Makale

TÜRK-İŞ Genel Eğitim Sekreteri Salih Kılıç: “Görevimiz, Çalışan Çocuklarımıza Sahip Çıkmaktır.”

RÖPORTAJ:

İlhami AYRANCI

TÜRK-İŞ Genel Eğitim Sekreteri
Salih Kılıç: “Görevimiz, Çalışan Çocuklarımıza Sahip Çıkmaktır.”

Çalışan çocuklar konusu sık sık ülke gündemini işgal etmekte. Çocukların çalıştırılması meselesi günümüz dünyasının önemli hukuki, ahlaki ve insani meselelerinin başında geliyor. Bu konu ülkemiz için de önemli bir sorundur.
Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre Ülkemizde çalışan çocuk ve gençlerin sayısı
4 milyona yaklaşmaktadır. Başka bir ifadeyle; ülkemizde çalışan her 100 kişiden 18 7, 6-19 yaş grubu çalışan çocuk ve gençlerdir. İşte biz de bütün bunları göz önüne alarak, bünyesinde "Çalışan Çocuklar Bürosu" bulunan ve büyük işçi kuruluşlarından birisi olan TÜRK-İS Genel Eğitim Sekreteri Salih Kılıç ile, çalışan çocuklar konusu üzerine bir söyleşi yaparak sorunun çözümüne katkıda bulunmak, bu çocuklarımızın yarınları adına bugün hangi çalışmaların yapıldığını görmek istedik.

