Makale

KUR’AN, EVRENSEL BİR REHBERDİR İNSANLARI EN DOĞRU YOLA İLETİR

Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

KUR’AN,
EVRENSEL BİR REHBERDİR
İNSANLARI EN DOĞRU YOLA
İLETİR

Yer yüzünde halife yaptığı”(1) akıl, irade, düşünme, okuma, öğrenme, anlama, anlatma, iyi ve kötüyü, hayrı ve şerri birbirinden ayırt edebilme ve benzeri yeteneklerle donattığı insanı yüce Allah, kendisine ibadet etmesi için yaratmıştır.2 Bu görevini yerine getirmesinde örnek ve önder olması için peygamberler; rehber olması için de kitaplar göndermiştir.3’ Her toplumun bir peygamberi olmuştur.4’ Son olarak da,’5 uyarıcı, müjdeci ve rahmet olarak’6 Hz. Muhammed (s.a.s.)’i peygamber olarak göndermiştir. Bütün insanlığa rehber olması için’7 ona Kur’an indirmiştir. Kur’an’ın amacı fert ve toplumları en doğru yola iletmektir. Bu husus, "Gerçekten bu Kur’ân, insanları en doğru yola en isabetli olana götürür. Salih ameller işleyen müminlere büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler. Ahirete îmân etmeyenler için elem verici bir azap hazırladığımızı (bildirir).” anlamındaki İsrâ sûresinin 9-10. âyetinde ifade edilmektedir. Yazımızda bu âyeti tahlil etmeye çalışacağız.

ETİMOLOJİK TAHLİL
Sözlükte "okumak" anlamına gelen Kur’an, Yüce Allah tarafından(8) vahiy yolu ile(9) Arapça olarak(10) peyderpey(11) Peygamberimiz Hz. Muham-med (s.a.s.)’e indirilen,(12) nesilden nesile bize kadar tevatüren gelen, mushaflarda yazılı, Fatiha Suresi ile başlayıp Nas Suresi ile sona eren, okunması ile ibadet edilen ve sevap kazanılan, 323. 015 harf, 77. 439 kelime,(13) 6. 236 âyet ve 114 sureden oluşan Allah kelamının özel ismidir.
"Kur’ân" kelimesinin "yaklaştırmak" anlamındaki "karene" veya "benzemek" anlamındaki "karâ-in" veya "toplamak" anlamındaki "kur’ü" kelimelerinden türediğini söyleyenler olmuşsa da,(14) "okumak" anlamındaki "kırâe" kökünden geldiği görüşü daha isabetlidir. Şu âyetler de bu anlamı teyit etmektedir:
"Biz Kur’an’ı insanlara dura dura okuyasın diye âyet âyet ayırdık ve onu peyderpey indirdik",(15)
"Şüphesiz onu toplamak ve okumak bize aittir. O halde biz onu okuduğumuz zaman onun okunuşuna uy",(16)
"Kur’an’ı okuduğun zaman kovulmuş şeytandan Allah’a sığın."(17)
"Götürür" diye çevirdiğimiz "yehdî" fiili, yol gösteriyor, rehberlik ve irşat ediyor demektir.
"En doğru / en isabetli" diye çevirdiğimiz "akve-mü" kelimesi "k-v-m" kökünden türeyen ism-i tef-dîldir.(18)
İsm-i mevsûl / bağlaç olan "elletî" kelimesi, zikredilmeyen "tarîk=yol" kelimesinin sıfatı olup "en doğru, en isabetli yola iletir" demektir.(19)
"Müjdeler" diye çevirdiğimiz "yübeşşiru" fiili, derinin dış yüzü anlamındaki "beşere" kökünden türemiş olup sözlükte, sevinçli bir haber veriyor ve yüzünü güldürüyor demektir. Sevinçli habere "be-şâre" ve "büşrâ", bu haberi verene de "beşîr" ve "mübeşşir"(20) denir. "Yübeşşiru", içinde korku ve üzüntü bulunan haber verme anlamındaki "yünzirü" fiilinin zıddıdır. Bu haberi veren kimseye "nezîr" (çoğulu nüzür) ve "münzir" (uyarıcı) denir.(21)
"Sâlihât" kelimesi, "sâlih" kelimesinin dişili olan "sâliha" sözcüğünün çoğulu olup sözlükte iyi ve yararlı olanlar demek olup zikredilmeyen "a’mâl" kelimesinin sıfatıdır.(22) "el-a’mâlü’s-sâli-hât" tamlaması, sözlükte yararlı işler demektir.
