Makale

YENİ TÜRK CUMHURİYETLERİ AZERBAYCAN

YENİ TÜRK CUMHURİYETLERİ
AZERBAYCAN

Seyfettin ALTAYLI:
TÜRKİYE ÜMİT KAYNAĞI

("Türk’e düşman olanlar, geçmişte olduğu gibi, bugün de Türk
düşmanlığı fikrinden asla vazgeçmemişlerdir."
Azerbaycan Tanıtma Derneği Başkanı Seyfettin ALTAYLI ile
Azerbaycan’ın son durumunu arkadaşımız Arslan DEMİRCİOĞLU konuştu.)

Sayın ALTAYLI Azerbaycan’ı kısaca tanıtır mısınız?

Azerbaycan, 250.000 km2 toprağa sahiptir. 1828 yılında yapılan Türkmençay Anlaşması ile Ruslar ve Farslar tarafından Aras nehri sınır olmak kaydıyla ikiye bölünerek, işgal edilen bir vatandır. Kuzeyinde 7 milyon, Güneyinde ise 23,5 milyon Azerbaycan Türk’ü yaşamaktadır. Coğrafi yönden Türk dünyasının ortasında köprü, kültürel yönden de kapıdır. Azerbaycan Türkleri, Özbek ve
Diyanet Türkmenistan Türkçesini bir Nisan 1992 Anadolu Türkünden çok daha iyi anlar, Anadolu Türkçesini de Özbek ve Türkmenistan Türkünden daha iyi anlar.
70 yılı aşkın komünist bir rejimle idare edildiniz, bu rejim, Azerbaycan Türkleri üzerinde ne gibi tahribatlar yaptı.
Komünist rejim insanlarımızın şahsiyetleri üzerinde büyük tahribatlar yaptı. İnsanlarımızı köleleştirdi, ruh-suzlaştırdı ve sadece bir madde haline getirdi. Rüşvet, hırsızlık en üst seviyeye ulaşmış, insanı aşağılatan, insan onurunu zedeliyen her türlü hareket Azerbaycan üzerinde denenmiştir, bundan da kasıtları, Azerbaycan Türklüğünü kendi benliğinden ve dini ve-cibelerinden uzaklaştırmaktır. Fakat bu 70 sene zarfında, Azerbaycan Türkünün inançlarından hiç bir şeyi alıp götü-rememiştir. Yalnızca insanlar arasında birazcık güvensizlik meydana gelmiştir, bu da tabiidir. Çünkü Komünist sistemde herkes birbirini jurnallıyordu. Komünist rejime bunun için jurnal rejimi de diyebiliriz.
Bu rejimle ülkede, dini ibadetler yasaklandı. İnsanların manevi değerleri dumura uğ-rahldı. İbadet ermek, Allah adını anmak yasaklandı. Camilerin çoğu yıkhnldı. Yıktı-rılmayanlar da müze haline getirildi.
1920 yılından başlıyarak, 1953 yılma kadar çok korkunç bir baskı rejimi uygulandı. 1953 yılında Stalin’in ölümüyle yerine geçen Kuruçev zamanında birazcık rahatlama oldu. Brejnev zamanında ise tekrar Stalin dönemine dönüldü.
İnsanlarımız bu dönemde dinlerine sahip çıkıp, kendi haklannı savundukları için Si-birya’ya sürüldü. Kafalarına kurşun sıkılarak öldürüldü ve cesetleri sokak ortasında bırakıldı. Öldürülen insanlann akrabaları bu cesetlere günlerce sahip çıkamaz oldu. Bu zulmü yapmalarındaki gaye de Azerbaycan köprüsüyle, Türkiye’nin diğer Orta Asya Türklerine gitmesinin engellenmesi, aradaki bağların tamamen koparılması idi. Bugün Güney Azerbaycan’da yaşayan 23,5 milyon insanın hiçbir okulu yok. Oradaki insanlarımız Fars kültürü etkisinde bırakılmışlardır. Fars dili ile eğitim yapmaktadırlar. Bugün bunu insan hakları savunucuları görmezlikten gelmektedirler.
1985 yılında Gorbaçov’un işbaşına gelmesiyle uygulanan açıklık politikası, Azerbaycan’da herhangi bir rahatlama getirdi mi?
Gorbaçov’un gelmesiyle başlayan açıklık politikası, bence kandırmaca bir siyasetten başka bir şey değildi. Rus Çarlık siyaseti ne idiyse, Gorbaçovün siyaseti de o dur. Komünizm, Çarlık ve açıklık politikasının tek gayeleri vardır. Türk bölgelerini ve Türk insanını sömürmek ve Rus faaliyetlerine alet etmektir. Açıklık politikasının Rusya’nın parçalanmasına da bir etkisi olmamıştır. Çünkü Sovyetler Birliği zaten kaynayan bir kazandı ve muazzam bir sosyal patlamaya gebeydi. Gorbaçov işte bu sosyal patlamanın önüne geçebilmek ve bu sosyal patlamada Rus ırkının daha fazla zarar görmemesi için böyle bir yola başvurmuştu.
Çünkü Ruslar 1920 yılından 1953 yılına kadar 60 milyon insanı katletmiştir. Bunların 30 milyonu da Türk’tür ve bu katliamlar unutulmamıştır, ilahi adalet mutlaka tecelli edecektir, dökülen bunca Müslüman’ın kanı yerde kalmayacaktır.