♦ Türk-İş Genel Eğitim Sekreteri olarak, görev alanınız hakkında bilgi alabilir miyiz?
Sendikalar genel olarak, üyelerinin ekonomik, sosyal ve kültürel hakları, isçi hak ve hürriyetlerinin korunması ve geliştirilmesi için mücadele eden müesseselerdir. Ancak, sendikaların görev ve sorumluluk alanları bununla sınırlı değildir. Sendikalar, kendi üyeleri dışındaki kesimlerle, ülkenin ve tüm halkın sorunlarıyla aktif bir şekilde ilgilenirler. Öte yandan, değişen ülke ve dünya meseleleri de sendikaların görev ve sorumluluk alanlarını sürekli genişletir. Başka bir ifadeyle, sendikalar, konumları ve fonksiyonları gereği, dünya meseleleriyle, ülke meseleleriyle yakından ilgili kuruluşlar olarak dünyadaki ve ülkedeki değişim ve gelişmelere bağlı olarak görüş ve yaklaşımlarını kamuoyuna açıklayan, çeşitli alternatifler sunan, gelişmelere müdahale eden toplumsal baskı gruplarıdır aynı zamanda. Böylesi konum ve fonksiyon, sendikaların, sendikacılığın ilgi, görev ve sorumluluk alanlarını sürekli olarak genişletmektedir.
Bu bilgilerden hareketle, TÜRK-İS Genel Eğitim Sekreterliğinin görev alanı ile ilgili olarak şunları söyleyebilirim: Öncelikle zor dönemlerin asılması, sıkıntıların azaltılması mücadelesinde, sendika üyelerimizin güncel sorunları düşünmesi, gelişmeleri izlemesi ve yeni gelişmelerin belirlenmesinde, söz ve karar sahibi olmasındaki genel faktör sendikal eğitimdir. Sendikal eğitim, üye kuruluşlarımız Sendika Genel Merkez Eğitim Sekreterlerinin görüş, öneri ve katkılarıyla oluşturulan çalışma programı doğrultusunda hayata geçirilmektedir. Uygulamaya konulan program çerçevesinde, sendikacılık ve liderlik eğitimi, çevre ve isçi sağlığı, is güvenliği seminerleri, çalışan çocuk, genç isçiler ile kadın isçilerin sorunları ve çözüm yollarına yönelik eğitim çalışmaları, kampanyalar, tüketici hakları, kooperatifçilik çalışmaları faaliyetlerimizde ağırlıklı bir şekilde yer almaktadır. Bununla birlikte, Kamu İktisadi Teşebbüsleri ve Özelleştirme, Gümrük Birliği, Sosyal Sigortalar Kurumu vb. çalışma hayatı ve ülkemizi yakından ilgilendiren güncel konuların tartışılması ve kamuoyunun oluşturulmasına yönelik faaliyetlerimiz sürdürülmektedir.
Öte yandan, son yıllarda bağımsızlığına kavuşan Türk Cumhuriyetleri ile ilişkilerimiz gelişmektedir. Bağımsız Türk Cumhuriyetleri ile karşılıklı olarak; sendikacılık hareketinin gelişiminde bilgi alış-verişinde bulunuyor, milletlerarası ilişkilerde dayanışmayı sağlıyor, mesleki ve sendikal bilgi aktarımı, kültürel ve sportif alanlarda işbirliğinin gelişmesine çaba sarfediyoruz.
♦ Ülkemizde çalışan çocukların durumunun (çocukların çalışması-çalıştırılması) günümüz dünya şartları açısından pek iç açıcı olmadığını biliyoruz. Bu durumun İLO (Uluslarası Çalışma Teşkilatı)’nun standartları açısından geniş bir değerlendirmesini yapabilir misiniz?
Evet, haklısınız. Çocukların çalıştırılması meselesi dünya genelinde önemli hukuki, ahlaki ve insani bir sorundur. Ülkemiz için de önemli bir sorundur. Ancak, çocuk emeğinin kullanımı daha çok kalkınmakta olan ülkelere mahsustur. Bugün dünyada 250 milyon civarında çocuk, çeşitli alan ve işkollarında her türlü korumadan yoksun olarak çalıştırılmakta, çeşitli istismara uğramaktadırlar. En yaygın istismar şekli, çocukların ‘ucuz emek’ olarak kullanılmaları, yani ekonomik sömürüdür. Bunlar ne pahasına yapılmaktadır? Çocukların çocukluklarını yaşayamamaları, eğitim haklarından yararlanamamaları, fizik- sel-ruhsal gelişmelerini tamamlayamamaları pahasına elbette. Başka istismar şekilleri de var, özellikle uzak Asya ülkelerinde. Çok şükür ülkemizde hiç değilse bu türden istismardan uzağız. Öte yandan, çocukların savaşlarda kullanılması, Afrika ülkelerinde yoksulluktan, açlıktan milyonlarca çocuğun hayatını kaybetmesi tabloyu daha da olumsuzlaştırmaktadır.
Ülkemize bakarsak; her geçen gün daha fazla sayıda çocuğun çalışma hayatına katılması, sokaklarda yaşayan, sokaklarda çalışan çocuk sayısındaki artış Türkiye’de önemli bir sosyal sorun olarak ağırlığını gitgide arttırmaktadır. Devlet istatistik Enstitüsü’nün son çalışmasına göre Türkiye’de çalışan çocuk ve gençlerin sayısı 4 milyona yaklaşmaktadır. Başka bir ifadeyle, ülkemizde çalışan her 1GD kişiden 18’i, 6-19 yaş grubu çalışan çocuk ve gençlerdir. Uluslararası Çalışma Teşkilatı’nın son raporuna göre çocuk çalıştırmada Türkiye 4. sırada. Bu üzücü bir durum. Bu çocuklar niçin çalışıyor? Çocuk ve gençlerimizin eğitim sisteminin dışına itilerek, çalışma hayatına atılmalarının arkasında çeşitli nedenler bulunmaktadır. En önemlisi, sosyo-ekonomik gelişmelere bağlı temel sorunlar nedeniyle çocuklar çalışmaktadırlar. Yoksulluk, eğitim sistemimizin ihtiyaçlara cevap verememesi nedeniyle çocuklar para kazanarak aile bütçesine yardım etmek ve bir meslek öğrenmek amacıyla çalışma hayatına atılmaktadırlar. Bütün işverenler değil ama, bir bölüm işverenlerimizin ucuz işgücünü tercih etmeleri nedeniyle de çocuklar çalışmaktadırlar. Denilebilir ki, çocuklarımızı çalıştırmak suretiyle toplum olarak fark edemediğimiz ağır bir bedel ödemekteyiz. İnsan kaynaklarımıza önemli zararlar verirken, ülkemizin refahını da tehlikeye atmış oluyoruz.
