Makale

Değişim Sürecinde İnsan-İktisad ve Kur'an

Hasan ARAL

Değişim Sürecinde İnsan - İktisat ve Kur’an

21. yüzyılın eşiğindeki insanlık, bilim ve teknoloji® nin sağladığı maddi hayatın her alanıyla ilgili imkânları kullanmak suretiyle, günlük yaşantısına büyük kolaylıklar sağlamıştır. Dünya küçülerek adeta bir şehir haline gelmiş, uzak mesafeler, asılmaz dağlar, okyanuslar birkaç saatlik yolculuklarla asılır olmuştur. iletişim araçları, haberleşmede insanlığa büyük kolaylıklar sunarken, toplumlararası etkileşimi de gündeme getirmiş, siyasi, ekonomik ve kültürel açıdan kendini kabul ettirmiş sosyal yapıların örf- adet ve yaşam tarzları “Çağdaşlık”, “ Moda” vb. isimler altında uluslararası kimliğe büründürülmüş, bireylerde ise öz kültürüne karsı ’’yabancılaşma” yaşanmaya başlanmıştır. Baş döndürücü gelişim ve değişime ayak uydurulmaya çalışılırken, diğer taraftan hakim kültürlerin bir takım unsurları da transfer edilmiş değişimin ekonomik boyutuyla birlikte sosyal ve ahlaki yönü de önem kazanmıştır.
İnsanlık, yeryüzünde bulunduğu ilk günden itibaren, bütün düşünce, birikim ve faaliyetlerini, mutluluğu yakalamak hedefine yönelik olarak gerçekleştirmiştir, ilahi dinler, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem’den itibaren dünya ve ahi- ret kavramlarını tanımlayıp her iki dünyada da insanı huzur ve mutluluğa ulaştıracak prensipleri zamana ve ihtiyaca göre sunmuşlardır. Bütün felsefi ekollerin, izmlerin ana hedefi de hep aynı olmuştur: Mutluluğu yakalamak. Hatta bu konuda hazcılık - zevkçilik (Hedonizm) adıyla düşünce sistemleri bile üretilmiştir.
Maddi hayatına büyük kolaylıklar sağlayan günümüz insanlığı, ne yazık ki özlediği, istediği saadeti bir türlü yakalayamamıştır. Maddi refahın yanında alkol, uyuşturucu, kumar, ahlaksızlık vb. olumsuzlukların yaşanması, bilim ve teknolojinin sunduğu imkanların, insan fıtratına uygun olarak kanalize edilememesi, sonuçların umumiyetle menfi olmasına yol açmıştır. Öyle ise bir yerlerde yanlışlık var demektir.
Üreten insan, tüketen, kullanan da insan olduğuna göre, yanlışlığın ana kaynağı da insandır sonucuna ulaşmak kehanet olmasa gerektir. “Maddi ihtiyaçları karşılanan insan mutludur.” anlayışının hakim olması bir taraftan insanları maddeye karşı aşırı bir hırsa yönlendirirken, diğer taraftan bu eksik anlayış mutluluğa giden yolda en büyük engeli teşkil etmiştir: Egoizm’in çıkarcılığın, bireyciliğin temel hayat felsefesi haline geldiği bir ortamda dostluk, arkadaşlık, kardeşlik, yardımlaşma, dayanışma, diğergamlık gibi kavramlar büyük oranda zedelenmiştir, çevre kirlenmiş, kirletilmiştir.
Dünya hayatının geçici nimetleriyle gururlanıp şımaran, varlık içinde sefahete dalan ve bunu bir hayat tarzı haline getiren insanlar için Kur’an-ı Kerim, “Mütrefin” terimini kullanmıştır.(1)
“Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı yağmurun bitirdiği ve ziraatçilerin de hoşuna giden bir bitki gibi önce yeşerir sonra kurur da sen onu sapsarı olmuş görürsün, sonra da çer-çöp olur. Ahi- rette ise çetin bir azab, yine orada Allah’ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçinmeden başka bir şey değildir.”’(2)
