Makale

BALKANLAR’DAN İZLENİMLER-9

BALKANLAR’DAN
İZLENİMLER-9

ÜSKÜP’TE
HAFIZLIK
MERASİMİ

HALİT GÜLER/ Başkan Yardımcısı

Üsküp Büyükelçiliğimizi kısa bir ziyaretten sonra Cuma namazını kılmak ve hafızlık merasiminde bulunmak için Isa Bey Camii’ne geldik. İçerden hafızların sesi geliyor ve çevre çok kalabalıktı. Cemaat, caminin içini doldurduğu gibi, bahçeyi de doldurmuş ve sokaklara taşmıştı. Biraz da geç kaldığımız için, kalabalıktan camiye zor girdik. Misafir olmasaydık belki de hiç giremeyecektik. Bu cemaatin çokluğundan hiç rahatsız değil, hatta sevinçli idik. Cemaat camiye ne güzel yakışmış. Hafızların okuduğu Kur’an-ı Kerim, camiyi daha da ulvileştirmiş.
Misafir olduğumuz için mihrabın önüne kadar ilerleyebildik. Mihrabın önünde kendilerini dinleyen hocalarla birlikte yüzleri kıbleye dönük üç kız, üç erkek altı hafız oturuyordu. Onların etrafında çok sayıda beyaz sarıklı müftüler ve imamlar vardı. Biz de mihrabın yakınında bizim için ayrılan yere oturuverdik.
Duaları yapılacak hafızların sıra ile okudukları Kur’an-ı Ke- rim’i zevkle dinledik. Sonra da bir genç aşr-ı şerif okudu. Sesi güzel, ağzı talimli idi. O gencin Kur’an-ı Kerim okuyuşu dikkatimizi çekti. Yakınımdaki yerli hocalardan birine, “Bu genç hafızlığını ne zaman bitirdi?" diye sordum. Hoca cevaben: "0 hafız değil. Yüzünden Kur’an-ı Kerim okumasını da bilmez. Kasetlerden dinleye dinleye ezberlemiş. İşte dinlediğiniz gibi okuyor.” demezmi! Bunu duyunca şaşırmadık. Bu tablo, gönülleri Kur’an-ı Kerim’le anlaşınca o gönüllerden birine sahip olan mü’min insanın nelere kadir olacağını gösteriyordu.
Isa Bey Camii’ndeki tablo, Kur’an-ı Kerim’in kıyamete kadar baki kalacağının, bir harfini bile değiştirmeye kimsenin gücünün yetmiyeceğinin 20. asrın anlayacağı seviyede bir delili idi.
Dua yapıldıktan sonra kız hafızlar yerlerinden ayrılarak kadınlara ayrılan bölüme geçtiler. Güzel sesli hafızların camide meydana getirdikleri manevi havayı yaşayarak, sevaptan hissemize düştüğü miktarda amel defterimize yazılacağını umarak Cuma namazını eda ettik. Cemaatin hasret dolu bakışları arasında selâmlaşarak camiden ayrıldık. Böyle bir olayı tekrar yaşama arzusuyla Üsküp sokaklarına yeniden daldık. Doğruca Mustafa Paşa Camii’ne gittik.
Yolumuz Muslihiddin Abdülgani Dükkancı Camii’nin önüne düştü. Sebebini öğrenemedik ama bu cami tamamen yok olmuş ve yerinde yalnızca minaresi kalmış. Soydaşlarımız minareyi koruma altına almışlar ve etrafını pislikten temizlemişler. Soydaşlarımız, bir de mabedlere kötü gözle bakanların vicdanlarını, kin ve nefretten timezleyebilseler...
Mustafa Paşa Camii 1492’de yapılmış. Camiye girerken son cemaat mahallinde fazla miktarda rulo halinde hasır gördük. Camiyi görünce ne kadar duygulanmış isek, hasırları görünce de o kadar sevindik. Çünkü bu hasırların çokluğu, namazlarda cemaatin fazla olduğunu gösteriyordu. Mustafa Paşa Camii’nde hasırların üzerinde değil de tertemiz halıların üzerinde iki rekat namaz kılarak Allah’a şükrettik.
