Makale

İBADET- CAMİ-CEMAAT

İBADET- CAMİ-CEMAAT
Lütfi Şentürk

İNSAN doğarken Cenâb-ı Hakkın sayısız nimetlerine ve üstün lütuflarına mazhar olarak dünyaya gelir. Bu husus, Kur’an-ı Kerim’in Nahl Su-resi’nin 18’inci ayetinde hatırlatılmış ve : "Allah’ın verdiği nimetleri sayacak olursanız bitiremezsiniz" Duyurulmuştur.
İnsan iyiliğini gördüğü ve ikramına erdiği kimseye karşılık vermek isterken, sayamayacağı kadar nimetlerine eriştiği Allah Teâlâ’ya teşekkür etmek istemez mi? Elbette ister, işte, var olmak da dahil her şeyi lütfeden Allah’a hamdetmeye, şükretmeye ve O’na en büyük saygıyı göstermeye İBADET diyoruz.
İbadet, yalnız Allah’a yapılır. Çünkü yaratan, yaşatan ve akıl gibi üstün yeteneklerle insanı donatan O’dur. Öldürecek, sonra diriltecek ve insanın yaptıklarının hesabını soracak O’dur. iman edip iyilik edenleri mükâfatlandıracak, inkâr edip kötülük işleyenleri de cezalan-dıracak yine Odur. Bunun için de ibadet yalnız O’nun hakkıdır. Esasen günde kıldığımız beş vakit namazın her rek’atında okumakta olduğumuz Fatiha Suresinde: "Ey Rab-bımız, yalnız Sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz." diyerek bunu teyid ediyoruz. Gerçi Allah Teâlânın hiç kimsenin ibadetine ihtiyacı yoktur. Çünkü O, âlemlerden müstağnidir. İbadete muhtaç olan insanın kendisidir ve ibadetin yararı da ona aittir.
İbadetle yalnız aklı başında olan ve erginlik çağına gelmiş insanlar yükümlü olmakla be-raber, Kur’an-ı Kerim’de Isra Suresinin 44’üncü ayetinde her şeyin Allah Teâlâ’yı teşbih ve O’na hamdettiği bildirilmiştir. Canlı-cansız, büyük-küçük her şeyin O’nun yüce kudreti önünde saygı ile eğildiği gerçeği karşısında, en seçkin yaratığı olan ve her şeyi kendisi için varettiği insanın, bu zevkten kendini mahrum etmesi düşünülemez.
İbadet deyince akla Cami gelir. Gerçi ibadet yalnız camide değil, her yerde yapılır. İbadet için belli bir yer şartı yoktur. Peygamber Efendimiz dünyanın her yerinin ibadet için elverişli olduğunu bildirmişlerdir. Ancak cuma ve bayram namazları gibi ibadetlerin toplu hal-de, bir yerde yapılması gereklidir. İşte ibadetlerden toplu olarak yapılması gerekli olanlar için ayrılan yerler camilerdir. Ayrıca, camilerde beş vakit namaz da cemaatle kılınmakta ve cemaat din konusunda bu yerlerde aydınlatılmaktadır.
Bunun içindir ki Peygamber Efendimiz Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye hicret buyurdukları zaman, yolda Kubâ Mescidini inşa etmişler ve bu mescidin inşasında bilfiil çalışmışlardır. Medine-i Münevvere’ye teşrif ettiklerinde de ilk iş olarak Mescîd-i Nebîyi inşa etmişlerdir.
Kur’an-ı Kerim, cami inşa etmenin imanın belirtisi olduğunu bildirmiştir. Konu ile ilgili olarak Tevbe Sûresinin 18’inci âyeti meâlen şöyledir: "Allah’ın mescidlerini, yalnız Allah’a ve ahi ret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve sadece Al-lah’dan korkan kimseler onarırlar. İşte onların başarıya ulaşmaları umulur".