"Amel" niyet ve iradeye bağlı olarak yapılan bilinçli fiile denir.(23)
"Hazırladık" diye çevirdiğimiz "a’tednâ" fiili, ihtiyaç olmadan önce bir şeyi hazırlamak(24) anlamındaki "’atâd" kelimesinden türemiştir: "Ahirete îmân etmeyenler için acıtıcı bir azap hazırladık" cümlesi, cehennem azabının Allah tarafından hazırlandığına ve elan var olduğuna işaret eder.
ÂYETİN ANLAM
VE YORUMU
Yüce Allah, âyette Kur’an’ın, rehberlik ettiği her alanda fert ve toplumları en doğru yola ve en isabetli olana ilettiğini, salih ameller işleyen mü’minlere büyük bir mükafat olduğunu, âhirete îmân etmeyenlere elem verici bir azap hazırladığını bildirmektedir
Kur’an’ın hükümlerini özel, aile ve sosyal hayatında uygulayan mü’minler, en isabetli ve en doğru olanı yapmış olurlar. Îmân, söylem ve eylemlerinde en doğru ve en isabetli olanı yapan mü’minler, dünya ve âhirette bunun mükafatını görecekler; iş ve görevlerinde başarılı olacaklar, Allah’ın dünyadaki nimetlerinden en iyi bir şekilde faydalanacaklar, âhirette ise cenneti kazanacaklardır. Îmân etmeyenler ise, dünya nimetlerinden yararlansalar bile âhirette acı veren bir azap ile, cehennem azabı ile karşı karşıya kalacaklardır..
Âyette, insanları îmân ve salih amellere teşvik (terğîb), inkâr ve isyandan sakındırma (terhib) vardır. Îmân edip salih ameller işleyen kimseler mükafat ile müjdelenip Kur’an’a uymaları teşvik edilirken; inkâr edip isyan edenlere ilâhî azap olduğu bildirilerek, Kur’an ile ters düşmekten sakındırılmaktadır.
ÂYETİN İÇERDİĞİ
HÜKÜMLER
Ayet, iki hüküm içermektedir.
1. Kur’an, insanları en doğru olana iletir.
Ayette "insanları en doğru yola iletme / hidayet etme" Kur’an’a nispet edilmiştir. Gerçekte ise hidayet eden Allah’tır.
"...Gerçekten Allah, îman eden kimseleri doğru yola mutlaka iletendir.",(25)
"Yol gösterici (hâdî) ve yardım edici (nasîr) olarak Allah yeter,"(26)
"Allah kime hidâyet ederse doğru yolu bulan odur…(27)
"Allah kime doğru yolu gösterirse artık onu saptıran olmaz...",(28)
"Allah, dilediğini doğru yola iletir..."(29)
âyetleri gerçekte hidayet edenin Allah olduğunu beyan etmektedir.
Kur’an, Peygamber ve insanlar Allah’ın hidayetine vasıta olurlar. Buna, belagat ilminde mecâz-ı aklî denir.
Allah’ın insanlara hidâyeti 4 şekilde olur:
a) Her mükellef insana akıl, kabiliyet, anlayış ve zaruri bilgiler vermesiyle: "(Musa), ’Rabbimiz, her şeye yaratılışını veren sonra ona doğru yolu gösterendir’ dedi"(30) âyetinde geçen "hidâyet" bu anlamdadır.
b) Gönderdiği peygamberler ve indirdiği kitaplar vasıtasıyla insanlara doğru yolu göstermesiyle: "Onları (peygamberleri) emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık..."(31) âyeti ile tahlil ettiğimiz âyette geçen "hidâyet" bu anlamdadır.
c) Doğru yola gelmek isteyeni bu isteğinde muvaffak kılmasıyla:
"Hidâyete erenlere gelince Allah onların hidâyetlerini artırmış ve onlara takvalarını vermiştir",(32)
"...Kim Allah’a îman ederse Allah Onun kalbine hidâyet eder..."(33) âyetlerindeki "hidâyet" bu anlamdadır.
d) Âhirette cennete koymasıyla:
"Onlara (Allah yolunda savaşanlara) hidâyet edecek ve durumlarını düzeltecek, onları (dünyada iken) kendilerine tarif ettiği cennete sokacaktır",(34)
"(Cennet halkı)... lütfedip bizi buraya getiren Allah’a hamd olsun, Allah bize hidâyet etmeseydi biz hidâyete eremezdik... (derler)"(35) âyetlerindeki "hidâyet" bu anlamdadır.
