Makale

MURAD-İ EVVEL’İ KOYNUNDA SAKLAYAN TOPRAK KOSOVA

KOSOVA NOTLARI

Harun Özdemirci
Dini yayınlar Dairesi Başkanı

MURAD-İ EVVEL’İ KOYNUNDA SAKLAYAN TOPRAK
KOSOVA

Kosova denildiğinde, hiç şüphesiz ki, akla ilk önce Balkanların İslamlaşmasında ve bir Türk yurdu olmasında dönüm noktası olan Kosova Muharebeleri geliyor. Tarih boyu çalkantılarla yaşamış, durulmamış, hep içten içe kaynamış toprakların adı Balkanlar. Beşyüz yıllık Osmanlı hakimiyetinin altın barış yıllarını yaşattığı dönemde, çok kültürlü ve çok dinli bir topluluğun huzur ve barış içerisinde yaşayabileceğinin en güzel örneklerinin verildiği topraklar Balkanlar. Kosova ise Balkanlar’da yemyeşil bir ova. Tıpkı Anadolu’daki herhangi bir yeşil ilimiz gibi.
Kosova da tüm Balkanlar gibi 1912’de yaşanan Osmanlı’nın çekiliş hareketinden sonra bir türlü istikrarı bulamayan, tarihi geçmişindeki kargaşa yıllarına geri dönen talihsiz bir yerleşim bölgesi. Bu tarihten beri bu topraklarda zaman zaman artan, zaman zaman azalan bir şiddetle canlara kıyılıyor, ülkeler ve yürekler durmadan yanıyor. Kosova 1989 sonrası yaşanan gelişmelerin ardından eski Yugoslavya’dan çıkan altı bağımsız devletten biri.
1912’den beri süregelen "Tevâzün" (denkleştirme) politikası, Bosna’da, Makedonya’da, Kosova’da adeta bir Müslüman kıyımına yol açıyor. Avrupa’nın ortasında Müslüman Devletler olur mu? Sorusuna, bilmem hangi sebepten verilen "olmaz" cevabı, insan hakları, sevgi ve barış sözcüklerinin her zamandan daha çok ön plana çıktığı günümüzde bile insanların ölümüne, yurdundan uzaklaştırılmasına neden oluyor ve tarih, yıllar öncesinin izlerini taşıyan zihniyetin 1989’dan sonra tekrar hortlamasına şahit oluyor.
Mehmet Akif’in 1912 sonrası çizdiği tablo, bugün yine tekerrür etmiş durumda:
"Nüfûs-ı müslime çokmuş da gayr-i müslimeden, İdare müşkül olurmuş tevâzün eylemeden. Demek tevâzün içindir bu müslüman kesmek; O hâsıl oldu mu artık adam kesilmeyecek! Tevâzün olmadı besbelli: Her taraf yanıyor; Odun kıyar gibi binlerce sîne doğranıyor! Ne reng-i muzlime(2) girmiş o yemyeşil Kosova! Şimâle doğru bütün Pirzerin, İpek, Yakova;"(3)
1989’dan 1999’un Mart ayı sonlarına kadar süren Sırp saldırı ve katliamları sonucu, yaşanan acılı günlerin ve göçlerin yaralarını Birleşmiş Milletler gücünün kontrolünde yeni yeni sarmaya başlayan ve halen belirsizlik dönemini yaşayan Kosova’ya 25-27.05.2001 tarihleri arasında Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Mehmet Nuri YILMAZ, Dış İlişkiler Dairesi Başkanı Yusuf KALKAN ve Dini Yayınlar Dairesi Başkanı olarak benim de iştirak ettiğim beraberindeki heyetle "Murâd-ı Evvel’i koynunda saklayan toprak" Kosova’ya anlamlı ve tarihî bir ziyaret gerçekleştirdi. Ziyaret anlamlıydı, çünkü bu ziyaret; Kosova’ya kan vermiş, can vermiş ecdadımız I. Murâd Hüdâvendigâr’ın türbesini restore etmeye
karar veren Başkanımızın, bunca yaşanan hengameden sonra harabeye yüz tutmuş türbenin son halini ve bu topraklarda yaşayan "Ev-lad-ı Fatihan" soydaş ve dindaşlarımızın durumunu yerinde inceleme amacına matuftu. Aynı zamanda uzun süreden beri Kosova İslâm Birliği Başkanı Dr. Recep BOYA’nın davetine icabet etmek için de bir fırsattı. Bu ziyaret tarîhiydi, çünkü Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bugüne ilk defa bir Diyanet İşleri Başkanı bu toprakları ziyaret ediyordu. Böylece bize de bir ilke tanıklık yapmak nasip oluyordu. Bu anı ve burada yaşananları elbette siz, Diyanet Aylık Dergi okuyucuları ile paylaşmazlık edemezdik.

ALÂUDDİN MEDRESESİNDE
Hava yoluyla Üsküp’e geldikten sonra, karayoluyla yemyeşil bir vadiden ve sağlı sollu minareli camileri olan köy ve kasabalardan geçerek, Birleşmiş Milletler Barış Gücü "KFOR" un kontrolündeki Gümrük kapısından Kosova’ya, Başkent Priştine’ye geliyoruz. İlk durağımız 1962 yılından buyana eğitim öğretim faaliyeti sürdürülen Alâuddîn Medresesi. Mezuniyet günü vesilesiyle yapılan törene Diyanet İşleri Başkanımız sayın Mehmet Nuri YILMAZ da katılıyor. Medrese lise seviyesinde din eğitimi veren bir okul. Okulun girişinde öğrenciler ve öğretmenler bizi karşılıyorlar. Öğrenciler tekbirlerle, tahlillerle Türkiye Cumhuriyeti’nin Diyanet İşleri Başkanına hoş geldiniz diyorlar. Manzara oldukça coşkulu ve heyecan verici. Kosova İslâm Birliği Başkanı Dr. Recep BOYA ve Okul Müdürü Na-im TIRNAVA okul hakkında bilgiler veriyor. Eğitim müfredatı Türkiye’deki İmam-Hatip Liselerine benzeyen bu öğretim yuvasının, Ko-sova’da yaşanan sıkıntılardan çok etkilendiğinden bahsediyorlar. Ancak tüm olumsuz şartlara rağmen eğitimi sürdürdüklerini ifade ediyorlar.
Okulun konferans salonunda yapılan mezuniyet törenine geçiyoruz. Salon kız, erkek öğrencilerle dolu. Okul Müdürü kısa bir konuşma ile icra edilecek programı sunuyor. Sonra genç bir öğrenci kardeşimiz, oldukça güzel sesiyle Kur’an-ı Kerim tilavet ediyor. Tarık Sûresi’nin ayetleri birbiri ardına salonda yankılanıyor. Herkes hûşu içerisinde okunan ayetleri dinliyor. Daha sonra okul korosu arka arkaya ilâhiler söylüyor. Arnavutça ve Arapça ilâhilerin arasında bizim Yunus’dan da Türkçe bir ilâhi var. "Ben yürürüm yane, yane/ Aşk boyadı beni kane/ Ne akîlem, ne divane/ Gel gör beni aşk neyledi". Bu ilâhiye Kosova’nın içinde bulunduğu durum, bambaşka bir anlam katıyor.
BU YÜCE DİNİ BURAYA GETİREN
ECDADINIZDIR
Okul korosunun söylediği ilâhilerden sonra, Kosova İslam Birliği Başkanı Dr. Recep BOYA konuşma yapmak için kürsüye geliyor;
"Türkiye Cumhuriyeti’nin Diyanet İşleri Başkanı sayın Mehmet Nuri YILMAZ’a ve beraberindeki heyete gelişleriyle bizleri şereflendirdikleri için şükranlarımı sunuyorum. Davetimize icabet etmenizden duyduğumuz büyük mutluluğu ifade ediyor, şahsım, görevli arkadaşlarım ve Kosova Müslümanları adına hoş geldiniz diyorum. Sizin ziyaretiniz bize büyük bir mutluluk vermekte ve yüreğimizde sevinç uyandırmaktadır. Sizi aramızda görmek bizim için gerçekten büyük bir bahtiyarlıktır.
