Makale

Teknoloji Ve İnsan

Ömer ÖZDER

Teknoloji Ve İnsan

Bilim ve teknolojinin insan hayatını her yönden kuşattığı bir çağda yaşıyoruz. Günümüz insanı, giderek karmaşıklaşan bir dünyada, her geçen gün daha fazla öğrenmek ve bilmek ihtiyacını duymaktadır. Bunun sonucu olarak başdöndürücü bir hızla gelişen teknolojik yenilikler, her geçen gün yeni boyutlar kazanıyor. Bugün insanlık, teknolojik gelişmede bilimin sınırlarını zorlamaktadır. Maddenin sırlarını keşfediyor, fakat kendini bulmakta güçlük çekiyor. İnsanoğlu madde ve teknik harikaların zirvesine erişmek yolunda ilerlerken, kendi içindeki sonsuz evrenden habersiz yaşamaktadır. Kâinatın henüz ulaşılamamış, sırlan çözülememiş yıldızları ve galaksileri varsa, insanın da içinde keşfedilmeyi bekleyen sonsuz bir iç dünyası vardır. Teknoloji sayesinde kendi dışındaki sonsuz evrenin sırlarını keşfe çıkan insan, artık içindeki evrenin de keşfine yönelmek durumundadır.
Allah-u Tealâ kâinatı, “Eşrefi mahlûkât” dediği insan için yaratmış ve her türlü nimeti insanlara hediye etmiştir. Her şey insan için vardır, insan için devam etmekte ve gelişmektedir. İnsanın, yeryüzünün halifesi (yöneticisi) olması, yerde ve gökte olan her şeyin emrine ve istifadesine sunulması, insan ve kâinat arasındaki karşılıklı ihtiyacı gösterir. Bu yüzden insanın kâinatla olan ilişkisi artmış, geçmiş tecrübeleriyle bakış açısı genişlemiş, geliştirdiği teknoloji sayesinde göklerden ve yeryüzünden daha fazla faydalanma yarışına girmiştir, insanlık akıl sayesinde ilmi, ilim vasıtasıyla tekniği ve medeniyeti geliştirip yükseltiyor. Teknoloji, insan bilgisinin bir eseri olarak, yine insan için meydana getirilmelidir. İnsan, teknolojinin efendisi olması gerekirken, teknoloji insanın efendisi oluyorsa, insan dengi olmayan şeylere feda ediliyor ve Cenâb-ı Allah tarafından çizilen had aşılıyor demektir. İnsanın, aslında efendisi olarak yaratıldığı şeyin kölesi durumuna düşmesi, yaratılış şerefine ters düşer. Bizim kültürümüzde evrenin özü kabul edilen insan, modern teknoloji karşısında değersiz yığınlara dönüşmüştür.
Teknoloji, çevremizdeki ekolojik dengeyi bozduğu gibi, insanın manevi dengesini de alt üst etmektedir. Yürek işgali, duygu ve düşünce kirliliği, sevgi katliamı gibi derin tesirleriyle insanın manevî dünyasında yaptığı tahribatın boyutları çok daha vahim olmaktadır. Makinalaşma insan ruhunu öylesine baskı altına almıştır ki, insanoğlu onun çark ve dişlileri arasında sıkışıp kalmıştır. İnsan bugün, alabildiğine başıboş bırakılmış hevesini, ihtirasını ve benliğini maddiyatın eline terketmiştir. Ruhi bakımdan desteğini kaybetmiş bir halde, şuursuzca çırpınmaktadır. Duygu ve düşünce, irade ve vicdan gibi bütün İnsanî cevherlerini birer birer yitirmektedir. Böylece toplum kendi gibi düşünemez inanamaz ve yasayamaz hale geliyor.
Teknoloji insanları cezbedici reklamlarla, sanayi toplumunun temel özelliği olan “tüketim toplumu” haline getiriyor. Onlara satabileceği herşeyi satmaya çalışıyor. Bu sebeple insana sürekli olarak daha çok maddi imkana sahip olduğu takdirde mutlu olabileceği mesajını veriyor. Böylece insan teknolojinin sunduğu her seye sahip olmaya özendiriliyor. Yalnız basma maddî gelişmelerin insana mutluluk getirmesi söyle dursun, problem ve sıkıntılarını artırmaktan başka bir ise yarama- maktadır. insanın madde ile, değil saadete ulaşması, tam tersine ruhi bunalıma girmesi söz konusudur.
