Makale

HURAFE VE BATIL İNANÇLAR

BAŞYAZI

MEHMET NURI YILMAZ
Diyanet İşleri Başkanı

HURAFE VE BATIL İNANÇLAR

Bilindiği gibi; Din’in aslında bulunmayan, bir takım yollarla sonradan dine sokulan ve dinî inançmış gibi telakki olunan söz, fiil ve davranışların tümü bid’at ve hurafe kapsamına girmektedir.
O inler tarihi incelendiği zaman görülecektir ki; hemen hemen her devirde bid’at, hurafe ve batıl inanışlar; toplumların ortak problemi olmuş, daima gündemdeki yerini ve önemini muhafaza etmiştir. Bu; dün olduğu gibi bugün de böyledir. İslam Dini ile bağdaşmayan, akla ve mantığa uymayan, farkına varmadan insanları Yüce Dinin özünden uzaklaştıran bid’at ve hurafeleri, bazı farklılıklarla hemen her kesimde ve her bölgede görmek mümkündür.
Dinimizin temel inanç, ibadet ve ahlâk esaslarıyla bağdaştırılması asla mümkün olmayan, halkımızı yanlışlıklara sevk eden, tek tek saymaya gerek görmediğimiz öyle hurafeler ve saçmalıklar var ki; bir çok insan bunu din adına samimi bir şekilde savunmakta ve hatta bu davranışını "hakikî dindarlık", bunlara karşı çıkmayı ise "dinden uzaklaşma", "itikatsızlık" ve ’İnançsızlık" olarak kabul etmektedir. Halbuki, Dinin kabul etmediği anlayış, inanış ve uygulamalarla dindarlık olamaz. Tam tersine hurafe ve batıl inanışlar, farkına varmadan kişileri, inandıklarını söyledikleri dinin gerçeklerinden ve özünden uzaklaştırır. Gerçek dindarlık, ancak Dinimizin ana kaynaklarında bulunan itikat, ibâdet ve ahlâk esaslarını kabul etmek ve yaşantımızı bu prensipler çerçevesinde düzenlemekle mümkündür. Sağlıklı ve gerçek bir dinî hayat, hurafe ve batıl inanışlardan uzak olan bir hayattır.
Ashab-ı Kiram ve gerçek din bilginleri, batıl inançlarla asırlar boyu mücadele etmişlerdir. Bu mücâdele bugün de devam etmektedir. Ama buna rağmen maalesef batıl inançların kökü bir türlü kurtulamamıştır.
Toplumların ortak kültürel ve sosyal derdi olan bu sakat inanışların neşvü nema bulmasına, kök salmasına zemin hazırlayan bir çok sebep vardır. Cehalet, âdet, gelenek, görenek, menfi propaganda, çıkar hesapları, kişisel zaaflar, insanların saf ve temiz inançlarını istismar, dini yanlış anlatma... gibi sebepler, hurafe ve batıl anlayışların ortaya çıkmasına ve yayılmasına neden olan faktörlerden bazılarıdır.
İnsan fıtraten bir şeye inanmak zorundadır ve telkine müsait bir varlıktır. Bir bela, musibet, felaket, hastalık ve sıkıntı anında sığınacak bir merci ve başvuracak bir çare arar. İnsanın yaratılışında bulunan bu acziyetini ve zaafını iyi değerlendiren bazı din ve merhamet simsarları, kötü niyetli kişiler; insanlarımızın saf duygu, inanç ve düşüncelerini istismar etmekte, "çare" diye Dinin özüne tamamen zıt olan şeylere teşvik etmekte ve bu yolla menfaat sağlamaktadırlar.
Dertlerine deva aramak maksadıyla kendilerine başvurulan bu çıkarcılar eliyle pek çok insanımızın çeşitli felaketlere maruz kaldığını, büyük bunalımlara, ümitsizliklere ve çaresizliklere sürüklendiğini; basın-yayın kuruluşları vasıtasıyla hemen hergün üzülerek müşahede etmekleyiz. Bu çıkarcıların zararları sadece kendi şahısları veya muhatapları ile de sınırlı değildir. Bunlar, Din dışı uygulamalarını din kılıfı altında sergiledikleri için insanların saf itikatlarını bozmakta ve böylece hem Yüce Dinimize, hem de halkımıza çok büyük zararlar vermektedirler.
Öyleyse; İslam’ın ulviyetini ve kutsiyetini gölgeleyen, O’nun dinamizmini ve hamleci ruhunu menfi yönde etkileyen bu asılsız inanç ve uygulamalara karşı mücadele etmek ve Yüce Dinimizi bu saçma inançlardan arındırmaya çalışmak, her olgun mü’minin aslî vazifesi olmalıdır. Bunun için yılmadan, usanmadan dinî gerçekleri insanlarımıza anlatmak, onları cehaletin karanlığından kurtarmak hepimizin ortak görevidir.
Çünkü bu inançların temelinde derin bir cehalet bulunmaktadır. Hurafelerin devam etmesi; halkın çoğunluğunun İslam Dini’nin emir ve tavsiyelerini iyi bilmeyişinden, sağlıklı dinî bilgiye sahip olmayışından, inanç boşluğu içinde bulunmasından ve halkımıza dinin gerçeklerini iyi öğretemeyişimizden kaynaklanmaktadır. Dinimizin inanç esasları, ibâdet ve ahlâk ilkeleri konusunda yeterli bilgiye sahip olanların, Islâm’ı aslına uygun bir şekilde tanıyanların; bid’atçıların tuzağına düşmesi, hurafe ve safsatalara kanması düşünülemez.
Bid’atler ve batıl inançlardan korunabilmenin en emin yolu; bilgi ile Kur’ân ve sünnete sığınmaktır. Zaten Peygamberimiz (S.A.S.) de buyuruyorlar ki:
"Size, sıkı sarıldığınız sürece asla sapıtmayacağınız iki şey bırakıyorum: Allah’ın kitabı ve Peygamberin sünneti" (Muvatta, Kader: 3)
Ancak neyin kitap ve sünnette bulunduğunu anlatma görevi de, din görevlileri olarak bizlere düşmektedir.
İşte bu nedenle Diyanet Aylık Dergimizin bu sayısı hususen bu konuya ayrılmıştır.
Bütün görevlilerimizi bu yanlış inanç ve uygulamalarla mücadele için seferber olmaya davet ediyorum.