğu kimselerin rızasının alınması tevbenin kabulünde önemli bir faktördür. Kul hakları ile ilgili hususlarda, hakkı ihlal edilen veya çiğnenen kimsenin rızası, ondan helallik alınması yapılacak tevbenin ön şartıdır.
"Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez. Bundan başkasını dilediğine bağışlar."1281 Dünya hayatında işlenilen her günah şirk de dahil ömür bitmeden şartlarına uygun olarak tevbe edilmesi durumunda affedilebilir. Buna karşın şirk, küfür1” ve nifak"1 dışındaki günahları, Allah dilemesi halinde ahirette de affeder.
Kur’an-ı Kerim de. "Hepiniz Allah’a tevbe edin. Ey mü’minler! Belki böylece korktuğunuzdan kurtulur, umduğunuzu elde edebilirsiniz."’29 buyurulmaktadır. Bu ayette mü’minler, topyekün tevbeye davet edilmektedir. Mü’- min, işlemiş olduğu günahından dolayı uhrevî hayatta göreceği cezadan korkar ve bu nedenle böyle bir cezadan bir an evvel kurtulmaya çalışır. Bu kurtuluşun ilk adımı tevbe ile atılmakta ve o günaha bir daha dönmemeye gayretle devam etmektedir. Şunu ifade edelim ki, tevbe sadece söylem değil aynı zamanda söylemin eyleme dönüştüğü bir olgudur. Eyleme dönüşmeyen söylem, Allah katında pek muteber değildir.
Hz. Peygamber’den tevbe ile ilgili olarak pek çok hadis rivayet edilmiştir.30 Bu hadislerden bazılarını nakletmekle yetineceğiz:
"Vallahi ben, günde yetmiş defadan fazla Allah’tan beni bağışlamasını dilerim, tevbe ederim."31, "Kulunun tevbe etmesinden dolayı Allah Teâlâ’nın duyduğu memnuniyet, sizden birinin ıssız çölde kaybettiği devesini bulduğu zamanki sevincinden çok daha fazladır."32, "Allah Teâlâ gündüz günah işleyenin tevbesini kabul etmek için geceleyin elini açar. Geceleyin günah işleyenin tevbesini kabul etmek için de gündüzün elini açar. Güneş battığı yerden doğuncaya kadar böyle devam edip gider."33, "Bir kul can çekişmeye başlamadığı sürece, Allah Teâlâ onun tevbesini kabul eder."34, "Yemin olsun ki, sizler günah işleyen bir topluluk olmasaydınız Allah sizi helak eder, günah işleyen ve tevbe eden bir topluluk yaratırdı."35, "Bütün insanlar hata yapar, hata yapanların en hayırlısı ise hatasından dönendir."36
Tevbenin Şartları
1) işlenen günah sadece Allah’a karşı olup kul hakkını ilgilendirmiyorsa, bundan tevbe etmenin üç şartı vardır:
a) Günahı terketmek
b) Günah işlediğine pişman olmak
c) Bir daha yapmamaya karar vermek.

2) Kul hakkı ile ilgili bir günah işlenmiş ise; yukarıda belirtilen şartlara ilaveten, hakkı ihlal edilen kimseden helallik alınmalıdır.
Aktaracağımız şu olay tevbenin bütün şartlarını içermektedir. Bir bedevinin; "Allah’ım, ben senden mağfiret dilerim, sana tevbe ederim." dediğini duyan Hz. Ali: "Ey Adam demiş, öyle çabuk çabuk "tevbe ettim" demek, yalancıların tevbesidir. Tevbe altı şeyi içinde barındırır. Bunlar; geçmiş günahlara pişman olmak, vaktinde eda edemediği farzları iade etmek, başkalarının hakkını geri vermek, hasımlarla helalleşmek, bir daha günah işleme- meye karar vermek, nefsini isyanda büyüttüğün gibi Allah’a itaatte de eritmen ve ona günahların tadını tattırdığın gibi ibadetlerin acısını da tattırmandır."37 Hz. Ali’nin bedeviye söylediği bu söz bütün hatlarıyla tevbenin şartlarını da gayet güzel bir şekilde formüle etmektedir.
Tevbenin Bireysel ve Toplumsal Açıdan Faydaları
1) Tevbe ile ilgili âyet ve hadisler, umutsuz insanlara umut aşılamakta, insanları karamsarlıktan, günahta ısrardan kurtarmaktadır. Zaten Kur’an’ın hemen her yerinde insanlara umut, gelecek duygusu aşılanmaktadır. Bütün bunların amacı, insanlara zorluk değil, kolaylık ve umut sunarak onları günah vadisinden çekip Allah’a ve onun kullarına lütfettiği güzelliklere, ahlakî erdemlere yönlendirmektir.
