Makale

VEFATININ 1319. YIL DÖNÜMÜNDE, ÖRNEK İSLÂM KADINI HZ. AİŞE (R.A.)

Şükrü ÖZBUĞDAY / Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

VEFATININ 1319. YIL DÖNÜMÜNDE, ÖRNEK İSLÂM KADINI HZ. AİŞE (R.A.)

Hz. Aişe’nin hayatı, İslâm kadınlığının bir numunesi olması bakımından son derece önemlidir. Peygamberimizin sevgili esi; Peygamberimizin en yakın arkadaşı, O’nun, vefatından sonra İslâm birliğinin ilk koruyucusu, İslâm fetihlerinin ilk bayraktarı olan Hz. Ebu Bekir’in kızı Hz. Aise, yalnız bu konumuyla deği, bundan başka, ilmiyle, ahlâkıyla, siyâsi hayatıyla, kısaca kâmil bir insanda bulunan bütün yüce vasıflar ile temâyüz etmiş yüksek bir sahsiyettir.
Hz. Aise’nin hayatında dindarlığın, fazilet ve kemâlin, ilim ve içtihadın, dine hizmetin, hayatı ilme vakfetmenin, sonuç olarak İslâm terbiyesini en temiz kaynağından, İslâm ahlâkını en sa’salı kandilinden, din ve imanını en nurlu ve feyizli kaynaktan alan insanların hayatında kazanacakları başarıların hepsi vardır.
Hz. Aise; nezahat, iffet, tok gözlülük, cesâret, cömertlik, nezâket, hayırseverlik, sevgi, olgunluk gibi birçok ahlâkî meziyetlerin timsali olduğu gibi, Kur’an-ı Ke- rim’in tefsirine, hadis ilminin ter- tib ve tedvinine, fıkıh usûlünü ortaya koymaya, kelam, akâid ve dinin sırlarını izâha ve kadınlık âleminin durumunu yükseltmeye çalışarak bu sahada büyük başarılar kazanmakla adını ebedî olarak yaşatmaya liyâkat kazanmış büyük bir insandır(1).
Hz. Aişe, babası Hz. Ebu Bekir’in dâveti ile küçük yasta müslüman olmuştur. Hicretin 2. Yılı Şevval pyında (M. 624) Hz. Peygamberle evlendi.
Hz. Aişe Rasûl-i Ekrem ile evlendikten sonra üstün bir mevkie ve haklı bir şöhrete ulaştı. Peygamber hanımlarının mü’minlerin anneleri (ümmehâtü’l-mü’minin) olduklarını bildiren ve Hz. Peygamberden sonra, başkalarının onlarla evlenmelerini ebediyyen yasaklayan Kur’an âyetleri121 gereğince “ümmü’l-mü’minin" diye anılmaya başlamıştır.
Hz. Aişe ile Hz. Peygamber arasındaki aile bağı, sevgi, anlayış ve hürmet esası üzerine kurulmuştur. Kendisine büyük yakınlık ve sevgi gösteren Hz. Peygamber ile koşu yaptığı, O’nun omuzuna dayanarak Mescid-i Nebevi’de mızraklarıyla savaş oyunları oynayan Habeşliler’i seyrettiği ve Hz. Peygamber’e nazlanmaktan hoşlandığı bilinmektedir. Hz. Peygamber de onunla bir arada bulunmaktan, bilhassa gece seyahetlerinde kendisiyle sohbet etmekten, davetlere onunla birlikte katılmaktan(3), sorularına cevap vermekten pek memnun olurdu.
Hz. Peygamber, hanımları arasında Hz. Hatice’den sonra en çok onu sevmiş, dünyada en çok kimi sevdiği sorusuna, karşılık olarak onun adını vermiş ve bu sevgisini dile getirmiştir. Aişe ile birlikte bulunduğunda kendisine vahiy geldiğini açıklaması, onun diğer hanımlarından daha faziletli oluduğunu göstermektedir.
Hz. Peygamberi en fazla kıskanan ve sevgisini kazanmak için en çok gayret sarfeden de o idi. Hz. Peygamberin çok sevdiği ve hâtırasını daima canlı tuttuğu Hz. Hatice’yi bile kıskanır ve bu husustaki hislerini Rasûl-i Ekrem’e ifade etmekten çekinmezdi. Hz. Peygamber de ona Hz. Hatice’nin faziletini sayar, ondan çocukları olduğunu söylerdi.
Ev islerini kendisi yapardı. Hz. Peygamberle beraberken O’nunla sohbet eder ve nâfile ibâdetle meşgul olurdu. Kadınlarla namaz kılarken onlara imamlık ederdi.
