Makale

DÜNDEN BUGUNE KIBRIS

DÜNDEN BUGUNE
KIBRIS

Hamit KURT

Kıbrıs Akdeniz’in kuzeydoğu köşesinde 34 drc 33 dk ve 35 drc 41 dk kuzey enlemleriyle 32 drc 17 dk 34 drc 35 dk doğu boylamları arasında yer almaktadır. 9283 kilometre kare yüzölçümüne sahip olan Kıbrıs adası, Sicilya ve Sardunya Adası’ndan sonra Akdeniz’in üçüncü büyük adasıdır. Anadolu’ya 65 km. uzaklıkta olan Kıbrıs’ın sahillerinin uzunluğu ise 780 km’dir. Son nüfus sayımı baz alındığında ada nüfusu 170 bindir. Adanın coğrafî yapısı ise dağlık ve ovalık olmak üzere iki grupta yer alır. En büyük dağlan Karlıdağ 1950 metre ve Beşparmak Dağlan 1050 metredir.
Tarım alanları ise Meserya Ovası, Hirsofu Çiftliği, Yalya Ovası, güneybatıda ise Piskopu ve Evdim bölgeleri olarak sayılabilirler. %18 ile %20’si arasında ormanlarla kaplı olan adada yetiştirilen başlıca ürünler ise arpa, buğday, zeytin, narenciye ve diğer meyveler olarak sayılabilir.
Ada’nın başlıca limanları doğuda Magosa Limanı ile güneyinde Lamaka ve Leymosun limanlarıdır. Ayrıca adaya havayolu bağlantısıyla da ulaşım mevcuttur.
KIBRIS’IN JEOPOLİTİK VE STRATEJİK KONUMU
Kıbrıs, jeopolitik ve stratejik konumu nedeniyle doğu Akdeniz’in kilit noktasındadır. Diğer bir ifadeyle Kıbrıs Ortadoğu ve Doğu Akdeniz ile Süveyş Kanalı’nı bu bölgeden geçen bütün deniz ve hava yollarını Kızıldeniz ile Pers Körfezi’nin tamamını kontrol edebilecek bir konumdadır. Türkiye’nin güneydoğu sahiline yakınlığı nedeniyle ayrı bir öneme sahip olan Kıbrıs, son olarak da körfez savaşı esnasında bu adanın ne denli bir öneme sahip olduğu tüm dünya devletlerince görülmüştür.
KIBRIS ÜZERİNDE TARİH BOYUNCA
OYNANAN OYUNLAR
Tarih boyunca dünya devletlerinin göz bebeği konumunda olan Kıbrıs’ın yine dünya devletlerinin ziyadesiyle iştahlarını kabartmış olması, Doğu Akdeniz’de bir üst oluşturulmasıyla birlikte Ortadoğu kapılarının kolayca açılabileceği ve oradaki petrol yataklarına sahip olma emelleri olanların emellerine ulaşmaları demektir. Avrupa devletlerinin başta gelen emelleri de budur. Adanın jeopolitik önemine binaen, Kıbrıs Türkiye için de bir kale konumundadır. Kaldı ki, ortak tarihimizi bağrında şerefle taşıyan ada ve orada yaşayan Türk halkı yıllarca maruz kaldıkları baskı ve zulümlere artık dayanamaz olmuştu. Adada bulunan Türklerin yok edilmesi için asırlar boyu sürdürüle gelen siyasî oyunlar sonunda gerçek yüzünü ortaya koydu ve dünya literatürüne katliamlar adası olarak geçti.
