Makale

ZARARLI HAYVANLARLA MÜCADELE

ZARARLI HAYVANLARLA MÜCADELE

İsmet SELİM

Ordu Müftüsü

Muhterem dindaşlarım! Bu sohbetimde sizlere haşaratla mücâdelenin dînî bakımdan izahım yapmaya çalışacağım. Zîrâ bu konuda birçok müs­lümanların aydınlığa kavuşmaya İhtiyâcı vardır. Tam Müslümanlık, dînin «n ufak teferruatına âit mes’eleleri de bilmekle olur. Bu ise, küçük bir mes’ele de değildir. Zirâi yönden yapılması gereken bu mücâdele, iktisâden gelişmenin, refah ve saadete kavuşmanın temelidir. Kısacası bir ha­yat mücâdelesidir, işte bu mücâdeleyi yaparken, hayâtımızın devamı için kazanmaya çalışırken dînimizin emir ve yasaklarına da uymaya mecbû- ruz. Allah ve Resûlü’nün emir ve tavsiyelerinden faydalanmak, boş lâfla­ra aldırmamak, hurafelere kapılmamak zorundayız. Dinden hiç anlamıyan câhil bir insanın sözlerine kapılarak şeriat-ı Muhammediye’nin emir ve müsâmahalarından faydalanmamak akıllı bir hareket olamaz. Böyle yan­lış bir hareket bâzan bizim için maddî zararlara sebeb olur, bâzan da ha­yâtımızın yok olmasına kadar gider. Bu nasıl olur? Küçük bir misâl ve­rip geçelim. Zararlı ve zehirli bir yılanı “günahtır, öldürmeyeyim” gibi yanlış ve İslâm’a uygun olmayan bir düşünce ile öldürmeyen bir insanı o yılan sokar, adam zehirlenir ve ölür. Halbuki Resûlullâh zararlı hayvan­ları öldürmemizi emir buyurmuştur.

Azîz okuyucularım! Bu misâl belki size tuhaf gelir, fakat inanın ki, böyle insanlara az da olsa tesadüf edilmektedir. Biz buna benzer daha bir­çok, dînimizin ruhuna uymayan yanlış düşünce sâhibi insanların buluna­bildiğini istihbâr ediyoruz. Biliyorsunuz ki, bir kısım canlılar insan hayâ­tına doğrudan doğruya musallat olur ve insanın ölümüne sebeb olurlar. Bunların büyük cinslerinden ayı ve kurt gibi yabânî hayvanları, küçük canlılardan da bir veba ve kolera mikrobunu misâl olarak alabiliriz. Şim­di bu canlı hayvanların insan için zararlı ve öldürücü olduğunda şüphe yoktur. Peki, buna rağmen bu hayvanları, imkân buldukça günahtır mülâhazasiyle öldürmememiz mi lâzım? Elbette öldürmemiz lâzımdır.

Diğer bir kısım canlılar da vardır ki, dolayısiyle insan hayatının yok olmasına sebeb olurlar. Bunlar da ekinlerimize, meyvalarımıza musallat olan, bâzısı gözle görüldüğü halde bâzılarını göremediğimiz ve “Haşerat” dediğimiz canlılardır. Bunlar insanların gıdası ve dolayısiyle insan için bi­rer mikropturlar. Bunları öldürmekte hiçbir mahzur yoktur. Bilâkis öldür­mek, bunlarla mücâdele etmek, önemli bir vazifedir. “Bunlar da hayvan­dır, bunları öldürmek doğru değil, günahtır” gibi İslâmiyet’te yeri olma­yan sakat bir düşünce sâhibi kimseler maddî ve mânevî mes’ûliyetten kur­tulamazlar.

Öyle sahte câhiller vardır ki, dindarlıklarından değil murâîliklerinden insanları sapıtırlar. Nitekim bu gibiler, “Ben bir tavuk bile kesemem, kur­banımı başkasına kestiririm. Çünkü kalbim zayıftır, hayvana acının, na­sıl keseyim?” gibi lâflar edip dururlar. Fakat meşru bir hareket olarak hayvanın başına çekemediği bıçağım, kızdığı zaman bir din kardeşine yok­tan sebeb ve behâneler uydurarak saplamaktan hiç çekinmezler, işte bu gibilerin iş ve gidişatı, İslâmiyet’in esasları ile ilgili olmayıp sâdece fasit ve sakat düşüncelerinin daha doğrusu düşüncesizliklerinin eseridir. Bun­lar sapık oldukları gibi başkalarını da sapıtmaya çalışan sahtekârlardır. Müslümanlar bu gibilerin ağzına bakıp da mal ve canlarım zarar ve zi­yana uğratmamalıdırlar. Çünkü Müslümanların ölçüsü İslâm’ın esasları­dır. Seçecekleri yol Allâh (C.C.) ın yolu, önderleri Hz. Muhammed (A.S.), dinleyecekleri söz Kur’ân-ı Kerîm ve Resûlullâh’ın Hadîs-i Şerifleridir.

