Makale

Dost Acı Söyler

TÜRKİYE VE İSLÂM ÜLKELERİ ÜZERİNDE KURNAZ OYUNLAR OYNANIYOR. BU OYUNLARI "MÜMİN FERASETİ" İLE BOZMAK ZORUNDAYIZ...

Diyanet

DOST acı söyler, ama doğru söyler... "Acı"da olsa, "doğru" konuşmanın zamanı gelmiştir.
İslâmiyet "en son" din, tek hak din öyle mi?
Öyle ise, müslümanların o ulu mesajı yüklenecek bir güçleri olması lazım değil mi? Hani nerde o mesajı yüklenen; islâmiyet’in ululuğunu nefsinde cem’e-den, onu temsil eden kişi, topluluk, millet, ümmet?... BU BİR...
DÜNYADA birşeyler oluyor. Bloklar yıkılıyor, yenileri oluşuyor. Birileri silahlar yapıyor, ateşli si-lah,teknik silah, para silahı, kara silah.. Diğerleri üzerinde o silahları deniyor.. Birileri güdüyor, diğerleri güdülüyor..
Birilerinin elinde akıl, kurnazlık, diğerlerininki o "akıl"dan, yoksunluk.. Şimdi biz, bunlardan hangisinin içindeyiz? BU İKİ...
Son birkaç yüzyıldır gündemi hep başkaları tesbit ediyor.. Üstelik te bizim sırtımızdan.. Osmanlıyı yıktılar, yerine istikrarsızlığı koydular.. Bizi Anadolu’ya hapsettiler; şimdi onu da çok gördüler. Şeytanı kıskandıran kurnazlıklarla binbir fesat plânını üzerimize salıyorlar.. Soğuk-sıcak savaşı başlatanda, durduran da; birlikler-bloklar kurup, onu başka bütünlüklere dönüştüren de onlar.. Hep onlar!.
BU DA ÜÇ...

DOST “ACI” SÖYLER

ŞİMDİ doğru oturup,doğru konuşalım:
Son birkaç yüzyılın gelişmelerinde hep "Batı"nın ve ona kimlik kazandıran kültürel değerlerin ta-
rihini, hakimiyetini, insiyatifini görüyoruz.
Son birkaç yıldır yeni oluşumlar var: "Silahsızlanma", "Konvan-siy önel silahlarda indirim",

"Nükleer ve kimyasal kitle tahrip maddelerinin üretimini durdurma", "Nükleer denemeleri kaldırma" gibi.. Bu çok yönlü, geniş kapsamlı, siyâsi ve askerî yapılanmalarda, tek müşterek unsurları Hristiyan bir kökene sahip olmaları.. En güçlü, hatta "tek" müşterek bağ "din birliği".. Bunun dışında ne "dil", ne "tarih" birliği, hatta ne de etnik kökende bütünlük..
Buna rağmen, aralarında makul müşterekler bulabilmekte,belli hedeflere o müştereklerle yürümek-tedirler..
Şimdi beklenen soruyu soralım:
Şu Ortadoğu, baştan -sona Müslüman; aynı bölgede 40 ayrı bayrak.. Bayraklar, sınırlar aynı kalsın ama, neden biraraya gelemezler, bir ortak hedefte, müşterek politikada buluşamazlar?. "Din"leribir, "tarih" leh bir, "kültür" leh bir, hatta Türkiye ve Iran dışında "dil" leh de, "etnik" kökenleri de aynı.. Ama 40 ayrı devlet, 40 ayrı düşman kardeş..
Demek bir "noksanlık" var.. Temsil ettikleri "son din" in ilâhi mesajını taşıyamama; ona lâyık olamama noksanlığı.. Yazık!.