Allah’ın evi sayılan camilerde ancak Allah’a ibadet edilir; ibadete başka şeyler karıştırıl-maz. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Cinn Sûresi’nin 18’inci âyetinde meâlen şöyle buyurulmuş-tur: "Şüphe yoktur ki m esc idler, Allah’a mahsustur. Bu itibarla oralarda Allah ile bare-ber başkasına da kulluk etmeyin."
Mescidlerin, camilerin inşasından tutun da, temizliğine ve aydınlatılmasına varıncaya ka-dar verilen hizmet, övgüye değer bir hizmettir. Buhârînin Ebû Hureyre radıyallahu anh’ten rivayetine göre, bir zenci kadın Mescid-i Nebîyi devamlı silip süpürür ve temizliğini yaparmış. Bir ara görünmez olmuş. Peygamberimiz bu kadını sorunca öldüğünü söylemişler. Peygamberimiz üzülmüş ve : "Bana ölümünü haber vermeli değil mi idiniz? Haydi kabrini bana gösterin." buyurmuş ve kabrinin başına varıp üzerine namaz kılmış, dua etmiştir. Bu, cami hizmetinin, Peygamberimiz katında takdir gören bir hizmet olduğunu göstermektedir.
Bu imanladır ki, Müslüman milletimiz tarih boyunca en güzel cami örneklerini vücuda getirmişler, gittikleri her yere bu hizmeti götürmüşlerdir. Bu milletin evlatları kısa bir zaman önce geçimlerini sağlamak için çalışmak üzere gittikleri Avrupa ve Avustralya ülkelerinde kazançlarının bir bölümünü bu yüce hizmete ayırmışlar; binalar satın alarak, kiralayarak, cami haline getirmişler, kubbeli ve minareli mar bedler yapmışlardır.
İslâm’ın alâmeti olan camiler için önemli olan, hiç şüphe yok ki cemaattır, tslâm, cemaate büyük önem vermiştir. Cemaatle kılınan namazın, yalnız başına kılınan namazdan yirmi yedi derece daha sevap olduğu bildirilmiştir. Peygamberimiz namazın cemaatle kılınmasına o kadar önem vermiştir ki, Müslim’in Ebû Hureyre radıyallahu anh’ten rivayetine göre, bir gün Resûl-i Ekrem’in yanına âmâ bir adam gelerek:
- Ya Resûlallah, beni mescide götürecek yedekçim yoktur, dedi ve namazı evinde kılmak için kendisine müsaade buyurulmasını istedi. Resûl-i Ekrem de ona müsaade etti. Amâ dönüp giderken Resûl-i Ekrem:
- Ezan sesini işitiyor musun? diye sordu. Amâ:
- Evet, işitiyorum deyince, Resûl-i Ekrem:
- Öyle ise davete icabet et, buyurdu.
Buhâri ile Müslim’in Ebû Hu-reyre’den rivayet ettikleri bir başka Hadîs-i Şerifte Resûl-i Ekrem (S.A.S.) şöyle buyurmuştur:
"Mü’minler, yatsı namazı ile sabah namazındaki sevabı bilselerdi, emekleyerek de olsa cemaatle kılmaya gelirlerdi."
Kıyamet günü Arş-ı A’zam’ın altında gölgelenecek 7 sınıf insandan birinin de cami ve cemaate kalben bağlı olan kimseler olduğu Peygamberimiz tarafından müjdelenmiştir.
Diğer taraftan camilerimiz birer ilim ve kültür merkezleridir. Buralar da ibadetten başka cemaatın dinî konularda aydınlatılması için gerekli olan va’z-u nasihat yapılmakta ve çocuk-larımıza dinî bilgiler de verilmektedir. Cemaatın uyarılması, bilgilendirilmesi ve eğitilmesi de önemli dinî bir hizmettir.
Bütün bu hizmetlerin ifa edildiği camilerin korunması, içinin ve çevresinin temiz tutul-ması da cemaate düşmektedir.