Bu dört hidâyet sırasıyla birbirine bağlıdır; birincisi olmadan ikincisi, ikincisi olmadan üçüncüsü, üçüncüsü olmadan da dördüncüsü hasıl olmaz.
Dördüncü varsa ilk üçü, üçüncü varsa ilk ikisi önceden var demektir.(36)
Yüce Allah tahlil ettiğimiz âyette Kur’an’ı, insanları en doğru olana iletmekle övmektedir. Kur’an nasıl bir kitaptır? Allah kelamına(37) baktığımız zaman Kur’an’ın pek çok niteliğinin anlatıldığını görmekteyiz. Bunların bir kısmını şöyle sıralayabiliriz:
Kur’an, âlemlerin Rabbi’nden indirilmiştir,(38) Allah sözüdür,(39) bu konuda hiç şek ve şüphe yoktur.(40)
Kendisinde hiçbir eğrilik ve tezat mevcut değildir,(41) önünden ve arkasından ona bir batıl gelip karışmaz.(42)
Dosdoğru,(43) azîz,(44) kerîm,(45) çok hikmetli,(46) çok şerefli,(47) mübarek,(48) ışık saçan(49) apaçık(50) bir kitaptır.
Gönül gözlerini açan(51) Allah’ın nuru(52) ve burhanıdır.(53)
Allah’ın emrinden bir ruhtur.(54) İnsanların muhtaç oldukları şeyleri beyan edicidir.(55)
Allah’ın, âlemlere,(56) bütün insanlara(57) özellikle mü’minlere,(58) Allah’tan korkanlara(59) ve mutta-kilere(60) bir öğüdüdür.(61) Öğüt almak isteyenler için kolaylaştırılmıştır.(62) Öğüt alanlar, anlayanlar,(63) bilenler,(64) düşünenler(65) ve aklını kullananlar(66) için âyetleri tafsîl edilmiştir.(67)
İnsanlar ve cinler bir araya gelseler bir benzerini meydana getiremezler.(68)
Kendinden önceki kitapları doğrulayıcı ve koruyucudur.(69)
İnsanlara bir açıklama (beyan) ve bir duyurudur.(70)
Genelde bütün insan-lar,(71) özelde mü’min-ler,(72) muttakiler(73) ve muhsinler için yol göstericidir.(74)
Mü’minler,(75) müslümanlar(76) ve muhsinler(77) için bir rahmet, müjde(78) ve göğüslerdeki sıkıntılara şifadır.(79)
İnsanları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.(80)
İnsanlar için gerekli olan
her şeyi açıklayıcı,(81) tafsîl edici(82) ve apaçıktır,(83) türlü misal / örnek anlatılmıştır.(84)
Kıssalarında akıl sahipleri için ibretler vardır.(85)
Kur’ân, kelimelerinin seçilişi, cümlelerinin kuruluşu, âyetlerinin tertibi, lafızları ve manası ile tamamen Allah’a aittir. Bu konuda, vahiy meleği ve Peygamberimiz (s.a.s.) sadece birer vasıtadır. İnsan, şair, kâhin ve cin sözü değildir.(86)
Kur’ân, sadece Hz. Peygamber dönemine ait bir kitap değil, varlığını ve rehberliğini dünya durdukça sürdürecek olan, çağlan aşan ve kucaklayan bir kitaptır. Sadece ilk indiği Arap toplumunun değil bütün insanların kitabıdır.