Hz. Peygamber’e karşı beslediği derin sevgi yanında O’na, itaat ve emirlerine dikkat etmekle de temâyüz etmişti. Geceleri namaz kılar, günlerinin çoğunu oruçla geçirirdi. Kimsenin aleyhinde konuşmayı sevmezdi. Kanaatkâr, mahviyetkâr, mütevâzi, aynı zamanda vakur ve cömert idi. Öksüz ve fakir çocukları himâyesine alır, onların terbiye ve yetiştirilmesine itinâ eder, sonra da kendilerini evlendirirdi. Birçok köle ve câriyesini âzat etmiştir; bazı rivayetlerde sayıları altmısiki olarak zikredilen bu âzatlılardan bir kısmı ilim ve hadisle meşgul olmuştur. Hz. Peygamber’in diğer hanımlarıyla, kızı Hz. Fatıma, Hz. Ali ve diğer sahâbilerin faziletlerine dâir birçok hadisi rivâyet etmek ve onları daha sonraki nesillere tanıtmak suretiyle âlicenap olduğunu da göstermiştir.
Hz. Aise, Peygamberimiz vefat ettiği zaman çok genç olmasına rağmen Kur’an-ı Kerim’i ve Hz. Peygamber’in sünnetini en iyi bilen, anlayan ve muhafaza eden sahabilerin basında yer alır. 0, hem baba evinde, hem Peygamber’in yanında zekâsı, anlayış kabiliyeti, öğrenme arzusu, kuvvetli hafızası, ask ve imanı sayesinde en iyi şekilde yetişti ve başkalarına nasip olmayan bilgiler edindi.
Arap dilini maharetle kullanması yanında, Arap şiirini de çok iyi bilirdi. Hz. Aise fesahat ve belağatıyla da ünlü bir hatip olduğu için konuşması insanlara çok tesir ederdi. Babasının vefatı üzerine kabri basında yaptığı dua, Cemel Vak’ası’ndaki hutbesi ve bazı mektupları, onun edebî kabiliyetini gösteren şaheser örneklerdir. Ayrıca, Arap tarihi, ensâb ilmi, cahiliyye çağının sosyal durumu, örf ve âdetleri hakkında geniş bilgi sahibi idi.
Hz. Aise, Rasûl-i Ekrem’den aldığı feyiz sayesinde İslâm esaslarının en mümtaz öğreticisi oldu. Kur’an-ı Kerimi tefsir etti. Kur’an’ı en iyi anlayanlardan biriydi. Sünneti de çok iyi anlamış olan Hz. Aise hadislerden, kıyas suretiyle yeni hükümler çıkardı. Onun ictihad ve fetvaları, kendisinin bir fakih ve müctehid olduğunu gösterir. Hz. Peygamber’in ashabı arasında, çok sayıda fetva vermesiyle meşhur olan yedi kişiden biri Hz. Aise’dir.
O, kuvvetli hâfızası sayesinde Hz. Peygamber’in hadis ve sünnetinin daha sonraki nesillere ulaştırılmasında emsalsiz hizmetler ifa etti. Rivâyet ettiği hadislerin sayısı 2210 olup, bu hadislerin çoğunu doğrudan doğruya Hz. Peygamber’den nakletmistir.
Hz. Aişe’nin en belirgin özelliklerinden biri de, İslâm dininin esaslarını anlatmak hususundaki faaliyetleridir. Hz. Peygamberden sonra onun evi, kadın-er- kek, büyük - küçük birçok kimsenin huzuruna gelip kendisini dinlediği, varsa sorusunu sorup cevabını aldığı bir ilim ve irfan ocağı oldu. Ashaptan bazılarının vefat etmiş olması, bir çoğunun da fetihler sebebiyle muhtelif bölgelere gitmesi sonucunda Medine’de çok az sahabî kalmıştı. Hz. Aise’nin varlığı sayesinde, "Peygamber şehri Medine” ilim merkezi olmaya devam etti. Bu şehirde onun yıllarca süren eğitim ve öğretim faaliyetleri sayesinde İslam ilimlerinin temelleri atıldı ve İlmî hareket gelişmiş oldu.
Hz. Aise, yalnızca şifahî sorulara değil aynı zamanda muhtelif şehir ve bölgelerde yaşayan müslümanların mektupla sordukları sorulara da cevaplar vermiştir. Böylece hadislerin ve bazı fıkhî meselelerin yazılmasına da öncülük etmiş oldu.
