Makale

Dinin Fert ve Toplum Hayatındaki Yeri Ve Önemi

Şükrü ÖZBUĞDAY /Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

Dinin Fert ve Toplum
Hayatındaki. Yeri ve Önemi

İnsan ruhunda kendini ilk belli eden faktör duygudur. Bir tarife göre duygu, ruhî güçlerin, güdülerin ve davranışların açığa çıkmasıdır. Bir başka deyişle duygu, şuur altından şuura çıkarak kendini belli eden sestir. Bu duyguların en derin ve köklülerinden biri de din duygusudur. Bu kavram Din Psikolojisinde, türlü dinî objeler karşısında beliren bir çok dinî duyguların ortak adı olarak kullanılmakta ve “dinî duygu” bir realite olarak kabul edilmektedir.
Bu realiteden hareketle psikologların çocuk psikolojisi üzerinde yaptıkları bilimsel araştırmalara göre: "Dinî inancın tohumları hiç şüphesiz insan ruhunda bulunmaktadır", “Büyük bir ihtimalle her çocuk Tanrı’nın varlığına inanmak için hazır durumdadır", “Dinî duygu insiyakî bir temayüldür."
Batı dünyasındaki İlmî araştırmalarda ulaşılan bu sonuç konusunda İslâm’ın beyanı daha açık ve kesindir. Buna göre insanda din duygusu fıtridir. Yani insan bu duyguya doğuştan sahiptir; Allah tarafından bu duygu üzere yaratılmıştır. Fıtrî demek, bütün insanlarda, insan olmalarından dolayı yaratılıştan ortak olarak bulunan genel özellikler demektir, iste din duygusu da beserin yaratılıştan sahip olduğu bu ortak özelliklerindendir.
Nitekim bir Ayet-i Kerime’de Söyle buyurulmuştur: “Ey Muhammedi Hakka yönelerek kendini Allah’ın insanlara yaratılışta verdiği dine ver. Zira Allah’ın yaratısında değişme yoktur; iste dosdoğru din bu- dur, fakat insanların çoğu bilmezler.”(1)
Hz. Peygamber’in aşağıdaki hadis-i şerifi de çocuğun İslâm inancını kabule elverişli olarak temiz dinî duygu üzere doğduğunu açıkça belirtmektedir: “Her doğan çocuk İslam fıtratı üzere doğar. Sonra ebeveyni onu yahudî, hıristiyan veya mecusileştirir”. (2)
İnsan madde ve manadan, bir başka deyişle beden ile ruhtan meydana gelmiş bir bütündür. Bu bütünü oluşturan maddî ve manevî unsurların her birinin kendine göre istek ve ihtiyaçları vardır.
İnsanın sağlıklı bir biçimde büyüyüp yetişmesi için bu ihtiyaçların hiçbirisinin ihmâl edilmeden dengeli bir biçimde karşılanması gerekir. Yemek, içmek, teneffüs etmek, uyumak gibi biyolojik ihtiyaçların karşılanması bedenin sağlığı ve gelişmesi için ne kadar zarûri ise, inanmak, güvenmek, sevmek, sevilmek, sığınmak, tapınmak, öğrenmek, haz duymak, mutlu olmak gibi manevi ihtiyaçların karşılanması da ruhun sağlığı ve gelişmesi bakımından o ka dar zarûridir.
Ruhun ihtiyaçlarını karşılayacak ve onu yüceltecek en önemli, güvenli ve sağlıklı kaynak dindir. Çünkü insanı, yalnızlığında, topluluk içinde, her zaman, her yerde ve her şart altında denetim ve gözetim altında tutan, ona yerine göre güç, yerine göre korku veren, onu cesaretlendiren, teşvik eden veya frenleyen en yakın ve en güçlü duygu din duygusu, iman duygusudur.
Duygu Psikolojisinin tesbitlerine göre duyguların yüzeysel olanları vardır; derin olanları vardır. Duygunun derinliği, onun değerini, tesirini ve sürekliliğini de gösterir. Bu bakımdan kişiliği oluşturan ve onu yansıtan da bu derin duygulardır. Din duygusu, kişiliği oluşturan bu derin duyguların başında yer alır.
Kişi, ruhunun derinliklerinde hissettiği din duygusunu sıhhatli bir şekilde geliştirmedikçe, ruhî ihtiyaçlarını samimi ve doğru bir inançla karşılamadıkça, maddî ihtiyaçları ne kadar karşılanırsa karşılansın, huzur ve mutluluğa kavuşamaz. Nitekim davranış psikolojisinin son psikiyatri denemeleri, inançsız insanın bir boşlukta olduğunu göstermiştir.
