Makale

Hoş Geldin Onbir Ayın Sultanı

Seyfettin YAZICI / Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

Hoş Geldin Onbir Ayın Sultanı

Müjde mü’minler size İhsan-ı Rahmandır gelen,
Sanına ta’zim için bu mah- ı gufrandır gelen. (1)

Ramazan Ayının
Özellikleri

Peygamber Efendimizin; “Allahım, Recep ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazana kavuştur.” (2) diye dua ettiği mübarek Ramazan ayına bir kere daha kavuşmanın huzur ve mutluluğu içindeyiz.
Yine O’nun; “Evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennemden kurtuluş-” (3) olarak nitelediği bereketli ve manevi kazancı büyük olan böyle bir aya, bizleri sağlık ve afiyet içinde kavuşturan Yüce Rabbimize hamd olsun.
Aleme rahmetle geldi, Hamd ola izzetle geldi, Cümle mümin kullarına, Müjde-i cennetle geldi.
Dinî hayatımızda önemli bir yeri olan Ramazan ayını, diğer aylardan ayıran ve daha faziletli ve üstün kılan bir takım özellikler ve manevi güzellikler vardır.
Pek çok manevi tecellilere sahne olan bu ayın taşıdığı özellikleri maddeler halinde kısaca özetlemeye çalışacağız.
1- insanlığı, içine düştüğü karanlık ortamdan çıkarıp aydınlığa kavuşturan yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim, bu ayda inmeye başlamıştır. Bu husus Kur’an-ı Kerim’de şöyle bildiriliyor:
“Ramazan ayı; insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak kendisinde Kur’an indirilen aydır.” ,(4)
Kur’an-ı Kerim; Milâdî 610 yılının Ramazan ayında Mekke yakınlarındaki Hira dağında “oku” emri ile inmeye başlamış, ayetler ve sûreler halinde 23 sene devam ederek Peygamberimizin ifa ettiği vedâ haccı sırasında son ayetin gelmesiyle tamamlanmıştır. Beşeriyetin ufkunda batmayan bir güneş gibi doğan bu yüce kitap, dünya durdukça insanlığı aydınlatmaya devam edecektir.
2- Yüce Allah’ın âlemlere rahmet olarak gönderdiği, yaratılmışların en şereflisi, Allah’ın en sevgili kulu, sözleri, yaşayış ve davranışları ile insanlık için en yüksek ve en mükemmel ahlâk örneği, son ve en büyük Peygamber olan Hz. Muham- med’e [s.a.s.] peygamberlik görevi bu ayda verilmiştir, ü’na bu kutsal görevin verildiği Ramazan ayı, hiç şüphesiz insanlık için bir dönüm noktası olmuştur.
3- Bin aydan hayırlı olan “Kadir Gecesi” bu ayın içindedir. Bu gece, bizim için iyi değerlendirilmesi gereken büyük bir İlâhî lütuftur. Bu gecenin ne kadar faziletli olduğu Kur’an-ı Ke- rim’de, “Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır.” anlamındaki ayette açıkça bildirilmiştir. Bu ayet, aynı adı taşıyan “Kadir” sûresinde yer almaktadır.
4- İslam’ın beş şartından biri olan ve müminleri kötülüklerden arındırıp adeta melekleştiren oruç, bu ayda tutulmaktadır, insana meleki hasletler kazandırarak onu ahlâken yükselten orucun karşılığı da, diğer ibadetlerden farklı olacak ve mükâfatı bizzat Allah tarafından verilecektir.
5- Ramazan ayının diğer bazı özellikleri hakkında da Peygamberimiz söyle buyuruyor: “Ramazan ayı girince cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulur.” 151
Bu hadis-i şerifin ifade ettiği anlam şudur:
Ramazan ayında mü’min, kendisini cennete götürecek ibadetler ve iyi işler yaptığı için cennet kapıları ona açılmış, kendisini cehenneme sürükleyecek kötülüklerden uzaklaşacağı için de cehennem kapıları onun için kapanmış olacaktır.
Yine bu ayda mü’min, nefsinin kötü arzularına ve şeytanın isteklerine uymayacağı için, şeytan zincire vurulmuş gibi olacağından artık oruçluyu aldatamıyacak ve ona olumsuz bir etki yapamıyacaktır.(6)
Oruç Kimlere Farzdır
Belirli şartları taşıyan her erkek ve kadına Ramazan ayında oruç tutmak farzdır. Allah’ın kesin emridir.
Bu şartlar şunlardır:
1- Müslüman olmak,
2- Akıllı olmak,
3- Erginlik çağına gelmiş bulunmak.
Ancak oruç tutamayacak derecede hasta olanlar ile yolcu olanlar oruç tutmayı erteleyebilirler. Hastalar iyileşince, yolcular da memleketlerine dönünce tutamadıkları günlerin orucunu kaza ederler.
Kur’an-ı Kerim’de bu konudaki ayetin anlamı şöyle:
“Sizden bu ayı idrak eden oruç tutsun; hasta veya yolculukta olanlar, tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde tutsun. Allah size kolaylık ister, zorluk istemez.” 171
Bir hasta oruç tuttuğu takdirde hastalığının artmasından veya uzamasından korkarsa Ramazan da oruç tutmayabilir. Ancak kaç gün oruç tutmamışsa iyileşince tutamadığı bu oruçları kaza etmesi farzdır, iyileşme ihtimali olan bir hasta, hastalığı sebebiyle tutamadığı oruçların yerine fidye veremez. Sağlığına kavuşunca orucu kaza etmesi lâzımdır.
Fakat oruç tutmaya gücü yetmeyen yaslılar ile iyileşme ümidi kalmayan hastalar, oruç tutmazlar. Ramazan ayının her günü için birer fidye verirler. Bu fidyeler Ramazanın basında verilebileceği gibi Ramazanın içinde veya sonunda da verilebilir. Bu gibi hallerde verilecek fidyenin tutarı da fitre kadardır. Fidyelerin hepsi topluca bir fakire verilebileceği gibi ayrı ayrı fakirlere de verilebilir.
