Makale

TERÖR BİR İNSANLIK SUÇUDUR

Merhaba

TERÖR BİR İNSANLIK SUÇUDUR

Bu yazımı kaleme aldığımda, yüzyılın davası olarak kamuoyuna yansıyan, otuz bin insanımızın katili Abdullah Öcalan davası henüz neticelenmemişti. Siz bu yazıyı okuduğunuzda büyük bir ihtimalle bu dava bağımsız Türk Yargısı tarafından sonuçlandırılmış ve bu cani hak ettiği cezaya çarptırılmış olacak. Bu dava görülmeye başlanıldığından itibaren tüm dünya kamuoyu terörün çirkin yüzünü bir kez daha görmüş oldu. Kocasını vatanın bölünmez bütünlüğü uğruna şehit vermiş gencecik kadınlarımız, daha hayatının baharındaki evladını kara toprağa veren, ama vatan sağolsun, bir evladım daha olsa onu da vatanın korunması uğruna seve seve feda ederim diyebilen vatanperver analarımız, babalarımız, daha küçücük yaşında baba sevgisinden mahrum bırakılmış öksüz yavrularımız tüm dünyaya insanlık dersi veren birer kahraman olarak Türk halkının gönlünde taht kurdular İmralı’da.
Yıllarca bebek katili terör başı ve yandaşlarına destek olan sözde insan haklan savunucusu ülkeler çifte standartçı tavırlarını bir kez daha sergileme çabası içerisinde Türk adaletine gölge düşürme gayretlerini ortaya koydular. Ancak, Türk Milletinin haklı davasının ve adalet duygusunun eşsiz örneğini içlerine sindirseler de sindirmeseler de kabul etmek zorunda kaldılar. Bu ülkeler, evrensel bir ilke olan insan haklan kavramını nasıl bir ideoloji haline getirdiklerini, “kendi insanı için ve kendi ekonomik, politik amaç ve hedefleri için insan haklarına evet, ama başkası için hayır” anlayışıyla meseleye nasıl yaklaştıklarını bir kez daha ortaya koydular.
Bir toprak ki, şehit kanıyla sulanmış, bir coğrafya ki, uğrunda ölüme, düğüne gidercesine koşulmuş, gölgesine sığınılan bayrağı rengini şehidinin kanından almış, işte o toprak, o coğrafya Türk’ün vatanıdır ve bir karışı bile bin insanının kanından daha kutsaldır. İmralı, yeni bir çağa girerken Türk’ün dünyaya bu felsefesini, bu inancını bütün coşkusuyla son defa haykırdığı yer olmuştur. Bundan tüm dünyanın ve ülkemize yönelik terör faaliyetlerinin dış destekçilerinin ve içteki işbirlikçilerinin alacağı çok büyük dersler vardır.
Dergimizin Mayıs sayısındaki yazımızda da ifade ettiğimiz gibi, terör maliyeti en düşük, verimi en yüksek savaş biçimidir. Teknolojinin ilerlemesiyle de kullanılabilecek silahların tesir alanı oldukça genişlemiş ve tehlikeli boyutlara ulaşmıştır. Yaşadığımız dünyamızda bugün, toplu ulaşım araçlarına, iş merkezlerine, metrolara ve insanların yoğun faaliyet yürüttüğü alanlara yönelik terörist saldırılar masum bir çok insanın canına kıymakta ve sakat bırakmaktadır. Bugün bütün dünyanın kabul ettiği bir husus vardır ki, o da terörün bir insanlık suçu olduğudur. Ülkemiz uzun zamandır, son yüzyılın en acımasız kanlı terör örgütü PKK’nın tehdidi altındadır ve biraz önce de belirttiğim gibi 30.000 insanını teröre kurban vermiştir. Dünya kamuoyuna sözde Kürt meselesi olarak anlatılmaya çalışılan bu eylemler, tamamen ülkemizin bölünmesine, parçalanmasına matuf girişimlerdir.