Mealindeki ayet-i kerimede, ahireti, insanlığı unutup sırf dünyaya, dünyanın fenalıklarına yöneltilen anlayış ve yaşam tarzı eleştirilmiştir.
Maddenin şımarttığı, sarhoş ettiği kimseler, dünya coğrafyasında geçmişte olduğu gibi günümüzde de bunalımların, huzursuzlukların, problemlerin ana kaynağını oluşturmuşlardır. Hz. Suayb (a.s)’ın elçi olarak gönderildiği Medyen Halkı’nın sahip olduğu hayat tarzının sonuçlarını Kur’an-ı Kerim mucizevi bir üslûpla dile getirmiş, insanlığa bir ibret tablosu sunmuştur.(3) Benzer bir hayat anlayışını yaşamaya çalışan günümüz insanlığının ne gibi bedeller ödemek zorunda kaldığını ayan- beyan görüyor, idrak ediyoruz.
Ekonomi alanındaki hemen bütün faaliyetlerin, insan ihtiyaçlarını karşılamada bir araç konumundan çıkartılarak amaç haline dönüştürülmesi, iktisadi ahlakı da dumura uğratmıştır. Esasen her türlü kötü ahlak anlayışlarıyla ruhunu kirleten insanlık, el attığı her alanı da kendi ruhi yapısına dönüştürüvermiştir. Dayanışma ve işbirliği yerine kaba çıkar çatışmalarına, mücadele ve kazanma hırsına sahip olan insan, ahlaki değerlerinin büyük bir kısmını da yitirmiştir. Yardımlaşma ve dayanışmanın hayırdan ziyade şerre yönelik her türlü imkânın seferber edilmesi, buna karşılık hayra yeterince rağbet edilmemesi, sonuç olarak iyi - kötü dengesizliğini doğurmuş, adeta her türlü problemin, dengesizliğin de temel sebebi olmuştur. Bu konuda Kur’an-ı Kerim insanlığa su genel prensibi sunmuştur:
"... İyilik ve (Allah’ın yasaklarından] sakınma hususunda yardımlasın, günah islemek ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah’tan korkun, çünkü Allah’ın cezası çe- tindir."(4)
Kur’an-ı Kerim, varlık içinde sefahete dalan insanları tarif ederken aynı zamanda onların hayata ve olaylara bakış açılarını da tanımlamıştır:
“Mal toplayarak onu tekrar tekrar sayan, diliyle çekiştirip alay eden kimsenin vay haline. Malının, kendisini ölümsüz kılacağını sanır. (5)
Ûyle ise mal toplamak iki kısımdır:
Birincisi, başkalarını kul - köle haline getirmek, egemenliği altına almak, alay etmek, ahlakını ve manevi değerlerini bozmak gibi kötü bir zihniyetle ekonomik faaliyetlerde bulunmaktadır ki, İslam böyle bir iktisadi anlayışı reddetmiştir.
İkincisi, insanların ihtiyacını gidermek, kendi geçimini sağlamak, hayır-hasenat yolunda harcamak, ülke ve milletin kalkınmasına katkıda bulunmak gibi güzel bir niyetle çalışmak ve kazanmaktır ki, Kur’an ve Sünnet’in emir ve tavsiye ettiği iktisadi faaliyetleri ifade eder. (6)
İnsanı yaratan ve onu en iyi tanıyan Allah’tır. Kur’an-ı Kerim ise çağlar üstü bir mesaj, dolayısıyla İslam çağlarüstü evrensel bir dindir. Günümüz insanlığına da su evrensel mesajı sunar:
“Benim Kitabım’dan yüz çeviren bilsin ki, onun dar bir geçimi olur ve kıyamet günü de onu âma olarak hasrederiz."(7)
Ayet-i kerime’nin dünya ve ahirete bakan iki yönü vardır:
Dünyadaki geçimin darlağı: kanaatsizlik, doyumsuzluk, nimetleri az görmek gibi anlayış ve yaklaşımlarla dünya hayatında sürekli bir huzursuzluk çekmesi, egoist, bencil, çıkarcı bir yasam tarzıyla hayra yönelik harcamalarda bulunmamak suretiyle paylaşım mutluluğunu tadamaması, devamlı olarak darlık içinde olduğunu, olabileceğini düşünerek kendi kendini rahatsız etmesi.... seklinde değerlendirilebilir.
Ahirete yönelik herhangi bir gayretin olmaması, her çalışmanın dünyaya hasredilmesi sebebiyle uhrevi beklenti ve ümidinin bulunmaması, dolasıyla bütün imkân ve sermayenin kısacık bir dünya hayatında heba edilip en büyük iflasın yaşanmasına neden olacağını Kur’an bize haber veriyor (8).
“Elini boynuna bağlayıp cimri kesilme, büsbütün de açıp tutumsuz olma, yoksa pişman olur, açıkta kalırsın.” (9) mealindeki evrensel mesaj, huzur, güven, mutluluk arayan dünya insanlığına, yine evrensel bir hayat tarzının temel prensibini sunmaktadır.
Ayet-i kerime, insan ve toplum hayatında önemli bir yere sahip olan “Denge” kavramına dikkatimizi çekmektedir. İnsan bedeni, dengeyi sağlayabildiği sürece ayaktadır. Aynı şekilde sosyal bir yapı olan toplum da dengeyi sağlayabildiği oranda ayakta kalabilecek, arzu ettiği saadete ulaşabilecektir.
İnançta denge, ibadet ve ahlakta denge, söz ve davranışta denge, kazanma ve harcamada, giyim- kuşamda, vel hasıl beşeri münasebetlerin her alanında denge...
Kur’an-ı Kerim, dünya ve ahiret dengesini kurabilmenin metodunu söyle sunmaktadır: “ Allah’ın sana verdiğinden (O’nun yolunda harcayarak] ahiret yurdunu gözet, ama dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana İhsan ettiği gibi sen de (insanlara) iyilik et, yeryüzünde bozgunculuğu arama, şüphesiz ki Allah bozguncuları sevmez." (10)
Karun gibi hazineler sahibi birinin şahsına yapılan bir öğütte dahi Kuranın, “Dünyadan da nasibini unutma” tavsiyesinde bulunması, İslam’ın dünyaya ait çalışmaya ne kadar önem verdiğini gösteren bir nükte taşımaktadır. Bununla birlikte Kur’an daha sonraki ayetlerde, büsbütün dünyaya dalmanın getireceği felaketleri de canlı bir şekilde gözler önüne sererek (11) dünya ve ahireti dengeleyen mutedil, orta bir yol tutulmasını tavsiye etmektedir. (12)
Günümüz insanlığı, iste bu denge unsurunu büyük ölçüde kaybettiğinden, sosyal çalkantıların, problemlerin üstesinden gelebilecek çözümler üretme yeteneğini de yitirmiştir. Zira içtimai hayat planında insanlık, dengeyi sağlayabilecek ruh ve kafa yapısından mahrum, pragmatist bir hayat anlayışıyla ütopik idealler peşinde sürüklenip gitmektedir.
Varlık ve hadiselere bakış açısını, insanın varoluş gayesindeki ana hedefler belirlediğine göre, günümüz insanlığının geldiği noktada gayenin yanlışlığı ortaya çıkmaktadır. Ûyle ise çözüm, iyilik ve Allah’tan sevgi ve saygıya dayalı olarak korkmak hususunda yardımlaşmak, kötülük, çirkinlik ve düşmanlık konusunda, iman, ibadet, ahlak... zırhını giyinerek engel olmaktadır.

(1) Vakıa, 45.
(2) Hadid, 20.
(3) Hûd, 84-95.
(4) Maide, 2.
(5) Hümeze, 1-3.
(6) Mehmed Vehbi, Büyük Kur’an Tefsiri C. 15, s.6565.
(7) Tâ-Hâ, 124.
(8) Mehmed Vehbi a.g.e, C. 8, s.3360.
(9) Isra, 29.
(10) Kasas, 77.
(11) Kasas, 78-81.
(12) Dr.Ali ÜZEK Başkanlığındaki heyetin hazırladığı Kıır’an-ı Kerim mealinden alınmıştır. (Kasas 77, s.393.)