♦ TÜRK-İ5 Çalışan Çocuklar Bürosu’nun çalışmalarını izliyoruz. Diyanet Aylık Dergi olarak bu konuya bir katkımız olması ve konunun kamuoyuna iletilmesi bakımından sözkonusu büronun çalışmalarını anlatır mısınız? Ayrıca bu konuda kamuoyundan bir beklentiniz var mı?
Diyanet Aylık Dergi’nin ilgisini, diğer konularda olduğu gibi, çalışan çocuklar konusundaki tavrını da takdirle karşılıyor ve şükranlarımızı sunuyorum.
Biz, Türkiye işçi Sendikaları Konfederasyonu olarak, genç isçilerin ve çalışan çocukların sorunlarını tartışmak, bu soruna kamuoyunun dikkatini çekmek, çözüm yolları bulmak amacıyla çalışmalarımızı uzun bir süreden bu yana sürdürüyoruz. 1993 yılında TÜRK-İS Çalışan Çocuklar Bürosu’nu kurarak, çalışan çocukların çalışma şartlarını iyileştirmek, gitgide çocuk işçiliğine son vermek için çalışmalarımızı yoğunlaştırdık. Çeşitli projeler geliştirip saha çalışmaları yaptık, çalışan çocukların toplumsal profilini ortaya çıkardık, sendikacılarımızı ve çalışanlarımızı eğitip çalışan çocuklar konusuna mutlaka hassasiyetle eğilmelerini istedik. Epey yol da katettik. Bu yıl bir komite oluşturarak, çeşitli bölge ve illerde kampanyalara başladık. TÜRK-İS olarak, Türkiye’de çalışan çocukların sorunlarının çözümlenebilmesi için köklü sosyal ve ekonomik tedbirlerin alınmasını, ülkemizin ihtiyacını duyduğu hukuki düzenlemelerin yapılmasını ve çocuklara eğitim fırsatının sağlanmasını talep ediyoruz. Ancak, çalışan çocukların sorunlarının çözümlenebilmesi için başta devletimiz olmak üzere, çeşitli kurum ve kuruluşların da bu alanda çaba göstermeleri gerekmektedir.
♦ Peki efendim, eğitim çalışmalarınız ne durumda? Özellikle çalışan çocukların maneviyatının yükseltilmesi, psikolojik durumlarının düzeltilmesi yönünde bir çalışmanız var mı? Eğitim çalışmalarınızda başka kurumlarla işbirliği yapıyor musunuz? Mesela Diyanet İsleri Başkanlığı ile birlikte bir çalışma yapılabilir mi?
Çok önemli bir konuya temas ettiniz. Ülkemizde yaşanan bu kadar probleme ve çürümüşlüğe, son dönemde artan kirliliğe rağmen, bizi Türk toplumu olarak ayakta tutan, birbirimize yaklaştıran duygunun maneviyatımız olduğunu düşünüyorum. Özellikle bu dönemde, vatandaşlarımızın maneviyatının yükseltilmesiyle birlikte, çocuklarımızın ve gençlerimizin de maneviyatının yükseltilmesine her dönemden daha fazla ihtiyacımız bulunmaktadır. Temiz topluma, temiz insana giden en etkili yollardan biri budur. Üstelik bu, dinimizin de bir gereğidir. Biz TÜRK-İS olarak, Milletlerarası ve ülkemiz düzeyinde pek çok kurum ve kuruluşla çeşitli konularda işbirliğinde bulunarak ortak faaliyetler yapıyoruz. Uluslararası Çalışma Teşkilatı, Milletlerarası Hür işçi Sendikaları Konfederasyonu, Bakanlıklar, Çıraklık ve Mesleki Eğitim Kurumlan bunlardan bazılarıdır. Tabii ki Diyanet işleri Başkanlığı ile de ortak bir çalışma yapmak isteriz. Esasen, bu işbirliğinde geç kaldığımızı bile ifade etmek isterim. Daha önce de kısmen söylediğim gibi, Diyanet İşleri Başkanlığı pek çok açıdan toplumumuzun önemli bir kurumudur ve insanlarımızı birbirine yaklaştırmada,_ ortak maneviyatının tesis edilmesinde ve sürdürülmesinde önemli bir fonksiyonu olan bir kurumumuz- dur. Çalışan çocuklar gibi toplumumuzun kanayan yarası olan, insani ve manevi yanları da bulunan böyle önemli bir konuda işbirliği yapmamız isçi, işveren, bürokrat, hükümet gibi toplumumuzun her kesimine seslenmemizin, çalışan çocukların sorunlarının çözümünde, belki de diğer yol ve yöntemlerden çok daha fazla etki göreceğine inanıyorum.
♦ Çıraklık Eğitim Merkezleri hakkında da bilgi alabilir miyiz?
Biz, çocukların çalışmaya başlama yaşının 1 5’e çıkarılmasını istiyoruz. Uluslararası Çalışma Teşkilatının 138 sayılı sözleşmesi, asgari çalışma yaşının 15 olması gerektiğini ülkelere tavsiye ediyor. Bizim talebimiz de bu yöndedir. 8 yıl zorunlu eğitimini almış çocuk ve gençlerimizin Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Çıraklık Eğitim Merkezleri’ne başvurup bu okullarda hem eğitimlerini görüp, hem de meslek öğrenmelerini yararlı buluyoruz. Bizim Ahilik geleneğimiz var biliyorsunuz. Ancak son yıllarda çeşitli sorunlara bağlı olarak bu geleneğimiz yozlaştırıldı. Geleneksel çıraklığımız bozuldu, yara aldı. Bu geleneğimizi Çıraklık Eğitim Merkezleri’nde çocuklara eğitim yaptırırken, bir meslek öğretip, para kazandırırken, onları sağlıksız koşullardan koruyarak sür- dürebilirz. Bugün Çıraklık Eğitim Merkezlerinden yararlanabilen çocuk sayımız 230 bin civarındadır. Bu sayı oldukça azdır. Çıraklık eğitimi yeniden yapılandırılarak, daha fazla çocuğu koruyucu şemsiyesine almalıdır.
♦ Son olarak Diyanet Aylık Dergi okuyucularına bir mesajınız var mı?
Ben tekrar Diyanet Aylık Dergi’nin bu yakın ilgisine teşekkür ederken, en kısa zamanda Diyanet işleri Başkanlığı ile birlikte ortak bir çalışma yapma arzumuzu ifade etmek istiyorum.

