Makale

Hz. Peygamberin Ailesinde SEVGÎ ve HOŞGÖRÜ

Hz. Peygamberin Ailesinde
SEVGÎ ve HOŞGÖRÜ

Yrd. Doç. Dr. Osman Eğri

Alemlere rahmet olarak gönderilen Allah Rasulü, bizzat kendisi sevgi ve şefkatin sembolü olmuştur. O, hayatının bütün bölümlerinde hoşgörülü ve affedici olmuş, Mekke’nin fethinde yıllarca kendisine kan kusturan insanlara dahi genel af ilan edebilmiştir. Zira onun yol göstericisi, "Sen hikmetle, güzel öğütle, Rabb’inin yoluna çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et"’1’ diyen ve Rahmet’i sonsuz olan Cenab-ı Allah’tır. Hz. Muhammed de, Rabb’inin buyruğuna uygun olarak; sevgi ve merhameti tavsiye etmiş; "merhamet etmeyene, merhamet edilmez"2’ diyerek, sevgi ile karşılanmanın yolunu, sevgi ile muamele etmek şeklinde formüle etmiştir. Hz. Peygamber’in, torunları Hz. Haşan ve Hz. Hüseyin’e gösterdiği sevgi ve şefkat meşhurdur. Allah Teâlâ, Kur’an’ında onun sevgi ve şefkat yönünü şu ifadelerle dile getirir: "Allah’ın rahmeti ile onlara yumuşak davrandın. Eğer, kaba ve katı yürekli olsaydın çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları affet, onlar için mağfiret dile."” Bu ifadelerden anlaşıldığına göre müslümanların, Hz. Peygamber etrafında kenetlenmelerinin sebebi, onun insanlara karşı yumuşak davranmış olmasıdır. Evet, toplumları birarada tutan, insanların birbirlerine karşı hoşgörü, tahammül ve anlayış göstermeleri, kusur ve kabahatleri affedici olmalarıdır. Aksi takdirde, insanları birarada tutmak mümkün değildir. Fertleri, gönüllü ve samimi bir şekilde biraraya getiren yegane güç; sevgidir.
Hz. Muhammed’in hem kendisi rahmettir, hem de rahmet olarak gönderilmiştir. Sadece müslümanlara değil; bütün alemlere rahmettir. O, lanet edici, katı yürekli, gaddar, kin ve öfke dolu bir insan değildir.<4) Getirdiği İslam Dini’nin müsamaha ve hoşgörüye dayanan bir din olduğunu, kendisinin de bu niteliklere sahip olarak gönderildiğini sık sık dile getirmiştir. "Ben müsamahakar hanif diniyle gönderildim, kim benim sünnetime muhalefet ederse benden değildir"’5’, "Biliyorsunuz ben hidayete; doğru yola ulaştıran rahmet rehberiyim" ve "Ben lanet edici olarak gönderilmedim, küçük büyük her kusur için size lanet okumam, Allah ’m rahmetini sizden uzak tutamam, ben sadece ve sadece rahmet olarak gönderildim"’1’ ifadeleri, İslam Dini ve Hz. Peygamber’in şahsında sevgi ve hoşgörünün aldığı yeri net bir şekilde gözler önüne sermektedir.
Benzer davranışları, Hz. Peygamber’in terbiyesi altında yetişen Hz. Ali’de de görmek mümkündür. Hz. Ali’nin hayatı, İbn Mülcem hakkında- ki muamelesinden, savaşta yere yıktığı düşmanını affetmesine kadar, sahabeden kendisi ile savaşmış bir kişinin öldürülmesi karşısında duyduğu üzüntüden, kendileri aç oldukları halde ellerindeki son yiyecekleri kapılarına gelen fakir, miskin ve yetime vermelerine kadar, af, merhamet ve inceliklerle doludur. "Dilesem, ben de yağlar ballar bulurum; buğday ekmeğinin halisini yerim; ipek elbise giyinirim; fakat nefsimin dileğinin bana üstün olması, beni lezzetli yemekler yemeye çekmesi mümkün mü hiç? Ben nasıl doya doya yemek yiyebilirim ki Hicaz’da, yahut Yemame’de belki yoksullar vardır; günler geçmemiştir ki belki tokluk nedir, görmemişlerdir"’8’ diyen Hz. Ali, yemeyip yedirmenin, giymeyip giydirmenin ve her türlü suçu affetmenin adı olan "fütüvvet" mesleğinin piridir.
Kalbi, emri altındakilere sevgi ve merhametle dolu olan Hz. Ali, emir ve sultanların başucu kitabı olan "Emirname"sinde Malik bin Eşter’e şu tavsiyelerde bulunur: "Kalbinde raiyye için geniş merhamet ve muhabbet duygulan besle; onları lutuf ile karşıla. Kat’iyyen fırsat bilip de o zavallıları yutmayı ganimet bilen yırtıcı bir canavar kesilme. Zira onlar iki sınıftan ibarettir: 1. Ya dinde kardeşin, 2. Ya yaratılışta bir eşin. Kendilerinden hata sadır olabilir; bazı arızalar zuhur edebilir. Gerek hata ile, gerek kasden işledikleri suçlardan dolayı ellerinden tutarak doğru yola getirmek mümkündür. Nasıl sen, Allah’ın senin günahını effetmesini istersen, sen de onları affet!"9 "Hiddetine, gadabına, eline, diline hakim ol!" Görüldüğü üzere Hz. Ali, müslim-gayr-i müslim herkesi, şefkat kanatlarının altına almayı, insanlığın ve miislümanlığın bir gereği saymaktadır. Her ırkın, her milletin ve her insanın kendisini huzur ve güvende hissetmesi için gerekli olan duygu; sevgi, davranış ise; adalet ve hoşgörüdür. Allah’ın arslanı,