1. VE 2. KIBRIS ÇIKARMALARI
Son zamanlarda adada cereyan eden olaylar siyasî boyutları aşmış kanlı çatışmalara ve yer yer de toplu katliamlara dönüşmüştü. 1963 yılının 20 Aralığım 21 Aralığına bağlıyan gece Lefkoşe’nin Tahta- kale semtindeki evlerine girmekte olan Türklere ateş açılması üzerine Zeki Halil ve Cemaliye Emiral isimli iki Türkün öldürülmesi ve Lefkoşe Türk lisesinin makineli tüfeklerle taranması kanlı olayların davetçisiydi adeta. Rumlar bunlarla da yetinmeyip yoktan bahanelerle olaylar çıkartıyor, Türk evlerine sinsi baskınlarda bulunuyorlardı. Genç, yaşlı, kadın, çocuk demeden hunharca katliam olayları da yer yer kendini arenada göstermeye başladı. Bu elem verici olaylar artarak birbirini takip ederken 1 Ağustos 1958 yılında o zamanlar Türkiye tarafından kurulan Türk Mukavemet Teşkilatı Rum saldırılarına karşılık vermeye başladı. 23 Aralık’ta çarpışmalar artmıştı ki, bu olayı o zamanlar Reuter Ajansı "Kıbrıs’ta savaş çıktı şeklinde bütün dünyaya birinci haber olarak geçti. Rumlar Yunanlıların kışkırtmasıyla iyiden iyiye azmış, olayları daha büyük boyutlara çıkarmışlardır. 23 Aralık’ta Kumsal bölgesine saldıran Rumlar Türk alayı doktorlarından Nihat Ilhan’ı, eşini ve 3 çocuğunu hunharca katletmişlerdir. O günlerde kısıtlı imkanlara sahip olan Türkler, Anavatandan bir ışığın doğmasını, üzerlerindeki karabulutların dağılıp, bir an önce aydınlığa dönmesini istercesine yardım bekliyordu ki, 24 Aralık 1963 Çarşamba saat 14 sularında Türk Hava Kuvvetleri’ne bağlı jetlerle kahraman Mehmetçiğin şefkatli gölgesi Kıbrıs semalarında göründü. O esnada herhangi bir saldırıyla karşılaşmayan jetlerimiz üslerine geri döndüler. Bu uçuşlar Türkler’in yalnız olmadığını adeta Kıbrıs semalarından Rumlara haykırarak kendilerine gelmeleri için bir ikaz mahiyetindeydi. Aradan çok zaman geçmeden Lefkoşe de başlayan Rum saldırılan dalga dalga Boğaz, Zeytinlik, Ozanköy, Sthilarion, Larnaka, Tatlısu, Geçitkale, Boğaziçi, Limasol, Baf, Mavrali, Lefke, Çamlıköy, Gaziveren, Cengizköyü de kapsayan bölgelerde çatışmalar yeniden alevlenmiş katliamın boyutları bu kez daha vahim duruma gelmiştir. Rumların 22 Nisanda başlattıkları Magosa saldırısıyla 27 Nisan’da Yeşilırmak ve özellikle Erenköy’deki giriştikleri büyük çaplı saldırılar Türk Hava Kuvvetleri jetlerinin Kıbrıs semalarında bir kez daha görünmelerine neden oldu. Mehmetçik 60 jetle Kalifudes ve Dirilgo tepelerindeki Rum birliklerini bombalamaya başladı. Bu harekât sonucunda Ditlirja’daki Rum çetelerinin %40’ı yok edilmiş oldu.
Bu bombardımana rağmen Rumlar’m saldırılara devam etmesi, Türk Hava Kuvvetleri’ni daha geniş çapta bir operasyona girişmeye zorladı. 9 Ağustos’ta dalgalar halinde Dilirga, Alevköy ve Lefkoşe’deki Rum mevzileri yerle bir edildi. Yüzlerce Rum jetlerimizin açmış olduğu ateşler sonucu yaptıklarının bedelini canlarıyla ödemek zorunda kaldılar. Yine bu harekat sonucunda jetlerimizin açtığı ateş sonucu 3 Rum hücumbotu ile 3 tankı tahrip edildi. Bu saldırılara daha fazla dayanamayan Rumlar saldırılarını bir süre de olsa kesmek zorunda kaldılar. O zamanlar Türk tarafının sunduğu şartları kabul etmek zorunda j kaldılar. Dönemin T.C. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, 25 Aralık 1963 tarihinde A. B. D. Başkam Johnson, İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth, Federal Almanya ve Fransa devletleri ile Yunanistan kralı Paul’e gönderdiği mesajlarda, Rum saldırıları devam ettiği takdirde Türkiye’nin antlaşma hükümleri gereği Kıbrıs’a müdahalede bulunacağı kesin bir dille açıklanmış oldu. Dönemin Rum lideri Başpiskopos Makarios’un 1 ocak 1964 tarihli antlaşması ile garantörlük antlaşmalarını feshettiğini açıklaması, politik durumu bir kez daha çıkmaza sokmuş oldu. Bunun üzerine dönemin T.C. Hükümeti’nin Kıbrıs’a kesin müdahale kararı alması üzerine Yunanistan Kralı Paul, A.B.D. Başkanı Jonhson’a müracaat ederek Türk tarafının Kıbrıs’a yapacağı askerî müdahaleyi önle- ( meşini istedi. Gerçekten de Türkiye’nin kesin tavrını j bilenlerden Başkan Jonhson T.C. Hükümetine bir mektup göndererek müdahaleyi durdurması talebinde bulundu ve başlamak üzere olan Türk müdahalesi bir sürede olsa önlenmiş oldu. B.M. Güvenlik Konseyi de Türk müdahalesini bir oldubittiye getirmemek için 17 Mart 1964 tarihinde yaptığı bir toplantıda, Kıbrıs’a Hintli General Gyani’nin komutasında bir barış gücü birliğinin gönderilmesine karar verdi. Bu karar üzerine barış gücünün 30 Kanadalı Subay ve erden oluşan öncü birliği süratle Kıbrıs’a gönderildi. Bunu daha sonra diğer birlikler izledi. Bu olaylardan sonra Adada 1965 1966 yılları arasında nispi de olsa bir sükunet hakim oldu. Yine o tarihlerde uluslar arası görüşmeler birbirini takip ederken, Yunanistan 1967 Nisanı’nda meydana gelen darbeden sonra askeri yöneticiler Kıbrıs konusunda bir aşama yapmanın gereğini duyarak dönemin T.C. Başbakanı Süleyman Demirel’le görüşme olanağı aradılar. Yunanistan cuntasının bu isteği bazı girişimlerden sonra gerçekleşti. Yunanistan Başbakanı Kollios ile T.C. Başbakanı Süleyman Demirel, 9 Eylül 1967 tarihinde Edirne’nin Keşan ilçesinde buluştular, görüşmeler sırasında Kollios’un ENOSİSTEN söz etmesi üzerine Başbakan Demirel’in “Enosis savaş demektir” sözleriyle görüşmeler kesildi. Böylece Keşan ve Dedeağaç görüşmeleri de bir sonuç vermeden sona erdi.
Adada ve dünyada bu gelişmeler yaşanırken uzun süreden beri Fazıl Küçük’ün isteği üzerine Ankara’da adeta kendini sürgündeymiş gibi hisseden Rauf Denktaş, 31 Ekim 1967 tarihinde yanında
Nejat Konduk ve Erol İbrahim olduğu halde gizlice Kıbrıs’a gitmesi ve Karpaz’da Rumlar tarafından tutuklanması, Kıbrıs olaylarını yeni bir aşamaya itmiş oldu. Bu olay dünyada ve Türkiye’de geniş bir şekilde yankılanınca bunun üzerine, Türkiye’nin sert ve kararlı tavırlar sergilemesi Rumların başlarına gelebilecek olaylardan çekinerek Rauf Denktaş’ı serbest bırakıp Türkiye’ye göndermelerine neden oldu. Her türlü oyunları deneyerek, bir türlü çirkin emellerine kavuşamayan Rumlarla Yunanlılar yine kirli emellerine biran önce kavuşmak için adadaki Türk varlığına son vermek amacıyla AKRATİS planını tatbik etmek üzere 15 Kasın 1967 tarihi akşamında Geçit Kale, Boğaziçi köylerine saldırıya geçtiler. Akratis planı, adada Türk varlığına son vermek ve adanın Yunanistan’a ilhakını sağlamak için yapılan gizli planın adıdır. Planı tatbik edecek olan, bir süre önce esrarengiz bir şekilde öldürülen