Makale

TÜRK DİLİ VE KÜLTÜRÜ

BAŞYAZI

TÜRK DİLİ VE KÜLTÜRÜ

Mehmet Nuri YILMAZ
Diyanet İşleri Başkanı

Önce anlaşma vasıtası olan "dil”in, Cenab-ı Hakk’ın insanlara bir lütfü, insanın en önemli vasıf ve kabiliyetlerinden biri ve kültürün vazgeçilmez unsuru olduğunu belirtmek istiyorum. "Lisan", ademoğlu-nun fıtrî istidadını, şahsi seciyesini ve millet mensubiyetini göstermektedir.
Yüce Dinimiz, "dil"e gereken önemi atfetmiş ve gereken değeri vermiştir. Nitekim, Kur’an-ı Kerim’in mucizevî yönlerinden belki başta geleni, onun dil üstünlüğü veya fesahat ve belagatidir. Sevgili Peygamberimizin söz ve hitabelerinde görülen "ilahi dil terbiyesi"nin tezahürleri de, lisandan anlayanları hayran bırakmaktadır.
Bilindiği gibi lisan, ihsan iç yapısının dışarıya tezahürü ve tercümanıdır, islâm Dini, insanın gönül ve akıl yapısı ile, bunlann tezahürü olan sözü ve işi arasındaki mutabakata dikkatleri çekmiştir. Başka bir ifade ile, doğru sözlü olmayı ısrarla istemiş ve emretmiştir. Hz. Peygamberin "Muhammedü’l-Emin" (Güvenilir Muhammed (S.A.S.) sıfatı, doğru sözlülüğünden kaynaklanmaktadır.
Sıdk", yani "doğru sözlülük", bütün peygamberlerin vasfı ve vazgeçilmez davasıdır.
Kur’an’a göre, yeryüzünde dillerin çokluğu, Allah’ın varlığının delillerinden biridir. Nitekim Kur’an-ı Kerimde; "Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin değişik olması, O’nun varlığının belgelerindendir. Doğrusu bunlarda bilenler için dersler vardır." (Rum:22) buyurulmuştur. Cenab-ı Hak insanları, hakikaten farklı renklerde ve değişik dilleri konuşan kabileler ve milletler halinde yaratmıştır.
Her topluluk ve millet, kendi "ana dil"ine sahip çıkmak, onu yaşatmak ve geliştirmek ister. Bu, insan tabiatının gereği olduğu gibi, toplumun da aynı zamanda görevidir. Yeryüzünde konuşulan diller arasında en yaygın ve istikbali en parlak olanlardan birisi Türkçe’dir. Türkçe, köklü ve güzel bir lisandır. Fakat uzun asırlar boyunca; siyasî, ideolojik, iktisadî, coğrafî ve harsî sebeplerle çeşitli dillerin tesiri altında kalmıştır. Günümüzde de, Batı dillerinin yoğun etkisi altındadır.
Bir dilin, başka dillerle temas içerisinde olması, dillerin karşılıklı alışverişte bulunması ve kendi bünyesinde gelişme göstermesi tabiidir. Ancak, bunlar olurken dili, sun’îlikten ve özenti neticesinde başka dillerin "hâkimiyeti"nde koruyup kollamak gerekir ki, dil, kendi yapısı içerisinde sağlıklı gelişmeyi gösterebil-sin. Aksi takdirde, dilin gelişmesinde çarpıklıklar görülecek ve lehçe, ağız ve şiveleri arasındaki farklılaşma uçurum halini alacaktır.
Bugün, Türk şiveleri arasında böyle bir durum sözkonusudur. Nitekim bir Kazak, bir Özbek, Anadolu Türkçesi’ni anlayamadığı gibi, Anadolu Türkü de, Orta Asya Türk Lehçelerini anlayamamaktadır. Lehçelerimiz arasındaki bu uçurumun sebepleri bellidir. Ancak, bunların biribirine yaklaştırılması kaçınılmazdır. Çünkü dil birliği, kültür birliğimizin pekişmesinde temel unsur olacaktır.
Dilde, Fikirde, İşte Birlik" şiarıyla, 21- 23 Mart 1993 tarihlerinde Antalya’da toplanan "Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve işbirliği Kurultayı’nda dil ile ilgili alınan kararları, bu istikamette atılmış ciddi adımlardan birisi olarak değerlendiriyorum. Bunların bir an önce gerçekleşmesini de diliyorum.
Karamanoğlu Mehmet Bey’in 1277 miladi yılında Türkçe’yi resmi dil olarak ilan etmesi ve bu konuda tedbirler alması, calib-i dikkat tarihî bir gelişmedir. Buna bağlı olarak Ülkemizde 3 Haziran "Dil Bayramı" olarak kutlanmaktadır. Hakikaten; "dili, dil bilimcileri yazar, halk yaşatır, devlet himaye eder."
O dönemin şair ve mutasavvıfı Yunus Emre, Türkçe’nin sadeliği ve ifade gücü konusunda hepimize numune olmalıdır.
Dergimizin bu sayısı "Gündem" ağırlıklı olarak dil konusuna ayrılmıştır. Yayınımızın faydalı olmasını Cenab-ı Hakk’tan niyaz ediyorum.