Makale

ANADOLU FATİHİ, TÜRK YURDUNU KURAN, BÜYÜK SELÇUKLU HÜKÜMDARI HÂKAN SULTAN MEHMET ALP-ARSLAN’IN 16 AĞUSTOS 1064 ZAFERİ

ANADOLU FATİHİ, TÜRK YURDUNU KURAN,

BÜYÜK SELÇUKLU HÜKÜMDARI

HÂKAN SULTAN MEHMET ALP-ARSLAN’IN

16 AĞUSTOS 1064 ZAFERİ

Cemender ARSLANOĞLU

Mazimizi şerefle dolduran, güzel örf ve âdetlerimizi yoğuran, ona en güzel şekli veren, güzel Anadolu’yu bize ebedî vatan yapan ve bizi bir bayrak altında birleştirip granitleştiren, hiç şüphe yoktur ki cihanşümûl İslâm Dîni’dir.

Bir Müslümanın hayatta en büyük başarısı ise, Allah’ın rızâsını ka­zanma, nefsânî arzûlarına karşı açtığı Büyük Cihad, harb meydanların­da gösterdiği cesaret, direnme ve fedâkârlık derecesiyle ölçülür.

Fedakâr Müslüman Türk Milleti, tarihin derinliklerinden bugüne de­ğin, başka milletlerin boyunduruğu altına girmemiş, esir ve köle olarak yaşamamış, manda ve himaye kabul etmemiştir.

Müslüman Türk Milletine söz atan dil, uzanan el, çevirilen kale ve vurulmak istenen zincirler kırılmış ve koparılmış, kan kusan namlular susmuş ve İslâmiyet galip gelmiştir. Çünkü onun kuvveti bütün kuv­vetlerin üstündeki Allâh’m kudret ve kuvvetine dayanmaktadır.

Bu iman ve inancın sâhibi Müslüman Türk Milletinin târihi, bu fe­dâkârlıkların, kahramanlıkların eşsiz ve sayısız örnekleriyle doludur.

Bu örneklerden ilki; Müslüman Türk Vatanın kuruluşudur.

Bugünkü Müslüman Türk Vatanını kuran Alp-Arslan işte böylesine kahramanlardan biridir.

Alp Arslan: Temur-Yaylığ lâkaplı Bayraktar ve 24 Oğıız boyundan Denğizhan kolundan üçoklu Kınık boyundan Dukak, onun şamanlığmı bırakarak Müslüman olan sübaşı Selçuk Bey, onun beş oğlundan (Karaaslan, Kavurd, Yâkutî, anası ayrı Süleyman, Osman), kız kardeşleri (Arslan-Hatun, Gevher Hatun), en büyük şehit Mikâil, onun büyük oğlu Dâvut Çağrı Bey ve küçüğü Selçuklu Devletini 1037’de Nişâbur’da kuran Sultan Mehmet Tuğrul Bey, Çağrı Bey oğlu, İkinci Selçuklu Sultânı Alp­Arslan, 20 Ocak 1029’da Merv’de doğdu.

Alp-Arslan amcası olan ilk Selçuklu Sultam Mehmet Tuğrul Bey (993-1063) 70 yaşında ölünce (4 Eylül 1063 yılında Başkent Rey şehri), Horasan Sultânı bulunan Alp-Arslan, Başkent’e yürümek ve üvey kar­deşi olup veliahd gösterilen Süleyman’dan tahtı almak üzere, Rey üzeri­ne yürüdü. Diğer taraftan Selçuklu Yusuf Yınal oğlu Er-Sığun ile baş­buğlardan Erdem Bey, Kazvin şehrinde Alp-Arslan adına hutbe okuta­rak, onu sultan îlân etmede yardımcı oldular.