Aramızdaki bağları güçlendirelim, daha sık bir araya gelelim. Çünkü, bizim aramızdaki bağlar eskiye dayanıyor. Allah’a hamd olsun ki, biz aynı dinin mensuplarıyız. Aynı şeylere inanıyoruz. Allah’a şükürler olsun ki, halkımız arasında bu dini korudu ve muhafaza etti. Bu yüce dinin buraya gelmesiyle halkımız kurtuluşa kavuştu ve coştu. Bu yüce dini buraya getiren ecdadınızdır. Tabii ki onlar bizim de ecdadımızdır. Ecdat bu dini buraya getirdi. Bu toprakları İslâm’la Osmanlı tanıştırdı. Biz bu topraklarda İslâm’ı aynen korumaya çalıştık ve bu günlere kadar getirdik.
Bu topraklarda tarihin bir belgesi vardır.
Bu belge camilerimiz, hanlarımız, hamamlarımız, köprülerimiz ve diğer yapılarımızdır. Bu eserler bize tarihimizi her zaman hatırlatır. Eskiyi, o mutlu günleri çok iyi canlandırır. Onları gözlerinizle göreceksiniz. Göreceksiniz ki, aramızdaki bağlar ne kadar kuvvetliymiş.
Sayın Başkanım; sizinle sadece burada görüşmüyoruz, her görüştüğümüz yerde yüreğimizi tarifi zor kuvvetli bir his dolduruyor ve bu bağlarımız daha da güçleniyor. Çünkü bizi birleştiren bir amaç var. O amaç da dinimizdir. Siz hiçbir zaman bizden desteğinizi esirgemediniz, sizin manevî desteğiniz bize güç verdi, kuvvet verdi. Sizinle yaptığımız istişarelerimizde aynı metinde, aynı sonuçta anlaştık. Avrasya şûralarında olduğu gibi, diğer konferanslarda olduğu gibi, hep aynı görüşte olduk. Çalışmalarımızın daha ileriye gitmesi, hedeflerimizin gerçekleşmesi için Allah’a dua ediyorum.
Kosova’yı beraber gezeceğiz. Ne kadar harabe var göreceksiniz. İnanınız ki, Kosova bu savaştan büyük zorluklarla çıktı. Bu savaşta en çok darbe yiyen, Sırp vahşetini en çok hisseden teşkilatımızdır. İslâm yapıları, camilerimiz ve diğer binalarımız büyük zararlar görmüştür. Savaşın zararları en çok kutsal mekânlarımıza isabet etmiştir. Hedef olan bizim için kutsal olan ibadethanelerimizdir.
Daha çok zamanınızı almak istemiyorum. Size kalben teşekkür ediyorum. Allah sizden razı olsun ve başarılı kılsın. Zatı alinize saygılar sunuyor ve bizlere hitap etmek üzere sizi kürsüye davet ediyorum."
BİZ MUHTELİF BEDENLERDE TEK BİR
RUHUZ
Diyanet İşleri Başkanımız sayın Mehmet Nuri YILMAZ, öğrencilere hitaben bir konuşma yapıyor:
"Muhterem Meşihat Başkanı, değerli hocalarımız ve sevgili öğrenciler. Sizlerle birarada
olmaktan, sizleri görmekten çok mutlu olduğumuzu ifade etmek istiyor ve sizleri sevgiyle muhabbetle selâmlıyorum.
Balkanları dolaştım, Kosova’yı ziyaret etmeyi çok arzulamama rağmen, buraya bir türlü gelmemiz mümkün olmadı. Çünkü savaş vardı, buraya girmemize izin verilmiyordu. Allah’a şükürler olsun, bugün sizinle bir aradayız ve sohbet edebiliyoruz. Bizi sıcak bir ilgi ile karşıladınız, sevgi gösterdiniz. Sizlere teşekkür ediyorum. Biz, kendimizi burada başka bir ülkede değil, kendi memleketimizde hissediyoruz.
Sayın Müdür ve Meşihat Başkanı, çok güzel şeyler söylediler. Bizi birbirimize bağlayan çok önemli unsurlar var. Bunların ne olduğunu siz çok iyi biliyorsunuz. Bir defa dinimiz bir. İslâm dinine gönül vermişiz. İkinci unsur tarihî bağlarımız. Hepinizin bildiği gibi Balkan ülkeleri, Kosova da dahil beşyüz elli sene Osmanlının idaresinde yaşamıştır. Bu topraklarda İslâm dininin yayılmasında en büyük amil Osmanlılar olmuştur. Osmanlı bu yerlere hâkim olunca; Hak hâkim olmuştur, insanlık hakim olmuştur, medeniyet hâkim olmuştur. Hiçbir zaman Osmanlı kaba kuvvet ve şiddet kullanmamıştır.
Eğer Osmanlı şiddet kullansaydı, zor kul-lansaydı, bu ülkelerde bugün Kilise adında bir mabed olmazdı ve başka dil konuşan insanlar da olmazdı. Osmanlı, tam bir özgürlük içerisinde insanların insanca yaşamasını sağlamış, zorluk göstermemiş. İfade ettiğim gibi bu yerlere insanlık götürmüş, İslâm’ın güzelliklerini götürmüş ve medeniyet götürmüştür. İşte bizi birbirimize bağlayan, bu tarihtir. Müşterek değerlerimizdir. Ben inanıyorum ki, sadece Kosovalılar değil, Balkan ülkelerinde yaşayanlar bu hakkı teslim etmektedirler ve maziye, ortak geçmişe saygı duymaktadırlar.
O sıkıntılı günlerde, sizlerin çektiği ızdırabı biz de yaşadık. Elbette savaşa bilfiil iştirak ederek yanınızda olamadık. Ancak hep sizi düşündük, sizlere dua ettik. Buralarda yaşanan vahşetin altında yatan, İslam’ın bu ülkelerden uzaklaştırılmasına yönelik bir amaçtan başka bir şey değildir. Bu savaşın altında, Balkanlarda İslâm’ın ve Müslümanların varlığına tahammül edememe yatmaktadır. İşte, mabetlere yapılan tecavüz bunun bir işaretidir.
Biz bu topraklarda, birlik ve beraberliğin devam ettirilmesine her zaman işaret ettik. Bunu sürdürmeye de kararlıyız. Avrasya İslam şûrasında aldığımız kararlar da bu istikamettedir. Bu kararların içerisinde bana göre en önemli maddelerden birisi; Türkçe’nin ortak dil olarak kabul edilmiş olmasıdır. Biz Türkiye’de Türkçe kurslar açmış bulunmaktayız. Şûra üyesi ülkelerden bir hayli müracaat edenler oldu. Kosova’dan iki kişi müracaat etti, ancak bu dönem gönderilmedi. Biz Türkçe’nin öğrenilmesini istiyoruz. Buna büyük ihtiyaç var. Arnavutluk’a gidiniz, oradaki insanlar, bilhassa sayın Sabri Koçi bunu sık sık dile getiriyor. "Biz sizin Osmanlı’nın torunlarıyız, kendimizi Osmanlı kabul ediyoruz" diyor. Bosna Hersek’e gidiniz, Sayın Mustafa Efendi Çeriç yine aynı şeyi söylüyor. "Siz bizim ceddimiz, ecdadımızsınız" diyor. Ama torun dedesinin dilini bilmiyor. Bu konuda biraz da sitemimi iletmek istiyorum. Çünkü biz biriz. Biz aynıyız, aynı mefkûredeniz. Biz muhtelif bedenlerde tek ruhuz. Evet Türk dünyası Yetmiş milyon Türk’ten ibaret değil, üçyüz milyonluk bir Türk alemi var. Bu dünyayla iletişim kurmak artık bir zaruret halini almıştır. Onun için Türkçe’nin öğrenilmesinde yarar var. Din birliği, dil birliği insanı birbirine yaklaştırır."
