Makale

Bulgaristan Müslümanları Geçici Baş Müftüsü HACI AHMET YAKUP: Allah'a şükür, bugün çok susamış olduğumuz hürriyetimize kavuştuk

RÖPORTAJ:
Fazlı Şahin
Bulgaristan Müslümanları Geçici Baş Müftüsü
HACI AHMET YAKUP:

"Allah’a şükür, bugün çok susamış olduğumuz hürriyetimize kavuştuk."

45 yıl komünizm zulmü altında ezilen ve yerinden yurdundan sürülen Bulgaristan daki soydaşlarımız, komünizmin çöküşüyle birlikte hürriyetlerine kavuştular.
Türkiye’yi ziyaretleri esnasında, Diyanet işleri Başkanlığını da ziyaret eden Bulgaristan Müslümanları Geçici Baş Müftüsü Hacı Ahmet Yakup EFENDİ ile görüştük ve Bulgaristandaki son gelişmeler ve dinî faaliyetler hakkında bilgi aldık.
• Efendim,
Bulgaristan ’da yeni bir döneme geçildi. Bu yönetim orada yaşayan siz Müslümanlara ne gibi haklar tanıdı, kolaylıklar getirdi?
45 sene komünizm zulmünden sonra Allah’a şükür bugün çok susamış olduğumuz hürriyetimize kavuştuk. Şimdi bütün dinî ibadetlerimizi yerine getirebiliyoruz. Camilerimizin kapısı hergün her vakit açık, herhangi bir baskı altında kalmadan ibadetlerimizi yapıyoruz.
• Bulgaristan ’da kaç caminiz var? Bir rakam verebilir misiniz?
• Şu anda ülkemizde tahminen 1000 kadar cami var. Bugün camilerimizin hepsi de Müslüman-Türk. Pomak ve Çingeneler ile dolup taşıyor. Aramızda ayrılık-gayrılık yok. Herhangi bir ırkî meselemiz de yok. İslâm bizi birbirimize bağlıyor. Türk, Pomak ve Çingeneler hep birlikte hareket ediyoruz.
• Müftü ve imam atamalarını devlet mi yapıyor, yoksa sizler mi seçiyorsunuz ?
• Başbakanlığa bağlı bir bakanlıkta Diyanet İşleri Müdürlüğü var. (Bu müdürlük daha önce Dışişleri Bakanlığına bağlı idi). Bu müdürlük, bütün dinlerin faaliyetlerini düzenlemektedir.
• Müslümanların da bu müdürlükte temsilcisi var mı?
• Şu anda bu müdürlükte bizim temsilcimiz yok. Yalnızca Hristiyanların var. O da o kadar etkili bir temsilci değil. Önümüzdeki günlerde bir şura kurulacak. Bu Şura’da her dinden temsilci bulunacak. Eski komünist rejimin atadığı, fakat bugünkü hükümet tarafından gö-revden alınan Sabık Müftü Nedim GENCEV, bu Şuranın oluşturulmasına engel olmak için elinden geleni yapıyor. Fakat GENCEV’in çalışmaları bu şuranın kurulmasına engel olamayacak.
Baş Müftüyü siz mi seçiyorsunuz, yoksa devlet mi atıyor?
Daha önce Baş Müftüyü 7 bölge müftüsü seçiyordu. Şimdi ise devlet atıyor. Fakat biz yeni bir komisyon tertip ettik. Bu komisyonda bir karar aldık. Bu karara göre, bundan sonra önce imamlar bölgelerinde müftülerini seçecekler. Sonra da bu müftüler kendi aralarında Baş Müftü’yü seçecekler.
İmamları da imtihana tabi tutmak istiyoruz. Her isteyen imam olsun istemiyoruz. İmtahanı kazanan, imamlığa ehil olanlar imam olsun istiyoruz. Bunun için de bazı çalışmalarımız var.
• Ne kadar resmi görevli imamınız var. Bunların maaşını nereden karşılıyorsunuz?
• 570’e yakın maaşlı imamımız var. Bunların maaşını devlet veriyor. Fakat çok az bir maaş bu. İmamlarımızın çoğunu, devletin başka kademelerinden emekli olan memur arkadaşlar oluşturuyor. Devlet bütçesinden bütün din göerevlilerine ve yapılacak dinî faaliyetlere ayrılan para 1 milyon 100 bin Leva’dır. Bu parayla ne imamlarımızın maaşını karşılayabiliyoruz, ne de bir faaliyet gerçekleştirebiliyo-ruz. Camilerimizi, cemaatin kendi arasında topladığı yardımlarla yapıyoruz, ona-rıyoruz.
Herhangi bir gelir kaynağınız yok mu, mesela vakıflar gibi?
• Bizim Bulgaristan’da çok sayıda vakıf malımız var. Fakat komünist rejim döneminde bu vakıf mallarını devlet işletmiş. Bunların bizim vakıf malımız olduğunu isbat eden bir senedimiz, tapumuz yok. Komünist idare hepsini yok etmiş. Bu vakıfları yeniden elde etmeğe çalışıyoruz. Çünkü bizim asıl gelir kaynağımız vakıflardır. Vakfın çok sayıda mağazası, binası ve tarlası var.
Yeni çıkarılan Toprak Kanunu bu hakkı bize tanıdı. Ancak, bu vakıf bina ve arazilerini alabilmemiz için çok iyi avukatlara ihtiyacımız var.
• Dinî tedrisat veren okullarınız var mı?
• 4 İmam-Hatip okulumuz, bir de Yüksek İslâm Enstitümüz var. İmam-Hatip okulla-rımız, lise seviyesinde eğitim veriyorlar. Toplam öğrenci sayılafı ise şu anda 165’tir. Fakat bu öğrenciler sokaktan toplanan öğrenciler. Bu okullara kimse çocuğunu göndermek istemiyor. Çünkü okullarda dinî tedrisat verilmiyor. Öğretmenler göstermelik öğretmen; din-le-imanla ilgileri yok. Sofya’da bulunan Yüksek İslâm Enstitüsü’nde ise 90 öğrenci eğitim görüyor, onların da durumu aynı. Bu okulların masraflarını ve öğretmenlerinin maaşını da biz karşılı-yoruz. Bu okullardaki eğitimin düzeltilmesi için çalışıyoruz, fakat bazı komünist güçler buna engel olmaya çalışıyorlar. Bu okullardaki eğitimin düzeltilmesi için, öncelikle iyi yetişmiş öğretmenlere ihtiyacımız var. Bunun için Türkiye’deki okullara öğrenci gönderip eğitmek istiyoruz. Başka Müslüman ülkeler bu hususta bize yardımcı olmak istiyorlar, fakat biz kabul etmiyoruz. Biz Türkiye’den yardım bekliyoruz.
• Bulgaristan Müslümanları olarak bir yayın organınız var mı?
Yayın organı olarak "Müslüman Gazetesi" çıkarıyoruz. Fakat dağıtımında güçlük çekiyoruz. Sabık Müftü GENCEV, dağıtılmaması için imamlara baskı yapıyor. Biz gazeteyi dağıtılması için imamlara gönderiyoruz, imamlar da aynen geri gönderiyorlar. Hâlâ eski düzeni sürdürmek istiyorlar. Komünistler ve emniyet yetkilileri sabık müftüye yardım ediyorlar, hâlâ onu destekliyorlar. Yaptığımız dinî faaliyetlere engel oluyorlar. Fakat bu böyle gitmeyecektir, düzelecektir. Çünkü yönetim, bize her türlü hürriyetimizi tanıdı.
• Diyanet İşleri Başkanlığı ’ndan herhangi bir isteğiniz var mı? Bu isteklerinizi yetkililerle görüştünüz mü?
Diyanet İşleri Başkanlığından isteğimiz var elbette. Ama asıl gelişimdeki amaç, başkanlık yetkilileri ile tanışmak ve onların zengin tecrübelerinden faydalanarak, Bulgaristan’daki Müslümanlara daha iyi hizmet verebilmektir. İsteklerimize gelince; öncelikle buradaki İmam-Hatip Lisesi ve İlahiyet Fakültelerine öğrenci göndermek istiyoruz. Bu hususta Diyanet İşleri Başkanlığı ve vakf ı’ndan yardım istedim. İsteklerimizi Sayın Diyanet İşleri Baş-kan Vekili Mehmet Nuri YIL-MAZ’a ilettim. Diğer yetkililerle görüştüm. T. Diyanet Vakfı yetkilileri ile de görüştüm. Gereken yardımları yapacaklarını söylediler. Temaslarımdan memnun olarak dönüyorum.
• Teşekkür ederim efendim.
• Ben teşekkür ederim