Hz. Peygamber’in amcasının oğlu ve damadı Hz. Ali’nin duygu dünyasına sevgi ve şefkat, davranışlarına ise adalet ve merhamet hakimdir.
Sevgi, şefkat ve adalet motifli bir dünya görüşünün savunucusu ve uygulayıcısı olan Hz. Ali, oğulları Hz. Haşan ve Hz. Hüseyin’i de aynı doğrultuda yetiştirmiştir. Hz. Ali ile Hz. Haşan arasında geçen şu konuşma, Hz. Hasan’m hangi davranış ilkelerini öğrenerek, bunları şahsiyet ve karakterinin ayrılmaz parçaları haline getirdiği konusunda bizleri bilgilendirmektedir:
Hz. Ali: "Ey Yavrum! Doğruluk nedir?"
Hz. Haşan: "iyiliği yaparak kötülüğü ortadan kaldırmaktır."
Hz. Ali: "Şeref nedir?"
Hz. Haşan: "Dostlara güzel davranmak, hatayı kabullenmektir."
Hz. Ali: "Kardeşlik nedir?"
Hz. Haşan: "Darlıkta ve bollukta her şeyini paylaşabilmendir."
Hz. Ali: "Hilm nedir?"
Hz. Haşan: "Kini yutmak, benliğe sahip olmaktır."
Hz. Ali: "Yücelik nedir?"
Hz. Haşan: "Borçluya yardım etmen, suçları affetmendir."
Hz. Ali: "Erdem nedir?"
Hz. Haşan: "Güzel davranmak ve kötülükleri terketmektir."
Hz. Ali: "Gaflet nedir?"
Hz. Haşan: "Yüce ve ahlaklı insanlara değil, fitne ve fesat peşinde koşanlara boyun eğmektir."(ll)
Görüldüğü üzere Hz. Haşan da, tıpkı babası gibi kötülükleri iyilikle savarak yok etmeyi, bir davranış ilkesi olarak benimsemiştir. "Tahammül, bütün kötülüklerin mezarıdır" diyen Hz. Ali, oğlunu ahlak-ı Muhammedi’ye uygun bir tarzda yetiştirmiştir. Zehirlendiği zaman, bunu yapan kişiyi öldürmek isteyen kardeşi Hz. Hüseyin’e; "eğer zannettiğim adam bunu yapmışsa, Allah’ın intikamı daha çetin olacaktır" diyen Hz. Haşan, bizlerin anlamakta güçlük çektiği bir davranış sergilemiştir. Onun bu davranışı ancak, "fitne ve tefrikaya sebeb olmamak için kendi hakkını dahi feda edebilme" gibi bir anlayışla izah edilebilir ki sonraki gelişmeler dikkate alındığında, Hz. Hasan’m bu fedakarlığının ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılmaktadır.
Hz. Hüseyin de, Kerbela’da şehit edilmeden önce yaptığı konuşmada, abisi Hz. Hasan’a benzer bir tavır sergilemiş; mümkün olduğunca fitneyi engellemeye çalışmıştır. Hatta şu ifadelerinden anlaşıldığına göre o, fitnenin büyümemesi için kendisini feda etmiştir: "Bu ülkede, burada ve bu şehirlerde Allah bu sıkıntının sonunu getirinceye kadar dağılınız. Şunu iyi biliniz ki, onlar beni istiyorlar. Beni ellerine geçirince başkalarını aramaz ve benimle oyalanırlar."",’ Fitnenin, ölümden daha şiddetli bir bela olduğunu, dedesi Hz. Muhammed’in insanlara tebliğ ettiği Kur’an’dan öğrenmiş olan Hz. Hüseyin, kendi ölümüne göz yumarak, olabilecek daha kötü hadiseleri önlemeye çalışmıştır. Bu davranış, Hz. Peygamber’in bıraktığı iki emanetten birisi olan Ehl-i Beyt’in, Kur’an’dan ayrı düşünülemeyeceğini anlatması bakımından oldukça önemlidir. Onlar, hayatlarına ve ölümlerine yön veren ilkeleri, Kur’an’dan alarak kendilerinden sonra gelecek olan nesillere yol göstermişlerdir: Ölümü tercih etme pahasına, fitne ve tefrikaya sebep olabilecek davranışlardan uzak kalmışlardır.

1- Nahl, 125
2- Buhcıri, Edeb, 18.
3- Al-i İmran, 159.
4- Talat Sakallı, Hadislerle İslam ’da Hoşgörü ve Kolaylık, Izmir, 1996, Çağlayan Y. s. 195.
5- el-Camiii’s- Sağ ir, /., 427.
6- Ibn Sa’d, /.. 192.
7- Müslim, Birr, 87.
8- Ali bin Ebi Talih, Nehcü’l-Belaga, haz. Abdiilbaki Göl- pıııarlı, İstanbul, Neşriyat Yurdu Y., 1972, s. 299,300.
9- Şemseddin Yeşil, Hazreti Ali’nin Malik bin Eşter’e Gönderdiği Emirname, İstanbul, 1997, Yaylacık M., s. 29, 30.
10- Yeşil, a.g.e., s. 62.
11- Ebu Nuaym el-Isfahani, Hilyetü’l-Evliya, tere. Said Aykut, İstanbul, 1995, Şule Y., s. 101, 102.
12- el-Isfahani, a.g.e., s. 105.
13- el-lsfahani, a.g.e., s. 117.