Makale

Tarihe Tutunmak

Tarihe Tutunmak

Yrd. Doç. Dr. Necdet Subaşı
Muğla Ü. Fen-Edebiyat Fakültesi

Yaşadığımız dünyada kendimize bir yer bulamama kaygısı, ister istemez bizi tarihe farklı bir şekilde yaklaşmaya zorluyor. Halihazırda ulaşamadığımız bir yer veya sahip olamadığımız bir evren, sonuçta bizi geçmişi, tarihe doğru bir yolculuğa sevk ediyor. Bu tarih her zaman geçmişte sahiden gerçekleşen olayları değil, zaman zaman kendi zihin dünyamızda kurguladıklarımızı ifade ediyor. Bu durumda kendimize ve ileriye ilişkin plânlarımızın başlangıç noktası, eskiden veya eskide kalandan oluşuyor. Bu aynı zamanda günübirlik olmayı kalıcı bir yaşam tarzına çeviriyor.
Halbuki şimdide var olmak veya şimdiki zamanın gereklerini kavramış olmak, günübirlik olandan farklı bir yaklaşımı gerekli kılıyor. Bunu başarabilirsek kendimize şimdi de olduğumuzdan apayrı bir yer ve yurt inşa edebileceğiz. Bu yaklaşım neyim, kimim, nereye âitim gibi asla boşluk kabul etmeyen sorulara, sahici ve temellendirilmiş cevaplar sunabilecektir.
Mevcut cevaplardaki yetersizlik, bizi bu soruların ürettiği sorumluluklardan kaçmaya sevk ediyor ve bizi geçmişe yine imrendirerek bir çıkış yolu sağlamaya zorluyor. Ne varsa geçmişte var, zaman kötüye gidiyor, geçmişi yâd etmek bir varoluş sanatıdır gibi formülasyonlar tüketime sunuluyor. Sonuçta bütün bunlar bizi, şimdi de bulamadığımız şeyleri geçmişte bulabilmenin kolaycılığına iknâ ediyor.
Tarihe bakışımız da bu düşünce evreni içinde inşa ediliyor. Ne var ki böyle bir tarih anlayışı, yani bugüne ilişkin bakışlarımızdaki yetmezliğin şekillendirdiği tarihsel strateji, verili bir şekilde kurgulanmış evren geliştirici olmaktan çok kaybettirici oluyor. Bir geçmiş olarak tarih, detaylandırılmış bir okumanın ürünü olarak değil, bir sığıntı, bir avuntu ve kaçışın zemini olarak tasarlanıyor ve kurgusal gerçeklik kazanıyor. Gündelik hayata ilişkin kurgularımız eksik olunca, tarihsel birikimimizin çözümlenmesi de artık hiç de yerinde olmayan duygusal-nostaljik bir hatırlamanın çerçevesine kuruluyor.
Oysaki sınanmışlığın verdiği deneyim zenginliğini, geçmişin öğretici, geliştirici ve âidiyet üreten vurgusunu bir gerçek kazanç olarak hâlihazır dünyamıza aktarmak gerekiyor. Geçmiş ister bir ibret alanı olarak ele alınsın ister bir tecrübe alanı olarak değerlendirilsin, her hâl ü kârda doğru bir okuma ekseninde ele alındığında, bugünün sınırlarını çizen derinlikli şifreleri çözümlememize zemin hazırlayacaktır. Bu duyarlılığın ihmali ve geçmiş konusunda savrukluğumuz, yaşadığımız bir hayat karşısında bizi çok kere tüketim mantığının çılgın bir parçası haline getiriyor. Tarihi tüketiyoruz, şimdiki zamanı tükettiğimiz kadar.
Ondandır ki, hiçbir temele dayanmaksızın, hiçbir sağlam veriden yola çıkmaksızın istediğimiz her şeyi tarihte bulabiliyoruz. Bu ele geçirdiğimiz bilgilerden yola çıkarak, derme çatma bir evrene sahip olabiliyoruz. Sonuçta bugüne ilişkin perspektiflerimiz, "zayıf bir tarihsellik"ten kurtulamıyor. Hiçbirimiz için ne geçmiş ne de şimdiki zaman, sağlıklı bir yaşam alanı oluşturmada yeterli bir meşrûiyete izin vermiyor.
Tarihte gezindiğimiz her an, ele geçirdiğimiz her hikayeyi hızla efsaneleştiren kolay cesaretimiz, karşı karşıya kaldığımız, yüz yüze geldiğimiz olay ve olguları ele alırken bize son derece savruk, irrasyonel açılımlar sağlıyor. Ne var ki bu dünyada ki gezinmemiz çok kere sorunsuz gözüküyor.
Hepimiz bugünü atlamak, hayata tutunmamak için bize sonuna kadar inandırıcı olması gereken bir tarihe yaklaşıyoruz. Tarihe tutunuyoruz, tarihte geziniyoruz. Bugün sıkı bir heyecan ve dürtüyle duygularımızı onaylamaktan başka bir şeye yaramayan kurmaca öykülerimizden, kendi hikayemizin sübjektif gerçekliğinden kopmayı göze alamıyoruz.
Çünkü hem bugüne hem de geçmişe bakmayı, sahiden önceleyecek bir heyecan, politik manevralar içinde sürekli aşındı. Belki çok geç kalındığı doğru ama güne, hayata, gerçeğe esaslı bir bakış açısı içinde bakmanın mümkün yolları bir bir tükenmeden yeni bir okumaya, yeni bir öz eleştiriye, hiçbir geleneği yük saymaksızın doğru bir şekilde anlamaya ve bu minval üzre zamana göz atmaya ihtiyacımız var. Bu da sonuçta tarihe değil zamana tutunanların harcı olacaktır.