Makale

Hayvanlara Merhamet etmenin Dini Boyutu

Hayvanlara Merhamet
Etmenin Dini Boyutu

Dr. Yaşar YİĞİT
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzman

Sosyal, etnik ve din eksenli huzursuzlukların ve iç savaşların yaşandığı, marjinal düzeyde de olsa insan gibi saygın bir varlığa dahi merhamet ve hoşgörünün esirgendiği dünyamızda, hayvanlara merhametten söz etmek bazı çevrelerce abesle iştigal olarak nitelendirilebilir. Hemen belirtelim ki, kaynağı ve amacı her ne olursa olsun şiddete, vahşet ve zulme imân ve vicdan sahibi bir insanın onay vermesi düşünülemez. Birçok ülkede görülen ve nice masum insanların hele hele hiçbir şeyden haberi olmayan günahsız yavruların kurban seçildiği kanlı olaylar, vicdan sahibi insanları rahatsız etmektedir. Bu tür olayların, hak kavramı ekseninde arayış ve sınıflamaların yoğunlaştığı ve bu bağlamda birçok organizasyonların yapıldığı çağımızda halen devam etmesi ise işin başka vahim bir boyutunu teşkil etmektedir. Yatağında uyuyan, dünyaya henüz adımını atamamış yavruların hunharca katlinden üzüntü ve utanç duymak için sadece insan olmak yetmez mi?
İslâm’ın merhamet anlayışı, yeryüzündeki bütün canlıları kapsamaktadır. Nitekim, "De ki: "Göklerde ve yerde olanlar kimindir?", "Allah’ındır" de. O, rahmet etmeyi kendi üstüne yazmış (merhameti kendisine ilke edinmiş)tir. Sizi elbette varlığından şüphe olmayan kıyamet gününde toplayacaktır...""1 âyetinde göklerin ve yerin sahibi olan Allah’ın, merhameti, kendisine prensip edinmiş olduğu ifade buyurul maktadır. Rahmet ya da merhamet kalpteki acıma hissidir. Bu his, sahibini acınan objeye karşı lütuf ve ihsana sevk eder. Allah’ın kuluna veya yarattığı diğer canlılara merhameti, kulun acıması gibi değil, kulunu karşılaşacağı kötü şeylerden esirgemesi, ona ihsanda bulunmasıdır. Ayette "O, rahmet etmeyi kendi üstüne yazmış (merhameti kendisine ilke edinmiş) tir." cümlesi şu şekilde yorumlanabilir: Allah Teâlâ, merhameti kendisine prensip edinmiştir. O’nun inançsızlara, zulüm edenlere hemen ceza vermeyip mühlet tanıması, bu ezelî acıma prensibinin bir yansımasıdır. O, yarattıklarına acıdığından inkarcıları ve haksızlık yapanları hemen cezalandırmaz; doğru yola gelmeleri için onlara fırsat tanır. O, merhametinin ve adaletinin gereği, vukuunda şüphe bulunmayan kıyamet gününde herkesin dünya hayatında yaptığının karşılığını görmesi için toplayacaktır. Zira dünyada zulme uğramış veya Allah’ın rızasına uygun hayat sürmüş kul, ahirette hakkım alamazsa, ona haksızlık olmuş olur. Zalim ile mazlumun, imanlı ile imansızın aynı işleme tabi tutulması veya aynı sonuçla karşılaşması adalete aykırıdır. İşte Yüce Allah, rahmeti ve adaleti gereği insanları bir araya toplayacak, onlara dünyada yapmış oldukları iyilik veya kötülüklerin karşılığını verecektir. Bu bağlamda ahi- ret, Allah’ın merhamet ve adaletinin eseridir. Cennet, O’nun rahmetinin, cehennem de gazabının tecelli edeceği mekandır.
Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın af edici ve merhamet sahibi oluşu en çok dile getirilen niteliklerdendir. Öyle ki Yüce Kitabımız Kur’an, Alemlerin Rabbi olan Allah’ın "Rahman" ve "Rahîm" olduğunu ifade eden âyetlerle başlar. Gerek "Rahmân" gerekse "Rahîm" sıfatlan, her ikisi de merhametin yoğun bir şekilde odaklandığı kelimelerdir. Kur’an’ın hemen mukaddimesinde Cenab-ı Hakkın "Allah" ismi yanında "Rahmân" ve "Rahîm" isimlerinin zikredilmesi bir anlam ifade etmektedir. Geleneksel yoruma göre, "Rahmân" ”Rahîm"e nispetle daha genel bir merhameti ifade etmektedir. Dünyadaki her canlı ya da daha genel anlamıyla " yaratılanlar" hiçbir ayırıma tabi tutulmaksızın "Rahmân" sıfatının gereği Allah’ın merhametinden nasipdâr olmaktadır. Yüce Allah, alemlerin rabbidir. Alemi ise, sadece insana özgü gibi telakki etmek ve bu eksende düzenlemeler yapmak oldukça yüzeysel bir bakışın sonucudur. Hz. Peygamber (a.s.) de alemlere rahmet olarak gön- derilmiştir.(’1) İnsanıyla hayvanıyla, bilineni ve bilinmeyeni ile âleme merhamet eden bir Allah ve rahmet olarak gönderilen bir Peygamber...
Hz. Peygamber’e (a.s.) nispet edilen şu hadisler Allah’ın rahmetinin genişliği konusunda bize yeterli fikir vermektedirler: "Allah rahmeti yüz parça yarattı. Bu rahmetten doksandokuzunu yanında tuttu. Yeryüzüne (bu rahmetin) sadece bir parçasını indirdi. İşte bu bir parça sebebiyledir ki yaratıklar birbirine acımaktadırlar. (Öyle ki) at, süt emen yavrusuna engel olmaması için ayağını bu rahmet sayesinde kaldırır.’4
Hz. Ömer anlatıyor: "Resûlullah (a.s.)’ın huzuruna bir grup esir getirilmişti. İçlerinde bir kadın vardı, göğüsleri sütle dolu idi. Bu kadın (sağa sola) koşuyor, esirler arasında bir çocuk bulduğu zaman onu yakalayıp kucaklıyor, göğsüne bastırıyor ve emziriyordu. (Dikkatleri çeken bu manzara karşısında) Hz. Peygamber: "Bu kadının, çocuğunu ateşe atacağına kanaatiniz olur mu?" dedi. Bizler: "Hayır!" diye cevap verince: "(Bilin ki), Allah’ın kullarına olan rahmeti, bu kadının çocuğuna olan şefkatinden fazladır."’5’ buyurdu. Allah öyle merhametli ki insanların hatalarına, isyanlarına rağmen imanlı imansız, zalim mazlum ayırımı yapmaksızın kullarının rızıklarını kesmemekte, onları hemen cezalandırmamaktadır. O’nun verdiği nimetleri O’na isyanda kullanan kullardan o nimetleri hemen çekip almamaktadır. İnsana yapılan zulüm ve haksızlıktan razı olmayan Allah’ın, yaratmış olduğu diğer canlılara zulüm yapılmasından razı olabileceği düşünülebilir mi? Zaman zaman müşahede ettiğimiz kadarıyla, kendisini koruyamayan, yapılan zulmü ifade etmekten aciz hayvanlara karşı yapılan vahşi davranış ve uygulamaları vicdanına ve imanına kulak veren hangi insan tasvip edebilir? Şehirlerimizde sokak hayvanı diye kurşunlara hedef olan, zehirlenen, aç ve susuz bırakılmak suretiyle ölüme terk edilen ve can çekişen hayvanların arzettiği görünüm insanlık adına üzüntü verici bir tablodur. Bu hayvanların fert ve toplum sağlık ve güvenliğini tehlikeye düşürecek derecede başıboş bırakılmasını elbette aklı selim hiçbir kimse arzulamaz. Ancak bu tür başıboş hayvanların vahşice itlafının, tek çözüm ve kurtuluş yolu olarak görülmesi de yanlıştır. İtlaf yerine bu hayvanların topluma zarar vermeyecek şekilde hayatlarım sürdürebilecekleri ortamlar hazırlanması insanlığa daha yaraşır bir yoldur.