MESCİDLER HAKKINDA HADİS-İ ŞERİFLER

"Sabah ve akşam camiye giden kimseye, her gidip gelişinde Allah Teâlâ Cennet’ini hazırlar."
(Buhari C.l.Sh. 161)
"Bir kimse evinde güzelce temizlenir de Allah’ın farzlarından birini ödemek maksadıyla mescidler-den birine giderse, attığı adımlardan biri günahlarını siler; diğeri de onun derecesini yükseltir."
(Müslim C. 1. Sh.462)
"Her kim Allah rızasını kastederek bir mescid bina ederse, Allah Teâlâ da ona Cennette onun gibi bir ev bina eder."
(BuhanCl.Sh.il 6)
"İbadet için şu üç mescidden başkasına yolculuk edilmez: Mescid-i Haram, Mescid-i Resul ve Mescid-i Aksa."
(Buharı C.2. Sh.56)
"Cemaatla kılınan namazın sevabı, yalnız başına kılınan namazdan yirmiyedi derece efdal-dir."
(Müslim C. 1. Sh. 450)

İBADET- CAMİ-CEMAAT
Lütfi Şentürk

İNSAN doğarken Cenâb-ı Hakkın sayısız nimetlerine ve üstün lütuflarına mazhar olarak dünyaya gelir. Bu husus, Kur’an-ı Kerim’in Nahl Su-resi’nin 18’inci ayetinde hatırlatılmış ve : "Allah’ın verdiği nimetleri sayacak olursanız bitiremezsiniz" Duyurulmuştur.
İnsan iyiliğini gördüğü ve ikramına erdiği kimseye karşılık vermek isterken, sayamayaca-ğı kadar nimetlerine eriştiği Allah Teâlâ’ya teşekkür etmek istemez mi? Elbette ister, işte, var olmak da dahil her şeyi lütfeden Allah’a hamdetmeye, şükretmeye ve O’na en büyük saygıyı göstermeye İBADET diyoruz.
İbadet, yalnız Allah’a yapılır. Çünkü yaratan, yaşatan ve akıl gibi üstün yeteneklerle insanı donatan O’dur. Öldürecek, sonra diriltecek ve insanın yaptıklarının hesabını soracak O’dur. iman edip iyilik edenleri mükâfatlandıracak, inkâr edip kötülük işleyenleri de cezalan-dıracak yine Odur. Bunun için de ibadet yalnız O’nun hakkıdır. Esasen günde kıldığımız beş vakit namazın her rek’atında okumakta olduğumuz Fatiha Suresinde: "Ey Rab-bımız, yalnız Sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz." diyerek bunu teyid ediyoruz. Gerçi Allah Teâlânın hiç kimsenin ibadetine ihtiyacı yoktur. Çünkü O, âlemlerden müstağnidir. İbadete muhtaç olan insanın kendisidir ve ibadetin yararı da ona aittir.
İbadetle yalnız aklı başında olan ve erginlik çağına gelmiş insanlar yükümlü olmakla be-raber, Kur’an-ı Kerim’de Isra Suresinin 44’üncü ayetinde her şeyin Allah Teâlâ’yı teşbih ve O’na hamdettiği bildirilmiştir. Canlı-cansız, büyük-küçük her şeyin O’nun yüce kudreti önünde saygı ile eğildiği gerçeği karşısında, en seçkin yaratığı olan ve her şeyi kendisi için varettiği insanın, bu zevkten kendini mahrum etmesi düşünülemez.
İbadet deyince akla Cami gelir. Gerçi ibadet yalnız camide değil, her yerde yapılır. İbadet için belli bir yer şartı yoktur. Peygamber Efendimiz dünyanın her yerinin ibadet için elverişli olduğunu bildirmişlerdir. Ancak cuma ve bayram namazları gibi ibadetlerin toplu hal-de, bir yerde yapılması gereklidir. İşte ibadetlerden toplu olarak yapılması gerekli olanlar için ayrılan yerler camilerdir. Ayrıca, camilerde beş vakit namaz da cemaatle kılınmakta ve cemaat din konusunda bu yerlerde aydınlatılmaktadır.
Bunun içindir ki Peygamber Efendimiz Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye hicret buyurdukları zaman, yolda Kubâ Mescidini inşa etmişler ve bu mescidin inşasında bilfiil çalışmışlardır. Medine-i Münevvere’ye teşrif ettiklerinde de ilk iş olarak Mescîd-i Nebîyi inşa etmişlerdir.
Kur’an-ı Kerim, cami inşa etmenin imanın belirtisi olduğunu bildirmiştir. Konu ile ilgili olarak Tevbe Sûresinin 18’inci âyeti meâlen şöyledir: "Allah’ın mescidlerini, yalnız Allah’a ve ahi ret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve sadece Al-lah’dan korkan kimseler onarırlar. İşte onların başarıya ulaşmaları umulur".