Yunan Dışişleri Bakanı Yorgocis’tir. Plan, Türk toplumuna Anadoludan yardım yetişmesine imkan bırakmayacak kadar kısa sürede tatbik edilecek sinsi, bir o kadar da canice bir plan. Plan gereği Kıbrıs’ta oturan Türkler ev ev, sokak sokak, mahalle mahalle, saptanmış hangi Rum, hangi Türk’ü öldüreceği bile titizlikle belirlenmişti. Plan, Nazi Alman yasının katliamı ve jenasit harekatlarım gölgede bırakacak kadar da korkunçtu. Ancak Rumların Akratis planını önceden haber alan Türk Mukavemet Teşkilatı’nın durumu Türkiye’ye bildirmesiyle Türk jetlerinin bir kez daha Grivas’ın bizzat yönettiği Rum ve Yunan kuvvetlerinin üstüne akın üstüne akınlar yapması ve bu kuvvetlerin yok edilmesiyle akratis planının daha başlamadan suya düşmesine sebep oldu. O tarihten 1974’e kadar dünya siyasî arenasında kendine taraf arayan Makarios’un bundan da bir sonuç alamayışı, ellerinin boşa çıkmasına neden oldu. Türkiye, Kıbrıs’ın uluslar arası arenada geleceğini barış içinde kalıcı bir çözüme kavuşturmak için temaslarda bulunurken bir yandan da Rum ve Yunanlıların gerek siyasî ve gerekse de askerî oyunlarını bozma işleriyle uğraşıyordu. Kıbrıs Türkü’nün karizmatik lideri Rauf Denktaş da adada oynana gelen oyunları yakından bildiği için nihai çözümün biran önce tesis edilmesi ve adadaki Türk halkına yapılan haksız zulme son verilmesi gereğim her fırsatta dile getirerek, haklı davasını dünya platformuna taşımaya çalışıyordu. Bu olayların akabinde 28 Aralık 1967 yılında Kıbrıs Türk yönetimi ilan edildi. Geçici Türk yönetimi adada yapılan 5 Temmuz 1970 seçimlerinden sonra Kıbrıs Türk yönetimi ismini aldı. Gerek siyasî ve gerekse de askerî alanlarda hezimete uğrayan Rum ve Yunan tarafları bir de Rum yönetiminde 1974 darbesiyle karşılaşınca kendi aralarında fikir ayrılıklarının yaşanmasına neden oldu. Rum ulusal muhafız birliğinin yaptığı darbe,Türkiye’de de heyecan yarattı. 15 Temmuz’da Türk Silahlı Kuvvetleri teyakkuza geçirildi, dönemin T.C. Başbakanı Bülent Ecevit yurt gezisini yarıda keserek süratle Ankara’ya döndü ve Kıbrıs’taki gelişmelerle ilgili basın aracılığıyla tüm dünyaya şu demeci verdi, "Biz davaların adam öldürerek ve kaba kuvvetle çözüleceğine inanmıyoruz, bütün dünyaya, uzak yakın tüm komşularımızı ihtar ediyorum ki, Kıbrıs’ta buhranın Türk halkına müdahale şeklinde büyütülmesine kimse cesaret edemez." 16 Temmuz’da Türkiye İngiltere’ye bir nota göndererek Kıbrıs’a ortak müdahalede bulunmayı önerdi, aynı anda da Türkiye’nin B.M. baş delegesi Osman Olcay da aynı gün güvenlik konseyinde bir konuşma yaparak, Kıbrıs’taki tek meşru yönetimin Türk yönetimi olduğunu bildirdi. Bu esnada o dönemin Dışişleri Bakanı olan Turan Güneş de Çin’e yaptığı resmi ziyareti yarıda keserek Ankara’ya döndü. Bu esnada da T.C. Başbakanı Bülent Ecevit aynı günün akşamı Kıbrıs konusunu görüşmek için İngiltere ye uçtu. NATO daimi konseyinde adada bir çatışmaya fırsat tanımamak için 17 Temmuz tarihinde yaptığı toplantıda Yunan subaylarının adadan derhal çekilmesi kararını aldı. Bu esnada da İngiltere Başbakanı Wilson ile T.C. Başbakanı Ecevit görüşmesi 18 Temmuz’da başladı. Bu ikili görüşmeden de bir sonuç çıkmayınca Başbakan Ecevit, ertesi günün sabahı yurda döndü.
