Makale

HAK VE ÖZGÜRLÜKLER HAREKETİ

BALKANLARDAN
İZLENİMLER
HAK VE ÖZGÜRLÜKLER HAREKETİ

HALİT GÜLER / Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı

Sofya Oteli’nde randevumuza yetişecek şekilde istirahat ederek, Köstence’den Sofya’ya yapılan yolculuğun yorgunluğunu ve karanlığın dehşetini biraz atmaya çalıştık. Sonra Bulgaristan Cumhurbaşkanının dinlerden sorumlu Başdanışmanı DELEV’i makamında ziyaret ettik.
Heyet Başkanımız Mehmet Nuri YILMAZ, bizi kabul ettiği için Başdanışmana teşekkürle söze başlayarak şunları söyledi:
"Bulgaristan’da bulunmamızın gayesi; ülkenizde yaşayan soydaşlarımızı ziyaret etmek ve dinî ihtiyaçlarını yerinde tesbit etmektir. Bildiğiniz gibi din özgürlüğü her şeyin başında gelir. Medenî ülkeler meseleye böyle bakmaktadırlar.
Türkiye’de de azınlıklar var. Biz azınlıklara yardımcı oluruz. Dinî okul açabiliyor ve mabedlerinde korkusuzca ibadet edebiliyorlar. Gördük ki buradaki soydaşlarımız rahata kavuşmuşlar. Bulgar hükümetine ve halkına cidden teşekkür ederiz.
Soydaşlarımızın da diğer din mensupları gibi, dinlerini öğrenebilmeleri için dini okullar açmalarına yardımcı olmanızı bekliyoruz. Ülkenizde bir milyondan fazla müslüman soydaşımız yaşıyor. Bunların dinlerini öğrenmelerine ve yaşamalarına rehberlik yapabilecek seviye ve sayıda din görevlisi yetiştirilmeli. Bu birinci ricamız.
İkinci ricamız; Türk-lslâm sanatının en güzel örneklerinden, tarihe malolmuş, ülkenizdeki dinî eserlerin tamir ettirilmesidir. Sanat değerleri yüksek olan tarihi camilerin harap olduğunu, hatta yok olmaya terkedildiğini görmek bizi üzdü. Soydaşlarımızın bu ağır yükün altından yalnızca kalkmaları mümkün değil. Devletinizin bunlara sahip çıkması en büyük arzumuzdur.
Ricalarımız bundan ibarettir. Bizi kabul edip dinleme zahmetinde bulunduğunuz için şahsım ve arkadaşlarım adına teşekkür ederim."
Cumhurbaşkanlığından sonra "Hak ve Özgürlükler Hareketinin genel merkezine gittik. Bizi dış kapıda mütebessim çehrelerle karşılayan ilgililerle görüştük.
Merkezde hareketin ileri gelenleri ile yaptığımız sohbette Türkiye’ye göç etmek zorunda bırakılan 425 bin kişiden 150 bin kişinin Bulgaristan’a geri dönmüş olabileceklerini öğrendik. Derinden bir oh çekerek keşke hepsi dönmüş olsaydı diye düşündük. Devletimiz ne yapsa yapsa da eğer imkân var ise bu soydaşlarımızı doğup büyüdükleri topraklara geri gönderse. O zaman ne mi olacak. Ne olacağı geri döndükleri zaman belli olacak.
Hak ve Özgürlükler Hareketinin fikir babası sayılabilecek bir konumda olan Prof. Dr. İbrahim TATARLİ şunları söyledi:
"Peşinen şunu söyleyeyim ki, 1924’den bu yana ilk defa bu düzeyde bir dinî heyet Bulgaristan’ı ziyaret ediyor ve bizimle görüşüyor. Hiçbir şey olmasa bile şu gelişiniz bizim için çok önemli. Müteşekkiriz ve sevinçliyiz.
Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetlerinin kendi devletleri ve kendi kurumları var. Bu bakımdan Balkanlardaki durum onlardan farklı. Balkanlarda hiçbir memlekette Bulgaristan’daki kadar Müslüman
Türk yok. Göçlere rağmen çok şükür bu çoğunluk bizde devam ediyor.
Hak ve Özgürlükler Hareketi konulara ve sosyal problemlere insan hakları açısından bakıyor. Yaklaşımımız böyle. Bulgaristan parlamentosunda üçüncü siyasi güç biziz. Hak ve Özgürlükler Hareketi şu anda mecliste anahtar parti durumundadır.
Hak ve Özgürlükler Hareketi bağımsızdır. Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde olduğu gibi bizim bağımsız cumhuriyetimiz yok ise de bağımsız partimiz var.
Parlamentomuzun Başkan Yardımcısı Kadir Kadir, bizim partidendir. Yine milletvekili arkadaşlarımızdan Ünal Lütfi, parlamentoda dış ilişkiler komisyonunun başkan vekilidir. Milletvekillerimizden Hüseyin Karamulla parlamentoda din komisyonun başkanıdır. Hak ve Özgürlükler Hareketinin milletvekilleri desteklemezse meclisten hiçbir kanun çıkmaz.
Sofya’da açılan Yarı Yüksek İslâm Enstitüsü, Nuvvab’ın bir devamı niteliğindedir. Ben bu okulda Türk Edebiyatı dersinin hocasıyım. 1990 yılında kurulan bu yarı yüksek okulun gayesi ve programı din adamı yetiştirmeye yöneliktir. Bu okulumuzda kız öğrenciler de var. Kızlar imam olamıyacağına göre Türk edebiyatı dersinin varlığı dikkate alınarak onlara öğretmenlik hakkı verilmesi için Eğitim Bakanlığı nezdinde çalışmaları sürdürüyoruz.
Bulgaristan’da ilk cami 1395 yılında Hasköy’de inşa edilmiştir. Diğer İslâm ülkeleri her nedense tarihi camilerimize yardım etmiyorlar. Yeni cami yapın onlara yardım edelim diyorlar. Demekki Osmanlı tarihinin ayağa kaldırılmasından, Osmanlı sanat eserlerinin bakıma alınmasından onlar da hoşlanmıyorlar. Derdimiz çok ama daha fazla vaktinizi almayayım. İlerde inşaallah daha rahat şartlarda görüşme fırsatım buluruz."
Hak ve Özgürlükler Hareketi’nin değerli temsilcilerinden edindiğimiz güzel ve düşündürücü bilgilerle merkezden ayrıldık. Şehrin şirin bir caddesi üzerinde halen varlığını sürdüren Banliyö Camii’ne gittik.
Birinci Murat Hüdavendi-gar’ın oğlu Süleyman Paşa adına yaptırılan şehrin tarihi karakterini belirleyen bu ma-bed, Mimar Sinan’ın en güzel eserlerinden birisi. Şunu iyi bilelim ki Balkanların ayrı bir Mimar Sinan’ı yok. Selimiye, Süleymaniye, Şehzadebaşı ve Mihrimah Sultan gibi şaheser camileri inşa eden Mimar Sinan. Bu çalışmalarıyla bütün dünyayı, özellikle sanat otoritelerini dize getiren Mimar Sinan. Mimaride dünya medeniyetine ölmez eserler kazandıran Mimar Sinan. Koca Mimar Sinan ne kadar büyükmüş. Yalnız şöhreti değil, eserleri de gelmiş buralara kadar. Anadolu ve Balkanlarda Müslümanlığı ölümsüz eserleriyle ebedi kılan Mimar Sinan’ın kabrinin, diğer insanların kabri kadar olduğuna bakmayın. Onun kabri; kubbeleri gibi ferah, kemerleri gibi koruyucu, minareleri gibi yüce, köprüleri gibi rahat, çeşmeleri gibi serin, kervansarayları gibi konuksever ve mabedleri gibi aydınlıktır. O kabirde öyle bir maneviyat sultanı, öyle bir sanat ustası yatıyor ki, onun mümtaz şahsiyeti eserlerinin bereketlendirdiği toprakları ve o topraklarda yaşayan insanları koruyacak kadar manevi güce ve ilâhî imtiyaza sahiptir. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın!