Modern Psikolojinin yeni tesbit ettiği gerçek, Kur’an-ı Kerim’de gayet açık bir şekilde şöyle dile getirilir: “Kendisine ortak koşmaksızın, Allah’ın birliğini tanıyan Mü’minlerolun. Kim Allah’a ortak koşarsa, sanki o gökten düşüyor da kendini kuşlar kapıyor veya rüzgâr uzak bir yere sürüklüyor gibidir”. (3)
İnsanı bu boşlukta savrulmaktan kurtarıp onun sarsılmaz bir şekilde yere sağlam basmasını sağlayacak olan imandır. Allah’a inanma ve O’na sığınma, insanı güçlendirir; yüceltir; olgunlaştırır; fazilete sevkeder.
İnsanın korkup kaçtığı en büyük duygu, yok olma duygusudur. insanı ölümden korkutan da bu duygudur. Bu duygunun tek tedavi yolu dinin âhiret inancıdır. Ahiret inancı, mükâfat veya ceza yeri olmaktan öte, insanın yok olma duygusunu ortadan kaldırdığı ve hep var olma isteğine cevap verdiği için önemlidir. (4)
Din aslında, Allah’ın yarattığı bütün iyi ve temiz şeylerden, israfa düşmeden tamamiyle istifadeyi tavsiye eder. Ve aynı zamanda herkesin üzerine inanç ve ibâdet olarak bir takım vazifeler yükler ki, temel hedefi insan ve tabiat ahengini korumaktır. insan ile eşya arasındaki ilişkiyi fertlerin ve bütün insanlığın faydasına uygun olarak tanzim etmek ister. Bu noktada sunlar düşünülebilir; kendi faydasına olan, ruh ve beden sağlığına uygun düşen bir yola bütün insanların koşarak girmesi beklenir. Akıllı bir varlık olan insanın, her şeyden önce kendi hayatını iyi ve doğru bir şekilde tanzim etmesi gerekir. 151
Yapılan araştırmalar, tarihi devrelerde de, tarih öncesi devrelerde de, dinsiz bir toplumun yasamadığını göstermektedir. İnsanlık tarihinde ne kadar geriye gidilirse gidilsin, dinî inançları olmayan bir topluma rastlanılmamaktadır. Günümüzde de dinsiz bir toplum yoktur. Binaenaleyh din, insanla beraber varolan, insanla beraber varlığını sürdüren, insanlık var oldukça da varlığını koruyacak olan bir olgudur.
Din fert için olduğu kadar, toplum için de önemli ve lüzümludur. Çünkü din, ferdi ıslâh etmek suretiyle toplum düzenini korumayı gâye edinir. Bu düzenin korunmasında hiçbir sistem din kadar başarılı olamaz. Zira din, insanlara yön veren kanun ve nizamın ulaşamadığı yerde onları iyiye yönelten ve kötüden alıkoyan yeğane müeyyidedir.
İnsan tabiatı îcabı medenîdir, yani toplum içinde yasamak mecbûriyetindedir. Toplum içinde fertler karşılıklı hak ve vazifelerle yükümlüdürler. Bu yükümlülüğün yerine getirilebilmesi için, kişinin, hak ve vazifenin kudsiyetine inanması gerekir. Bu kudsiyeti belirleyecek olan en önemli kaynak da dindir. Çünkü kaynağı din olmayan herhangi bir değer hükmü, kolayca ihmal edilebilir. Hatta yoksayılabilir; çiğnenebilir. Ancak Allah’a, âhirete inanan, yaptığı işlerden dolayı Allah’ın huzurunda hesaba çekileceğini kesinlikle bilen bir insandır ki, ahlâk, fazilet, hak, vazife, sorumluluk, yükümlülük gibi mefhumlara bağlı olarak hareket eder. (6)
Din, fertleri mukaddes duygu, ortak şuur ve vicdan etrafında birleştiren bir âmil olduğu gibi, toplumları yükselten, onların gelişmesini sağlayan bir kurumdur. Din aynı zamanda ahlâkî bir müessese olarak insanlara yön veren, en mükemmel kanunlar ve en sıkı nizamlardan daha kuvvetli bir şekilde kişiyi içten kuşatan, kucaklayan ve yönlendiren bir disiplindir. Dinin zayıflaması ahlâki ve hukukî suçların artmasına, giderek anarşizme yol açar. Çünkü din olmayınca ahlâk için yaptırım gücü kalmaz.