Mustafa Paşa Camii’nden sonra ziyarete gittiğimiz Köse Kadın Camii’ni tamirata alınmış vaziyette bulduk.
Ziyaret etme fırsatını bulduğumuz mabedlerden birisi de Murat Paşa Camii oldu. Murat Paşa Camii’nin tam karşısında Suluhan ve Murat Paşa Hamamı inşa edilmiş. Bu eserler cami ile bütünleşecekleri mutlu anı bekliyorlar.
Tarihi eserlerin tamamını ziyaret etme imkanı bulamadan Üsküp’ten ayrılmak zorunda kaldık.
İsa Bey Medresesi yıkılınca ve binanın yeniden yapılmasına da izin yerilmeyince soydaşlarımız, Üsküb’ün mahallesi sayılabilecek bir semtte o isim altında yeni bir medrese açmışlar. Ev sahipliğimizi yüklenme zahmetinde bulunanlar o mektebi de görmemizi istediler. Biz de seve seve kabul ettik.
Üsküp’ün yeşillikleri arasında kaybolmuş müslüman ailelere ait evlere komşu, güzel bir bina ile karşılaştık. Fakülte olabilecek düzeyde bir bina. Şu anda 270 talebe okuyormuş. Okul tatil olduğu için talebelerle görüşmek mümkün dolmadı. Bahçesi nefis. Kütüphanesi, fizik, kimya laboratuvarları, lisan odaları bu işe sahip çıkanların ciddiyetini ve ilim anlayış seviyelerini gösteriyordu. Müslümanlara ve Müslümanlığa yakışan bir müessese.
İsa Bey Medresesini, izine giden hocalarını ve talebelerini bekler vaziyette bırakarak, Kalkandelen’e gitmek üzere yola koyulduk. Şehirden biraz uzaklaşınca eteklerinde köyler bulunan dağlar başladı. Köylerde ufka uzanan minareler görüldü. Üsküp’te olduğu gibi oralarda da manevi bir hava hissettik. Bu tablo gönüllerimizde korkmadan, çekinmeden ve hatta yorulmadan minareden minareye koşabileceğimiz gibi bir duygu meydana getiriyordu. Bu anlamlı görüntü bizim bu topraklara maddeten olmasa bile manen ortak olduğumuzu gösteriyordu. Yol boyunca her birinin ayrı ayrı yükselecek ezan seslerini duymaya yalnız kulaklarımız değil iç dünyamız da hazırdı.
Bu köyleri zevkle seyrederek yolumuza devam ediyoruz.
Bu manzarayı seyre daldığımızı gören Meşihat Başkanı Süleyman Recep tebessümle: "Sizi memnun eden bu görüntü, Arnavutluk’a kadar böyle devam eder. Bitiverecek zannetmeyin." dedi.
Bir yol ayırımında gözümüz Kosova istikametini gösteren yazıya takıldı. Yazıya dikkatle baktığımızı farkeden Süleyman Recep, Kosova’nın Üsküp’e 380 km. mesafede olduğunu ve Kosova’da 2 milyon müslüman yaşadığını söyledi.
Kalkandelen’e geldiğimiz zaman saatimiz; 16.30’u gösteriyordu. Kalkandelen nüfusunun yüzde sekseni müslümanmış. Çok yağmurlu olduğu için Kalkandelen’de kalamadık ve yolumuza devam ettik. Gostivar’a bağlı Rabdişde köyüne kadar gittik. Köy meydanına vardığımız zaman yağmur şiddetini artırarak devam ediyordu. Arabalarımızdan inerek camiye yakın bir kahvehanenin önüne oturduk. Bizim oturduğumuz kahvehaneden başka aynı sırada 3-4 tane daha