KOSOVA BİZİM İÇİN DE BİR SEVGİLİDİR
Diyanet İşleri Başkanı Sayın Mehmet Nuri YILMAZ, Alâuddîn Medresesi’nde yaptığı konuşmasında devamla; "Meşhur Şairimiz Mehmet Akif; ’Nerede olsam çıkıyor karşıma bir kanlı ova.../ Sen misin, yoksa hayalin mi? Vefasız Kosova!" diyor. Evet, Kosova bizim için de bir sevgilidir. Sizin mutluluğunuz bizi de mutlu edecektir. Sizin ızdırabı-nız bize de azap verir. Bu vahşet karşısında gösterdiğiniz azim, cesaret, metanet, bunu bütün samimiyetimle söylüyorum, örneği görülmemiş büyük bir olaydır. Bundan dolayı sizleri tebrik ediyorum. Okul müdürümüze de çok teşekkür ediyorum. Hakikaten öğrencileri güzel yetiştirmiş. Kur’an-ı Kerim okuyan öğrenci, Kur’an-ı kurallarına göre okuyor. Bizleri başka bir aleme götürdü. İlâhiler de öyle. Bizi çok mutlu etti. Ben Cenab-ı Allah’tan öğrencilere zihin açıklığı vermesini niyaz ediyorum.
Biz sizinle beraberiz. Maddî, manevî her türlü desteğimiz sizinle olacaktır. Tekrar gösterdiğiniz yakın ilgiden dolayı teşekkür ediyor, mutlu yarınlar diliyorum. Allah yardımcınız olsun. Sevgiler, saygılar sunuyorum. Sağ olun."
Bu konuşmalardan sonra, okulu geziyoruz. Okul bilgi sayarla donatılmış, modern sınıflara sahip. Eği-tim-öğretim için her şey var. Okulun mescidinde topluca akşam namazlarımızı eda ediyoruz. Dualar hep aynı, "Yarabbi, bu topraklardan ezan sesini eksik etme. Geçmişte yaşanan ızdıraplı günleri bir daha gösterme. Amin!"
BİZ YÜZYILLARDIR BURADAYIZ
Ertesi sabah, Priştine’de Büyük Elçiliğimizin Eşgüdüm Bürosunu ziyaret edeceğiz. Eşgüdüm bürosunda görevli I. Katip Mustafa Osman TU⁄RAN, bir grup Priştine Türk’ünün ziyarete geleceğini ve heyetimizle görüşmek istediğini söylüyor. Eşgüdüm Bürosunda Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Mehmet Nuri YILMAZ, I. Katip sayın TUĞRAN’dan Kosova ve Kosova’daki Türkler hakkında bilgi alıyor. Eşgüdüm Bürosu şeref defterini imzalıyor. Eşgüdüm Bürosunun kabul salonuna başında sarığı ile seksenin üzerinde yaşa ulaştığı tahmin edilebilen bir zat ve arkasında bir grup Türk giriyor. Türk Demokratik Birliği Priştine Şube Başkanı Gani Bey; "Sayın Diyanet İşleri Başkanım, Kosova’nın merkezi Priştine’ye hoş geldiniz. Bu ziyaretinizle bizleri çok mutlu ettiniz" diye başladığı sözünü heyette olanları tanıtarak tamamlıyor. "Aramızda, yüce dinimiz İslamiyet’e yıllarca hizmet eden Priştine’li Türkler olarak gurur duyduğumuz kimseler var. Hepimize dinimizi öğreten Hafız Muharrem Efendi, Priştine Türk eşrafından Mehmet bey, Hacı Sabit Kurteş, İsmail Bey, İzzettin Bayram, Dr. Mahmut Mumcu, Gazeteci Nuri Bey, Dr. Taner Yusuf ve diğerleri... bizim burada yaşayan Türkler olarak bir çok problemlerimiz var, bunları sizlere iletmek istiyoruz ve yardımlarınızı bekliyoruz." diyor. Heyetin önünde kabul salonuna giren yaşlı sarıklı zatın Priştine’de tek Türk din adamı olarak yaşayan Hafız Muharrem Efendi olduğunu öğreniyoruz. Büyük bir mütevazilik içerisinde Diyanet İşleri Başkanımızı sessizce dinliyor. Hiç konuşmuyor, ancak yüz ifadesi burada yaşananları anlatmaya yetiyor. Başkanımızı ve heyetimizi yorgun gözleriyle, hasretle inceliyor.
"Biz yüzyıllardır buradayız" diye söze başlıyor Dr. Taner Yusuf ve devam ediyor;
"Bizler bu topraklarda altı yüz yıla yakın yaşayan aileleriz. Dilimizi, kimliğimizi, öz benliğimizi, Türklüğümüzü, çok önemli unsur olarak dinimizi korumayı, savunmayı başarmışız. İşte bu şekilde halâ buradayız. Altı yüz yıl önce atalarımızın buraya Anadolu’dan, Konya’dan, Tokat’tan ve Karadeniz bölgesinden geldiği söyleniyor. Mesela Prizren’de yaşayan soydaşlarımızın şivesi Karadeniz şivesine daha yakın. Fakat bunların hepsi birer rivayet kesin bir delili yok. Fakat gerçek olan şu ki, biz hepimiz Anadolu’dan buraya gelen Türkleriz. Altı yüz yıldır bizi burada tutan din birliğimizdir ve ortak kültürümüzdür. Bu kültürü yaşatmaya çalışıyoruz.
Önemli bir sorunu gidermek lazım diye düşünüyorum. Burada Türkiye’nin, Türklerin sahip çıkacağı bir çok eser ve bir millet var. Biz Türkler, burada azınlık bir millet olarak yaşıyoruz. Dinimizi öz dilimizle öğreneceğimiz din adamlarından uzun süredir mahrumuz. Hafız Muharrem hocamız dışında Türkçe olarak dinimizi anlatacak büyüklerimiz pek az kaldı. Diğer yandan eserler dedim. Şuanda Kosova’da faaliyette olan camilerin bir çoğu Osmanlı eserleridir. Türklerin buraya gelmesiyle yapılan eserlerdir. Bu eserler geçmişle aramızda bir bağ kurmaktadır.
Dinimiz bizi birbirimize bağlayan en önemli unsurdur. Dinimizi ana dilimizde işitmek, o yönde aydınlanmak en doğal hakkımızdır. Bu doğrultuda yapacağınız yardım bizim için en büyük yardım olacaktır. Bu çok önemli. Bu bizim burada diğer milletlerle eşit haklar altında kalmamızı sağlayacaktır. Geçen dönemlerde bazen ramazan aylarında kimi fedakarlıklarla gelen din adamlarımız dışında, kimseyle bizim fazla bir temasımız olamadı. Tabi ki bu da yeterli değildir. Buraya daha uzun süreli görevliler gönderilmelidir. Şimdi bu statüde bir görevli gelmiştir, bunun sayısı artırılmalıdır. Sadece din görevlisinin gönderilmesi ihtiyacın karşılanmasına yeterli değildir. Bu gibi etkinliklere tahsis edilecek mekânlar da olmalıdır. Bu doğrultudaki çalışmalarınız bizim için çok önemlidir."
Dr. Taner Yusuf’un bu açıklamaları üzerine Diyanet İşleri Başkanımız Sayın YILMAZ, Koso-
va’ya ihtiyacı karşılayacak kadar din görevlisi ve yayın gönderileceğini, eski eser camilerin korunması için gerekli çalışmaların yapıldığını, Kosova’da bir kültür merkezi açmak istediklerini, 1. Murâd türbesinin de Başkanlığımızca restore edileceğini ifade ettiler.
Bu bilgiler üzerine ziyarete gelen Türk heyeti büyük bir mutluluk yaşıyor ve "bu çok güzel bir haber. Buna çok sevindik. Sultan Murâd türbesi bizim burada varlığımızın bir simgesidir. Biz onunla bütünleşiyoruz. Bu desteğiniz bizim için manevi bir güçtür." Şeklinde değerlendirmelerde bulunmuşlardır. Bu sıcak ve heyecan dolu görüşmeden sonra Priştine’ye 7 km mesafede Kosova Meydan muharebesinin yapıldığı alan üzerinde bulunan 1. Murâd Hüdavendigar Türbesine topluca ziyarete gidilmiştir.
MURÂD HÜDÂVENDİGÂR’IN
MAKAM TÜRBESİNDE...