Hz. Aise, Peygamberimiz zamanından başlamak üzere, kadınların eğitim ve öğretimiyle çok yakından meşgul oldu; çevresinde ders dinleyen ve hadis nakleden birçok kız ve kadın yer aldı. Böylece o, hem bizzat, hem de yetiştirdiği öğrencileri ile İslâm dünyasında kadınların ilimle meşgul olmaları gerektiğini, hiçbir tereddüde meydan vermeyecek şekilde göstermiş oldu(4).
Hz. Peygamber’den sonra kırk yedi yıl daha yaşayan Hz. Aişe, 14 Temmuz 678 tarihinde Medine’de vefat etti.
Hz. Aise, bütün alçakgönüllülüğü ve mütevaziliği ile beraber son derece vakarlı ve sabırlı idi. Hicretin 5. yılında kendisinin de katıldığı "Beni Mustalik Gazvesi” dönüşü, emaneten takındığı bir gerdanlığı yolda düşürdüğünden, onu ararken kervandan geri kalmış, münafıklar bunu büyük bir fırsat bilerek ona iftirada bulunmuşlardı. İslam tarihinde “ifk Olayı” diye geçen bu iftira hadisesi onu ve ailesini çok üzdü. Günlerce ağlayıp ıstırap çekti. Nihayet Nûr Sûresi’nin 11-21. âyetleri nazil oldu ve Allah Teâia yapılan dedikoduların tamamen asılsız olduğunu ve Aişe’ye iftira edildiğini bildirdi. Sözkonusu âyetler inince, onun; “Ben yalnızca suçsuz olduğumu ortaya çıkaran Allah’a hamdederim” diyerek vakar ve sabrın en güzel örneğini sergilediği rivayet edilir(5). Tabiinden Mesruk, Hz. Aişe’den rivayet ettiği hadislerin senedinde “Allah’ın sevgilisinin sevgilisi, semâdan inen ayetle temize çıkan” ifadesini kullanmıştır.
Hz. Aişe’nin, İslam tarihinde “Sıffin Olayı" ve “Cemel Vak’ası” diye zikredilen siyasî olaylara karışması, Hz. Osman’ın şehit edilmesine kadar varan, müslümanları içinde bulundukları fitneden kurtarmak ve müslümanlar arasında barış ve huzurun temin edilmesi gayesine matuftur. Bu olaylarda Hz. Aişe, iki mühim grup arasında savaş çıkarsa saldırgan taraf, Allah’ın emrine dönünceye kadar onlarla savaşmayı ve sonunda tarafların arasını bulup adalet dairesinde uzlaştırmayı emreden âyet-i kerimenin(6) hükmüne uyarak, olaylar karsısında ilgisiz kalmamış ve sadece iç savaşa son vererek müslüman kanının haksız yere akıtılmasını önlemek gayesiyle yola çıkmıştır.
Hz. Aise’nin kadınlık âlemine hizmetleri çok büyüktür. Biz sadece bunlardan bir nebze bahsedebildik. Kadın da erkek gibi, dinî, İlmî, İçtimaî, siyasî kısaca her türlü isi ve görevi başarabilir. Hz. Aise kendi hayatıyla bunu ispat etmiş, bilhassa İslâm kadınının haiz olduğu hukukun ne kadar yüksek olduğunu, müslümanlığın kadınlığı ne derece yükselttiğini göstermiş, Hz. Aişe, müslümanlığın kadına bahsettiği hukukun canlı bir numunesi olmuştu.
Her kadın, Hz. Aise’nin hayatında mutlaka her hususta bir imtisal numûnesi bulur. Hayatın bütün cilveleri, bütün değişkenlikleri onun hayatında tecelli etmiştir. Kadınlığın, kızlık, eşlik, dulluk; insanların sevinç ve keder, mutluluk ve musibet gibi her hali Hz. Aise’nin hayatında imtisal numunesi teşkil eden bir hâdise seklinde görünür. Bu tertemiz hayat; İlmî, amelî, ahlâkî derslerle, birer paha biçilmez hazîne kıymetinde olan örneklerle doludur. Bu itibarla Hz. Aise’nin hayatı, temiz ve olgun kadınlığın bir aynasıdır. Müslüman kadını hakikî hürriyetini bütün temizliği ve bütün berraklığıyla o aynada görür(7)

(1) Mevlânâ Şiblî; Asr-ı Saâdet Tere. Ö.Rıza DOĞRUL; İst. 1974, C: 3, S: 253.
(2) Ahzâb Sûresi; Ayet 6, 53.
(3 Müslim; Esribe, 139.
(4) T.D.V. Islâm Ansiklopedisi; "Aise” Maddesi; Yazan: Prof. Dr. Mustafa FAYDA, 1st. 1989, C: 2, S: 201-204.
(5) Buhâri; Sehâdât, 15.
(6) Hucurât Sûresi; Ayet: 9.
(7) Asr-ı Saâdet; C: 3, S: 256.