Banliyö Camii’nin çevresi kalabalık. Vasıtalar, dükkanlar, seyyar satıcılar, yerli-yabancı turistler... Caminin etrafında kümelenmişler. Maalesef caminin hemen bitişiğinde açılmış meyhanedeki sarhoşların öfkeli bakışlarıyla yıkmaya çalıştıkları şadırvanda abdestle-rimizi alarak camiye girdik.
Vaktiyle müştemilatında neler vardı bilemiyoruz ama bu güzel mabed şu anda yalnız. Sanat değeri yüksek, feyiz ve bereketi derin olan bu cami, sarhoşları oradan uzaklaştıracak mü’min erleri, meyhaneyi susturacak yiğit cemaatı sabırla bekliyor. Şimdilik görünen ve hoş olmayan manzara bu.
Her şeye rağmen ikindi namazını iki saf cemaatle tam zamanında kıldık. Heyetimizden İsmet SELİM’in tok sesiyle okuduğu Kur’an-ı Kerim’i huşu ile dinledik. Başta Mimar Sinan olmak üzere bütün cami mimarlarının ve o mimarların inşa ettiği camilerin cemaatinden ahirete göç edenlerin ruhlarına hediye ettik. Umulur ki cemaatin memnuniyeti, duaları ve niyazları Allah katına ulaşır da, caminin etrafındaki pisliğin kaldırılmasına ve perişanlığın giderilmesine vesile olur.
Caminin şu ana kadar binlerce mü’minin secdesine ve göz yaşına şahit olan halılarına oturupta kubbeye bütünüyle bakınca eserin, Mimar Sinan’ın olduğu nasıl anlaşılıyor. Biz anlarız. Çünkü bakışlarımız Selimiye’nin, Süleymaniye’ nin, Sultanahmet’in, Yeni Ca-mi’nin kubbelerine alışık ta ondan.
Bu camiden de zor ayrıldık. Zarif minaresi kayboluncaya kadar takdir ve saygı dolu bakışlarımız devam etti.
Bulgaristan’ın Başşehri ve kültür merkezi Sofya’nın caddelerinde dolaşıyoruz. Sofya’da eğitim düzeyi yüksektir. Eğitim kurumları Osmanlı İmparatorluğundan bu yana faaliyetlerini sürdürmektedir.
17. yüzyılda şehri gezen Evliya Çelebi Sofya’da 53 cami, 2 medrese, 40 mekteb, 11 han, 1086 dükkân ve bedesten olduğunu kaydetmektedir. Bugün bu eserlerden pek azı ayakta kalabilmiştir.
Bugün Bulgaristan’da 9 bölge müftülüğü bulunmaktadır.
Akşam Sofya Büyükelçimizin onurumuza verdiği yemeğe katıldık. Samimi bir hava içerisinde geçen yemeğin konusu tabiiki bizim seyahatimizdi. Yemekten sonra otelimize döndük. Gecenin karanlığında Tuna Nehri’ni görmek mümkün değildi ama, varlığını, havasını hissetmek, derinden uğultusunu duymak mümkündü.
Yeni bir güne, yeni yerler göreceğiz hevesiyle başlıyoruz. Aslında yeni yerler görmek meraklısı da değiliz. Şu anda çevresi Osmanlı eserleriyle dolu Tuna Nehri yakınında değil de Atlas Okyanusu sahillerinde veya Havai Adalarında bulunsaydık bu kadar heye-canlanmazdık. Onun için her-gün Balkanlardan bir köşeyi daha görmek, Osmanlı Medeniyet tablosundan bir bölümü daha seyretmek bizi duygulandırıyor. Bizi Osmanlı kültürüne götürüyor ve Osmanlının torunlarıyla tanıştırıyor.
Güzel değil mi?