20 Temmuz tarihinde B.M. Güvenlik Konseyinde bir konuşma yapan B.M. Baş delegesi Osman Olcay, Kıbrıs’ta meşru bir hükümetten söz etmek gerekirse bunu ancak Türk yönetiminin olduğunu ve kendisinin de Türk yönetiminin işbaşında kalmasını sağlamakla görevli olduğunu bildirdi. Aynı gün T.C. Başbakanı Ecevit sabaha karışı saat 03 sularında basma yaptığı açıklamada Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalede bulunduğunu açıkladı. Türk Silahlı Kuvvetlerinin adaya barış getirmek için yapmış olduğu askeri müdahaleyi Kıbrıs lideri Rauf Denktaş da Bayrak Rad- yosu’ndan, “Şu anda T.S.K. Kıbrıs’ta barışın tesisi için adaya dalga dalga denizden ve havadan çıkarma yaparak ilerliyorlar. Gazânız mübarek, doğan güneşiniz de payidar olsun!’’ sözleriyle duyurdu. Bu anonsu duyan Kıbrıslı Türklerin sevinç çığlıkları Beşparmak Dağları’m adeta çınlattı, sevinç gözyaşları ise sel oldu aktı. Nasıl akmasın ki, yıllardır haksız yere maruz kalmış oldukları mezalime karşı koyacak adada bir türlü tesis edilemeyen barış ve huzurun, adaletin tesisini temin edecek olan kardeşleri gelmişti adaya ve şefkatli kanatlarını onların üzerlerine sermişlerdi. Kahraman Mehmetçik tüm dünyanın yapamadığı adadaki barışın tesisi ve haksız yere Türk halkının uğradıkları zulmü sonlandırmak için bu kez kararlıydı ve hem de haklı davalarını sonuna kadar götürme azmiyle.
Türkiye’nin askerî çıkarmasını o zamanlar
A.B.D.’nin Sesi Radyosu sabah saat 07 sularında tüm dünyaya birinci haber olarak geçerken bunu
B.B.S. radyosu 15 dakika sonra birinci haber olarak geçti. Yunanistan ise Türkiye’nin askeri müdahalesinden sonra ülke genelinde seferberlik ilan etti, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Girne’ye çıkışıyla birlikte hava kuvvetlerine bağlı jetlerimizde dalgalar halinde adadaki askerî birlikleri bombalamaya başladılar, savaş gemilerimizde harekata Gime kıyılarını top ateşine tutarak katıldılar. B.M. Güvenlik Konseyi aynı gün Kıbrıs’ta savaşan tarafları bir ateşkes ilanına çağırdı. Atina hava alanlarını uluslararası hava trafiğine kapatan Yunanistan da ise askere alma işlemlerinin oldukça yavaş bir şekilde devam etmesi de zamanın gözlemcilerinin tespitleri arasındaydı.
20 Temmuz 1974’te saat 12 sularında bir basm toplantısı yapan Başbakan Bülent Ecevit, askeri çıkarmanın adada kuvvet dengesinin sağlanması amacını güttüğünü, görüşmelere ancak bu denge sağlandıktan sonra başlanabileceğini açıkladı. Dönemin Dışişleri Bakanı Jamis Callağhan da Yunan generallerinin tutumunu eleştirerek, mantık Yunan generallerine vergi değildir demekten de kendilerini alamadılar. Savaş 22 Temmuz’a kadar Türk birliklerinin ilerlemesiyle devam etmişti. Yunan ve Rum radyoları sık sık kahramanlık şarkıları çalsa da Kahraman Mehmetçiğin karşısında duramayacağını biliyordu ve bunu kendilerine moral olarak sunuyorlardı. Ancak Yunan hükümetinin gerçeği açıklaması gecikmedi. Türkiye ile savaşı göze alamadı ve güvenlik konseyine müracaat ederek, Türkiye’nin adaya yaptığı askerî çıkarmaya son vermesi konusunda yardım talebinde bulundu. B.M. Güvenlik Konseyi de aynı gün olağanüstü toplanarak taraflara ateşkes çağrısı yaptı. 22 Temmuz saat 19 sularında tarafların ateşkese uymalarının ilk sonucu Nikson Sampson’un istifası oldu. Darbeci Sampson 23 Temmuzda Cumhurbaşkanlığı görevini Glafkos Kleıides’e bıraktı. Bunu da Yunan Başbakanı Adropocolos’un istifası izledi. Kıbrıs çıkarması dünya devletlerini biranda telaşa düşürmüş