İnsan, geleceğe dönük ümit ve hayalleriyle hayata bağlanır. Ümit ve hayalleri yıkılmış bir kimsenin, karşılaştığı problemler ve zorluklar altında hayatını sürdürmesi oldukça zorlaşacağından nihaî olarak başkalarına zarar vermesi veya kendi canına kıyması muhtemel hale gelecektir. Pekâlâ bilinir ki, insanları hayata bağlayan unsurların başında ümit ve inanç gelmektedir. İşte tevbe eden kişi, yitirdiği ümit ve inancını yeniden kazanarak hayata bağlanmakta ve yaşamında ortaya çıkan acı ve tatlı durumlara katlanma konusunda yerine göre sabredip, yerine göre mutlu olmasını başarabilmekte ve başkalarına da her bakımdan faydalı olmaya çalışmaktadır.
Şefkat ve merhametini, rahmeti ve bağışlamasını kelimelerle ifade edemeyeceğimiz Yüce Rabbimiz, kendisine yönelen gönülleri, açılan elleri, çevirilen yüzleri boş çevirmez. Kendisine yönelen yüzleri mahcup etmez. Engin rahmet ve merhametinden, o gönüle, o ele bir pay verir. Yeter ki O’na samimi bir şekilde yönelinmiş olunsun. Bir an olsun tevbe kapısının kapalı olduğunu düşünelim. Bu kirlenen bir çamaşırı yıkamak yerine adeta çöpe atmak gibi olsa gerek. Oysa insan, Allah katında diğer yaratılanlara nispetle saygın bir konuma sahiptir. Mevlânalar, Yunuslar, Sadi Şirazîler ve daha nice gönül ve söz sultanlarının çağlara damgasını vuran söz ve mesajlarının, Kuran ve Hz. Peygamber’in sözlerinden mülhem olduğunu ifade etmek hiç de yanlış olmasa gerektir. Kuran ve Sünnet başka bir ifadeyle alemlere rahmet Hz. Muhammed (s.a.s.), insanlık tarihi boyunca akan ve akacak olan lahûtî çeşmenin son sakîleri. Bu sâkîlerin elinden kimi zaman Mevlâna, kimi zaman Yunus susuzluğunu gidermiş. Onlar da bu lahûtî çeşmeden aldıklarını insanlığa sunmuşlar. Nitekim Mevlâna, günahkârlara;
Gel gel, ne olursun ol, gel!
Kafir de, mecûsi de, putatapar da olsan gel!
Bizim bu dergâhımız, umutsuzluk dergâhı değildir
Yüz bin kez tevbeyi bozmuş olsan da gel! dizeleriyle seslenmiştir.
Ne yazık ki bazı kimseler asıl kaynak dururken bilerek ya da bilmeyerek onları kendilerine ölçü alma yüzeyselliğine takılmış, asıl kaynağa ulaşamamışlar veya onu göz ardı etmişlerdir.
2) Tevbe, kurtuluş reçetesidir. Bu bağlamda Hz. Ali’nin şu sözü oldukça ilgi çekicidir: "Beraberinde kurtuluş reçetesi olduğu halde helak olan kimsenin durumuna hayret ediyorum. O reçete de tevbedir, istiğfardır (bağışlanma talebidir)." Gerçekten Allah’a ve ahiret gününe iman eden insanlar için tevbe bir reçetedir. Tevbe eden insan sanki hayata yeni başlamış gibi olur. Gönülden Allah’a tevbe eden insanların hiç günah işlememiş kimseler gibi olduğuna işaret ediyor Hz. Peygamber (s.a.s.).38
3) Tevbe, bir öz eleştiridir. İnsan yaratılışı gereği, hata yapmaya elverişli bir varlıktır. Hata yapmak veya günah işlemek, insan zaviyesinden bakıldığında anlaşılabilir bir şeydir. Asıl anlaşılmaz olan hatayı savunmak başka bir ifadeyle günahları meşrulaştırmaya çalışmaktır. İşte bu nedenle hata yapan, günah işleyen af edilebilir, fakat hatayı savunan asla. Nitekim ilk insan ve ilk Peygamber Adem (a.s.) ve eşi de hata yaptılar. Aynı şekilde iblis de Allah’ın emrine muhalefet etmek suretiyle hata yaptı. Adem hatasından dolayı Rabbine sığındı, tevbe etti, iblis ise, hatasını kabullenme yerine meşrulaştırma gayreti içerisine girdi ve Allah’ın rahmetinden kovuldu. Sonuç olarak hatalar, günahlar insanı ya Adem gibi adam yapar, ya da İblis gibi şeytan yapar. Günahlardan tevbe, Adem gibi adam olmanın ilk adımıdır. Erdemin, ahlâkın, temsilcisi, Adem’dir. Allah’ın rızasını kazanmanın yolu Adem olmaktan geçer. O’nun şefkat ve merhameti, Adem’ler içindir. İnsan için her iki örnek ortadadır. Diğer varlıklara nispetle saygın bir konuma sahip insanın, günahlarda ısrar ve inatla, Allah’a yönelmeyen gönül, el ve yüzle varacağı nokta hiç de ona yaraşmayan bir konum olacaktır. Günahlarını ikrar edip tevbeye yönelen insan, işlediği günahları önce kendi vicdanında sorgular, vicdanı bu günahlardan huzursuzluk hisseder ve bunların affı için Rabbine yönelir. Bu yöneliş adeta bir öz eleştirinin sonucudur.