Eğer herhangi bir hayvanın fert veya topluma zarar vermesi söz konusu ise, ölüm başvurulacak en son çaredir. Şayet hayvanın öldürülmesinden başka çıkar yol yok ise, öldürmenin yakma, aç bırakma gibi vahşet olarak nitelendirilebilecek bir tarzda olmaması gerekir. Hayvanın vahşi veya evcil oluşu ona şiddet uygulanması veya zulmedilmesini mübah hale getirmez. Şurası unutulmamalıdır ki Allah, objesi her ne olursa olsun zulmü ve şiddeti onaylamaz.
Hz. Peygamber de bir mesaj olarak bütün insanlığı ve bütün varlığı içine alan bir sevgiyle insanları ve diğer varlıkları kucaklamıştır. Resûl-i Ekrem (a.s.), bütün varlığı ihata eden o engin rahmet anlayışını en içten, en samimi şekilde ortaya koymuştur. Onun hayatı bunun en güzel göstergesidir. Kendisine saldıranlara, zulmedenlere, kaba davrananlara daima merhamet duygusuyla davranmış, onları bağışlayabil- miştir.’6’
Müslümanın en önde gelen özelliklerinden birisi de merhamet duygusu olmalıdır. Çünkü merhamet onun imanının gereğidir. Merhamet, inandığı Allah’ın, beşer olarak en güzel modeli teşkil eden Peygamber’in (a.s.), en önde gelen nitelikleridir. Doğal olarak merhamet, müminin de en belirgin nitelikleri arasında yer alacaktır. Nitekim, "Muhammed Allah’ın elçisidir. Ona tabi olanlar da birbirlerine karşı çok merhametlidirler...’"7’ âyeti müminlerin bu özelliğini dile getirmektedir. Ayrıca mümin, merhamet etmeyene merhamet olunmayacağı ilkesini daima göz önünde bulundurur ve Allah’ın yarattığı canlılara karşı olan davranışlarına bu ilke çerçevesinde yön verir. Resûlullah, (a.s.), "Allah, merhametli olanlara rahmetle muamele eder. Öyleyse, sizler yeryüzündekilere karşı merhametli olun ki, semâda bulunanlar da size rahmet etsinler...”, "Allah, insanlara merhamet etmeyene rahmette bulunmaz. "m hadisleriyle I bütün canlılara karşı merhametin gereğine işaret etmiştir.
Allah Teâla, diğer yeryüzü nimetleri gibi hayvanları da insanın hizmetine sunmuş, onlardan çeşitli şekillerde faydalanılmasını helal kılmış buna karşılık da yeryüzündeki bütün mahluka- ta karşı adaletli ve ölçülü davranmayı öngörmüş, objesi her ne olursa olsun zulmü yasaklamıştır. Hayvanlara merhamet konusunda Peygamberimizden pek çok hadis rivâyet edilmiştir. Nitekim bir gün Hz. Peygamber, yüzüne damga vurulmuş bir merkebin yanından geçti. Hayvanın bu haline çok acıdı ve üzüntüsünü şu sözlerle dile getirdi: "Bu hayvanı yüzünden dağlayana Allah lanet etsin. ”10
Kolay kolay lanet etmeyen ve insanların da birbirlerine karşı lanet okumalarını yasaklayan Peygamberimizin, hayvanın bu acıklı hali karşısında lanet etmekten kendisini alamaması dikkat çekicidir. Bu lanet, vahşetedir, şiddetedir. Vahşetin gerçekleştiği obje, bu lanette etkin değildir. Yine bir defasında da Cenab-ı Peygamber, kedi yüzünden cehennemlik olan bir kadını anlatıyordu. Bu kadın kedisini açlıktan ölünceye kadar hapsetmiş, ona yemek ve su vermemekle kalmamış, yerdeki böcekleri yemesini de engellemişti. İşte bu merhametsiz kadın, "acımayana acınmaz." kaidesi gereğince Allah’ın merhametinden uzak düşmüştü."11 Buna karşılık toplumda fuhuş ve ahlaksızlık batağına saplanmış olarak tanınan bir başka kadın da yine Resûlullah’ın bildirdiğine göre, bir köpeğe acıyıp yardım ettiği için, Allah’ın af ve merhametine kavuşmuştu. Şöyle ki; Güneşin ortalığı kasıp kavurduğu bir gün zikri geçen kadın çölde yoluna devam ederken susuzluktan yorgun düşer. Gördüğü bir su kuyusuna inerek susuzluğunu giderir. Yukarı çık