Alp-Arslan’a karşı bu sırada Selçuklu Arslan-Yagbu oğlu Kutalmış Bey de, kalabalık bir ordu ile Rey’e girerek Sultanlığım îlân etmiş ve Alp-Arslan’la karşılaşmak üzere, Damgan şehrine doğru ilerliyordu. Alp­Arslan ile Kutalmış’ın orduları, Ocak 1064 tarihinde Damgan yanında çarpıştı, bozularak kaçan Kutalmış Bey, atından düşerek öldü.

Alp-Arslan 27 Nisan 1064 tarihinde Rey’de büyük törenlerle 36 ya­şında hükümdâr oldu. Büyük hir ordu meydana getirdi. Bu ordusunu alarak babası Çağrı Bey ile Oğuzların 1018’de, amcası Tuğrul Bey’in 1054’te girdiği ve fethedemeden döndükleri Bizanslılar elindeki Anadolu üzerine yürüdü. Bugünkü Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’ı istilâ etti. Anadolu kapılarına dayandı.

Bizanslılar bu sıralarda Türk akınlarının başlaması dolayısiyle, Şarka doğru genişleme siyasetine devamla Kars Vilâyeti, Arpaçay İlçesi Arpaçayı üzerinde bulunan rahip ve keşişlerin merkezi, hıristiyanlann ziyaretgâhı Ani şehrini, nüfûsuyla, manastırlariyle, kiliseleriyle, asker ve müdâfîleriyle müstahkem ve güçlü bir hâle getirerek Anadolu’nun kapılarını Türklere kapamışlardı.

Alp-Arslan’dan önceki seferler daha ziyâde geçici akınlar mahiyetin­de idi. Selçuklu orduları ganimetler elde ettikten sonra Anadolu dışındaki ülkelerine dönerlerdi. Şimdi ise Alp-Arslan, seferlerinin mahiyetim değiştirdiği görülüyordu.

Alp-Arslan, bugün üzerinde yaşadığımız Anadolu yarımadasını son ve kat’î olarak Müslüman Türk Vatanı haline getirmek istiyordu. Bunun için de Ani Kalesinin zaptı zaruri idi. Cihad meydanlarında Allah yolun­da, din uğrunda canını dahi fedâ etmeden gekinmiyen Alp-Arslan Ani Ka­lesini zapta karar verdi.

Alp-Arslan Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’ı fethedince Ana­dolu’ya yapılan akınlan önleyen güçlere sahip olan Bizans’ın en güçlü kalesini fethe hazırlandı. Ani Kalesinin fethine sebep, o güne kadar Müslüman Türklerin Anadolu topraklan üzerine yaptıkları akınlar ve seferler bu kalede bulunan güçlü ordularla Önlenmiş, Müslüman Türk zaferleri neticesiz kalmıştı. Alp-Arslan Anadolu’ya yapacağı seferin müs­bet neticelenmesi, önünde bir mâninin bulunmaması için, Anadolu’nun doğu kilidi Ani ve Kars’ın zaptı ile mümkündü, bu amaçla Ani’nin zaptı­na karar verdi.

Alp-Arslan her savaşa hazırlandığı gibi bu savaşta da ordusunu topladı ve ordu erkânı ile birlikte namaz kıldı. Askerlerine, erinden en yük­sek generaline kadar şu hîtâbede bulundu:

“İslâm Dîni ve İslâm Âlemi, karşınızdaki düşmana keskin cihad kı­lıcınızı göstermenizi bekliyor, o halde hem hakkıyla vatanı koruma, hem de Kelime-i Şahadet sancağımızı yükseltmek gibi iki mutlu vazife yapa­caksınız.

Siz asıl şerefin din yolunda can verme şerefinden ibaret olduğunu bilen arslanlarsımz.

Burada Allah’tan başka bir Sultan yoktur. Hepimiz bir nefer gibi harbe katılacağız.

Şu kılıcımı tutmakta olan elimde kuvvet kalmayıncaya kadar sava­şacağım. Vatanını, milletini, dînini ve hükümdârını sevenler benimle gel­sinler.”