İnsanlık bugün, maddeciliğin verdiği bunalımlar yüzünden maneviyata her zamankinden daha çok muhtaç durumdadır. Bu sebeple teknik ve İktisadî gelişmeyle birlikte ahlâkî gelişme de ihmal edilmemelidir, insan mâneviyata değer verdiği ölçüde maddenin esaretinden kurtulur. Ahlâka değer verdikçe
iç huzuru artar, insan, bir yandan maddeyi yenip emri altına alırken, öte yandan kendi nefsini de yenmelidir. Madde dünyasında kendini kaybeden insanın buhranlardan kurtulabilmesi için, her şeyden önce kendine dönmek, ruhunun derinliklerinde hissettiği ızdıraplarına çare aramak zorundadır, insan artık, düşünmek denen en büyük özelliği ile başbaşa kalabilmeli- dir. Maddiyatın ve teknolojinin esiri olmamalı, düşüncelerini ve hayatını teknoloji şekillendirme- melidir.
İnsanın bir maddî cephesi, bir de mânevî cephesi vardır, insanın maddî isteklerinin yanı- sıra, mânevî yapısının da tatmini gerekmektedir, insanın en ileri teknik vasıtalarla tabiatı isleyip değerlendirmesine “maddi ilerleme” diyoruz. İnsanın millî, mânevî ve çağdaş ihtiyaçlara göre işlenmesine ise “mânevî ilerleme” diyoruz. Mânevî kalkınma ile maddî gelişme birbirini tamamlayacak şekilde birlikte ve dengeli yürümesi gerekmektedir. Batı, maddî teknolojiyi “amaç” olarak seçmiştir, insanı sadece maddî yapısı ve beşerî ihtiyaçları ile ele almış, onun güzel iç dünyasını ihmal etmiş, gaye ile vasıtayı karıştırmıştır. Batı insanının günümüzde “ruh boşluğu” ve “huzur arayışı” içerisine girmesi bu sebeptendir, insanın teknolojik gelişmelerden kazandığı, küçücük aklına göre muhteşem, kâinatın muhteşem büyüklüğüne göre ise küçücüktür, insanoğlu, çözdüğü her sırrın binlerce yeni bilinmezi ortaya çıkarması karsısında şaşkındır. Artık insan, maddî kalkınmanın aracı değil, amacı olmalıdır.
İnsan inançlarıyla, gönül dünyasıyla vardır, iç değerlerini ihmal eden insan, zamanla kendisinden ziyade maddî güce önem vermek mecburiyetinde kalmıştır, insan maddiyatta boğulmakta olduğunun belkide hâlâ farkında bile değildir. Onun ruh ve gönül dünyasını ihmal eden sistemler, önce zaafa uğuruyor, peşinden de yeni arayışlara girmek zorunda kalıyor. Sovyet Bloku’nun dağılmasının altındaki gerçek bu ihmaldir. Dinin reddedilmesinin faturası, sadece manevî ve kültürel açıdan değil, ülke çapında işvereninin düşmesi ve kalkınmanın inişe geçmesiyle ağır şekilde ödenmiştir.
Dünyanın yeni değişim ve oluşum döneminde insanlık, yeni bir arayış içerisine girmiş bulunuyor. Yöneliş ise İlâhî vahye doğru olmaktadır. Islâm’ın insanın temel meselelerine İlâhî çözüm getiren bir sistem olduğunun anlaşılmasıyla, maddiyatın duvarlarında gedikler açılmaya başladı. 21’nci yüzyıla girerken insanın arayış kapısı; maddiyatın köhnemiş ve çatırdayan duvarlarını yıkarak, insana kendi gerçek kimliğini iade eden İslâm’ın huzur iklimine açılmaktadır.
Peygamber Efendimiz: “Ya Rabbi! Bana eşyanın hakikatini öğret” niyazında bulunmuştur. insan için aslolan, kalp ve akıl ile elde ettiği tecrübeleri ideal bir potada eritip, Kur’an ve Sünnet süzgecinden geçirerek eşyanın hakikatine ulaşmaktır. insanlığın içine düştüğü bunalımdan kurtuluşu; bütün kalbiyle Allah’a inanan, Peygamber Efendimizin ahlâkıyla ahlâklanmış, çağdaş ilim ve teknolojiye sahip ve hakim nesillerle mümkün olacaktır.