Kur’ân, zamanın geçmesiyle eskiyen değil, daima tazeliğini ve güncelliğini koruyan, insanları geriye değil daima ileriye götüren, ilim, teknik ve gelişmelerle çatışan değil örtüşen ve kucaklaşan bir kitaptır. Emir ve yasaklan, helal ve haramları, hüküm ve tavsiyeleri, öğüt ve ilkeleri, misal ve kıssaları, va’d ve va’îdleri, geçmişe, geleceğe, Allah’a, insana ve diğer varlıklara dair bildirdiği gerçekler, bilgiler ve tanımlar, zamanın geçmesiyle değişmez ve değerini yitirmez.(87)
Kur’ân, insanın dünya ve âhiret saadetini sağlamasını amaç edinmiştir. Kur’ân, insanlığın rehberi ve mutluluk kaynağıdır.
Hangi milletten olursa olsun bütün insanları aydınlatmak, yer yüzünde cehalet, sefahat, küfür ve sapık inançlara kapılarak karanlıklar içinde kalan, nereden gelip nereye gittiğini bilemeyen bütün insanları sapıklık ve dalaletten, sefahat ve rezaletten kur-tarıp îmân nuru ile doğru yola sevk etmektir.
İnsanın Allah ve kâinat ile alakasını temin eden, manevî ve maddî ihtiyaçlarını bildiren Kur’ân’dır. Kur’ân bu amaçla cüz’î ve küllî kurallar, emir ve yasaklar getirmiştir. Bu kuralların, emir ve yasakların amacı; aklı, canı, malı, nesli ve dîni korumak, böylece insanın huzur ve mutluluğunu; kişisel, ailevî ve sosyal nizamını sağlamak; iyi insan ve iyi bir toplum oluşturmaktır.
Kur’ân’ın ana konusu Allah ve insandır. Kur’ân Allah’ı ve insanı tanıtır. Allah’ın emir ve yasaklarını, helal ve haramlarını, öğüt ve tavsiyelerini hüküm ve sınırlarını, va’d ve va’îdini, îmân, İman ahlak ve ibadet kurallarını, iman edip salih amel işleyenlerin mükafatlarını, inkar ve isyan edenlerin âhiretteki cezalarını, ibret alınması için geçmiş kavimlerin kıssalarını ve âhiret ahvalini anlatır. İnsanın kendisine, Yaratıcısına, insanlara, çevreye ve diğer varlıklara karşı görevlerini bildirir.
Kur’ ân; insanın işlerini ve görevlerini, dînî ve dünyevî diye ayırmaz. İnsanın her inanç, söz, fiil ve davranışının hem bu dünya hem de âhiret ile ilgili boyutu vardır. Allah’a, fertlere, topluma, canlılara ve çevreye karşı görevleri insanın hem dünya hem de âhiret mutluluğu içindir. Ferdî görevlerin, topluma, toplumsal görevlerin de ferde etkisi vardır.
Kur’ân’ın içerdiği ilkeler; sadece ferdîn özel ve aile hayatı ile ilgili değildir. Çünkü insan, tek başına veya sadece ailesi ile birlikte değil, toplum içinde yaşar. İnsan, sosyal bir varlıktır. Bunun için Kur’ân; toplu olarak yaşamak durumunda olan insanların; sosyal, ekonomik, ahlâkî, idarî ve hukukî ilişki ve görevleri; inanç, amel, iş, söz, fiil ve davranışları ile ilgili temel kurallar getirmiştir. Getirdiği bütün bu kurallar, emir ve yasaklar, helal ve haramlar, öğüt ve tavsiyeler fert ve toplumları en doğru ve en isabetli olana iletir. Kur’an’a uyan yanılmaz, yanlış yola gitmez, başarısız olmaz. Peygamberimizin: "Size sımsıkı sarılıp ahkâmını uyguladığınız zaman asla sapıtmayacağınız iki şey bıraktım; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünneti" sözü de(88) bu gerçeği ifade etmektedir. Yüce Allah, "Ey müminler! Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’ân’a) sımsıkı sarılın..."(89), "...Allah’a sarılın...",(90) "...Kim Allah’a sımsıkı sarılırsa o doğru yola iletilmiştir,"(91) "Allah’a iman edip O’na sımsıkı sarılanları Allah, kendisinden bir rahmet ve lütfa kavuşturacak ve onları kendisine varan dosdoğru yola iletecektir"(92) ayetleriyle kendisine ve Kur’an’a sarılmayı istemektedir. Allah’a sarılmak, Allah’ın kitabına sarılmaktır.