Bu nutuk üzerine deniz dalgalan gibi kabaran Selçuklu Ordusu Anı Kalesini kuşattı.

Ani Kalesi: 2700 yıllık tarihi, 103 sene savaşlarına sahne olan 904 yıllık İslâm diyân serhat ilimiz Kars’ın Arpaçay llçesindedir. Üç tarafı sarp kayalarla çevrili Arpaçay nehri kenarında, Rus - Türk hududunda Anadolu’nun en doğu ucundaki her devirde ilk Türk askerî zaferinin ka­zanıldığı Kars ilimizdedir. Sarayları, şifâhaneleri, pazarları ve kale burç­ları ile Anadolu’da emsali olmayan sur ve hendeklerle çevrili müstahkem bir kaledir. Anadolu topraklan üzerinde yapılan ilk cami ve minâre de buradadır.

Alp-Arslan Bizanslılarla savaş hazırlıklanna başladı. Surlann hen­dek tarafından şavaş nizâmı aldı. Tahtadan bir köşk yaptırdı. Ani Ka­lesinden atılacak yağlı paçavra ve rum ateşi ile yanmasın diye sirkeye batınlmış keçe ile üstünü kapattırdı. Kılıç, topuz, ok ve yayını aldı. Bu portatif kulenin üzerinden harbe başladı. Günlerce süren muhâsaradan sonra Ani’yi almaktan ümîdi kesildiği anlar oldu. Fakat îman ve inan­cından hiçbir şey kaybetmedi, yılmadı. Cesâret ve metânetle savaşa devâm etti.

Alp-Arslan’ın ordusu, Allah, Allah sesleriyle Ani Kalesine hücuma başladı. Koruyucular kaleye çıkan dar ve sarp yolların gediklerim kapa­maya yarayan hazır kereste ve örgü taşlan ile surlara giden yolları ya­maçlardan kalelere açılan kapılan kapadılar. Rumlar iç kaleye çekildiler. Yağlı paçavra atanlar, demir pençe eldivenlerle sur taşlan araşma demir kazık çakarak tırmananlar, burçlara kement atıp çıkanlar çıktılar, nihâyet surda açılan deliklerden esas şehre girildi. Müdâfîlerden Bizans hiz­metinde bulunan iki Gürcü generali —Bagrat ve Greguvar— iç kaleye çekilerek müdâfaaya devâm ettiler ve buraya giden yollan da odun ve taş yığını ile kapadılar. Sultan Alp-Arslan bu mâniaları yıktırdı. Nihâyet Alp-Arslan’ın azmi ve şiddeti karşısında teslim olmayı ve vergi vermeyi kabul ettiler. Rivayete göre Sultan, Horasan Amidi Hadim Şems’i şehrin İdâresine memur etti. Fakat anlaştıklarına pişman olan müdâfîler’ tekrar savaşa başladılar. Muhâsaranın en şiddetli safhası bu safha oldu. Başta Alp-Arslan olmak üzere Selçuklu askerleri harbin bütün şiddetine tahammül ediyorlardı. Bu arada Alp-Arslan’ın ve müdâfîlerin müteaddit harb tekniğine başvurdukları görülüyordu. Meselâ: Alp-Arslan, saman ve toprak dolu çuvalları yığdırarak bunların üzerinden kaleye sapan ve neft attırmış, tahtadan bir köşk yaptırarak buradan savaşmış, Rumların duvar ve burçlara tırmanmalarına mâni olmuştur.

Diğer taraftan müdâfiler de memleketlerinin en güzel kadınlarım Selçuklulara esir aldırarak meşgûl etmek için sultanın karargâhının önü­ne gönderdiler. Alp-Arslan bunların hepsini yakalattırıp hapsettirdi. Fa­kat müdâfîlerin umduğu olmadı.