Milli şairimiz Mehmet Akif ERSOY, Osmanlının Balkanlardan çekilmesinin ardından Kosova için şunları yazıyor:
"Murâd-ı Evvel’i koynunda saklayan toprak, Kimin ayakları altında inliyor hele bak! Kimin elinde bıraktık.. Kimin emânetini! O padişâh-ı Şehidin huzûr-ı heybetini Sonunca çiğneyecek miydi Sırb’ın orduları, İçip içip gelerek önlerinde bandoları!
Sen, ey şehîd-i muazzam ki rûh-ı feyyazın Duyar, neler çekiyor yerde kalmış enkazın(5)
Sultan Birinci Murad 1389’da Kosova Muharebesinin yapıldığı ovada Sırp Miloş Obiliç tarafından hançerlenerek şehit edilir. Yıldırım Beyazıt tarafından on binlerce şehidimizin kabrinin olduğu ve Sultan Murad’ın da şehit edildiği yere bu türbeyi yaptırır. Kare planlı ve kubbe ile örtülü olan türbenin girişinde iki sütuna oturan bir medhal bulunmaktadır. Türbe içinde sanduka ve şamdanlar yer alır. Birkaç kez onarımdan geçirilmiş olan türbenin en son onarımı Sultan Reşad’ın 1911’de Kosova’yı ziyareti esnasında yapılmıştır. Türbe hizmetleri Sultan Ab-
dülaziz’in beratıyla maaş karşılığı türbedarlık vazifesi verilen Buharalı Hacı Ali ailesi tarafından bugün de yürütülmektedir. Bir çok tahribata uğramış olan türbenin, günümüzdeki iç düzenlemesi ve sanduka üzerindeki puşi-de 1990’lı yıllarda Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı tarafından yaptırılmıştır.
Heyetimiz, Priştine’li Türklerle birlikte türbeyi ziyaret ediyor. Türbe tarihin yorgunluğunu her taşında hissettiriyor. Duvar taşları eskimiş, yer yer dökülmüş, kubbe çatlamış durumda, iyi bir onarıma ihtiyaç var. Türbedara ayrılmış olan ev de harabe halinde. Akif’in deyimiyle atalarımızın can ektiği bu topraklara canını, kanını veren on binlerce şehidimize ve ulu Sultana fatihalar gönderiyoruz. Ve diyoruz ki, emânetine sahip çıkmak için buradayız. Torunların olarak bizler, Diyanet İşleri Başkanlığı olarak türbeni onaracak, bu topraklardaki Türk mührünü ilelebet yaşatacağız.
Türbenin çıkışında asırlık bir çınar var. O da tarihe yorgun düşmüş, gövdesinden ayrılan dev kolları bugün ancak altına yaptırılan beton desteklerle ayakta durabiliyor. Bir müddet türbeyi ve bu asırlık çınarı tarihe dalarak seyrediyorum. Sanki çınar bizlere lisan-ı hal ile bir şeyler fısıldıyor ve diyor ki; "bakın ben destekle ayakta durabiliyorum, Kosova’nın ve burada yaşayan Türklerin de desteğe ihtiyacı var. Onlar bana kollarıma destek verdiler, siz de onlara destek veriniz." Gördüğüm bu manzara bana bunları hatırlattı. Bilemiyorum size neyi düşündürüyor?
Türbenin sık sık civar yerleşim birimlerinde yaşayan Türkler ve öğrenciler tarafından ziyaret edildiğini öğreniyoruz. Ziyaretimiz esnasında bir grup Priz-renli Türk öğrenci ile karşılaşıyoruz ve onlarla bir hatıra fotoğrafı çektiriyoruz.

KOSOVA TÜRK TABUR GÖREV KUVVET KOMUTANLIĞINDA
Priştine’deki Sultan Murad türbesinden Prizren’e hareket ediyoruz. İlk durağımız Birleşmiş Milletler Gücü içerisinde yer alan ve Prizren’de konuşlanmış bulunan Kosova Türk Tabur Görev Kuvvet Komutanlığı. Semaya çekilmiş dalgalanan Türk bayrakları arasından kışlaya giriyoruz. Modern kışlaya Mehmetçiğimiz "Sultan Murâd Kışlası" adını vermiş. Bu ad çok da yakışmış doğrusu. Diyanet İşleri Başkanımızı kışla girişinde kahraman subaylarımız karşılıyor. Tabur Komutanı Kara Pilot Kurmay Yarbay Hamza KOÇYİGİT Tabur ve görevleri hakkında bilgi veriyor ve ziyaretin anısına Başkanımıza bir şilt takdim ediyor.
Daha sonra, kışla avlusunda havuz başında Mehmetçiğimiz kendi elleriyle yaptıkları pide ikramında bulunuyorlar. Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Mehmet Nuri YILMAZ, kahraman askerimize kısa bir hitapta bulunuyor;
"Değerli Mehmetçik, Kahraman Türk Askeri;
Sayın komutanı ziyaret etmekten ve sizleri görmekten mutlu olduğumu ifade ediyor sizlere sevgilerimi sunuyorum. Kilometrelerce Türkiye’den uzaktasınız, ama biliyorum ki, bu uzaklığın sizin için pek önemi yok. Çünkü buralar 550 yıl Türk’ün hakimiyeti altında bulunmuş topraklar. Her yerde tescilimiz var, mührümüz var. Camiler, türbeler, hanlar, hamamlar buram buram Türk tarihi kokmaktadır.
Sizin ifa ettiğiniz görev kutsal bir görevdir, asıl önemli olan bu. Ecdat yadigârı olan topraklarda hizmet ediyorsunuz, askerlik görevinizi ifa ediyorsunuz. Sizlerle ülke olarak gurur duyuyoruz. Sizlere dua ediyoruz, sevgimizi içimizde taşıyoruz. Görev süreniz bittiğinde Türkiye’mize döndüğünüzde, büyük hatıralarınız olacak. Ben sizlere başarılar diliyor, sevgi ve saygıyla hepinizi selamlıyorum."
Mehmetçiğimiz gerçekten bu bölgede çok seviliyor. Halkla bütünleşmiş, bir çok sosyal faaliyetleri var. Türk taburumuz, ücretsiz sağlık hizmetleri, yol yapım onarım ve çevre düzenleme faaliyetleri, okul onarımları, öğrencilerin ihtiyaçlarının giderilmesi, camilerin onarımı gibi bir çok alanda hizmet götürmüş Ko-sovalılara. Konuşlandığı bölgede tam bir asker sivil işbirliğini gerçekleştirmiş. Bize takdim edilen Prizren’de çıkartılan Türkçe Gazete "Yeni Dönem"in her sayısında buradaki birliğimizden, faaliyetlerinden haberler yer alıyor. Söz konusu gazetenin 24 Mayıs 2001 tarihli nüshasında Türk taburumuzun sıhhiye birliğinin fakir müslü-man çocuklarını ücretsiz sünnet ettiği haberini okuyoruz.
Kosova Türk Tabur Görev Kuvvet Komutanlığından ayrılırken, Mehmetçiğimiz, bizleri, başı dik, göğsü kabarık, gururlu duruşlarıyla uğurluyorlar. Onlara Allahaısmarladık derken başarılarının devamını diliyoruz.
PRİZREN SİNAN PAŞA CAMİİ’NDE
Türk Taburundan ayrılıyor ve öğle namazını eda etmek için Prizren merkezinde bulunan Sinan Paşa Ca-mii’ne geçiyoruz. Camiye gelişimizde, Prizrenli din görevlileri ve kalabalık bir halk bizleri büyük bir coşku ve sevgiyle karşılıyor.