TARİH VE İBRET

KIRKILMADAN
KALKAN KOYUN
ÖLÜMÜ UNUTUR

26 Ağustos 1071 de Malazgirt’te kendi kuvvetlerinin iki mislinden Fazla Bizans ordusunu perişan eden büyük kumandan Selçuklu Hükümdarı Alparslan, Allah’ın nusreti ile Anadolu kapısını İslâm’a açıyordu. Böylece adalet, muhabbet, samimiyyet ve dürüstlük burcu burcu yükselirken, di-yâr-ı Rum da Anadolu oluyordu.
Muhteşem dış fetihle beraber, iç fethini de tamamlayan Sultan Alparslan kefenine bürünerek bir Cuma namazından sonra çıktığı Malazgirt Meydan Savaşı’nda, her an şehade-te hazır dunımda idi. Mevlâ, bütün cihan için güzelliklerle dolu zaferi bahşedince, mütevazı hayatından hiçbir şey kaybetmedi ve esir imparator Romanos Diogenes’e bir kral gibi itibar göstererek, ardından muhafızlar refakatinde ülkesine iade etti.
Malazgirt’ten bir yıl sonra, Alparslan Mâverâünnehir tarafına fethe devama başlamış ve fethettiği bir kale kumandanını da esir almıştı. Bütün esirlere insan gibi muameleyi prensip edinen Alparslan, Yusuf adındaki bu esiri de kontrol dışı bırakmıştı. Bir gün Yusuf, Alparslan’ı takip ederek arkadan ansızın bir hançer saptamıştı.
Meydanlara ve zaferlere sığmayan koca kahramanın yarası ağırdı ve hiç istemediği halde yataklara düşmüştü.
Allah’a teslimiyet içinde yaşayan Alparslan çevresine toplanan dost ve vefakâr arkadaşlarına durumunu şöyle anlatıyordu:
-Benim halim bir koyunun haline benzemektedir. Kırkılmak için yatırılan koyun öleceğini zannederek telis eder, fakat kırkılma işi bitince bırakıldığını görür, hem şaşırır hem de ölümü unutur. Aynı koyunu kesmeğe yatırdıkları zaman da kırkılıp kalkacağını zanneder ve umursamaz. Fakat kesilir ve yığılıp kalır.
Ben de defalarca çok çetin savaşlar ve anlar yaşadım. Hepsi de geçip gitti. Şimdi nefsim bunun da geçip gideceğini söylüyor ama Allah bilir ki, bu son demlerimdir. Cenab-ı Mevlâ şaşırtmasın."
Bütün ömrü mert, asil hareketler, sünnete uygun bir yaşayışla geçen Alparslan, aradan fazla zaman geçmeden ruhunu Mevlâ’ya teslim etmişti.
AYDIN TALAY