B.M. Türkiye, Ingiltere ve Yunanistan Dışişleri bakanlarını 22 Temmuz’da Cenevre’de bir araya getirmeye itti, T.C. Dışişleri Bakanı Turan Güneş, Yunan Dışişleri Bakanı Mavros ve İngiltere Dışişleri Bakanı Jamis Callaghan son derece çetin görüşmelerden sonra Kıbrıs barışıyla ilgili ön koşulları ve ateşkesin temellerini saptayan antlaşmayı 30 Temmuzun geç saatlerinde imzaladılar. Yunanistan Cenevre antlaşmasıyla Türkiye’nin şartlarına uyarak Kıbrıs Türk halkının haklarını kabul etmek zorunda kaldı. Olayların akışı süratle birbirini izlerken 10 Ağustos tarihinde 2. Cenevre konferansı Türk toplumu adına Rauf Denktaş ve Rum toplumu adına da Glafkos Kleride s’in katılımlarıyla çalışmalarına başladı. Bu esnada Rumlar her ne kadar I. Cenevre Konferansında alman kararları kabullenmiş gibi görünseler de hâlâ zihniyetlerinden de vazgeçmiş değillerdi. Ancak zorda olsa bu hal üzere harekat etmek gibi bir taktiği uygulamak zorundalar dı zaman kazanmaları açısından. Bu arada T.C. Dışişleri Bakanı Turan Gü neş Kıbrıs’ın %38’ini kapsayacak federe bir yapının oluştuğu yönetimi savundu. Ingiltere ve Yunanistan Dışişleri Bakanları ise bunu kabule ya- naşmayıp, zaman kazanmak için çeşitli oyunlara başvurmaya yöneldiler. Konferansın daha başlangıç gününde böyle bir oyalama havası içerisine girmesini kabullenmeyen T.C. Dışişleri Bakanı Turan Güneş ise Türkiye’nin böyle bir oyunun kurbanı olamayacağını dile getirerek, Türkiye’nin önerisinin çok kısa bir zaman zarfında kabulünü istedi. Bunun üzerine Yunanistan Dışişleri Bakam Mavros ile Rum yönetimi lideri Klarides hükümetleriyle temas edeceklerini belirterek Türkiye’den 32 saatlik bir süre istediler. Bu süre zarfında askerî açıdan hazırlık yapacaklarını anlayan T.C. Dışişleri Bakanı Turan Güneş, konferansı terk ederek Ankara’ya, Ayşe’nin tatile çıkabileceğini bildirdikten sonra döndü.
Bunun üzerine zaten teyakkuzda olan T.S.K. hiç zaman kaybetmeden II. Barış Harekatı için düğmeye bastı. T.S.K. nın 13 Ağustos günü geç saatlerde harekata başlaması üzerine, Yunanistan Cenevre’de Nato’dan çıkacağını açıkladı, 14, 15 Ağustos günleri Türk zırhlı birlikleri ve piyade birliklerinin tam bir başarısıyla geçti. Rum radyosu 16 Ağustosta yaptığı bir yayında Rum birliklerinin tam bir bozguna uğradığını ve geri çekilmek zorunda kaldıklarını açıklamak zorunda kaldı. 3 günlük harekat sonucu T.S.K. önceden hazırlanan plan gereğince, Magosa, Lefkoşe, Omarfo hattını tutmayı başardı. I. Barış Harekâtı’nda ele geçirilen 130 km karelik alan II. Barış Harekâtı ile 4000 km kareye ulaştı. Her fırsatta sıkışınca B.M. Güvenlik Konseyine başvuran Yunanistan bunda da gecikmedi, konseye ateşkes çağrısı yapması talebini iletti.