Sinan Paşa Camii 1600’lü yılların başlarında Bosna Beylerbeyi ve Bosna Valiliği görevlerinde bulunmuş olan Sûfî Sinan Paşa tarafından Prizren şehir merkezine inşa ettirilmiş. Kare planlı olan cami tek kubbe ile örtülü, kubbe köşelikleri tromptur. Mihrap duvarının öne doğru çıkıntısı vardır. Bu bölümde yarım kubbe ile örtülüdür. Tek şerefeli olan minaresinin 43,5 metre yükseklikte olduğunu öğreniyoruz. Hıristiyanlar tarafından cami inşaatında civardaki bir kiliseye ait inşaat malzemelerinin, kullanılmış olabileceği ihtimali üzerine, yapıda 1939’da Arkeoloji kazı çalışmalarına başlanmış, bu çalışmalar esnasında caminin üç kubbeli son cemaat yeri yıkılmış. Arkeoloji kazı çalışmaları bahanesiyle caminin yıkılacağını hisseden şehirdeki Türk ve müslüman nüfus galeyana gelerek, cami için hazırlanan bu yıkım planını durdurmuşlar. Balkan ülkelerinin tamamında bu gibi bahanelerle bir çok caminin yıkıldığı bilinmektedir.(6)
Sinan Paşa Camii bütün ihtişamıyla Priz-ren’i süsleyen Osmanlı eserlerinden biri. Cami Kosova’daki Türk varlığının en önemli simgesi. Balkanlarda yaşanan dramın da şahidi. Bu nadide mimari eseri gezerken, Osmanlının Balkanlardan ayrılışından sonra bir türlü dinmeyen kargaşanın, kaybolan huzurun etkisini caminin işlemelerinde, kubbesinde, minaresinde müşahede ediyoruz. Barışa huzura muhtaç Kosovalı dindaş ve soydaşlarımız gibi Cami de bakıma ve onarıma muhtaç.
Bugün ecdat yadigârı tarihi caminin kubbesi altında, Türk’ü, Arnavut’u, Boşnak’ı, tüm dindaş ve soydaşlarımızla birlikte olmanın coşkusu bizleri başka bir aleme götürüyor. Bu birlik ve dirlik bozulmasın, tarih yok olmasın bütün dileğimiz bu. Namaza dururken oluşturulan sımsıkı saflar, bir hasretin sona ermesinin, kavuşmanın, bir ve diri olmanın mesajını veriyor.
Bugün Fatihalar bir başka dökülüyor dudaklardan. Duaya kalkan eller, gözlerden boşalan yaşlar, sessizce yapılan yakarışlar, hep aynı duygularla dile geliyor; "Yarab! Ecdat yadigârı bu topraklarda ezan sesi dinmesin, mabetlerimiz kirlenmesin, ecdadımızın bir İslam diyarı haline getirdiği Kosova ilelebet İslam kalsın. Anadolu’dan altı asır önce ulaşan hoşgörü, bu topraklarda Anadolu ile birlikte hep yaşasın." Amin!

DİNİMİZ BİR, PEYGAMBERİMİZ BİR, TARİHİMİZ BİR. BİZ HEPİMİZ BİRİZ.
Kılınan öğle namazından sonra Diyanet İşleri Başkanımız sayın Mehmet Nuri YILMAZ Sinan Paşa Camiinde kalabalık cemaate bir konuşma yapıyor;
"Muhterem Cemaat!
Sizlerle birlikte bulunmak ve sizlerle birlikte şu tarihî camide namaz eda etmek; benim için büyük bir zevk ve büyük bir mutluluk kaynağı olmuştur. Cenab-ı Allah kıldığımız namazı kabul buyursun.
Kosova, bizim için önem taşıyan bir ülkedir. Kosova, bizim içimizde daima sevgi beslediğimiz bir ülkedir. Kosova’da kendimizi hiç yabancı hissetmiyoruz. Çünkü her mekanda şanlı ecdadımızdan kalma eserler, camiler, türbeler var. Yani mührümüz var. Dolayısıyla kendimi Anadolu’nun herhangi bir ilinde hissediyorum. Balkan savaşı sırasında, merhum Mehmet Akif, "Ecdadımın can ektiği toprak gitti" diye feryat ediyor. Evet bu topraklara ecdadımız canlarını ekmişlerdir.
Geçmişte yaşanan sıkıntılardan sonra, bir huzur zemininin sağlanmış olması, Müslüman Arnavut, Boşnak kardeşlerimizin ve Türk kardeş ve soydaşlarımızın birarada huzur içerisinde yaşamaları bizi son derece sevindirmektedir. Bu birliği muhafaza etmemiz gerekir. Müslümanlık birlik dinidir, vahdet dinidir. Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Allah: "Hepiniz Allah’ın ipine (İslâm’a) sımsıkı sarılın, ayrılığa düşmeyin" buyurmaktadır.
Bizim inandığımız Yüce Allah bir, dinimiz bir, bağlı olduğumuz Peygamberimiz bir, kitabımız bir. Bizim her şeyimiz bir. Bu birliğimizi muhafaza ettiğimiz sürece, bu topraklar ve bu topraklarda yaşayan insanlar mutlu olacaklardır. Huzurlu olacaklardır. Ve o zaman Akif’in feryadına gerek kalmayacaktır. Evet, ecdadın can ektiği topraklar, artık bu ecdadın yolunda giden insanların elindedir. Bu da en büyük mutluluk kaynağıdır.
Müslümanlar burada çok ızdırap çektiler ve hala da bu durum devam etmektedir. Tabi ki bunun asıl sebebi, Balkanlarda, daha doğrusu Avrupa’nın göbeğinde bir müslüman topluluğunun bulunmasından rahatsız olanlar vardır. Yani Bosna’daki savaşın altında yatan da budur. Burada işlenen vahşetin altında yatan sebep de budur. Evet bunlardan ders almamız lazım. İbret almamız lazım. Ben bunu söylerken, bir söz olsun, laf olsun diye söylemiyorum. Bunun perde arkasına ilişkin uzmanlardan aldığım bilgilere göre söylüyorum.
Ben iki hususa işaret ederek sözlerimi bitireceğim. Birincisi demek ki bizi birbirimize bağlayan en büyük bağ inandığımız dindir. İslâm dinidir. Şu halde dinimizi iyi öğrenmemiz lazım. Dinimizi iyi bir şekilde öğrenip ve bizden sonraki nesillere de öğreteceğiz. Bizim dinimiz büyük bir dindir. Diğer ilâhî dinlerin, ilâhî menşeli dinlerin üstündedir ve son dindir. Barış vardır bu dinde, müsamaha vardır. Hoşgörü vardır. Acıma vardır. Tek kelime ile insanı kemale ulaştıran, olgunlaştıran her şey dinimizde vardır. Osmanlı İslâm dinini çok iyi bildiği için ve bu dinin emirlerini yaşadığı için daima insanlara hoşgörüyle davranmış, özgürlük vermiş, şiddete, baskıya zora hiç başvurmamıştır.
İslâm dininin öğretilmesi hususunda bize düşen her görevi yerine getirmeye hazırız. Sayın Meşihat Başkanı ile bu hususta görüştük ve anlaştık, buraya kültür merkezi açmayı düşünüyoruz. Buradan Türkiye’ye öğrenciler gönderilecektir veya Türkiye’den buraya ihtiyaç olduğu takdirde hocalar gönderilecektir. Yine ihtiyaç oldukça buraya din görevlileri gönderilecektir. Ayrıca yayınlarımızdan büyük miktarda göndereceğiz. Kosova’da çok değerli hocaların varlığı da ayrıca bizleri mutlu etmiştir.
Evet, I. Murad Türbesi’ni ve bu ecdat yadigârı olan mekânları, camileri imkânlar ölçüsünde, onarmaya karar vermiş bulunuyoruz. Ayrıca ihtiyaç duyulan yerlere de mescitler açmayı da düşünüyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti her kurumuyla, kuruluşuyla sizin yanınızdadır. Bundan emin olabilirsiniz. Ce-nab-ı Hak, yaptığımız tüm ibadetleri kabul buyursun. Sizlere mutlu günler diliyorum. Sağ olun."
KOSOVA SIKINTILI GÜNLERİ
GERİDE BIRAKTI
Diyanet İşleri Başkanımızın konuşmasından sonra Prizren Müftüsü de kısa bir konuşma yapıyor;
"Büyük bir mutluluk ve büyük bir sevinç içerisindeyiz. Çünkü bugün Türkiye Cumhuriyetinin dini alanda en yüksek makamında bulunan Diyanet İşleri Başkanı aramızdadır. Kendi adıma ve İslam Birliği adına Sayın Diyanet İşleri Başkanı ve beraberindeki heyete Prizren’e hoş geldiniz diyorum. Ve ifade etmek istiyorum ki, bu güzide heyetin aramızda bulunmasından büyük sevinç ve mutluluk duyuyoruz.