Ortadoğudaki sınırlarda yanlışlık olduğu doğrudur. Nüfusu kalabalık ülkeler (Mısır vb.) tabiî - eko-nomik kaynaklardan mahrum; milyonluk,yüzbinlik emirlikler dünya zengini, doğru.. Ama artık bu "tarih" in cilvesidir.. Aynı zamanda, üyeliğini paylaştığımız Birleşmiş Milletler’in "concencus"u-dur. Sonra, herşey tabiî kaynak demek te değildir. Bugün "teknoloji" ve "görgü" satan ülkeler, tabiî kaynak zenginlerinden daha zengin ve güçlüdür. Bilgi ve teknoloji zenginliği, bundan sonraki çağların ana - gündemini oluştu-racaktır.
O halde müslüman Ortadoğu ülkelerinin "aydın" ve ’yöneticiler" i, sadece onlar değil, başında "akıl", gönlünde "iman" taşıyan her ferdi, ne akla, ne vahye, ne de pragmatik düşünceye uyan bu "infirat" tan vazgeçmeli; vahdete dönmelidir!.
Dünya herkese, hepimize yetecek zenginliğe sahiptir.. Hepimizin birbirimize verecek birşeyleri var.. "Harami" gibi birbirimize saldırmak yerine, elimizde olanı "helal" yollarla değiş-tokuş ederek, Allah’ın verdiği nimetlerden hepimiz hakkımızı, hissemizi alırız.. Meşru takaslarla.. Yeter ki ib-tidai efelenmelerle, kardeş kavgasına girmeyelim..
Dünya - kâinata hakim - bir uyumlu nizama giriyor. Savaşa talip olanlar, saldırganlar hep yeniliyor, kaybediyor.. Gezegenler, galaksiler, yıldız grupları birbirleriyle çarpışmadan nasıl kâinatı paylaşıyorlarsa; arılar, karıncalar, tabiat, birbirleriyle kapışmadan nasıl hayatiyetlerini sürdürüyorlar-sa, aklı başında dünyada, yeni bütünlükler oluşuyor..
Avrupa, 150 yıldır arzulu olduğumuz bütünleşme taleplerimizi elinin tersi ile iterken, daha dün kanlı-bıçaklı olduğu Orta Avrupa ülkelerini bu yeni "akt" larına, "pakt" larına bir - bir alıyor.. Polonya’yı, Macaristan’ı, Çekoslovakya’yı ve beriye doğru başkalarını.. Aralarındaki sun’i engelleri, utançtan duvarları kaldırmadaki kararlılıkları bütünleşme aceleciliğine dönüşüyor..
Zira çağ, kavga değil, infirat değil, bütünleşme çağıdır.!
YA BİZ?
Şimdi dönüp, bir de kendi ülkemize bakalım:
Dünya hakimiyetine soyunan devletler, islâm ülkelerini bölüp, onları "düşman kardeşler" haline getirirken, bölgenin en birikimli ülkesi Türkiye’yi ihmal ederler mi?
1000 yıldan buyana kullandığımız müşterek kimliği inkâr ve iptal ederek, kırık-dökük rivayetlerden, arkeolojik küflerden ve lengüistik fantezilerden yeni bir kimlik çıkarmaya çalışan dış güçler, 3-5 çor-çocuğu peşlerine takmayı başar-mışlarsa, bu bile acı - acı düşünmeye değer.
Anadolu, 1000 yıldır aynı müşterek kaderi yaşıyor. Türk-Kürt, Çerkez-Laz, Abaza-Gürcü demeden dışarıdan gelen taarruzlara hep birlikte karşı koyduk.. Ermeni isyan ve kıtaline hep beraber direndik. Yunan işgalinin üzerine beraber yürüdük. Rus Ordularını Kop Geçidinde beraber durdurduk. Yemen ve Arabistan çöllerinde Batı emperyalizmine karşı beraber savaştık; Medine’yi beraber savunduk. Haçlı sürülerine karşı Kosova’yı, Niğbolu’yu, nasıl birlikolup, kazanmışsak, Çanakkale’yi de birlik olup, geçilmez yaptık.. Zaferlere beraber sevindik, yok-luk-kıtlık ve güçlüklere beraber katlandık.
Yüzyıllar boyunca medeniyetlere beraber imza attık; şeref bayrağını beraber taşıdık.
İzmir’in, Manisa’nın, Aydın’ın kurtarılması için "Doğu’lu, "Güneydoğulu kaç bin, onbin, yüzbin vatan evlâdı Mehmetçiğin şehit düştüğünü kim bilmez?! Kars’ın -Ardahan’ın Rus işgalinden, Van’ın
- Hakkari’nin komşu işgalinden kurtarılması için, Izmirti, Manisalı, Aydınlı kaç bin, onbin, yüzbin va-tan evlâdı Mehmetçiğin şehit olup
- uçtuğunu kim inkâr eder? Geçin efendim geçin!. Siz, Batı
ufuklarını yüzyıllarca karartan, veraset savaşlarının, kanlı mezhep kavgalarının faturasını kendi ara-nızda paylaşın!.
Bize ise karışmayın!.. Bizim bahçemizde her türden çiçek var. Kokusu, rengi, güzelliği ile bu çeşitlilik bizim zenginliğimizdir.
Bizim "Millet" şuurumuz, "mensubiyet" şuurudur. Camimiz bir, okulumuz bir, kışlamız müşterektir. Bizde renginden dolayı okula, işe, sofraya kabul edilmeme uygulaması bilinmez. Okuyanımıza Cumhurbaşkanlığı dahil her görev açıktır. Çalışanımız için rengjne, inancına, bölgesine görev için ayrı kategoriler yoktur.
Edirneli bir çiftçinin, Karadenizli bir balıkçının, Hakkari’li bir çobanın çocuğunun Belediye Başkanı, Vali, General, Genelkurmay Başkanı, Yüksek Mahkeme hakimi, Büyükelçi, Milletvekili, Bakan, Başbakan olageldiğini kim inkâr edebilir? İktisatta, idarede, asker-likte, yargıda, siyasette her hizmet, her mevki her vatandaşa açıktır.
Biz "Vahdetin faziletini de tefrika’nın felâketini de biliriz. Zira bizim Kur’anımız, bizim imanımız, bizim kıt’alar aşan irfanımız öyle der, öyle ister.