kahvehane vardı. Kahvehanelerin caminin yakınında bulunmaları herhalde tesadüfi değildi. Buralarda oturan insanların aynı zamanda caminin cemaati olduklarını gösteriyordu. Anadolu’da da öyle değil mi? Oturduğumuz kahvehanenin içi ve dışı dolu idi. Soydaşlarımız ağaç dalları arasına ustalıkla yerleştirilmiş televizyonu seyrediyorlardı. O anda hepsinin birden ekrandan gözlerini ayıramayışlarının sebebi; TRT-1’de haberlerin başlamak üzere olmasıydı. Nihayet haberler başladı. Her zaman olduğu gibi yine haberler pek iç açıcı değildi. Haberlerin özetlerinden bir özette biz çıkararak bir kaç örnek verelim:
- Güneydoğu’da 37 terörist öldürülmüş.
- Yumurtalık boru hattına bomba konmuş.
- T.B.M.M. Başkanı Hüsamettin CİNDORUK, Türk basınından sansürün kaldırılması nın bilmem kaçıncı yıldönümü olması sebebiyle gazeteciler cemiyetini ziyaret etmiş.
Bunları kelimelerle ifade etmek gerekirse şu durum ortaya çıkıyor:
Ölüm, bomba ve sansür.
Dışarda bir kimse spikerin sertleşen sesinden bu haberleri dinleyince, dinleyenler soydaş da olsa, Türkiye ne biçim ülke demekten kendini alamıyor. Acaba bu haberleri daha yumuşatarak vermek mümkün değil mi?
Bu köyde üç cami varmış. Kahvenin önünde sohbet ettiğimiz soydaşlarımız arasında imamlar da var. İmam Dr. Galip Veliyun Türkiye’de Sosyal Bilimler dalında doktora yapmış. İmam Mürteza Zülevi Ez- her mezunu. Bu köyde gayrı müslimler bile Türkçe konuşuyorlar. Kültür seviyesi oldukça yüksek bir köy.
Batı Makedonya’da Müslümanlık canlı. Islâm dini bu canlılığı, bu yöre halkının kültür seviyesinin yüksek olmasına borçlu.
Rabdişde köyündeki soydaşlarımıza veda ederek yine yağmurla Ohri’ye doğru yola çıktık. Şiddetli yağmur akşamın karanlığını daha da artırıyordu.
Ohri’ye geldiğimiz zaman hava iyice kararmıştı, yağmur da sağnak halinde devam ediyordu. Yerlerimiz önceden ayrılmış olan metropol oteline yerleştikten sonra din işlerinden sorumlu Devlet Bakanı Iristo Ivanov’la olan randevumuza yetişmek üzere Baserat oteline gittik. Saat: 20.00 de otelin kabul salonunda Bakanla bir araya geldik, Bu zamana kadar yapılan görüşmelerde ele alınan konular tekrar dile getirildi. Bakanla yapılan görüşme yararlı oldu.
Geceyi Ohri Gölü kenarında Metropol otelinde kıyıya vuran dalgaların sesini dinleyerek geçirdik. Sabah kahvaltısından sonra Arnavutluk’a gitmek üzere otelden ayrıldık.
Akşamki yağmurun tesiriyle ortalık serindi. Arnavutluk’a giden yol, gölün kenarında bazan yaklaşarak, bazan uzaklaşarak ama hep gölü görerek devam ediyordu. Karşı dağların bağrına yerleşmiş gibi görünen simsiyah bulut, biraz sonra yağması muhtemel yağmurun kaynağı hissini uyandırıyordu.
Şu anda tepemsi bir yerdeyiz. Gücümüz yetse veya vaktimiz olsa da buraları yürüyerek kat edebilsek. Bu güzel manzarayı daha uzun süre seyredebilirdik. Bizim yapamadığımıza bakmayın, bunu böyle yapan çok insan var.