Rumlar duvarlara, burçlara tırmananlara mâni oluyorlardı. Nihâyet Selçuklular muhâsaranın 25 inci günü surun kuzeyindeki kuvvetli taraf­larım ortadan yıkmağa muvaffak oldular ve kaleye girdiler. Şehrin dü­şüşünü gören koruyucular, gizli yollardan savuşup kaçmışlardı. Böylece Bizans’ın doğudaki en büyük müstahkem şehri ve kalesi olan Ani Kalesi­ne yanlan surlardan içeri giren Selçuklu Ordusu, bundan 904 yıl önce 16 Ağustos 1064 târihinde fevkalâde muhkem Ani Kalesini zorlu bir muhasaradan sonra fethetmiştir.

Alp-Arslan Ani Kalesi tamâmiyle zaptolunduktan bir gün sonra 29 Şaban 456’da yâni 16 Ağustos 1064 târihinde esir halkın kendi dil­lerinde tellâllar bağırtarak, canlarının emniyet altında olduğunu duyur­du. Selçuklu Hükümdârı Alp-Arslan’ın âlîcenâbâne hareketi, merhameti, i’tidâl ve insanlık hislerinin en yüksek Örneğim gösterdi. Bu gibi afivler o devrin târihinde nâdir görülmüştür. Bu yüksek seciye ile Alp-Arslan Garp kaynaklarında bile hürmetle anılmaktadır. Ani şehrinin fethi Hıristiyanlar arasında ne kadar teessür uyandırmışsa, İslâm dünyâsında da o kadar sevinç yaratmıştır.

Alp-Arslan Ani şehrinin en büyük kilisesini câmiye tahvil ederek 20 Ağustos 1064 gününe rastlayan Ramazan’ın 4 üncü gününde bugünkü Anadolu toprakları üzerinde Müslüman Türklerin ilk Cum’a ezanı ve hutbesini okutup Selçuklu Devleti büyükleri ve askerî erkânı da berâber olduğu halde Cum’a namazım kılmışlar ve bugünkü Türkiye’nin temellerini Anadolu toprakları üzerine Kars’ta bu tarihte atmışlar, ülke­lere gönderdiği fetihnamelerle Anadolu’yu Müslüman Türk Yurdu yap­mışlardır. Böylece Anadolu’nun müstahkem kapılan Türklere ebedî ola­rak 16 Ağustos 1064 târihli Kars Ani Savaşı ile açılmıştır.

Alp-Arslan’ın Ani Savaşı, İslâm-Türk târihinin en büyük zaferlerindendir. Bu muazzam muvaffakiyet, Alp-Arslan’a Türk târihinde yüksek bir mevki bahşetmiş, büyük fatih ve gazilerden sayılmış, adı, Müslüman Türk Milletini ve yurdunu kuran hakan olarak târihin silinmez sayfaları­na tescü edilmiştir. Alp-Arslan, Bağdat Abbâsî Halîfesine ve her tarafa gönderdiği fetihnâmelerle kazandığı zaferin önemim idrâk ettiğini gös­termiştir. Buna mukabil bu fetihnâmelerin uftıûmî bir sevinç uyandırma­sı, Halîfe’ye gönderilen fetihnamenin Bağdat’ta sarayda okunması ve bizzat Halîfe tarafından Alp-Arslan’a onu öven bir mektup gönderilmesi, Halifeliğin de bu fethin önemim kavradığını göstermiştir. Devrin Abbâsî Halîfesi, Ani Zaferi ile Bizans’ı yenen ve Anadolu’nun kapışım İslâm âlemine açan Büyük Kumandan Hakan Sultan Mehmet, Sultan Alp-Arslan’a Ebu’l-Fetih (= Fetih Bahası) ünvânını vererek Alp-Arslan’ı teb­rik etti.