Biliyoruz ki; Sayın Diyanet İşleri Başkanı buradaki Osmanlı izlerini ve eserlerini yakından görme fırsatını elde etmiş olacaktır. Bu eserleri görecek ve onarımları için bizlere yardımcı olacaktır. Kosova, çektiği çok büyük sıkıntı ve zulmü, o günleri geride bıraktı. Şimdi yaraların sarılması zamanıdır. Umut ediyoruz ki, bir kardeş ülke olan Türkiye her zaman yanımızda olacaktır. Her zaman desteğini esirgemeyecektir. Bunun için mutluyuz."
Sinan Paşa Camii’nden kalabalık cemaat arasından uzanan elleri tek tek sıkarak ayrılıyoruz. Arkamızda yoğun bir kalabalık Priz-ren’i, buradaki tarihi eserleri yürüyerek geziyoruz. Sinan Paşa Camii ile çarşıyı birbirine birleştiren tarihi Osmanlı köprüsünden geçerek, Mehmet Paşa Camii ve hamamını, Saraçhane camii ve hamamını, Katip Sinan, Bayraklı, Kukli Bey, Emin Paşa Camilerini geziyoruz. Çarşı içerisinde camisi olmayan bir Osmanlı minaresini görüyoruz. Sonra bu minarenin daha önce yıkılmış olan Arasta camiine ait olduğunu öğreniyoruz. Camilerin büyük veya küçük mutlaka onarıma ihtiyacının olduğunu müşahede ediyoruz. Tarihi hamamlar bugün çalışmıyor, kendisine uzanacak yardım elini bekliyor.
HOŞ GELDİNİZ, AMA GEÇ GELDİNİZ.
YÜZ SENE SONRA...
Prizren’de Emin Paşa Camii’nde incelemelerde bulunurken, sarıklı cübbeli 80’lik bir zat dikkatimizi çekiyor. Diyanet İşleri Başkanımızın elini sıkıyor ve "Hoş geldiniz, ama biraz geç geldiniz. Yüz sene sonra" diyor. Bu kişinin Emin Paşa Camii’nin İmamı Yakup Hoca olduğunu öğreniyoruz. Prizren’de çetin mücadeleler vermiş, çileler çekmiş bir zat. Kendisiyle röportaj yapmak istiyoruz. O hemen söze başlıyor;
"Türkiye Cumhuriyeti’nin Diyanet İşleri Başkanının geleceğini duydum ve görüşmek için O’nu camide bekledim. Görüştüm de. Ona dedim ki, hoş geldiniz, fakat biraz geç geldiniz. Yüz sene sonra. Buraları sık sık ziyaret etmeniz lazım. Çünkü burası tarihte sizin Kosova vilayetiniz. Biz öksüz değiliz. Sizin bizim destekçimiz olmanız lazım. Yüz sene Hıristiyan altında yaşadık. Fakat dinimizi muhafaza ettik. Ne var ki, komünistler gelme-yeydi başka türlü olurdu. Arnavutluk komşu idi ve başındaki Enver Hoca da komünizmin başıydı. Dini kaldırdı. Bu durum buraya da sirayet etti. Şimdi ben bilmem ne söyleyeyim burada çok iş yapmak lazımdır. Çünkü görüyor musun gençlerimizi, görür müsün? kötü alışkanlıklara düşüyorlar, esrar, eroin her şeyi kullanıyorlar. Mekteplerde dini dersler olmazsa Kosova elden gider."
PRİZREN’Lİ TÜRKLERLE AYNI SOFRADA
Prizren’de tarihi mekanları gezdikten sonra, burada yaşayan soydaşlarımızın ileri gelenleri ile, Türkiye Cumhuriyeti Kosova Eşgüdüm Bürosu Temsilcimiz 1. Katip Mustafa Osman TUGRAN’ın Diyanet İşleri Başkanımız onuruna verdiği öğle yemeğinde bir araya geliyoruz.
Sayın TUĞRAN, yemekte bir konuşma yapıyor;
"Sayın Diyanet İşleri Başkanımıza Koso-va’ya tarihi bir ziyaret gerçekleştirdikleri için teşekkür ediyoruz. Bu ziyareti gerek Kosova halkı ve gerekse bizler tarafından uzun süre beklemekteydik. Dr. Recep Boya’ya Başkanımızı davet ettikleri için teşekkür ediyoruz. Bu ziyaret, inanıyoruz ki, Kosova ile Türkiye arasında bir çok alandaki işbirliğini, dostluğu, kardeşliği daha da ileri noktalara taşıyacaktır. Ben hepinize bu yemeğe katıldığınız için Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına teşekkür ediyorum. Umuyorum ki, bu topluluk daha sık bir araya gelecek ve güzel işler yapacak."
Kosova İslam Birliği Başkanı Dr. Recep Boya da yemekte yaptığı konuşmasında;
"Türkiye Cumhuriyeti’nin Dış İşleri Bakanlığı Temsilcisine teşekkür ederim. Şimdiye kadar bir çok alanda bizlere yardım ve desteği olmuştur. Çok iyi ilişkiler içerisindeyiz. Bu ilişkilerimiz samimi bir havada gerçekleşmektedir ve samimiyetle sürmektedir.” Bu yemeği düzenlediğiniz için çok teşekkür ederiz.

Sayın Diyanet İşleri Başkanım, Allah’a dua ediyoruz ki, bu zahmetiniz için Allah sizleri mükafatlandırsın. Sizin buraya gelişiniz bizi mutlu etmiştir. Çünkü aynı mefkureleri paylaşıyoruz. Beraberlik insanı mutlu eder. Hep beraber Kosova’nın geleceğini inşa edeceğiz. Ve birlikte mutlulukları, güzellikleri paylaşacağız."
Bu arada Kosova ziyaretimiz esnasında Diyanet İşleri Başkanımızı ve beraberindeki heyeti hiç yalnız bırakmayan, ilgi ve alakasını esirgemeyen, Ülkemizin Kosova’daki temsilcisi Mustafa Osman TUGRAN’a dergimiz aracılığı ile sonsuz şükranlarımızı sunuyor, başarılı çalışmalarının devamını diliyoruz. PRİZREN’DE YARIM ASIRLIK BİR DERNEK-DOĞRU YOL TÜRK KÜLTÜR SANAT DERNEĞİ
Programımızda, Balkanlar’da Türk kültürünün sadık kapısı, yarım asırlık Doğru Yol Türk Kültür Sanat Derneği’ni ziyaret var. Dernek bu sene 50. Yılını kutluyor. 17.06.1951 yılında; Kosova’da Türk varlığını, benliğini, gelenek ve göreneğini yarınlar ırmağına akıtmak, Rumeli’de ses bayrağımızın rengini, yankısını görkemli kılıp, özümüzü dimdik ayakta tutmak amacıyla kurulmuş olan bu dernek, gerçekten Kosova’da Prizren’de önemli kültür ve sanat faaliyetleri gerçekleştirmiştir. Kosova’da yaşayan altmış bin soydaşımızın öz kültürlerini, benliklerini korumalarında önemli görevler üstlenmiştir. Dernek Başkanı Zeynel Bek-saç bizi sıcak bir ilgiyle karşılıyor. Dernek salonu Doğru Yol Derneği çatısı altında teşkilatlanmış diğer dernek ve kuruluş temsilcileriyle dolu.
Salonda bulanan Türk dernek ve kuruluşlarının temsilcileri tek tek söz alıyor ve yaptıkları faaliyetleri anlatıyor heyetimize. Onları dinledikçe Kosova’daki Türk kardeşlerimizin geleceğinin emin ellerde olduğunu görüyor ve gururlanıyoruz. Şimdi onların açıklamalarını sırasıyla sizlere aktarmak istiyoruz;
Müveddet BAKO- Kosova Türk Öğretmenler Derneği Başkanı:
"Arkadaşlarım adına, İslâm Birliği temsilcileri ve hocalarımıza, hepimize gözümüz aydın diyorum. Çünkü Türkiye Cumhuriyetinin Diyanet İşleri Başkanı ve beraberindeki heyet aramızda.