2. Kur’ân, salih ameller işleyen müminlere büyük bir mükafat; inkar edip isyan edenlere ise acıklı bir azap olduğunu bildirir.
Kur’ân’ın niteliklerinden biri de müjdeleyici ve uyarıcı (beşîr ve nezîr) olmasıdır. Kur’an, muhsinleri,(93) îmân edip sâlih amel işleyenleri cennetle müjdeler; zalimleri,(94) inkâr edip isyân Cennetle müjdeler; zalimleri(94) inkar edip isyan edenleri, ilahî azap ile uyarır.(95) Çünkü Kur’ân müjdeci ve uyarıcı olarak gönderilmiştir.(96)
Müjdeleme ile; insanlar îmâna, yararlı ameller işlemeye, haram ve günah olan söylem, eylem ve davranışlardan sakınmaya, insan haklarına saygılı olmaya, ibadet ve itaat etmeye teşvik edilir. Uyarma ile; inkâr, şirk, nifâk ve isyân gibi ilâhi azaba ve cehenneme girmeye sebep olacak her türlü inanç, söz, fiil ve davranışlardan sakındırma, gelecek tehlikeyi önceden bildirerek insanları îmân, ibâdet ve itâat etmeye yönlendirilir.
İman edip salih ameller işleyenler için "ecr-i kebîr", inkar edenler için "azab-ı elîm" olduğunun bildirilmesi müjdeleme ve uyarmaya, teşvik ve sa-kındırmaya yöneliktir. "Ecr-i kebîr" ile maksat cennet, "azab-ı elîm" ile maksat cehennem azabıdır.(97)
"Münafıklara, kendileri için elem dolu bir azap olduğunu müjdele"(98) âyetinde olduğu gibi tahlil ettiğimiz âyette de âhirete îmân etmeyenlerin elem verici bir azap ile müjdelenmesi onları aşağılamak içindir.(99)
Mutezîlî bilginler, "el-menziletü beyne’l-menzi-leteyn" tabiriyle büyük günah işleyen mü’minlerin îmandan çıktığını ancak küfre de girmediğini, îman ile küfür arasında kaldıklarını, tevbe etmeden ölürlerse ebedî olarak cehennemde kalacaklarını ileri sürmüşler ise de(100) tahlil ettiğimiz âyet, bu iddianın doğru olmadığını ortaya koymaktadır. Çünkü âyette sadece iki sınıf; mü’min ve kâfirler zikredilmiş; mü’minlerin mükafatı, kafirlerin ise cezası bildirilmiş, üçüncü bir sınıftan söz edilmemiştir.(101) Îman edip salih ameller işleyenlerin cennet halkı,(102) inkâr edip âyetleri yalanlayanların da cehennem halkı olduğunun bildirilmesi de bu konunun ayrı bir delilidir.(103)
"Acıtıcı ve elem verici azabın" "âhirete iman etmeyenlere tahsis edilmiş olması, îmanın diğer şartlarını kabul etmeyenler bu azaba dahil olmayacaklar anlamına gelmez. Îman edilmesi gereken bir hususu inkâr eden kimse kâfir sayılır(104) ve bu azabı hak eder. Pek çok âyette kâfirler için "azab-ı şedîd" (çok şiddetli azap), "azab-ı elîm", "azâb-ı mühîn" (çok alçaltıcı azap) ve "azab-ı kebîr" (çok büyük azap) olduğu bildirilmiştir.(105)
Tahlil ettiğimiz âyette dikkati çeken diğer bir husus, büyük mükafatın / cennetin, îmân edip salih amel işleyenlere va’dedilmiş olmasıdır. Her ne kadar salih ameller işlemeyen ve günaha dalan kimseler kâfir olmazlar ise de dînî görevleri sürekli terk etmeleri, îmanlarının zayıflamasına hatta yok olmasına sebep olabilir. Dua mahiyetindeki; "Bizi doğru yola ilet"(106) ve "Rabbimiz! Bize hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme..." âyetleri îmânın korunması gerektiğine işaret etmektedir. "Hidayet" üzere kalabilmek için îmânın korunması şarttır. "Allah’ın âyetlerine îmân etmeyenlere Allah hidayet etmez..."(107) âyeti ile "Allah, îmân edenleri hem dünya hayatında hem de âhirette sabit bir söz (kelime-i tevhîd) ile sağlamlaştırır...(108) âyeti bunun beyanıdır
"Salih amel"; mü’minin iyi bir niyetle, samimi olarak Allah’a ve Resulüne itaat olan, İslâm’a ve akl-ı selime uygun olarak yapılan her türlü ameldir.(109) Bu amel, mü’minin kendisine, ailesine, topluma, diğer canlılara, çevreye ve Allah’a yönelik olabilir. Dolayısıyla namaz, oruç, zekat gibi muayyen ibadetler salih amel olduğu gibi, meşru yollardan kendisi ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin nafakasını temin için yapılan işler, çocuklarının eğitim ve öğretimi ile ilgili yapılan çalışmalar, cami, köprü, hastane, darülaceze gibi yapılan sadaka-i cariyeler, ağaç dikmek, yeşil alan ihdas etmek, çeşme yaptırmak ve çevreyi temiz tutmak gibi her türlü iyi, güzel ve yararlı faaliyetler de salih ameldir.