tığı zaman susuzluktan bitkin hale gelmiş, neredeyse ölmek üzere olan bir köpeğin, kuyunun etrafında dolandığını, nemli toprağı yalayıp durduğunu görür. Hayvana acır, kuyunun duvarı örülmediği için inip çıkmak zor olduğu halde tekrar kuyuya iner. Ayakkabısına su doldurarak köpeği sular. Onun bu hareketinden hoşnut olan Allah, kadının günahlarını bağışlayıp affeder."12
Hz. Peygamber, "Haksız yere bir serçeyi öldürenden Cenab-ı Hak kıyamet gününde hesap soracaktır.’13’’ buyurmaktadır. Resûlullah (s.a.s.), Mekke fethine ordusuyla birlikte giderken, yolda yavrularının üzerine abanmış, yavruları iki yanından memelerine yapışıp emişen bir dişi köpek gördü. Sahabeden Cu’ayl b. Süraka’ya, hemen gidip hizasında durmasını ve askerlerden hiçbirinin, ne köpeğe ne de yavrularına dokunmamalarını emretti."4’ Yine bir gün muharebeden dönülüyordu. Dinlenme vaktinde sahabeden bazıları bir kuş yuvası görmüş ve yuvadaki yavruları alıp sevmeye başlamışlardı. Tam o sırada anne kuş geldi ve yavrularını onların elinde görünce çırpınmaya başladı. Allah’ın Resulü duruma muttali olunca kızdı ve hemen yavruların yuvaya konulmasını emir buyurdu."5’ Aktardığımız bu örnekler, hayvanlara merhamet etmenin dini boyutu konusunda bizlere net fikirler sunmaktadır.
Hayvanlara işkence ve zulüm edilmesini önlemek amacıyla Hz. Peygamber’in bazı düzenlemeler yaptığını da görmekteyiz. Bu bağlamda Resûlullah (a.s.), hayvanların dövülmelerini, aç veya susuz bırakılmalarını, yavrularının alınmasını, yarışma düzenleyerek onların dövüştürülmelerini, güçlerini aşan ölçüde yük taşıttırılmaları gibi kötü muamelelerde bulunulmasını tasvip etmemiş, bu tür davranışlarda bulunanları bizzat uyarmıştır. Nitekim Hz. Peygamber, bir deveye binen Hz. Aişe’ye hayvana şefkat ve merhametle davranmasını tavsiye etmiş,"6’ kendisini görünce inleyen bir devenin yanma gidip başını okşadıktan sonra sahibini, "Senin eline verdiği bu hayvan hakkında Allah’tan korkmuyor musun? Hayvan bana, senin onu aç bıraktığından ve çok yorduğundan şikayet etti" diyerek azarlamıştır."71 Açlıktan kamı sırtına yapışmış bir deve görünce de, "Bu dilsiz hayvanlar hakkında Allah’tan korkun." "“’buyurmuş, sağım sırasında koyunların memelerinin incinmemesi ve çizilmemesi için sağıcıların tırnaklarını kesmelerini istemiştir.119’ Hz. Peygamber hayvanlara karşı kullanılan fiziki şiddet bir tarafa onlara kötü söz söylenmesini dahi tasvip etmemiş, bu nedenle bindiği deveye bedduada bulunan kadının hayvandan aşağı indirilmesini istemiştir.’20’ Hayvanlara iyilikle muamelede sevap olup olmadığı konusunda kendisine yöneltilen soruya Hz. Peygamber’in cevabı "...Her ıslak ciğer sahibine (hayat sahibi her varlığa) yapılan iyilikten dolayı sevap vardır.’21" şeklinde olmuştur.