Alman Faşizmi nasıl yargılandı cezalandırıldıysa, Rus Kızıl Faşizm’i de aynen o şeklinde dünya devletleri tarafından yargılanmalıdır. Rus ırkı, katlettiği bu 60 milyon insan için, özür dilemelidir. İnancımız şudur: İnsan haklarına saygılı olan devletler, bir gün bunun hesabını Rus Milleti’nden soracaklardır.
Açıklık politikasından dolayı Gorbaçov’a "Nobel Barış Ödülü" verildi. Ancak "Nobel Barış Ödülü" alan Gorbaçov, kendi döneminde binlerce Azerbaycan Türkü’nü tankların paletleri arasında parçalatmıştır. Bu ne açıklık politikasına, ne de insan haklarına yakışır bir tutumdur. Açıklık politikası yalınızca, insanların gizli gizli konuştuklarını, açıkça konuşmaya sevketmiştir.
Azerbaycanlı Türkler’in, Türkiye’den ne gibi beklentileri var?
Türkiye her yönden Azerbaycan’a yardımcı olmalıdır. Azerbaycan şu anda çok zor bir dönemden geçmekte. Bu dönemde Türkiye, maddi ve manevi yönden Azerbaycan Türklerine ve diğer bütün Orta Asya Türklerine yardımcı olmalıdır. Onlara önderlik etmelidir. Bugün batılı devletler Azerbaycan’ın zenginliklerini ele geçirmek için çalışmaktadırlar. Yatırım yapa-cağız diyerek Azerbaycan’ı kolonileştirmek istemektedirler. Türk Milleti şu anda tarihin imtihanıyla karşı karşıyadır. Her Türk elinden geldiğince Azerbaycan’a yardımcı olmalıdır. Azerbaycan’ın bu badireli günleri zararsız atlatmasına yardım etmelidir.
Türkiye, bağımsızlığına kavuşan bütün Türk Cumhuriyetlerine Tarikat ve mezhep gözetmeden dini faaliyetler götürmelidir. Şu anda İran’da 600 molla yetiştiriliyor. Bunlar Azerbaycan’dan götürülmüşlerdir. Bunlar yarın öbürgün Azerbaycan’a gönderilecekler. Tabiri caizse bunlar Azerbaycan’da İran lehinde casusluk yapacaklar. Türk’e düşman olanlar, geçmişte olduğu gibi, bugün de Türk düşmanlığı fikrinden asla vazgeçmemişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bütün Türk aleminin ümit kaynağıdır. Türkiye, Azerbaycan ve diğer Türk Cumhuriyetleri’nin bir an evvel Türkiye’de temsilciliklerini açabilmeleri için yardımcı olmalıdır.
Karabağ’da meydana gelen olayları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Karabağ olayları, Batıdaki bazı halk ve devletlerin Türklüğe ve İslâm’a karşı duydukları kinin bir tezahürüdür. Bu devletlerin en başında da Ruslar ve Fransızlar gelmektedir. Bugün Fransız Lejyonerleri ve Lübnan’dan gelen paralı askerler, Ermenilerin safında Karabağ’da Türkler’i katletmektedirler.
İnsan haklarını savunan Batı alemi ise bu katliam karşısında malesef sessizdir. Dün Sad-dam’a karşı çıkan, Kuveyt’i savunan ve neredeyse dünya harbinin çıkmasına sebebiyet verecek kadar cesur davranan Amerika, Karabağ’da işlenen katliam karşısında malesef sessiz kalmıştır. Bu insanlık adına utanç verici bir durumdur. İslâm aleminden de bu konuda beklenen bir ses çıkmamıştır. İran, Kabağ’daki olayları kınayan tek bir lâf etmemiştir. Hatta İran, Karabağ’daki Ermenilere silah yardımı yapmaktadır. Bunun sebebi de İran’da bulunan 23,5 milyon Azerbaycan Türkünün kendi hakkını talep etmesinden duyulan korkudandır.
Ermeniler, ellerindeki modern silahları nereden temin etmişlerdir?
Ermenilere silahlar, bir zaman İran üzerinden Ermenistan’ın Kafan kasabasına sokulmuş, oradan Dağlık Karabağ Ermenileri’ne götürülmüştür. Ermenistan’da 1989 da meydana gelen deprem sırasında bu silahlar bazı ülkelerce de gönderilmiştir. Rus Kızıl Ordusu gönüllü olarak silah ve mühimmatlarını Ermeniler’e vermişlerdir ve vermektedirler. Bilindiği gibi Ermeni Lobisi "Taşnak Partisi" dışarıda çok güçlüdür. Bu partinin en güçlü olduğu iki devlet te Amerika ve Fransa’dır. Bu iki devletten giden yardımların içerisinde biz silahların da gönderildiğine inanıyoruz.