4) Günahlara dalarak bir anlamda Yaradanım unutmuş insan, tevbe etmekle O’nu hatırlamış olur. O’nun emirlerini yerine getirip, yasaklarından kaçınmayı zorunlu bir vazife bilerek, bu şuur ve bilinç içerisinde Allah’a olan imanını yeniden kuvvetlendirmek suretiyle, inancının ve imanının gereğini yerine getirecektir. Zira başkasına karşı suç işlemiş insan, mağdur tarafından af edildiğinde ona karşı daha dikkatli olacaktır.
5) Tevbe, insanın hayata yeniden bağlanmasında önemli bir etken olacaktır. Günahkâr kimse, "Ben Allah’ın kötü kuluyum.", "Ben cehennemliğim.", "Nasıl olsa battım, kurtuluşum yok..." düşüncesiyle hep olumsuz düşünme yerine, kurtulma ümidiyle olumlu düşünmeye başlar. Bir toplum için olumlu düşünen bireylerin o topluma sağlayacağı katkı hiç de göz ardı edilemez. Böyle bir duygu ile hareket eden kimse, iş ve aile hayatında daha başarılı olacaktır.
6) İşlenen günahların zarar ve etkilerinin kişisel bazda kaldığı söylenemez. Bireyin işlediği nice günahların, sonuçları itibariyle zamanla kitlesel bir boyuta dönüştüğünü görmekteyiz. Hırsızlığın, zina ve fuhşun, içki ve kumarın, adaletsizliğin zarar ve etkilerinin bireysel bazda kaldığını ifade ve iddia etmek mümkün müdür? Bunların ortaya çıkardığı maddî ve manevî zararlara toplum istese de istemese de hemen bütün katmanlarıyla ortak olmaktadır. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.", "Her koyun kendi bacağından asılır." anlayış ve söylemleri, toplum halinde yaşamaya mahkûm ve mecbur olan insanlar için geçersiz cümle ve yaklaşımlardır. Çünkü toplumun her bireyi sosyal ve toplumsal yapıda ortaya çıkan olumsuz davranışlardan şöyle ya da böyle bir yönüyle etkilenmektedir. Tevbe, bu anlamda insanı topluma yeniden kazandırmaktadır. Negatif güç ve potansiyel günahkar insan, pozitif bir güç olarak topluma dönmektedir. Olayı şu şekilde şematize etmek ve anlaşılır hale getirmek mümkündür: Kalp, işlev ve misyonu itibariyle insan hayatında önemli bir yere sahip organımızdır. Vücudumuzda kirlenen kan, toplardamarlarımız vasıtasıyla kalbimize gelir ve temizlenerek atardamarlarımızla yine vücudumuza kanalize edilmektedir. Tevbe, günahkar insanlar için adeta kalp misalidir. Dış dünyada bir anlamda manevî (ruhî) olarak kirlenen insan, tevbe ile adeta temizlenmekte ve yeni bir güç ve temiz bir ruh olarak topluma dönmektedir.
7) Tevbe, bireysel de olsa, gelecek musibetleri, cezayı savar. Zira Kur’an-ı Kerim’de, "Oysa, sen içlerinde iken Allah onlara azap etmez. Onlar bağışlanma dilerken de elbette Allah azap edecek değildir."39 buyurulmaktadır. Ağzı dualı insanların varlığı: diliyle, gönlüyle, göz yaşıyla Allah’a yalvaran, yakaran, kendisi günah işlemese bile toplumda işlenen günahları kendi işlemiş gibi Rahman’dan haya eden, utanan ve bunun için tevbe eden insanların mevcudiyeti bir toplum için önemli bir kazanımdır. Onlar, umutsuzların umudu, ahlâkî değerleri topluma yansıtan ve taşıyan sembollerdir.