Değerli Başkanım, bu topraklarda senelerdir yaşıyoruz. Türk ve İslâm dinine bağlı olan bu Fatihan torunları dinimizi en iyi şekilde bu güne kadar koruma fırsatını yakalamış, baskılara rağmen, serbest olmadığı zamanlarda dahi hiç yolundan sapmamıştır. Annelerden, babalardan başlayarak, küçükler dahil dinimizi en iyi bir şekilde öğreterek bu günlere geldik. Bu günlere gelişimizde, hem eğitim açısından hem de insanî açılardan, dinimizin bize öğrettiği sabrın çok önemli payı vardır. Biz bu sabır sayesinde kültürümüzü çok iyi bir şekilde öğrendik, yaşadık ve yaşatıyoruz. Bugün üç bine yakın öğrencimiz var. 200 kadar öğretmen arkadaşımızla bu çocuklarımızı eğitmeye çalışıyoruz."
Birsen GOTA- Kosova Türk Kadınlar (Zü-beyde Hanım) Derneği Başkanı:
"Çok yeni kurulmuş bir derneğiz. Yarın kuruluşumuzun birinci yılını kutluyoruz. 500’den fazla üyemiz var. Türk toplumuna anneler olarak yardımda bulunursak bizlere ne mutlu. Onun için kadınlarımızı eğitmeye çalışıyoruz. Kültür bakımından da bir çok faaliyette bulunduk."
Prof. Dr. Nîmetullah HAFIZ Priştine Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretim Üyesi ve Kosova Türkoloji Derneği Başkanı:
"Ben Şarkiyatçıyım, Türkologum. 1973’ten 1988’e kadar Şarkiyat bölümünde hocalıkyaptım. 1988’den sonra Türk Dili Edebiyatı Enstitüsü’nü kurduk. Bugüne kadar bu alandaki çalışmaları yürütüyorum. Bugüne kadar Türk Dili Edebiyatı bölümünde 47 öğrencimiz eğitim gördü. Bunların çoğu öğretmen oldu. Bazıları bilimle uğraşmaktadır. Türk İslâm eserleri ile ilgili bir sürü eserler hazırlamaktadırlar. Ben bu yetiştirdiğimiz Türkologlarla birlikte 1997’de Türkologlar Birliğini kurdum. Bir sürü projelerimiz var, yayınlarımız var. Bir de 1999 yılında Kosova olaylarından sonra Balkan Türkoloji Araştırmaları Merke-zi’ni kurduk. Bu merkezimiz, yalnız Kosova’da değil, Balkan Yarımadasında faaliyetlerini sürdürmekte ve diğer Türk ülkeleri Türkologları ile de işbirliği yaparak çalışmaları sürdürmektedir. Siz de biliyorsunuz Kosova ve Balkan memleketlerinde el dokunmamış bir sürü hazinelerimiz vardır. İşte bunları niteleme için bu merkezi kurduk. Aramızda bağlantılar vardır. Bu ziyaretinizin devamını dileriz. Hoş geldiniz. Sefa geldiniz."
Etem KAZAŞ- Kosova Türk Tiyatrocular Birliği Başkanı:
"Doğru Yol Derneği’mizle beraber Kosova da Tiyatromuz da 50. yılını kutluyor bu sene. Sizi aramızda görmekten oldukça mutluyuz. Tuna Nehri Dile Gelseydi kitabının devamı gibi görüyorum bu gelişinizi. Bu kitabı yakında okudum. Çok güzel anılar var. Umarım bundan sonra bu kitaba Kosova da eklenir. Ben Kosova Türk halkının ilk özel tiyatrosunun sahibiyim. Gayemiz ileride yarı profesyonel ya da tam profesyonel bir tiyatro kurmaktır. Tekrar hoş geldiniz diyorum."
Raif VIRMIÇA- Kosova Türk Araştırmacılar Derneği Başkanı:
"Hocam hoş geldiniz. Aramızda bulunmanızdan şeref duyuyoruz. Türk Araştırmacılar Derneği 1,5 yıl önce kuruldu. Derneğimizin amacı, Osmanlı tarihi eserleri, örf ve gelenekleri, Osmanlıya ait diğer konularla ilgili araştırmalar yapmaktır. Derneğimiz, "Medeniyet" adında bir dergi de çıkarmak üzeredir."
DİN BİRLİĞİ VE DİL BİRLİĞİ BİZİ KAYNAŞTIRAN EN ÖNEMLİ UNSURDUR
Konuşmalardan da anlaşılacağı gibi Koso-va’daki soydaşlarımız, meselelerine sahip çıkıyorlar ve Türk kültürünü ayakta tutmaya çalışıyorlar. Doğru Yol Derneği ziyareti sırasında Diyanet İşleri Başkanımız sayın Mehmet Nuri YILMAZ da bir konuşma yaptılar.
"Burada çeşitli derneklerin bir dayanışma ve işbirliği içerisinde, Türk varlığının korunması ve kültürünün muhafazası için çalışma gayretinde olmaları beni oldukça memnun etmiştir. Kosova’ya geldiğimiz günden beri yaptığımız konuşmalarda hep iki şeyin üzerinde durduk. Birincisi bizi birbirimize bağlayan en büyük unsur ve duygu dindir. Kimi Arnavut’tur, kimi Türk’tür, kimi Boşnak’tır, diğerleri vardır. Bizler aynı mefkureye bağlı, aynı dine inanmış insanlarız. Bu durumu zedelememek lazım. Bu din kardeşliğini ön planda tutmamız gerekir. Yoksa birarada insanları tutmak mümkün olmaz.
İkincisi de bizi birbirimize bağlayan dil birliğidir. Onu da burada zayıf gördüm. Boşnaklar, Arnavutlar içerisinde Türkçe’yi bilenler var ama, zannedersem sayıları az, büyük bir kısmı bilmiyor. Bunu yaygınlaştırmak lazım. Bu da kurslar açmak suretiyle olur. Buradan kurs için Türkiye’ye davet ediyoruz. Türkiye’den de buralara hocalar göndererek bunu mutlaka halletmemiz lazım. Din birliği, dil birliği çok büyük önem taşıyor. Biz birbirimizle tercümansız konuşmayı arzu ediyoruz. Burada kiminle konuşursak konuşalım, Osmanlıların torunlarıyız diyorlar. Osmanlı bizim ecdadımız diyorlar. Ama torun dedesinin dilini bilmiyor, bu bir eksikliktir. Bunu gidermek lazım. Çok güzel değinildi bu dil konusuna. Sizden de bu hususta gayretlerinizi bekliyoruz. Siz de zaten bunu yapıyorsunuz. Yeni yetişecek neslin Türkçe’yi öğrenmesi şart.
Misyonerlik konusu da hakikaten bizi çok üzmektedir. Sadece Balkanlar’da değil, Türk Cumhuriyetleri’nde de, hatta Türkiye’de de hummalı bir şekilde Hıristiyan cemiyetleri faaliyet gösteriyor. Bu nedenle misyonerlik faaliyetlerine karşı tedbirli olmamız lazım.
İşte Osmanlı 500 sene bu ülkelerde, Balkanlarda hüküm sürmüş, halâ bugün Türkçe bilmeyen insanlar var. Aynı dinden olmayanlar var. Demek ki, son derece müsamahakâr davranmış, hoşgörülü davranmış, şiddete başvurmamış. Müslümanlık da zaten hoşgörü gerektirir. Kimseye baskı yapmayı dinimiz hoş karşılamaz. Yani Osmanlı, Müslümanlıktan ve Kur’an’dan aldığı ilhamla son derece özgür bir ortam sunmuş. Eğer biraz baskı yapsaydı, herhalde bugün Türk’ten başka kimse olmazdı buralarda. Veya Türkleştirilmiş insanlar dışında kimse olmazdı. Kiliseler de olmazdı, Sinagoglar da olmazdı...