SALİH KILIÇ

1945 yılında Merzifon’da doğdu. 1958 yılında ilkokulu, bilahare Sapanca Ortaokulu’nu bitirdi. Adapazarı Merkez Lisesi 2’nci sınıftan ayrıldı.
1963 yılında Adapazarı Seker Fabrikası’nda işçi olarak iş hayatına atılan Kılıç, 1968 yılından itibaren Türkiye Zirai Donatım Kurumu Adapazarı işyerinde işçilik hayatını sürdürdü.
Sendika işyeri temsilciliğinin yanısıra Türk Metal Sendikası Sakarya Şubesi Yönetim Kurulu üyeliği görevlerini de yapan Kılıç, 1 Ocak 1973 yılında Tük Metal Sendikası Sakarya Şubesi Sekreterliğime seçildi.
1979 yılında Sakarya Sube Başkanı olan KILIÇ, 1983’te yapılan Türk Metal Sendikası Genel Merkez Genel Kurulu’nda Genel Sekreterliğe seçildi.
TÜRK METAL Sendikası Genel Sekreterliğine 4 dönemdir seçilen KILIÇ, TÜRK-IS’in 16’ıncı Genel Kurulunda Genel Eğitim Sekreterliği görevine getirildi. Halen bu görevini sürdürmektedir.
Salih Kılıç evli ve üç çocuk babasıdır.