Makale

İSLAM’DA GÜZEL AHLAKIN DEĞERİ

İSLAM’DA GÜZEL AHLAKIN DEĞERİ

Osman KESKİOĞLU

İslâm Dîni ahlâk dînidir. Akıl ve nakil bunda ittifak üzeredir. Bu dî­nin Peygamberi Hz. Muhammedi aleyhi’s-selâm’m, en üstün ahlâk üzere olduğu, Kur’ân-ı Kerîm’in şahadetiyle sâbittir. Allâhu Teâlâ, Sevgili Resûlüne hitâben; “Sen, hiç şüphe yok ki, en üstün ahlâk üzeresin.” buyur­muştur.

Bir şâirimiz de sevgili Peygamberimizi karşı duygularını söyle di­le getirir:

Bir yaratmış zâtını âlemde Hallâkın Senin,

Örnek olmaz mı cihâna yüksek ahlâkın Senin,

Sözle tasvirin ne mümkln? Anlatmaktan âcizim...

Kur’ân diliyle öğülen o Peygamber, risâletinin yâni Peygamber ola­rak gönderilmesinin maksat ve gayesini bize söyle açıklıyor:

“Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.”

Diğer bâzı hadîs-i şeriflerinde de şöyle buyururlar:

“İslâm, güzel ahlâktır. Ahlâkınızı güzelleştiriniz, güzel ahlâklı olunuz.”,

“Güzel ahlâka sardınız. Zîrâ insanların ahlâkça güzel olanlarının dîni güzel olur.”

“Mü’minlerin îmân yönünden en olgunu, ahlâkı en güzel olanıdır.”

Bu mânâda ahlâkın değerini belirten hadîs-i şerifler pek çoktur. Bir şâir şöyle der:

Ahlâk iledir nizâm-ı âlem

Ahlâk iledir kemâl-i âdem.

Yâni dünyânın düzeni ahlâkla yürür, insanın olgunluğu da ahlâkla olur. Herkesin bildiği bir gerçektir ki, milletler, ahlâkları ile yaşarlar.

Öyle ise, aziz kardeşlerim, ahlâklı olmanın yolunu arayalım.

Ahlâk kitapları iyi ve kötü huylan, fezâil ve rezâil diye iki bölüm altında etraflı bir sûrette göstermişlerdir. Fezâil dediğimiz iyi huylar, in­sanın süsüdür. Rezâil denen kötü huylar ise kara bir lekesidir. Onun için her müslüman ahlâkî faziletleri edinip kötü huylardan sakınmalıdır.

Müslüman, halîm-selîm, şefkatli, merhametli, vakarlı olmalı Her ha­reketiyle örnek sayılmalı. Büyüklere saygı, küçüklere sevgi göstermeli. Herkese şefkatle muamele etmeli. Yoksulları gözetmeli, düşkünleri koru­malı. Yeryüzünde rahmet meleği gibi olmalı. Kur’ân-ı Kerîm mü’minleri böyle vasfeder.

Müslüman adalet ve istikametten, doğruluktan ayrılmaz. Sözü özü doğru olur. Eliyle, diliyle kimseye zarar vermez. Küçük büyük ayırmadan hiç kimseye acı söz söylemez. Kötü gözle bakmaz. Kalb kırmaktan sakı­nır. İnsanın kalbini kırmak en kötü şeydir. İslâm ahlâkında ve edebiyatın­da kalbin yeri büyüktür. Bir zât şöyle demiş:

Kalb-i mü’min ki arş-ı Rahmân’dır

Onu yıkmak ziyâde tuğyandır.

Müslüman, özü, sözü doğru olduğu gibi işlerinde de doğruluktan, dü­rüstlükten asla ayrılmayacaktır. Doğruluk, îmândan ayrılmaz. Âyet-i ke­rîmede; Rabbimiz Allah deyip doğruluktan ayrılmayanlar Cennetle müjdelenmiştir. Cenâb-ı Hak, Resûl-i Ekrem’ine, “Emrolunduğun üzere dos­doğru ol.” buyuruyor.

Burada bir hususu belirtmek isterim, Hîle, yalan, dalavere, sahte­kârlık... gibi şeylerin İslâm’da hiç yeri yoktur. Alışverişte hîle yapanların kötü âkıbetini Kur’ân-ı Kerîm birkaç yerde haber vermektedir. Eksik tartanlara, aldatanlara Cehennem azâbı vardır. Alışverişte hîle yapan, hırsızdan ve eşkıyadan daha kötüdür. Eşkıya dağ başında soyuyor, bu ise terazi başında alçakça çalıyor. Aynı zamanda emânete hıyânet ediyor. Müşteri onun ticârî namusuna güvenmiş, o ise onu aldatıyor. Esefle söy­leyelim ki, ticaret ahlâkını bozan kişilere rastlıyoruz. Her şeye hîle ka­tanlar, bozuk mal satanlar çıkıyor. Bunlar tüccarın ve milletin şerefini lekeliyor. Peygamberimiz; “Aldatan bizden değildir.” diyerek bu gibileri İslâm camiasından atmaktadır. Bu yolda hareket ne kötü bir şeydir. Bir­kaç kuruş vuracağım diye dinini, şerefini berbat ediyor, mensup olduğu milletin i’tibârını sarsıyor. Hiç kimsenin buna hakkı yok. Kötü halleriy­le, bozuk mallarıyla müslümanları başkalarının nazarında küçük düşü­renler ağır vebal altındadırlar. Bunu böyle bilmeli.