Konseyde 16 Ağustos günü saat 16 sularında taraflar arasında ateşkesi sağladı. T.S.K. bir kez daha Rum ve Yunanlıların bu harekatla oyunlarını bozmuş oldu. Gene bu harekat sonucunda adanın tek limanı olan Magosa ve sahil turizm bölgesi ile birlikte, 4000 km karelik bir toprak parçası Türklerin eline geçmiş oldu. Bu çıkarma sonucunda adanın bakır, demir, madenleriyle önemli endüstri tesislerinin bulunduğu kuzey bölgesi de eksiksiz ele geçirilmiş oldu. Böylece Rum yönetimi, ada ekonomisine yön veren önemli bölgelerden haksızlıklarının karşılığı olarak mahrum kaldılar ve Klerides’in o zamanlardaki bir konuşmasıyla portakal ve zeytinle yaşamak zorunda kaldıklarını üzülerek açıklamasına neden oldu. Rumların daha önce işgal etmiş oldukları bu bölgelerle birlikte adanın narenciye gelirlerinden de mahrum kalma gibi talihsizligide beraberinde yaşadılar. Lamaka ve Limasol limanlarının yetersizliği nedeniyle adaya gelen yardım malzemeleri ve yine dış ülkelerden getirtilen çeşitli silah ve malzemelerin Rum bölgelerine dağıtımı da son derece güç koşullarda gerçekleştirmek zorunda kalmalarına neden oldu. Yıllardır dünyanın gözü önünde yapılan bu mezalimler ve katliamların ada halkına vermiş olduğu yorgunluk ve buhrandan sonra yine inisiyatifi elinden bırakmayan Mehmetçik, Rum ve Yunanlıların yaptığı katliamları yapmayıp kadın, yaşlı, çocuklara dokunmayıp onlara yine şefkatle yaklaşıp can ve mal güvenliklerini temin etmiş ve her türlü ihtiyaçlarını da karşılamak gibi İnsanî görevini yerine getirerek dünya devletlerine örnek olma gibi bir modeli de ortaya koymuş oldu. Bu olayları o zamanlar bizzat Rumlar şöyle dile getirdiler, "Türk askerleri bizim can ve mal güvenliğimizi temin konusunda son derece hassas davranmıştır. Onlara minnettarız" Dünyanın yapamadığım ve hayretle karşıladığı bu huzur ortamını yine Mehmetçik tesis etmiş, adada yaşayan her iki halkın bugün yaşamış olduğu huzur ortamının tesisinde başrol oynamıştır.
KIBRIS TÜRK FEDERE DEVLETİNİN
KURULUŞU
2. Barış Harekatı’ndan sonra başlayan çok yönlü ikili siyasî görüşmelere başlanmış ama bu bölgeler günümüzde olduğu gibi o günlerde de zaman zaman kesilme noktasına gelmişti. Ada üzerindeki oyun bulutlarının devam edeceği gerçeği akıllardan çıkarılmamalıdır. Çünkü ada, yazımızın başında da ifade etmiş olduğumuz gibi, Orta Doğu’ya açılan bir kapı konumundaki stratejik ve jeopolitik önemine binaen, iki bilinmeyenli bir denklem misali belirsizliğini üzerinde sonsuza dek taşıyacak gibi görünüyor. Şu da akıllardan çıkarılmamalıdır ki, Türklerin hakkına ve varlığına son vermek hiçbir milletin güç ve kudretinde şimdiye kadar olmamıştır ve olamazda, işte o yıllarda ikili görüşmelerin çıkmaza girdiği bir anda Türk yönetimi 13 Şubat tarihinde Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kurulduğunu şöyle açıkladı: “Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin ilanı Kıbrıs için bir iç sorundur, Türk kesiminde bu düzenleme yapıldıktan sonra Rumlar’ın da Federe Devleti’ni kurmalarını ve bu iki federe devletin bir federal devlet şeklinde teşkilatlandırılması söz konusudur.” Aynı günlerde o dönemin T.C. Dışişleri Bakanlarından Ihsan Sabri Çağlayanğil de görüşlerini şöyle açıkladı: "Kıbrıs’ta alınan son karar isabetli olduğu gibi zaruri bir durumdur hatta vaktiyle Kıbrıs olayı tarumar edilerek Kıbrıs Elen Cumhuri- yeti’nin ilan edildiği de gözden kaçırılmamalıdır. T.C. Hükümeti bu kararı rahatlıkla alabilir." Kıbrıs için olaylar bu durumda şekillenirken, bir yandan da adada Cumhuriyet’e giden yolun adımları atılıyordu.
1975-1983 DÖNEMİ GELİŞMELER VE KKTC’NİN İLANI
Bu dönemler Kıbrıs için bir dönüm noktalarını teşkil ediyordu adeta, böylece geçici Türk yönetimi, Kıbrıs Türk yönetimi, Otonom Kıbrıs Türk yönetimi ve Kıbrıs Federe Devleti aşamalarını geçirerek Türk toplumu bu dönemin sonunda 15 Kasım 1983 de gerçek anlamda bağımsız bir Türk devletini gerçekleştirme imkanını buldu.