Ani şehrinin fethi, bütün Müslüman milletlerinde o devirde sevinçle karşılanmış, Alp-Arslan’ın muvaffakiyeti için duâlar edilmiştir. Ne yazık kî bizim bu fethin önemini yeniden anlamamız için ise aradan 904 yıl geçmiştir. Görülüyor ki, vatan kurmak kolay değildir. Kurduktan sonra korumak da (Türk Milleti gibi kurtarmak da) kolay değildir. Kurmak için, nice Türk kam dökülmüştür. Korumak ve kurtarmak için de pek çok Türk kanları akıtılmıştır. Fakat i’tirâf edelim ki, kurmak, korumak ve kurtarmaktan daha kolay değildir. Birçok ganimet, binlerce esir alın­makla neticelenen bu sefer, Bizans imparatorluğunu Alp-Arslan ile an­laşma teşebbüsüne mecbûr etmiştir.

Kars’ın fethi: Vanand (Kars Bölgesi Kralı) Gagik Abbas’dan, hu­zuruna gelerek itâatım arzetmesini istedi. Ani’nin âkıbetini gören Kral, Sultân’m dâvetine icâbet etmediği takdirde başına gelecekleri takdir ede­cek kadar zekî idi. Sultânın elçisi onu siyah elbiseler içinde görünce se­bebini sordu. Gagik, dostu Ertuğrul Beyin mâtemini tuttuğunu söyledi Bu cevâba hayret eden elçi gördüklerini Sultân’a anlattı. Alp-Arslan da Kars’a gelerek, Kars Kalesini de Selçuklulara bağladı.

Ani ve Kars’ın fethi: Ani ve Kars şehirlerinin Selçuklular eline geç­mesi ve Müslüman Türklerin buralara asker ve aileleriyle yerleşmesiyle 16 Ağustos 1064 târihinden itibaren böylece Kars Hinin Selçuklular ta­rafından fethinin tamamlanması hâdisesi, Anadolu’nun Türk vatanı hâ­line gelmesinin başlangıcı olması itibâriyle çok önemlidir ve üzerinde ne kadar durulsa azdır. Nitekim bunun önemi daha o zaman takdir edilmiş, Türk ve İslâm dünyâsında Kars İli bölgesinin büyük bir merkez hâline gelmesine AIp-Arslan’ın 16 Ağustos 1064 Ani ve Kars zaferi sebep ol­muştur.

Alp-Arslan Ani şehrini îmar ettirdi. Fethedilen başka şehirler gibi Ani’ye de Müslüman muhafızlar yerleştirdi. Menuçehr b. Ebi’ş-Şavur’u büyük bir ordu ile birlikte buraya emîr tâyin etti.

Alp-Arslan cesur, heybetli, mert, sahî, âdil, kerîm, cömert, konuşması ve tavrı mütevâzî, fukara-perver olduğu kadar büyük kalbli, necîb, yüksek seciye ve iyi meziyetlere sahipti. Kararlarını âdil, fâzıl ve ediplerden mürekkep husûsî toplantılarda görüşür, kararlarım onların müstesna bilgi ve tecrübelerinden faydalandıktan sonra verirdi.

Alp-Arslan’ın ilme, san’at erbabına hürmeti büyüktü. Hıristiyanlar en büyük mağlûbiyeti ondan gördükleri halde, o devrin Bizans, Süryânî ve Ermeni kaynakları onun adaletini ve yüksek insanî vasıflarını övmekte müttefiktirler. Aleyhinde söylenen sözlere ehemmiyet vermezdi. Zamanında memleketin hiçbir yerinde cinayet ve müsadere olmamıştır. İslâm ülkesinde bulunan irili ufaklı sülâlelerin tahakkümüne son vererek mazbut, siyâsî bir birlik vücûda getirdi. Tebaası onun zamanında huzur ve sükûn içinde yaşadı. Zorbalığa yeltenenlerin cezasını vermekte gecikmezdi. Sefer sırasında hiçbir kimsenin malı parasız alınmamıştır. Yabancı bir kimseye bir fiske atılmamıştır. Anadolu’da taptaze bir varlıkla yeni ve sağlam bir nesil 16 Ağustos 1064 Kars Ani zaferiyle atılmıştır.