Makale

BESLENMENİN ÖNEMİ

H U T B E:

BESLENMENİN ÖNEMİ

Muhterem Müslümanlar!

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’inde; “Yiyiniz, içiniz, fakat isrâf etmeyi­niz.” buyurmaktadır. Bu hitâb-ı İlâhînin taşıdığı mânâ çok derindir. Bu emir karşısında inceden inceye düşünmek, nelerin israf, nelerin emr-i İlâ­hinin rûhuna muvafık olduğunu düşünmek zorundayız. Hemen bir çokları­nızın aklına, “Her türlü alkollü içkilerle benzeri zararlı maddelerin alın­maması gerektiği” gelecektir.

Bu düşünce yerinde olmakla beraber israftan maksat sâdece bun­lardan sakınmak değildir. Düzensiz alınan gıdâlar, abur cubur maddeler­le midenin doldurulması da isrâf olduğu gibi, vücûdun ihtiyâcı olan mad­deleri lâyıkı veçhile almamak sûretiyle bedenin hasta ve zayıf düşmesine sebebiyet vermek de aynı derece israf ve hatâlı davranışlardır. Hastalık­ların birçoğunun bu gibi bilgisiz ve düzensiz alman gıdalardan ileri geldi­ği bugün tıp ilmince artık anlaşılmış bulunmaktadır. Bu gibi davranışlar ayrıca ömrü kısaltmakta, insanı âdeta ölmeden evvel ölüme götürmekte­dir.

Zamân-ı Saâdet’te ülkelerden birinin hükümdarı tarafından Peygam­ber Efendimiz’e, hastalanan müslümanların tedavilerine yardımcı olmak maksadiyle bir hekim gönderilmişti. Bu zat yıllarca beklediği halde ken­disine herhangi bir hastalıktan şikâyet eden olmamıştır. Bunun üzerine, cam sıkılan tabib; Peygamber Efendimiz’e gelerek durumu acıklı hâliyle

Sözlerimi merhum şâir Mehmed Akif’in şu şiiri ile bitirmek istiyorum:

Ne lâhûtî geceymişsin ki, teksin sermediyyette

Meşimenden doğan ferdaya hayranım ne ferdadır

Işık namiyle vicdanlarda ondan başka bir şey yok

O bir sönsün hayat artık müebbed leyl-i yeldâdır

Perişan sözlerimden bıkma, hoş gör, yâ Resûlailâh

Kulun şeydâdır amma açtığın vâdîde şeydâdır.

anlatmış, hiç kimseye faydalı olamamış olmanın üzüntüsü içinde olduğunu bildirmişti. Nebiyy-i Zî-Şân Efendimiz de:

“Bunların bir âdetleri vardır, iyice acıkmayınca yemek yemezler, doy­duklarını anlayınca da yemeyi bırakırlar. Hiçbir zaman rasgele midelerini şişirmezler.” buyurmuştu. Bu sözleri duyan doktor müslümanların ne­den hasta olmadıklarım anlamış ve artık hiçbir şey söylemeye lüzum gör­meden memleketine dönmüştür. Peygamber Efendimiz’in bu sözü, bugün beslenme uzmanlarına âdetâ rehberlik eder bir kıymet ve ehemmiyettedir.

Bu İzahlardan sonra iyi bir beslenmenin nasıl olacağı üzerinde biraz duralım.

İnsan vücûdu ve sağlığı üzerinde çalışan uzmanlar, iyi beslenmenin yollarım, insan vücûdunun ihtiyâcı olan başlıca gıdaları tesbît etmiş bu­lunmaktadırlar. Bu sahada çalışan bir bilgin de, “Mâhiyeti bilinerek alı­nan gıdalar ilâçtan daha te’sirlidir.” demek süreliyle insan sağlığı yönün­den alınacak gıdaların önemine işaret etmiştir. Ayrıca İngiliz tıp otorite­lerinin yayınladığı bir raporda; “Tedâriki arzu edilen gıda maddelerinin alınmasını ve bol bol yenmesini teşvik edecek bir propagandaya girişmek gerektiği husûsuna dikkati çekmişlerdir. Bu şu demektir: Canımızın çek­mediği ve fakat vücûdumuzun muhtaç olduğu şeyleri de yememiz için bil­giye teşvik ve tahrike ihtiyaç vardır. İçimizde fakirlikten dolayı iyi beslenemediklerini söyleyenler bulunabilir. Hemen söyleyelim ki, sağlığımızı tehdîd eden beslenme düzensizliklerinin sebebi, sâdece fakirlik değil, var olanları yemesini bilmemektir.