"İman eden ve salih ameller işleyen kimselere altlarından ırmaklar akan cennetlerin kendilerine ait olduğunu müjdele",(110) ve "Allah iman eden ve salih ameller işleyen kimselere bağışlanma ve büyük mükâfatın onların olduğunu va’detmiştir"(111) ve benzeri pek çok âyette(112) iman ile salih amel birlikte zikredilmiştir.
SONUÇ VE
DEĞERLENDİRME
Yüce Allah, akıl, kabiliyet, anlayış ve zarûrî bilgiler vermek ile insanları doğru yola ilettiği gibi gönderdiği peygamberler ve indirdiği kitaplar vasıtasıyla da doğru yola iletir. Bütün insanlığa rehber olması için gönderilen, âlemler için bir öğüt, müminler için şifa ve rahmet olan Kur’an, insanları en doğru / en isabetli olana iletir; îmân edip salih amel işleyenleri cennet ile müjdeler; inkâr edip isyan edenleri de cehennem ile korkutur/uyanr. Tahlil etmeye çalıştığımız âyet bu gerçekleri dile getirmektedir.
"En doğru/en isabetli olan" dan maksat "(Ey Peygamberim!) De ki: Şüphesiz Rabbim beni doğru yola, dosdoğru dîne, Hakka yönelen İbrahim’in dînini iletti...",(113) "Yüzünü dosdoğru dîne çevir ..."(114) ve "Bizi dosdoğru yola ilet"(115) âyetlerinde beyan edildiği gibi Allah katında tek hak ve son din olan İslâm’dır.
Kur’an’ın emir ve yasaklarına, helal ve haramlarına, öğüt ve tavsiyelerine uyan insan doğru yola girmiş, en isabetli olanı yapmış olur. Çünkü Kur’an, insanları yanlış ve zararlı şeylere götürmez, hakka ve dosdoğru yola ile-tir.(116) Kur’an’ın hükümlerine uyanlar, kurtuluşa, huzur ve güvene ererler, Allah’ın rızasını ve cennetini kazanırlar.


1- Bakara, 30; En’âm, 165;Fâtır, 39.
2- Zâriyat,56.
3- Hadîd, 25.
4- Fâtır, 24.
5- Ahzap, 40.
6- Enbiya, 107.
7- Bakara, 185.
8- Hakka, 43.
9- Yunus, 12.
10- Yusuf, 2.
11- Furkan, 32.
12- Şuarâ, 192-195.
13-Süyûtî, Celâlüddîn, el-İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, I, 184. Dımeşk, 1362.
14- bk. CERRAHOĞLU, İsmail, Tefsir Usûlü, S. 31-32. TDV Yayınları, Ankara, 1989.
15- İsrâ, 106.
16- Kıyame, 17-18. 17-Nahl,98.