İslâm tarihinde Hz. Peygamber’den sonra da hayvanlara merhametle muamele edilmesi yönünde örnek kabul edeceğimiz türden uygulama ve düzenlemeler yapılmıştır. Hz. Ömer’in devesine gücünün üzerinde yük yükleyen bir kişiyi cezalandırdığı, bir devenin palan sürtmesinden meydana gelen yarasına elini sürüp, "Senin başına gelen şeyden de sorguya çekilmekten korkarım" dediği, Ömer b. Abdüla- ziz’in, hayvanlara ağır gem ve koşum takımı vurulmaması, nodulla dürtülmemesi, develere 600 ntıldan (yaklaşık 230 kg.) fazla yük vurulmaması hususunda görevlilere talimat gönderdiği rivayet edilmektedir.22
İslam hukukçuları hayvanların canlarını acıtacak şekilde dövülmelerini, aç bırakılmalarını, güçlerinin üstündeki işlerde çalıştırılmalarım suç kabul etmişler ve bunlan yapanlara müdahale etmeyi muhtesiplerin (asayişi temin eden memurlar) görevleri arasında saymışlardır.23
Sonuç olarak belirtmek gerekirse, İslam dini objesi hayvan dahi olsa şiddete, zulme ve vahşete onay vermez. Haklı bir gerekçeye dayanmaksızın hiçbir canlının canına kıyılamaz. insan haklarında gösterilen duyarlılığın, hayvan haklan konusunda da gösterilmesinin İslam’ın bir gereği olduğu göz ardı edilmemelidir. Fert veya topluma zarar vermesi söz konusu hayvanların bu zararlarının giderilmesinde ölüm başvurulabilecek en son çare olarak telakki edilmelidir. Dinen meşru sayılabilecek bir gerekçeye dayanmayan öldürmelerden manevî açıdan sorumlu tutulacağımızı unutmamalıyız. Bu konuda Hz. Peygamber’den nakledilen haksız yere bir hayvanın ölümüne sebep olan ve cehennemi hak eden kişi ile hayvana yardımından dolayı cennete girmeyi hak eden kişinin durumu, hayvanlara karşı davranışlarımızda hepimize örnek ve ölçüt teşkil etmelidir, insanlara karşı yapılan iyiliklerde nasıl sevap söz konusu ise, can taşıyan diğer mahlukata karşı yapılan iyiliklerde de ecir olduğu bilinciyle hareket etmeliyiz.

1 - En’âm, 12.
2- İlgili âyetler için bkz. M.Fuad Ab- diilbâkî, el-Mu ’cemü ’l-Müfehres li Elfâzı’l-Kur’ân, "R-h-m" md.
3- Enbiyâ, 107.
4- Buhari, Edeb, 19; Tirmizi, Daavât, 107-108.
5- Buhâri, Edeb, 18; Müslim, Tevbe, 22.
6- Sakallı, Talat, "Hz. Peygamber ve Dini Höşgörii", Diyanet İlmi Dergi (Özel Sayı), Ankara 2000, s. 395;Keskin, Y.Ziya, Nebevi Hoşgörü, İstanbul 1997., s.61.
7- Fetih, 29.
8- Tirmizi, Birr, 16; Ebû Dâvud, Edeb, 58.
9- Buhâri, Tevhid 2, Edeb, 27; Müslim, Fedail, 66; Tirmizi, Birr, 16.
10- Müslim, Libas, 107.
11- Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 16; Müslim, Enbiya, 54.
12- Buhârî, Şirb, 9, Edeb, 27; Müslim, Selam, 153.
13- Nesâi, Dahâyâ, 42.
14- Vâkıdî, Kitâbu’l-Megâzî, London 1966, II, 804.
15- Ebû Davûd, Edeb, 176; lbn Han- bel, Müsned, I, 404.
16- Müslim, Birr, 79; Ebû Davûd, Edeb, 10.
17- Ebû Davûd, Cihad, 44.
18- Ebu Davud, Cihad, 44.
19- Şener, Mehmet, "Hayvan", DİA.
20- Müslim, Birr, 80.
21- Müslim, Selâm, 41.
22- Şener, Mehmet, "Hayvan", DİA.
23- Maverdî, el-Ahkâmu’s-Sultâniyye, s. 337.