Eğer oruç tutmaya gücü yetmeyen yaşlılar ve iyileşme ümidi olmayan hastalar, ileride iyileşip oruç tutabilecek duruma gelirlerse, tutamadıkları oruçları kaza etmeleri gerekir. Önceden verdikleri fidyeler sadaka yerine geçer.
Lohusa olan kadınlarla, adet gören, yani ayhali olan kadınlar, bu hallerinin devam ettiği günlerde namaz kılamaz ve oruç tutamaz. Bu halleri sona erince tutamadıkları oruçları kaza ederler, fakat kılamadıkları namazları kaza etmezler.
Erginlik çağına gelmeyen çocuklara oruç tutmak farz değildir. Ancak bu durumdaki çocukların bünyelerine zarar vermiyecek şekilde oruç tutmaya alıştırılmaları uygun olur.
Orucun Hikmet ve Faydalan
Oruç, Allah’ın emri olan bir ibadettir. İbadet Allah’ın emrini yerine getirmek ve onun rızasını kazanmak maksadıyla yapılır. Bununla beraber onun emirlerinde nice hikmetler ve bizim için pek çok faydalar olduğu da bilinen bir gerçektir.
Orucun farz kılındığını bildiren ayette şöyle buyurulmaktadır:
“Ey İman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Ola ki korunup sakınırsınız.” (8)
Evet, oruç sayesinde nefsimizin kötü arzularını kontrol altına almak suretiyle günah islemekten, her türlü kötü fiil ve davranışlardan sakınmış oluruz.
Yani oruç, belirli bir süre sadece yemek, içmek ve cinsel arzulardan uzaklaşmaktan ibaret değil, aynı zamanda dilimizi yalandan, ellerimizi haram işlemekten, ayaklarımızı kötü işler peşinde koşmaktan, midemizi haram lokmadan, gözlerimizi harama bakmaktan, kulaklarımızı yalan ve dedikodu dinlemekten uzak tutmaktır. Oruç günleri sınırlı olmakla beraber organlarımız üzerindeki etkileri kalıcı ve kötülüklerden sakınmamız sürekli olmalıdır. Böyle yaptığımız takdirde oruç gayesine ulaşır ve Allah katında makbul bir ibadet olur.
Peygamberimizin şu hadis-i şerifleri bu konunun önemini vurgulamaktadır:
“Her kim yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi bırakmazsa Allah onun yemesini, içmesini bırakmasına değer vermez.”(9)
“Nice oruç tutanlar vardır ki, ellerine aç ve susuz kalmaktan başka bir sey geçmez.” (10)
Görülüyor ki oruç tutan organlarını da günahlardan ve kötülüklerden korumak zorundadır. Aksi halde, bizi kötü huylardan ve çirkin davranışlardan uzaklaştırmayan bir oruç, gayesine ulaşmamış ve beklenen faydayı sağlamamış demektir.
Oruç bizi sadece kötülüklerden uzaklaştırmakla kalmaz, güzel huylar ve iyi davranışlarla da bezenmemize vesile olur.
Oruçlu iken bir süre aç ve susuz kalan varlıklı insanlar, açlığın ne demek olduğunu bizzat anlamış olurlar ve böylece yoksulların durumunu ve çektikleri sıkıntıları hatırlayarak onlara karsı ilgi duyarlar ve yardım elini uzatırlar.
Peygamberimiz söyle buyuruyor:
“Yanı başında komşusu aç iken kendisi tok yaşayan olgun bir mü’min değildir.” (11)
İste, malî durumu yerinde olanların kulak vermeleri ve oruçtan anlamaları gereken önemli bir uyarı..
Oruç, fertlerin ahlâkı üzerinde olumlu ve derin tesirler bırakır. Kalbteki katılığı yumuşatır, şefkat ve merhamet duygularının kalbe yerleşmesine vesile olur. Nefsin kötü arzularını kontrol altına alarak kişiyi ruhen yükseltir, ahlaken olgunlaştırır. Kafalara sosyal adalet fikrini, gönüllere şefkat ve merhamet duygularını yerleştirerek kişiyi maddeye bağımlılıktan kurtarır, mal ve paraya olan aşırı ihtirasları önler.
Bu yönüyle baktığımızda Ramazan ayında oruç tutan mümin, hem Allah’a karsı ibadet görevini yerine getirmiş hem de iyi bir ahlâk eğitiminden geçerek pek çok faziletler ve güzel davranışlar kazanmış olur.
Oruç ibadetinin bize kazandırması gereken bunlardır. Oruçludan beklenen de bu sonuca ulaşmaktır.
Orucun Karşılığı
İslediğimiz bir kötülüğe sadece bir günah yazıldığı halde Yüce Allah, lütuf ve rahmetinin eseri olarak ibadetlerimize ve yaptığımız iyiliklere en az bire on katından yediyüz katına kadar mükafat vereceğini bildirmiştir. Fakat oruca ayrı bir değer vererek “Oruç benim içindir, onun mükafatını ben veririm.” 1121 buyurmuş ve orucun mükafatının çok daha fazla olacağına işaret etmiştir. Orucun karşılığı bununla da kalmıyor, Peygamber Efendimiz :
“Kim inanarak ve mükafatını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.” (13) buyurarak orucun, günahlarımızın bağışlanmasına da vesile olacağını müjdeliyor.
Ayrıca, oruçluların, kıyamet gününde kendileri için özel olarak ayrılan ve “Reyyan” (14) denilen kapıdan cennete girecekleri de bildiriliyor.
Ramazan ayının içinde bulunan ve bin aydan hayırlı olduğu bildirilen Kadir Gecesi’nin de Yüce Rabbimizin bize sonsuz lütuf ve rahmetinin bir göstergesi olduğunda şüphe yoktur. Bu geceyi sanına lâyık olarak ihya etmek ve ibadetle geçirmek suretiyle en iyi şekilde değerlendirmeliyiz.