İnsanlık âleminin mânevî ve zihni gelişmesinde dinin ne kadar geniş bir paya sahip olduğu medeniyet tarihi incelendiğinde hemen göze çarpmaktadır. İlâhî vahyin peygamberler tarafından telkin ve tebliğ edilmesiyle insanlar bir takım tutku ve alışkanlıklardan kurtularak daha asil ve daha ulvî fikirlere yükselebilmişlerdir. insanoğlunun en yüksek hayat seviyesine çıkması için aksiyonu esas olmayan hiç bir gerçek dinî doktrin yoktur. Dinin getirdiği ideal hayat bu dünyada yaşanacak, bu dünya şartları içinde elde edilecektir. Günümüzde insanlara asil duygular ilham eden geleneğin, diğer bir anlatımla onlara ilham veren asil duyguların kökü, Peygamberler ve onların izinden giden bilginler, düşünürler ve mürşidlerin hikmetli telkinlerine ve örnek hayatlarına dayanır, insanoğlunu mânevî ve ahlâkî alanda şimdiki duruma ulaştıran gelişmeler dinle mümkün olabilmiştir.
Din insan toplumunu her zaman kokuşmaktan, çürütmekten, mahvolmaktan kurtaran bir medeniyet mimârıdır. Ancak din sayesinde insan bencillikten ve kendine tapmaktan kurtulup, insana, insanlığa hizmet imkânı bulabilmiştir.
Toplum hayatının ürettiği değerlerde de din kendini gösterir. Mimârî yapılar, estetik-plastik sanat eserleri ve edebî mahsullerde, kişi ve yer isimlerinde, örf, âdet ve geleneklerde; hukukî, siyâsî, sosyal, kültürel, askerî, iktisâdî ve turistik alanlarda hep dini temeller, elemanlar, deyimler, anlayışlar göze çarpar.
Bugün bütün dünyada dine dönüş olayı yaşanmaktadır. Yapılan araştırmalar, Allah’a ve dine dönüşün pek çok ülkede hızlı bir artış gösterdiğini ortaya koymaktadır. Yaşı otuzbeşin altında olanlar, yaşlılardan daha çok dine ilgi göstermekte, Allah’a, ahirete ve yeniden dirilişe inanmaktadırlar. Ateist sayısında ise, dünya nüfusunun artış hızına göre büyük bir düşme olduğu tesbit edilmiştir. (7)
İçinde yasadığımız yüzyılın 2. yarısında sosyologlar ve mütefekkirler ideolojilerin çökeceğine ve dinin sahnede baş köşeyi alacağına dikkat çekmişlerdir. Nitekim, Arnold TOYNBEE 1940’lı yıllarda Batı insanına şöyle diyordu: “Önümüzdeki zaman süreci içerisinde insanlık mutlu bir gelecek için yeniden büyük dinlerin bıraktığı mîrasa dönecektir. Hesaplarınızı ona göre yapın”. Bu arada Toynbee, İslâm’a da atıf yaparak yaşadığımız günlerin ideolojilerinden insanların bekleyebileceği şeylerin din olarak, yalnız İslâm’ın insanlığa verebileceğini belirtmiştir.
Fransız düşünür Andre MALRAUX, yine o yıllarda sunu söylemiştir: “Önümüzdeki yüzyıl, ya dinler yüzyılı olacaktır ya da hiçbir şey.”(8)
Ayrıca sosyologlar 21. yüzyılı “kutsalın yeniden keşfî” çağı olarak görmektedirler.
Din ferdî ve kollektif bir kimlik unsurudur. Ayrıca temel referans kaynağıdır. Bu durumda dini gözardı etmeye ve ihmale imkân yoktur. Öyle ise, dünya âhiret mutluluğunun tek yolu olan ve insanlığa son din olarak gönderilen İslâm’ı, hurafelerden arınmış, aslî veçhesiyle tanımalı ve gelecek nesillere tanıtmalıyız.

(1) Rûm Suresi; Ayet: 30.
(2) Buhari; Cenâiz, 80.
(3) Hac Suresi; Ayet: 31.
(4) Yrd. Doç. Dr. Ahmet GÜRTAS; Atatürk ve Din Eğitimi (Basılmamış Doktora Tezi) Konya 1993, S: 9, 10, 11, 12.
(5) Doç. Dr. Hâlis AYHAN; Din Eğitimi ve Öğretimi, D.I.B. Yayınları Ankara 1985, S: 24.
(6) GÜRTAS; a.g. tez, S: 9-12.
(7) T.D.V. İslâm Ansiklopedisi; "Din” Maddesi 1st. 1994, C. 9, 5: 317, 318.
(8) Prof. Dr. Yasar Nuri ÖZTÜRK; Lâiklik Sempozyumunda Sunulan Tebliğinden, 1st. 1996