Allah’ın evi sayılan camilerde ancak Allah’a ibadet edilir; ibadete başka şeyler karıştırıl-maz. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Cinn Sûresi’nin 18’inci âyetinde meâlen şöyle buyurulmuş-tur: "Şüphe yoktur ki m esc idler, Allah’a mahsustur. Bu itibarla oralarda Allah ile bare-ber başkasına da kulluk etmeyin."
Mescidlerin, camilerin inşasından tutun da, temizliğine ve aydınlatılmasına varıncaya ka-dar verilen hizmet, övgüye değer bir hizmettir. Buhârînin Ebû Hureyre radıyallahu anh’ten rivayetine göre, bir zenci kadın Mescid-i Nebîyi devamlı silip süpürür ve temizliğini yaparmış. Bir ara görünmez olmuş. Peygamberimiz bu kadını sorunca öldüğünü söylemişler. Peygamberimiz üzülmüş ve : "Bana ölümünü haber vermeli değil mi idiniz? Haydi kabrini bana gösterin." buyurmuş ve kabrinin başına varıp üzerine namaz kılmış, dua etmiştir. Bu, cami hizmetinin, Peygamberimiz katında takdir gören bir hizmet olduğunu göstermektedir.
Bu imanladır ki, Müslüman milletimiz tarih boyunca en güzel cami örneklerini vücuda getirmişler, gittikleri her yere bu hizmeti götürmüşlerdir. Bu milletin evlatları kısa bir zaman önce geçimlerini sağlamak için çalışmak üzere gittikleri Avrupa ve Avustralya ülkelerinde kazançlarının bir bölümünü bu yüce hizmete ayırmışlar; binalar satın alarak, kiralayarak, cami haline getirmişler, kubbeli ve minareli mar bedler yapmışlardır.
İslâm’ın alâmeti olan camiler için önemli olan, hiç şüphe yok ki cemaattır, tslâm, cemaate büyük önem vermiştir. Cemaatle kılınan namazın, yalnız başına kılınan namazdan yirmi yedi derece daha sevap olduğu bildirilmiştir. Peygamberimiz namazın cemaatle kılınmasına o kadar önem vermiştir ki, Müslim’in Ebû Hureyre radıyallahu anh’ten rivayetine göre, bir gün Resûl-i Ekrem’in yanına âmâ bir adam gelerek:
- Ya Resûlallah, beni mescide götürecek yedekçim yoktur, dedi ve namazı evinde kılmak için kendisine müsaade buyurulmasını istedi. Resûl-i Ekrem de ona müsaade etti. Amâ dönüp giderken Resûl-i Ekrem:
- Ezan sesini işitiyor musun? diye sordu. Amâ:
- Evet, işitiyorum deyince, Resûl-i Ekrem:
- Öyle ise davete icabet et, buyurdu.
Buhâri ile Müslim’in Ebû Hu-reyre’den rivayet ettikleri bir başka Hadîs-i Şerifte Resûl-i Ekrem (S.A.S.) şöyle buyurmuştur:
"Mü’minler, yatsı namazı ile sabah namazındaki sevabı bilselerdi, emekleyerek de olsa cemaatle kılmaya gelirlerdi."
Kıyamet günü Arş-ı A’zam’ın altında gölgelenecek 7 sınıf insandan birinin de cami ve cemaate kalben bağlı olan kimseler olduğu Peygamberimiz tarafından müjdelenmiştir.
Diğer taraftan camilerimiz birer ilim ve kültür merkezleridir. Buralar da ibadetten başka cemaatın dinî konularda aydınlatılması için gerekli olan va’z-u nasihat yapılmakta ve çocuklarımıza dinî bilgiler de verilmektedir. Cemaatın uyarılması, bilgilendirilmesi ve eğitilmesi de önemli dinî bir hizmettir.
Bütün bu hizmetlerin ifa edildiği camilerin korunması, içinin ve çevresinin temiz tutul-ması da cemaate düşmektedir.

MESCİDLER HAKKINDA HADİS-İ ŞERİFLER

"Sabah ve akşam camiye giden kimseye, her gidip gelişinde Allah Teâlâ Cennet’ini hazırlar."
(Buhari C.l.Sh. 161)
"Bir kimse evinde güzelce temizlenir de Allah’ın farzlarından birini ödemek maksadıyla mescidler-den birine giderse, attığı adımlardan biri günahlarını siler; diğeri de onun derecesini yükseltir."
(Müslim C. 1. Sh.462)
"Her kim Allah rızasını kastederek bir mescid bina ederse, Allah Teâlâ da ona Cennette onun gibi bir ev bina eder."
(BuhanCl.Sh.il 6)
"İbadet için şu üç mescidden başkasına yolculuk edilmez: Mescid-i Haram, Mescid-i Resul ve Mescid-i Aksa."
(Buharı C.2. Sh.56)
"Cemaatla kılınan namazın sevabı, yalnız başına kılınan namazdan yirmiyedi derece efdal-dir."
(Müslim C. 1. Sh. 450)