Cümle âlem mesrûr olur,
Hep günâhlar mağfur olur,
Cümle yer gök püiMiûr olur,
Mübârek Kadir Gecesi.

Oruç ibadetini yerine getiren mü’min, imkânlar ölçüsünde cemaatle namaz kılmaya devam eder, Kur’an okur, mukabele dinler, geceleri camilerimizde büyük bir zevkle kılınan teravih namazlarına iştirak eder ve bu manevî atmosfere alıştırmak üzere çocuklarını da zaman zaman beraberinde camiye götürür. Geleceğimizin ümidi gençlerimizin ve pırıl pırıl yavrularımızın saflarda yer alması, Ramazan ayına başka bir anlam kazandırır. Sahur yemekleri ile iftar sofraları bu aya apayrı bir güzellik katar.
Malî durumu yerinde olanların genellikle bu ayda verdikleri zekâtlar, bu aya mahsus verilen fitreler ve bunun dışında fakirlere yapılan diğer yardımlarla yoksulların gönlü alınır, ihtiyaçları karşılanır. Böylece fertler arasında samimi bir yakınlaşma ve toplumda kaynaşma meydana gelir. Bu yakınlaşma ve kaynaşma, bayram günü büyük kalabalıklar halinde kılınan bayram namazları ile ve dargınlıkların ortadan kalkması ve dostlukların pekiştirilmesi ile karşılıklı ziyaretler ve hediyeleşmelerle, zirveye ulaşır. Ramazan ayında yaşadığımız bu mutluluğu, tattığımız bu manevi hazzı fani dünyada başka hiç bir şeyde bulmak mümkün değildir.
Samimi dileğimiz; Ramazanda vazgeçtiğimiz kötülüklere tekrar geri dönülmemesi, bu ayda kazandığımız iyi davranışların ise kalıcı ve devamlı olmasıdır.

(1) Ahmet Remzi AKYÜREK.
(2) Kesfu’Wiafa, C.1. S. 186.
(3) Et-Tergib ve’t-Terhib. C.2, S. 95.
(4) Bakara, 185.
(5) Buhari, Savm.
(6) Mirkatu’MVlefatih Serhu Miskâti’kne- sabih. C. 2, S, 492.
(7) Bakara, 185.
(8) Bakara, 183.
(9) Buhari. Savm.
(10) Keşfu’l-hafa, C.1.S. 425.
(11) Camius-sağir "Leyse” maddesi.
(12) Buhari, Savm 2.
(13) Buhari, Fadlu Leyleti-l-kadr.
(14) Buhari, Savm.