Bizim bu ifâdelerimizin mesnedi de Peygamber Efendimiz’in Hadîs-i Şerifleri ve müctehidlerin ictihadlarıdır.

Filhakika Resûl-i Ekrem (S.A.V.) den rivâyet edilen bir Hadîs-i Şe­rif şöyledir:

“Hz. Âişe (E.A.) buyuruyor ki: Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Harem-i Şe­rifte ve Harem-i Şerifin dışında zararlı olan beş (hayvanın) katlini em­retti, bunlar da fâre, akrep, karga, her çeşit dişi karga ve kudurmuş kö­pektir.” Hadîsin râvîsi, “Akrepten maksat yılan ve yılan gibi yerde gezen zehirli hayvanlardır.” diyor.

Ebû Dâvud’un Sünen’inde nakledilen bir Hadîs-i Şerifte ise:

“Bütün yılanları öldürün. Her kim yılanların kendini tâkip edecek­lerinden, intikam alacaklarından korkarsa, bizden değildir.” buyurulmaktadır.

Bu hadîslerin şerhlerinde muhaddislerimiz çok faydalı izahlarda bu­lunmuşlardır. İnsanlara ve insanların faydalanacağı gıdâlara, gerek pen­çeleri ile gerekse dişleri ve gagası ile zarar veren her türlü hayvanların bu cümleden olduklarını, bütün bu zararlı canlıları imhâ etmek îcâbettiğini ifâde etmiştir.

Bugün ekinlerimize ve meyvalarımıza musallat olan ve mücâdele ede­rek imhâ etmeye çalıştığımız fındıkları kemiren böcekler, mavi küf, kır­mızı örümcek ve benzeri zararlı hayvanlar da bu kabildendir. Dün, tarla­larımızda mısırlarımızı yiyen ve tahrîb eden domuzu nasıl vurup öldürü­yor idiysek, bugün, yiyecek ve faydalanacağımız şeylere musallat olan, küçük fakat domuzdan çok daha zararlı canlıları öldürmekten niçin çekine­lim? Yoksa bu canlıların varlığına inanmıyor muyuz? Sâdece gözümüzün gördüğüne mi inanacağız? Bunu başka canlılar da hissediyor. İnsan bi­raz aklım kullanmalı, kafasını çalıştırmalı ve başkalarını da bu işlere alış­tırmalıdır. Zîrâ Müslümanlık mârufu, yâni iyiyi din kardeşlerimize anlatmamızı da bize emrediyor.

Hulâsa, bugün hiçbir Müslüman, hurâfeci sahtekârların ağzına bak­masın. Yukarıda îzâh etmeye çalıştığımız Peygamberimiz’in Hadîs-i Şerif­lerine ve ulemânın beyânına iyice kulak versin. Köy imamlarımız ve öğret­menler bu iş üzerinde iknâ yoluyla dursun ve halkımızı irşâd etsinler. Din nâmına, hiçbir delil gösteremeden bu görüşün aksini iddia edip Müslümanları yanıltanları kulaklarından yakalayıp bulundukları yerin Müftülüğüne getirsinler. O zaman yalancıların mumu sönecektir. Bir yılan, bir akrep gibi zararlı bir hayvanı gördüğümüz zaman namazı bile bozup bunları öl­dürmeyi bize emir buyuran bir Peygamberimiz var. O’nun bu beyanları yanında câhil kişilere hiç söz ve aksi mütâlea düşer mi?

Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, temiz bir ekin, sağlam bir meyva el­de etmek için her türlü ziraî mücâdeleye katılmak, bu görevde çalışan me­mur ve hizmetlilerin yanında yer almak ve onlara her türlü yardımda bu­lunmak günah değil, sevaptır. Dînimize aykırı değil, uygundur. Bunun ak­sini iddia eden varsa çıkan meydana. Günah olan bir şey varsa, bu uğur­da çalışıp uğraşmadan ’‘Armut piş, ağzıma düş” kabilinden Allah’tan rızık beklemektir. Bu gibi zavallıların hâli dünyâ ve âhirette perişandır. Sözle­rimizi merhum M. Akif Bey’in şu incileri ile bağlıyalım:

Mademki didinmez, edemez, uğraşamazsın;

Îksîr-i beka içsen, emîn ol yaşamazsın.