Yalan, yalan yere yemin, yalancı şâhitliği.. Bunların da İslâm ahlâ­kında asla yeri yoktur. Haset, iftirâ, müzevirlik, koğuculuk, insanları çe­kiştirmek, zem ve gıybet etmek bunlar hep kötü huylardandır.

Müslümanlığa yakışmayan bir hareket de, kendi menfaatini başkası­nın zararında aramaktır. Yüze gülüp arkadan kuyu kazan bâzı tipler vardır, işte bunlar hep o menfaatçı gruptandır. Allah hepimizi böylelerinin şerrinden korusun.

Yüce dînimizin ahlâka ne kadar önem verdiğini açıkça göstermek için size bir misâl vereceğim:

Bir gün Peygamberimize bir kadını öğmüşler, sofudur, geceleri na­maz kılar, gündüzleri oruçla geçirir. Lâkin bir kusûru var, kötü dilli, komşularım incitiyor, demişler.

Büyük Peygamberimiz’in o kadın hakkında verdiği hükme bakın da ibret alın: “O kadında hayır yoktur, o Cehennem ehlindendir.” buyur­muşlar.

Üzülerek söyleyelim ki, müslümanların bir kısmı, gaflet ve cehalet yüzünden, dînin rûhunu kavrıyamıyor. Şekle saplanıyor, özü ihmal edi­yor. Halbuki, ahlâk özdür, insanın kemâli, ahlâk iledir, Hz. Peygamber güzel ahlâkı tamamlamak için gelmiştir, öyle ise, müslüman kötü huyla­rın esiri olamaz. Düşkün ahlâklı olamaz. Müslümanlık izzet ve şeref dinidir. Biz, müslüman kardeşlerimizi şerefli, itibarlı, muhterem görmek is­teriz. Bu da güzel ahlâk sahibi olmakla olur. Kötü huyların içine düşen­ler zillette kalırlar. Müslümanların böyle zillet içinde, düşkün ve perişan bir halde kalmalarına gönlümüz asla razı olamaz. Atalarımız böyle değil­di. Bir şâirimiz bu acıklı manzara karşısında şöyle dert yanıyor:

Müslümanlık nerde, bizden geçmiş insanlık bile!

Âlem aldatmaksa maksat, aldanan yok, nafile!

Kaç hakîki müslüman gördümse hep makberdedir,

Müslümanlık, bilmem ama, galiba göklerdedir!

Şâiri böyle acı acı söyleten müslümanların bugünkü durumudur, ah­lâkça sukut hâlidir. Bu halden silkinip kurtulmalıyız. Fert ve cemiyet ola­rak ahlâkça yükselmeliyiz. Yanlış davranışlarla İslâm’ın mübârek ve te­miz adına gölge düşürmeğe hiç hakkımız yok. Müslümanların içinde bu­lundukları hâle bakarak, Müslümanlık hakkında hüküm verecekler. Bu­nu bilelim, hareketlerimizi ona göre ayarlayalım. Durumumuzu ıslah ede­lim. Yoksa vebal altında kalırız.

Müslümanın özü, sözü, işi doğru olmalı. Her hâliyle herkese saygı ve sevgi telkîn etmeli, çevresinde parmakla gösterilen, melek gibi bir kişi olmalı.

Sevgili Peygamberimizin güzel ahlâka dâir birkaç hadîs-i şerifi ile sözlerimize son verelim:

“İçinizde en çok sevdiklerim ve kıyamet günü bana en yakın olanı­nız, ahlâkı en güzel olanlarınızdır.”

“Mahşerde mizana güzel ahlâktan daha ağır basan bir şey konmaz. Gerçekten güzel ahlâk sahibi, onun sayesinde, oruç ve nama/ sahihinin derecesine erişir.”

“Doğru olan bir müslüman, güzel ahlâkı ve cömertliği sayesinde dâi­ma nâfila oruç ve namazla meşgul olan kimsenin derecesini bulur.”

“Ne mutlu, güzel ahlâklı olana. Ne bedbahttır o insan ki, kötü ahlâk­lıdır. Tedbir gibi akıl, güzel ahlâk gibi şeref ve meziyet olamaz.”