Makale

BURSA'DA ‘YEŞİL CÂMİ’DE NAMAZ

BURSA’DA ‘YEŞİL CÂMİ’DE NAMAZ

Osman KESKİOĞLU

Müezzinin Allah kullarını namaza, felaha çağıran yanık sesi, yeşillere bürünmüş Uludağ’ın yamaçlarında tatlı akisler yaparak, gitgide mavileşen ufuklara doğru dolana dolana yayılmaya başladı. Karanlık gecelerde gökler­de çakan şimşeklerle karanlığın kat kat perdeleri nasıl yırtılıp parçalanarak dağılırsa, döne döne kulaklara gelen bu İlâhî nidâ ile de gönüllerin paslı kasveti öylece sıyrılıp dağıldı. Dağlar, tepeler, sırtlar, yamaçlar, vâdîler aynı ahenkli nağmelerle dakikalarca çalkalandıktan sonra, bunlar nurdan çizgiler hâlinde uzana uzana göklere doğru yükseldi gitti.

“İçimde dalgalı tekbîri en güzel dînin.”

“Yeşil”e koştum. Ruhumun İçine kurşun dokülmüşçesine sert bir ağır­lıkla çökmüş ve çöreklenmiş olan sevimsiz düşünceler, acı tasalar birdenbire dağıldı. Mâsivâyı içimden söküp attım. Etrafımdan kötü kuruntular sıyrıldı. Ruhum bir melek gibi kanatlı şimdi. İçime güneşler doğdu. Aydınlık içinde­yim, Allah’ım.

Camilerimizin kapılarının üzerine âyet-i kerîmesinin yazılmasındaki isabeti ve hikmeti şimdi daha İyi anlıyorum. Camiler, Allah’ın kutsal evi. Oraya girenler emniyet ve selâmet içindedirler. Sükûna kavuşurlar, rahmet denizine dalarlar.

"Yeşil"in içi, dışardan daha aydınlık geldi bana. Pencereden süzülen zi­yaları, yeşil çiniler öyle tatlı renklerle İşliyor ki, par par titreyen ışıkları İle mabedin içi, tasvîri imkânsız bir güzellik dolu. İnsana Cennet’ten bir köşe manzarası hissini veriyor. Her köşede bir sessizlik hâkim. Şadırvan’ın tatlı şırıltısı bu sessizliğe maveradan gelen bir ses mânâsı katıyor gibiydi. An­cak, şadırvana atılan mâdenî paralar, bu mübarek suyun berraklığını biraz bozuyor. Atanların dilekleri iyi, fakat yapılan iş, İyi değil. Gönüllerdeki di­lekler, doğrudan Kadıyü’l-hâcât’a, Mücîbü’d-daavât’a arz olunmalı, bu temiz dileklere kirli paralar karıştırılmamalı.

Saf saf olmuş cemâat bu fânî dünyâyı unutmuş, Hakk’a yönelmiş. Na­maz, ibâdetlerin tâcı, mü’minin mi’râcı, rûhun münâcâtıdır. Hayâtın baş döndürücü gürültüsünden bunalan kul namazda huzur bulur, dinlenir, Peygamber Efendimiz, Müezzini Bilâl-i Habeşî’ye: “Ezân oku da namaz kılarak ferahlıyayım, yâ Bilâl” derlerdi. Huzû ve huşû içinde Hakk’ın huzuruna duranların arasındayım. Varlığın süflî arzularından, karamsar üzüntülerden sıyrılarak Hakk’ın dîvânına durdum. Uyanık ruhlar, yanık gönüller Ulu Allah’ın önünde eğilerek, secdeye kapanarak yalvarıyor­lar. Rahmet diliyorlar, mağfiret İstiyorlar; dudaklar, eller, diller, gözler, gö­nüller, bütün zerreler hep niyazda. Hayâtı zehirleyen hâin emeller, mürâîlik­ler, nifaklar... Bunların hepsi bir tarafa itilmiş; murdar hırslar, menfur arzu­lar... mabedin dışında kalmış. Burada kin, nefret, tamah, haset, nifak, şikak gibi süftî ihtiraslar yok. Düşmanlık yok, çekişme yok. Burada nurlu îmanlar, temiz vicdanlar, temiz yürekler, temiz dilekler var.

Herkes, baştan ayağa niyaz kesilmiş, yalvarıyor. Titrek dudaklar sevimli diller, nemli gözler, yanık yürekler, açık eller hepsi niyazda. Dünyânın müthiş sarsıntılarından, aldatıcı gösterişlerinden, gafletten sıyrılan ruhlar burada arınıyor, gufrâna bürünüyor, kalbe huzur, sükûn, itmînan, îman doluyor. Ruhta hidâyet meş’alesi yanıyor.-Şimdi her yer ve her yan pırıl pırıl nûr dolu.

“Gözünde var mı yaş kani?

Niçün dökmiyesin anı?

Niçün virmîyesin canı?

Niçün dimez diller, Allah?"

Allâhu Ekber nidası ile kıyama durup haşyetle rükûa ve secdeye va­ran saflar, hep beraber dalgalanıyor. Eller aşağıya sarkıyor, beller bükülü­yor, dizler çıtırdıyor, başlar secdeye kapanıyor, alınlar yere sürülüyor. San­ki kâinatla birlikte mü’minler ebedî bir secde1 hâlinde şimdi. Genç ihtiyar, zengin fakir her sınıftan ve tabakadan insanlar aynı sıraya dizilmiş. Ulu Yaradan’a kulluk ediyorlar. Benlikler yere serilmiş yatıyor, mağrur başlar eğil­miş, mütekebbir edalar sönmüş, hepsi rahmet istiyor, mağfiret diliyor. Bura­da yalnız duâ ve niyâz var. Kalbler aynı îmanla dolu. Gözler mâverâya doğ­ru süzülüyor. Ruhlar Mi’râc’a yükseliyor. Gerçekten mü’minin mi’râcı bu. Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuşlar:

“Kulun Allah’a en yakın bulunduğu hâl, secde hâlidir.”