1975 ile 1983 yıllan arasında cereyan eden belli başlı olaylar banş harekatı sonrası 28 Nisan 1975 den sonra temaslar kısa aralıklarla 2 Aralık 1975’e kadar devam etti. Viyana görüşmelerinde nüfus mübadelesi kararı alındı. 1974’ten sonra Kuzeye geçen Türk sayısı 65.000’e ulaştı, 5 Şubat 1975 yılında A.B.D. Türkiye’ye bu harekâttan dolayı ambargo uyguladı, bu olayın akabinde, Türkiye’nin A.B.D. ile ilişkilerini kesmesi ile A.B.D.nin çıkarlarına ters düştüğü için nispi de olsa 2 Ekim 1975 de A.B.D. ambargoyu kaldırmak zorunda kaldı.
Daha sonra ise A.B.D. 1 Ağustos 1978 yılında ambargoyu tamamen kaldırdı. Bunun akabinde o dönemin T.C. Başbakanı Bülent Ecevit ve Karamanlis görüşmeleri 10 Mart 1978 yılında başladı. 1981 de ise toplumsal alanlardaki ikili görüşmelerden de bir sonuç alınamamasından sonra, Kıbrıs Türk Federe Meclisi’nin 17 Haziran 1983 Tarihinde almış olduğu Türklerin Selfdeterminasyon (Türklerin kendi geleceğini kendilerinin tayin etme) hakkını bir kez daha dile getiren kararından da Rumların gereken dersi çıkarmaması üzerine, Türk toplumunun bağımsızlık istekleri patlama noktasına geldi. Bağımsız Türk Cumhuriyeti’nin ilanından başka bir çarenin kalmadığını ilan ettiler ve 15 Kasım 1983 sabah saatlerinde Kıbns Federe Meclisi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni resmen ilan etmiş oldu. Zaten bu karar 1974 yılından bu yana devam eden hukukî bir varlığın dünya kamu oyuna resmen açıklanmasından başka bir şey değildi. Gerçekler ne kadar saklanmış olsa da aradan geçen bunca zaman, bunca işkence, bunca katliamlardan sonra gerçek yerini bulmuş oldu. Gerek tüm dünya devletleri ve gerekse Türkiye bu sorunun burada bitmiyecegini biliyordu ama, geçmişte yaşanan haksızlıkların bir süre de olsa önüne geçilmiş oldu.

1- Yavru Vatan Kıbrıs’ı Tanıyalım, Teoman Fehim, Hakikat Yayınları, 1964.
2- Kıbrıs Gerçekleri, Aydın Olgun.


KİBRİSİN KISACA TARİHİ
Ada ’nın taş devrine ait herhangi bir tarihî belgesine rastlanmamıştır.
Ada, M.Ö. 1450 yılında Mısırlıların eline geçmiş, fakat kaç yıl Mısırlıların hegomanyasında kaldığı hakkında kesin bir tarihe rastlanmamıştır. Eti İmparatoru tahtına geçen Kaan Eti Muattala zamanında Kıbrıs’ın Eti himayesine geçtiğini tarih kaydetmiştir. M.Ö. 1000 yılında Fenikeliler, M.Ö. 722 de Moğollar, M.Ö. 569 da Asuriler M.Ö. 525 de ikinci kez Mısırlılar, M.Ö. 333 de Persler M.Ö.0057 de Mekodonyalılar, Romalılar, M.S. 395 de BizanslIlar, 1191 hıgilizler, 1193 de Nobediler, Luzanyalılar, Cenevizliler 1489 de Venedikliler 1570 de de Osmanlı himayesine giren ada daha sonra 1877-1878 yıllarında Osmanlı-Rus savaşından sonra ikinci Abdülhamit ile İngiliz kraliçesi arasında 4 Haziran 1878 tarihli savunma ittifak antlaşması imzalanmış ve ada bu antlaşmadan dolayı İngilizlere kiraya verilmiştir. 1878 yılından itibaren fiilen ve 1923 den sonra hukuken adanın idaresi İngilizlere geçmiştir.