Bizde umûmiyetle yiyecekler yağlılar, ballılar ve börekler olarak tas­nif edilir. Halbuki tadlarına bakarak bunlarla beslenmeye kalkışmak çok yanlıştır.

Temel yiyeceklerimiz başlıca hayvansal ve bitkisel olmak üzere iki grupta incelenmektedir. Bunlardan en fazla beslenme Özelliğine sahip olanlan şüphesiz hayvansal gıdalardır. Özellikle süt ve yumurta bir can­lıyı tek başına yaşatacak ve hayâtiyetini devâm ettirebilecek kıymettedir. Yağsız et de önemli bir protein kaynağıdır. Ancak günlük besin ihtiyâcı­mızın tamâmını hayvânî kaynaklardan elde etmeye kalkışmak, ekonomik bakımdan hatâlı olacağından, ihtiyâcımızın önemli bir kısmım bitkilerden almak zorundayız. Günlük besin ihtiyâcımızın %60’mı bitkilerden, %40’ını hayvanlardan almak en ideal ve ekonomik olanıdır.

Nebâtî besinlerden taze olarak yenen sebzelerle, kuru ve tâze olarak yenen her türlü meyve, sebze ve diğer bitkilerin yanında hubûbâtı da sa­yabiliriz. Bunların her biri vitamin bakımından ayrı ayrı hususiyetleri hâizdir. Nebatî besinler arasında en kuvvetli protein kaynağı, birçokları­mızın adım dahi duymadığı ve memleketimizin bilhassa Karadeniz bölgesinde bol miktarda yetişmekte olan soya fasulyesidir. Soya fasulyesi, bü­tün bitkilerin toplamından daha üstün ve kuvvetli bir protein kaynağına sâhip olmakla, ekmekle et kadar, balık kadar, peynir, yumurta ve süt ka­dar tesirlidir. Bu bakımdan üretici durumunda olan bütün yurttaşlarımı­zın, bu eşsiz besin değeri taşıyan soya fasulyesinden bol miktarda yetiştirmeleri ve günlük gıdâlarda soya fasulyesine yer vermeleri çok isâbetli ola­caktır. Soya fasulyesinin yağı çıkarıldıktan sonra geriye kalan küspesin­de dahi %60’tan fazla protein vardır, Dünyânın hiçbir yerinde böyle zen­gin bir protein kaynağı görülmemiştir.

Amerika Birleşik Devletlerinde soya fasulyesinin küspesinden elde edilen un, tahıl unlarıyla karıştırılmak sûretiyle besleyici ekmek yapılmak­ta, yatılı okullarda ve ordu mutfaklarında, kalabalık istihlâk yerlerinde sarfedilmektedir. Bu suretle vatandaşlar için hem kaliteli besin hazırlanmakta, hem de ucuz bir beslenme imkânı sağlanmaktadır.

Hulâsa, mevcut imkânlar değerlendirilir ve ondan istifâde etmesi bi­linirse fakirlikten, hastalıktan ve üzüntüden eser kalmayacaktır. Böylece ilâç parasından, doktorların insafsızlığından ve iyileşmeyen hastalık şi­kâyetlerinden kurtulmuş olacağız.

Muhterem Müslümanlar! Güzel vatanımızda Allah’ın bizlere ihsanı olarak yetişmekte olan bol ve çeşitli gıdâlardan faydalanabilmek için ön­ce bu gıdalara kaynak olan bitkileri ve ürünleri yetiştirmesini bilelim, hay­vancılığımızı ve ziraatçılığımızı kendimize fayda sağlayacak yönde ele ala­lım. Bu hususta bütün din kardeşlerimizin birbirlerine yardımcı, yol gös­terici ve örnek olmaları, dînimizin de tavsiye buyurduğu esaslardandır. Çeşitli piyasa açılışlarında vatandaşların şikâyetlerini duymakta, emek karşılığı alınan paranın hiç de tatminkâr olmadığım görmekteyiz. Halbu­ki bunun yerine daha başka ziraat çalışmaları yapıldığında gelir ve istifâ­denin çok yüksek olacağı ifâde edilmektedir. Vatandaşlarımızı bu yolda çalışmalar yapmak için teşvik etmek, hepimize düşen bir yurtseverlik gö­revi olacaktır. Allah çalışmalarımızı verimli ve amellerimizi makbûl kılsın.