8) Günahlar, gönül dünyamızı, ruhî yapımızı kirleten davranış ve eylemlerdir. Hz. Peygamber (s.a.s.), "Kul, bir günah işlediği zaman kalbine siyah bir leke çizilir. Günahı bırakıp tevbe ederse kalbi temizlenir.’’40’ hadisiyle bu duruma işaret etmektedir. Önde gelen Islâm alim ve mütefekkirlerinden İmam Gazzâlî’nin teşbihi bu bağlamda zikre değerdir. O şöyle diyor: "Cilâlı aynanın karşısında duran insanın aynaya yansıyan nefesi, aynayı kararttığı gibi, kişinin uyduğu şehvet ve işlediği günahlardan oluşan karanlıklar da kalp üzerinde birikerek onu paslatır, karartır. Aynanın yüzünde biriken pas zamanla madenin içine işleyip maddesini bozduğu gibi, kalbin üzerinde biriken pas da tab’ı (tabiat) olur, kalbin üzerini kapatır."41Gazzâlî’nin bu benzetmesi, Hz. Peygamber’in yukarıda naklettiğimiz hadisinin açılımı niteliğindedir. Günahlarla kirlenen, kararan gönül dünyamız tevbe ile gerçek hüviyetine yeniden kavuşmaktadır.
Sonuç olarak ifade etmek gerekirse, tevbe kapısının açık olması doğası gereği hayır ve şer işlemeye yatkın ve elverişli olan insan için bir fırsattır. Her insan, nitelik ve niceliği değişse de günah işler ve hata eder. Ama erdem ve gerçekten iman sahibi mu’min, işlediği günah veya yaptığı hatadan, pişmanlık duyarak hemen Yüce Rabbine sığınır ve Ondan af dileyerek tevbe eder. O günah ve hatada, bile bile ısrar etmez.42 Tevbeleri kabul merciinin sadece Allah olduğunu bilir ve O’na yönelir. Allah Teâlâ, kendisine samimiyetle açılan elleri, yönelen gönülleri asla boş çevirmez. Tevbe, her nasılsa günah işlemiş veya günaha bulaşmış insanların temiz bir hayata başlangıçları için tanınan bir kredi olarak nitelendirilebilir. Günahları sebebiyle umutsuzluğa saplanmış, hayata, topluma küsmüş insanları hayata bağlamanın önemli manevî etkenlerindendir tevbe. Tevbe ile af edileceği umudunu yakalayan insan, topluma yeni bir güç olarak döner. İşlediği günahlarla hem nefsine hem



1- Tin, 4.
2- Bakara, 30.
3- Isra, 70.
4- Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, VIII, 5936.
5- Ibn Hanbel, Müsned, II, 275.
6- Rûm, 30.
7- A’raf, 172.
8- Kıyame, 36.
9- Zâriyât, 56.
10- Bakara, 30.
11- Ibn Mâce, Ziihd, 30.
12- Gazzâlî, Ihyâu Ulûmi’d-Dîn. tv., IV, 2.
13- Gazzâlî, Ihyâ, IV, 3.
14- Gazzâlî, thyâı, IV, 3.
15- İhtı Hacer, Fetlıu’l-Bâri bi Şerhi’l-Buhari, Kahire 1987, XI, 106.
16- Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, VII, 5126.
17- Nûr, 31; Tahrim, 8.
18- Furkan, 71; Tahrim, 8.
19- Bakara, 37, 54, 128; Tevbe, 104, 118; Nur, 10; Hucurât, 12.
20- Örnek olarak bkz. el-Müzzemmil, 20; Furkan, 70-71; Meryem, 60; Ta-Ha, 82, 122; Kasas, 67.
21- Tahrim, 8.
22- Gazzâlî, Ihyâ, IV, 3.
23- Ateş, Süleyman, Kur’an Ansiklopedisi, ‘‘Tevbe” mad., XX, 353.
24- Gazzâlî, llıyâ, IV, 5.
25- Elmalılı, VII, 5126.
26- Zümer, 53.
27- Zümer, 53.
28- Nisa, 48.
X- Nisa, 37.
XX- Münafıkun, 6.
29- Nur, 31.
30- Bkz, Buhâri, Enbiya, 50, Daavât, 4; Tirmizi, Kı- vamet. 50; Müslim. Zikr. 43. Tevbe. 32: Ibn Mâ-