18- Hazin, Ali b. Muhammed, Lübâbü’t-Te’vîl fî Meânî’t-Tenzîl, IV, 23. by ve trh yok. (Mecmûatün Mine’t-Tefâsîr) Fîrûzâbâdî, Muhammed b. Ya’kub, Tenvîru’l-Mikbâs Min Tefsîri İbn Ab-bâs, IV, 23. by ve trh yok. (Mecmûatün Mine’t-Tefâsîr Kurtubî, Muhammed b. Ahmed, el-Câmi’ Li Ahkâmi’l-Kur’ân, X, 225. Kahire, 1935. X, 225.
19- Kurtubî, X, 225.
20- Rağıb el-Isfehânî, el-Müfredât fî Garî-bi’l-Kur’ân, s. 48.
21- Rağıb, S. 487.
22- Tabatabâî, Muhammed Hüseyin, el-Mî-zân fî Tefsîri’l-Kur’ân, XIII, 347. Beyrut, 1991.
23- Rağıb, s. 348.
24- Rağıb, s. 321.
25- Hacc, 54.
26- Furkan, 31.
27- bk. A’râf, 178, İsrâ, 97, Kehf, 17.
28- Zümer, 37.
29- Bakara, 213.
30- Tâ-hâ, 50.
31- Enbiyâ, 73.
32- Muhammed, 17.
34- Muhammed, 5- 6. 35- A’râf, 43.
36- Rağıb, s. 538.
37- Feth, 15.
38- Şuara, 192.
39- Tevbe, 6.
40- Secde, 2; Bakara, 2.
41- Kehf, 1.
42- Fussılet, 42.
43- Kehf, 1.
44- Fussılet, 41.
45- Vakıa, 77.
46- Yasin, 1.
47- Hakka, 2.
48- Sad, 29.
49- Al-i İmrân,184.
50- Yusuf, 1.
51- A’raf, 203.
52- Nisâ, 174.
53- En’am, 155.
54- Şura, 52.
55- Nur, 34, 46.
56- Tekvîr, 27.
57- Yasin, 69.
58- Yunus, 57.
59- Tâhâ, 3.
60- Al-i İmran, 138.
61- Sad, 87.
62- Kamer, 17.
63- En’am, 98, 126. 64- A’raf, 32.
65- Yunus, 24.
66- Rum, 28.
67- En’am, 55.
68- İsra, 88.
69- Mâide, 48.
70- Al-i İmran, 138.
71- Bakara, 185.
72- Yunus, 57.
73- Bakara, 2.
74- Lokman, 2-3
75- Yunus, 57.
76- Nahl, 89.
77- Lokman, 2.
78- Neml, 2.
79- Yunus, 57
80- İbrahim, 1.
81- Nahl, 8.
82- Yusuf, 111.
83- Hıcr, 1.
84- İsra, 89.
85- Yusuf, 111.
86- Hâkka, 40-47; Tekvîr, 19-25.
87- Kehf, 27; En’am, 115.
88- Malik, Kader, 3. s. 899.
89- Al-i İmrân, 103.
90- Hac, 78.
91- Al-i İmrân, 101.
92- Nisa, 175.
93- Ahkaf, 12.
94- Ahkâf,12.
95- Kehf, 1-4.
96- Fussilet, 4; Ahkâf, 12.
97- Taberî, Abdullah b. Cerîr, Câmi’u’l-Beyân An Te’vîli’l-Kur’ân, IX, 15/47. Beyrut, 1988.
98- Nisa, 138.
99- Fahruddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-ğayb, 17/9-10. âyetin tefsirinde.
100- Zamahşerî, Mahmud b. Ömer, el-Keş-şâf II, 651. Kahire, 1946.
101- Nesefî, IV, 24.
102- Bakara, 82.
103- Bakara, 39.
104- bk. Mâide, 5.
105- Meselâ bk. Al-i İmrân, 18; Nisa, 93, 102, 138; Fürkan, 19.
106- Fatiha, 6.
107- Nahl, 104.
108- İbrahim, 27.
109- bk. Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’ân Dili, III, 1740. Eser Kitabevi, İstanbul, 1971.
110- Bakara, 25.
111- Mâide, 9.
112- Meselâ bk; Nisa, 57, 122, 124; A’râf, 42; Hûd, 11, 23; İbrahim, 23;Meryem, 60; Tâhâ, 75; Hac, 14, 23; Muhammed, 12; Fetih, 29.
113- En’am, 161.
114- Rûm, 43.
115- Fatiha, 6. 116- Ahkâf, 30.