TEFRİKANIN FATURASI

Kardeş Pakistan’ın 19601ı yıllarda bir güzel büyüme örneği sergilerken, bir kardeş kavgası sonucu "Doğu - Batı" diye bölünmesini içimiz sızlayarak izledik. İstiklâl için kıyam eden Doğu Pakistan’ın başı göğe mi erdi. Bugün kendi -kendine yetmeyen birkaç ülkeden biri bu ülke; Bangladeş.. Halbuki Bengal Vadisi, Nil Vadisinin de önün de, dünyanın en verimli toprakları idi.. Dünyanın "jüt" anbarı idi.. Tefrikanın faturası, bu kardeş ülkeyi "bir yıl sel, öbür sene kuraklık" tarzındaki biteviye felâketlerin beşiği haline getirdi.
Afganistan, 100 yıldır devam eden "Pathan - Acem "kavgalarının faturasını, kuzeyden bir karabasan gibi gelen Sovyet işgali ile ödedi. Mücahit grupların birlikteliği düşmanı ülkeden attı ama, iş devlet kurmaya gelince, vahdet sağlanamadı diye, kuruluş ta gerçekleşmedi.
"İnanmayanlar bile birbirlerinin yardımcılarıdırlar. Şayet siz böyle yapmazsanız, yeryüzünde bir fitne, büyükbir kargaşa ortaya çıkar" (Enfal) Suresi, Ayet: 73).
"Çekişmeyin!. Aksi halde dağılırsınız. Gücünüz kaybolur." (Enfal Suresi, Ayet: 46).
İslâm âleminin dağınıklığı bundandır. Bu ilâhi ikazın muhatap ve mahkûmu, onu "tebliğ" ile mükellef olanlar ise, buna ancak "yazık"denir, "yazık!."
Gayrimüslim dünyanın, iştihâ kabartan sofrası olmamak, "son" ve "tek hak din" İslâm’ın ulu mesajını yüklenmek, her müslüma-nın vazifesi olmalı..
Müslümanın kâinatı kucaklayan iman ve mefkuresi düşmanın tuzak ve kurnazlığından çok daha ulvidir.


KİTAPLARIN DİLİ
(Milli Ortaklıklar)

Avni Akyol
Milli Eğitim Bakanı

İnanç, ahlâk, ortak duygular, değerler, düşünceler ve sanat gibi... Kaderimiz ve geleceğimiz birdir ve ortaktır Farklılıklar en büyük zenginlik kaynağımızdır. Ayırıcılığın, hiçbir kişiye, gruba, unsura fayda ve hayır getirmeyeceğini; geçmişte de getirmediğini bilmeliyiz. Bu amaç, niyet ve yöndeki görüş, düşünce, eğilim ve hareketlerin, bilim ve kültürle ilgili olmaması yanında, çağdışı olduğunu; ayrıca karşısında olduğumuz ırkçılığa ve fanatizme yol açacağını da daima göz önünde bulundurmalıyız.
TÜRKIYE GERÇEĞI olan TÜRKİYE MOZAYİĞİNDE
Çok sağlam, sağlıklı, birbirini tamamlayan, kaynaştıran, ortak temeller, değerler, inançlar, bağlar; nakış gibi işlenmiş olan ve hâlâ işlenen unsurlar, renkler, desenler vardır: vatan, iman, inanç, ahlak, ortak duygular, değerler, düşünceler ve sanat gibi…
ÇOKLUK
İçinde BİRLİK; BİRLİK İçinde TEKLİK.
Ecdadımız, atalarımız, Osmanlılar yapmış, gerçekleştirmiş bunu.
TÜRKİYE, insanlık tarihinin en eski ve en zengin kültür ve medeniyetlerinin beşiği olmuş bir ülkedir. TÜRKLER’in ANADOLU’yu fethetmelerine kadar, birbirlerinden ayrı pek çok toplum, topluluk, etnik grup veya unsur, millet; bunların karışımı ve birleşmeleriyle oluşan çok çeşitli insan tipleri ve kültür sentezleri, Anadolu’nun özel karakteridir. Bunun için dünyada eşi ve benzeri olmayan kültür hazinelerinin bulunduğu bjr "MÜZE ÜLKE" dir, açık hava müzesidir. TÜRKİYE Kültür, sanat, bilim, teknik ve ticarette ilk, öncü, örnek olan, hareket ve buluşların gerçekleştiği merkezlerden en önemlisidir.