Ama görüyoruz ki başkaları, Avrupa’nın göbeğinde Müslümanların yaşamasına izin vermek istemiyorlar. Bütün Avrupa’da Amerika’da birçok fikir adamları, Garodi gibi mütefekkirler Müslümanlığı kabul etmektedirler. Ben şuna inanıyorum, eğer Müslümanlıkla diğer dinler mukayese edilse, bugün Müslümanların sayısı büyük bir artış gösterir. Yani Hıristiyanların büyük bir kısmı Müslüman olur. Çünkü bizim dinimiz hem nakil yoluyla, yani hem vahye dönük yüzünü ele aldığımız zaman en sağlam kaynaktır. Hem de akla yer verdiği için de diğer dinlerin fevkindedir. Ama biz bunu ortaya çıkaramıyoruz. Elimizdeki değerli bir bilgiyi güzel bir şekilde takdim edemiyoruz, sunamıyoruz. Diğer din mensupları batıl inanışlarını güzel bir şekilde insanlığa sunmaya çalışıyorlar.
Bizim dinimiz sevgi dinidir. Biz bu hususu daha çok ön plana çıkarmalıyız. Bizim kitabımız Rahman ve Rahim kelimeleri ile başlıyor. Esirgeyen, bağışlayan, merhamet eden şefkatli yaratıcının adıyla başlıyor. Bizim dinimizin ilk sözü oku diye başlıyor. Dinimiz okumaya yazmaya çok önem veren bir dindir. Önemli olan bunu iyi anlamak ve gençlerimize bu dinin sevgi dini olduğunu iyi anlatmamız lazım. Bunun için de görev yapan hocalara, din görevlilerine büyük işler düşmektedir. Korkutan, ürküten olmamalı, sevdiren olmalıdırlar. Tıpkı Osmanlının yaptığı gibi sevgiden, hoşgörüden, müsamahadan, şefkatten söz etmeliler. O zaman Müslümanlar olarak büyük başarılar elde ederiz. Bunun için de önce kendimiz İslâm’ı çok iyi bilmemiz gerekiyor.
Şuna inanıyorum ki: Ben Müslümanım diyen, namaz kılan, oruç tutan insanların bir kısmı dinin içeriğinden, iç yüzünden habersiz, sadece şekil olarak bir adet olarak bunu yerine getiriyor. Tabi bu makbul değildir demek istemiyorum. Elbette imanının gereğini yerine getiriyor. Ancak önemli olan Müslümanlığı asıl kaynaklarından öğrenmektir. Bunun için biz bir dizi neşriyatta bulunduk. Bu neşriyatımızı en kısa zamanda sizlere ulaştıracağız. Zannedersem büyük bir kısmı da size ulaşıyor. Bunlar gençlere ulaşmalıdır. Yeni bastıracağımız Kur’an-ı Kerim Mealini de göndereceğiz.
Burada bir kültür merkezi açmayı da düşünüyoruz. Sayın Dr. Recep Boya ile görüştük. Suudi Arabistan kültür merkezi açmak için bir yer almış. Türkiye’nin de burada bir kültür merkezi olması bir zaruret halini almıştır. Buradaki tarihi camilerimizin onarılması da bir zaruret haline gelmiştir. Biz imkanlarımız ölçüsünde bazı tarihi camileri onarmayı düşünüyoruz. Birkaç gün sonra teknik bir ekip gelecektir.
Biz burada kendimizi Türkiye’de hissediyoruz. Türkiye’de miyiz, Kosova’da mıyız, hiç fark eden bir şey yok. Çünkü burada Osmanlının tescili var, camileri var, hamamları var, hanları var, türbeleri var. Hiçbir fark yok. Sayın Meşihat Başkanına da çok teşekkür ediyoruz, davet ettiler. Aslında Ramazan ayında gelecektik mümkün olmadı. Nasip bugüney-miş. Tekrar sizlerle görüştüğümüz için mutlu olduğumuzu ifade ediyorum. Sevgiler, saygılar sunuyorum."

MAMUŞA’DAN
BİR MEKTUP
26.05.2001

T.C. DİYANET İŞLERİ BAŞKANI Sn. MEHMET NURİ YILMAZ

Sayın Başkan Mehmet Nuri Yılmaz, iki günlük Kosova ziyaretinde bulunduğunuz için, özellikle de Ma-muşa’yı ziyaret ettiğiniz için Mamuşa halkı ve şahsım adına sizleri selamlıyorum. Bir milleti millet yapan en büyük kavram o milletin dini, dili, kültürü ve sanatıdır. Bizler ise tarih boyunca devletler kurmuş, çağ açıp çağ kapatmış koskocaman Osmanlı İmparatorluğunun hamuruyla yoğrulmuş o görkemli gövdeden kopan bir dalız. O dal ki, ilk görünüşte cılız görünür fakat bizler ise dirençli bir dal olduğumuzu ifade etmek istiyoruz. Atalarımız daha Osmanlı döneminde Orta Anadolu’dan bu topraklara gelerek ve bu toprakları vatan edinerek yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Bizler Evladı-Fatihan torunlarıyız. Her zaman olduğu gibi bundan sonra da bu topraklarda, diğer milletlerle kardeşçe yaşamaya devam edeceğiz. Amacımız bu topraklardaki dinimizi, dilimizi, kültürümüzü, sanatımızı varlığımızı ve Türklüğümüzü yaşatmaktır. Kosova Barış Gücü’ne (KFOR) bağlı Türk Barış Gücü askerlerinin Prizren, Dragaş ve Mamuşa’ya yerleşmesi 88 yıl sonra bizim özlemimizi hem de nasıl gidermiş oldu. Her yönde bizim buradaki varlığımıza ana ülkemiz Türkiye Cumhuriyetine şükranlarımızı arz ederiz. Mamuşa kasabasının nüfusu 5000’in üzerindedir. Burada yaşayan halkın %95’i Türk’tür. Köyümüzde Türk dilinde 760 öğrenci öğrenim görmektedir. Ayrıca Kur’an kursunda 465 öğrenci değişik yaşlarda öğrenimlerini sürdürmektedirler, Kasabamızda: PTT, Sağlık Ocağı, iki çuval fabrikası, üç un fabrikası, Mamuşa Türk-Kültür Sanat Derneği, Mamuşa Spor Kulübü, Mamuşa İş Adamları Derneği, Türk Demokratik Birliği Mamuşa Şubesi, çok sayıda dükkanlar ve Kosova Türklerinin biricik Dergisi "SOFRA" Kültür-Sanat Dergisi Mamuşa’da yayın hayatına devam etmektedir. Tarafınızdan Mamuşa’ya gönderilen iki görevli imam ile var olan boşluğumuzu gidermiş oldunuz. Şükranlarımız sonsuzdur. Mamuşa tarihinde ilk defa T.C. Diyanet İşleri Başkanı olarak Mamuşa kasabasını ziyaret etmiş bulunuyorsunuz. Sizinle gurur duyuyoruz. Burada tek başımıza kalmadığımızı en iyi bir şekilde halkımıza sergilemiş oldunuz. Sayın Başkan, aşağıda sunacağımız konular üzerinde yardımcı olacağınıza inanıyor ve şu konularda yardımlarınızı bekliyoruz.
1- Mamuşa Saat Kulesinin Restore edilmesi, 2- Kuran Kursu binasında bulunan Kütüphaneye kitapların tarafınızdan gönderilmesi, 3- Mamuşalı öğrencilerin Türkiye’de İlahiyat fakültelerinde öğrenim görmeleri, 4-Türkçe meal ile Kur’anın gönderilmesi, 5- Her yıl Kurban Bayramında Hacıların Hacca gitmeleri (Otobüslerle) Kosova Meşihatı tarafından sorun çıkarmamaları, 6- Tarafınızdan gönderilen imamların devamlı Mamuşa’da görev yapmalarını arz ederiz. Bu konular üzerinde yardımcı olacağınızı inanıyor, Mamuşa ziyaretinde bulunduğunuz için Mamuşa halkı ve şahsım adına şükranlarımı sunuyorum. Bu tür ziyaretlerin daha sık yapılması dilekleriyle. Saygılar.

Rüştü Taç T.D.B. Mamuşa Şubesi