Asırlarca bu coğrafya üzerinde milletimiz Kürt, Türk ayrımı, yapmadan etle tırnak gibi birlikte yaşamış, birlikte sevinmiş ve birlikte üzülmüştür. Zaten tek bir millet olmanın en büyük özelliği de budur.
Ne var ki, altmış üç milyonu aşkın nüfusuyla, Avrupa ve Asya’nın ayrılma hattında bulunan ülkemizin jeopolitik ve stratejik konumu itibarıyla da büyük öneme haiz olması, tarihin her devrinde, topraklarımız üzerinde bazı şer güçlerin birtakım oyunlar sergilemesine neden olmuştur. Milli birlik ve beraberlik içerisinde her defasında milletimiz bu güçlerin hain oyunlarını bozmuş ve üniter yapısından hiçbir zaman taviz vermemiştir ve vermeyecektir de.
Son yirmi yılda dünya konjöktüründe yaşanan bazı gelişmeler, sanıldığı gibi Türkiye’nin jeopolitik ve stratejik önemini azaltmamış, aksine bölgesel güç olma, mihver ülke konumuna gelebilme ihtimalini kuvvetlendirmiştir. Bu durum, bütün dünya uluslarının dikkatini çekmektedir. Bu coğrafya üzerinde ve bu coğrafyanın ötesinde emelleri olan milletlerin de iştahlarını kabartmıştır. Her geçen gün gelişmekte ve kalkınmakta olan ülkemizin en kanlı terör örgütü ile karşı karşıya kalması bu açıdan tesadüfi değildir. Dolayısıyla belli bir bölge insanımızın politik, ekonomik, kültürel taleplerinin bir sonucu olarak gösterilmek istenilen bu eylemlerin, bölge insanıyla hiçbir alakasının olmadığı açık ve seçik ortadadır.
Kanlı terör örgütüne destek veren ülkelerin ve yerli işbirlikçilerinin; topyekün kalkınma hamlesi içerisinde olan ülkemizin bu bölgeye götürdüğü yatırımlara, bu yatırımlara yenilerinin eklenmesine yönelik faaliyetlerine karşı girişilen terör eylemlerini izah etmek durumundadır. Çocuk, ihtiyar, kadın demeden yöre insanının terör örgütü tarafından hunharca katledilişini, bu insanların ekonomik, kültürel birtakım taleplerinin sonucu olarak göstermek mümkün müdür? Yöre insanının çocuklarına eğitim vererek onları aydınlık geleceğe hazırlama çabası içerisinde olan öğretmenlerin, va’zlarında, hutbelerinde sevgiyi, barışı, kardeşliği, hoşgörüyü anlatan din görevlilerinin şehid edilişlerini ;hangi mantık düzlemine oturtabileceklerdir. Kaldı ki, yöre halkının ayrımcılığa dayalı hiçbir talebi de söz konusu değildir. Olmaz da. Bunun en büyük delili, terör nedeniyle duyulan rahatsızlık sonucu yaşanan göçün başka bir ülkeye değil de, ülkemizin içinde daha güvenli diğer bölgelerimize olmasıdır. Etkin bir ayrımcılığa dayalı mücadele de, mücadele ettiği etnik bir başka yapının nüfus yoğunluğunun olduğu yere insanların sığındığı veya bu yörelere doğru göç ettiği dünyanın neresinde görülmüştür.
Ülkesiyle ve milletiyle bölünmez bir bütün olan devletimize karşı başkaldırmaya yeltenenler, akıbetlerinin ne olacağını İmralı’da görmüşlerdir. Bu vesileyle, vatana hizmet uğruna şehadet şerbetini içmiş olan Mehmetçiklerimizi, güvenlik mensuplarımızı, tüm kamu görevlilerimizi ve 47 din görevlimizi rahmet ve minnetle anıyorum.

Harun ÖZDEMİRCİ
Dini Yayınlar Dairesi Başkanı