Sağa selâm veriyoruz. Güzel bir hatla yazılı şu hadîs-i şerîfîn satırları gözüme ilişiyor:

“Rahmân’a ibâdet edîn, (açları) yemek yedirip doyurun, birbirinizle se­lâmlaşın ki, Cennet’e de selâmetle giresiniz.”

Solumuza selâm veriyoruz: “Cemâat rahmettir, ayrılık azab.” yazılı.

İyiye, birliğe, toplu olmaya, sevişmeye çağıran, ayrılıktan sakındıran bu satırlar, yüzyıllar boyunca mâbetlerimîzin süsüdür. Bunlar duvarları süslediği gibi ruhumuzu da süslemelidir. Bunları duvarlara astığımız gibi kalblerimize de aşmalıyız, diyorum içimden. Allah’dan dileğim bu niyazımın kabulüdür.

Cemâat ne güzel şey. Cemâatle namazın fazileti kat kat üstün.

“Dili bir, gönlü bir, îmânı bîr insan yığını

Görüyor varlığının bir yere toplandığını;

Büyük Allah’ı anarken bir ağızdan herkes.

Nice bin dalgalı tekbîr oluyor tek bir ses.”

Allâh’ın rahmeti, bereketi cemaatın üzerine iner.

Cemâate rahmet getiren meleklerin kanat çırpış seslerini duyar gibi oldum.

*

Cami; ibâdet yeri, rahmet ve gufran evi. Kul, Hakk’ın dîvânına burada durur.

Üzüntüler burada diner, dertler burada biter, acılar burada söner, ke­derler burada unutulur, ümitler burada parlar, emeller burada canlanır, ahit­ler burada tazelenir, medet bekleyen feryatlar burada imdat bulur, icâbei bekleyen dilekler burada kabûl olunur. Acz içinde inleyen ruh burada şah­lanır:

“Allah! derim, gider zevalim.

Allah! derim, gelir mecâlim.”

Burada nur var, huzur var, huzû ve huşu var, îmân ve itmi’nân var. Adalet ve müsâvat var, hepsinden ve her şeyden güzel hürriyet var!

Allah’ım, Sen’in mabedinde hürüm, dilimin bağı çözüldü, rûhum kanat kanat açıldı. Bütün ümitlerim, emellerim parladı. Dileklerim dile geldi. Her dileğimi serbestçe dile getirebiliyorum. Her istediğimi korkmadan, çekinmeden söyleyebiliyorum. Gönlümü, ruhumu Sana açıyorum. Kelimeler, gön­lümdeki berraklığı ile dökülüyor. Mabetteki hürriyet havası ne tatlı! Vicdan hürriyeti ne güzel şey! Muhtâc olduğum şeyleri, dışarıda bulamadıklarımın hepsini mabette buldum. Burada ezgi yok, zorlama yok, korku yok, üzüntü, tasa yok. Duâma, niyazıma karışan yok, her dileğimi dileyebiliyorum. Ni­yazlarım açık. Ümit ve hürriyet ocağında rûhum saf, gönlüm berrak.

Cevr ü fesâdın, zulüm ve İstibdadın kirli eli buraya uzanamaz. Burasını Hakk’ın eli korur. Buraya melekler kanat gerer. Buraya giren emniyettedir. Burada kul hürdür. Sükûnetle diz çökülür, diller çözülür, dilekler ortaya dö­külür, yüzler güler, ümitler parlar. İşte istediğim kelimelerle dilediğim gibi yalvarıyorum. Dilime, dileğime karışan yok. Sözüme, özüme müdâhale eden yok. Ben, tam hürriyeti Allah evinde buldum.

Allah’ım! Mâbedindeyim. Sana ruhumu dilediğim gibi açıyorum. Sen’in huzûrundayım. Hak kelâmı ile konuşuyorum. Çekinmeden söylüyorum. Kelimeler hür bir ifâde ile dilimden dökülüyor. Kimse söyleyeceklerime manî olamıyor. Sen’inle aramda hâil yok, engel yok. Sen beni duyuyorsun, dinliyorsun. Beni huzurundan koğmuyorsun, sözlerimi kesmiyorsun. Sana hitab etmenin, kulluğunda olmanın. Yüce Hakk’ın huzurunda Hak kelâmı ile söyleşmenin

zevki ne yüce.

“Yeşi”’de Hakk’ın huzuruna durmuş kullar, huzû ve huşu içinde ibâdet ediyorlar. Sağda Ulu Câmi’de, solda Emir Sultan’da, Orhangazi’de, Beyazit’de, Muradiye’de, Mollafenârî’de, Çekirge’de ve daha nice camilerde aynı ezanlar, aynı namazlar ve niyazlar! Dışarıda didişen, çekişen, boğuşan, boğazlaşan insanlar var; kin, ihtiras, hîle, fitne, fesat, nefret ateşi ile yanıyorlar. Hayâtın kirli çarkları onları eziyor, azgın dişleri kemiriyor. Ah bir bilseler, mabede gelseler de huzur bulsalar, selâmet bulsalar. Ümitsiz bîçâreler, ye’sin karanlığında bunalanlar, hidâyet arayanlar, mabede gelin! Aranan huzur burada!.. Burada gönüller niyazda, eller duada, başlar secdede, ruhlar vecd içinde.

“Kıyılmaz lâkin Allah’ım, bu gaşyolmuş yatan vecde...

Bırak hılkatla olsun varlığım yekpare bir secde!..”

O. KESKİOĞLU