Makale

BLOKLAR ARASINDA // İDEOLOCYASJNI MARX ÖRDÜ. SİYASASINI LENİN KURDU, ÇATLAĞI GÖREN İSE GORBAÇOV OLDU...

İDEOLOCYASJNI MARX ÖRDÜ. SİYASASINI LENİN KURDU, ÇATLAĞI GÖREN İSE GORBAÇOV OLDU...
Arif GÜNEŞ
BİR
ÇÖKÜŞÜN HİKAYESİ

Yüzyılları yaşayan teolojik tartışmalar, sonunda Rönesansı doğurdu. Akabinde dinde reform hareketleri... Kilisenin baskıcı yönetimine aklın direnişi, Lütheryanlık, Protestanlık artık Ortodokslukla katolikliğin zorunlu yoldaşları. Derken sanayi devrimi. Bunlar, kalın çizgilerle Avrupa tarihi..
İnsan haklan konusunda ilahi mesajların kavranmasına engeller oluşturan Avrupalının, "kapital sahipleri ve emekçiler" olarak iki büyük gruba bölünmüşlüğünü 1818 tarihinde doğan Karl Marx "Capital" kitabıyla daha da derinleştirdi. Gerçekten Marx arkadaşı Engels ile birlikte Aralık 1848’de yayımladığı "Komünist Manifestosu" ile herşeyi maddeci bir yaklaşımla değerlendirdi. Her türlü sömürünün emekçilerin gerçekleştireceği Komünist düzende ortadan kaldırılacağını, böylece, bütün insanların eşitleneceğini savundu. Marx düşüncelerinin gerçekleştiğini görmedi ama, Birinci Dünya Savasinin getirdiği yıkımın harabeleri üzerinde bu düşünceler Çarlık Rusyasında uygulama alanı buldu. Menşevikleri 7 KASIM 1917 devrimiyle iktidardan uzaklaştıran Bolşeviklerin liderliğini yapan Lenin ile birlikte her çeşit sömürünün ortadan kaldırılacağı ve proleter-yanın egemen olacağı düzen, Sosyalist düzen, Rusya’da fiilen ve resmen başlamış oldu. Bilmiyorum, Lenin, Marx’ın Komünist Manifestosu ile ortaya koyduğu düşünceyi gerçekleştirdi mi, ama, bildiğim bir şey varsa, o da, Hit-ler’in Polonya macerası ile başlayan süreç 3 EYLÜL 1939’da İkinci Dünya Savaşını ortaya getirdi.
Sovyet Rusya, savaş sonucunda en kârlı çıkan devlet oldu. Sınırları-nı genişlettiği gibi "tüm dünya işçilerine seslenen" Komünizm Manifestosu doğrultusunda aynı politikayı benimseyen bir blok da oluşturdu. İlhamını Marx’tan alan yayılmacı Sovyet tehdidine karşı 4 Nisan 1949’da oniki batılı ülkenin kurduğu NATO’ya cevap olmak üzere 14 Mayıs 1955’de Sovyet Rusya, yedi ülke ile birlikte askeri bir ittifak olan VARŞOVA paktı’nı kurdu. Böylece fiilen daha önce kurulmuş bulunan Sosyalist Blok resmileşmiş oldu. Artık, sonrasında birçok uluslararası sosyalist örgüt kuruldu. Bunlardan en önemlisini de ekonomik ağırlıklı COMECON örgütü oluşturuyordu.
Böylece sosyalist bir blok bütünüyle kurulmuş ve proleterya sınıfının hakim olduğu bir düzen gerçekleştirilmiş bulunuyordu. Merkezi Moskova olan bu birlik, Doğu Avrupa’da, Uzakdoğu’da, Afrika’da, Orta ve Güney Amerika’da geniş bir yelpazeye yayılmış oluyordu.
Sosyalist Blok’ta kapital sahiplerinin sömürü kılıfı olan serbest pazar yasaktı. Ferdiyetçilik, kapitalizmin itici gücü olduğu için bu ülkelerde yaşayamazdı. Din ve vicdan hürriyeti mi? Din bir afyondu sosyalist öğretide; öyleyse din ve vicdan hürriyetinden de söz edilemezdi. Devlete proleterya hakimdi ye herşey devletin olmalıydı, çünkü devlet işçi sınıfı demekti. Dolayısıyla ferdin mülkiyet hakkı da olamazdı. Düşünen binlerce insan "Rejim karşıtı", "revizyonist" "emek düşmanı" suçlamalarıyla yerinden, yurdundan ve canından oldu. Partinin resmi yayın organları basın hürriyetinin en geniş tezahürleri olarak tespit edildiği için başkaca yayın organlarına da ihtiyaç yoktu. Sosyalist blokun kendisine özgü bir demokratik yapısı da vardı: Halk Cumhuriyeti. Seçim sadece parti üyelerinin yazılı olduğu kâğıtların sandığa girip çıkması idi. Böyle bir rejim yaşayabilir miydi? Nitekim uzun sürmedi. İnsanın yapısı mı, revizyonist baskı mı, yoksa en büyük kapitalist ba-tılılann müdahalesi mi veyahut sosyalist düzen uğruna yok edilen milyonlarca insanın kanı mı nedir, düzen Polonya’da bir liman ve işçi şehri olan Gdansk’da çatlak verdi. Yıl 1970.. İnsanca yaşama şartlarından ve günlük maişet temininden bile mahrum kaldıkları gerekçesiyle emekçiler ayaklandılar Gdansk’ta. İşçi sınıfının hakim olduğu düzene yine işçi sınıfından başkaldırı, özellikle Vatikan liderliğine bir Polonya’lı kilise adamı getirildikten sonra dünyanın gözü Polonya’ya çevriliyor.
Polonya’da böylece sosyalist rejim karşıtı faaliyetler, yeraltında büyük bir hız ve mesafe kazanırken, sosyalist Blokun diğer ülkeleri sükûnet içinde değiller. Hür dünyaya karşı 1961’lerde ördükleri Berlin Duvarı gibi maddi engellere ve kitle iletişim araçlarına karşı uyguladıktan sansür ve parazit yayınlar gibi manevi engellere rağmen sosyalist blok artık çatırdamıştır, su almaya başlamıştır.
Sosyalist Blokun çöküşünü bu blokun patronları da fark ediyorlar. 27 ARALIK 1979’da Sovyet Rusya’nın, başlattığı işgale rağmen, ilerleyen yıllarda Afganistan’da hakimiyeti tam kuramaması ve mücahitlerin ülkenin önemli bir bölümünde üstünlüklerini sürdürmeleri Moskova’yı zaten ciddi durum değerlendirmesine sevketmişti. Her türlü zorluğa rağmen zorbaca sürdürülen sözkonusu politikanın çıkmaz bir sokağın sonuna her gün biraz daha yaklaştığını haykıracak bir yöneticiye ihtiyacı vardı Moskova’nın. Nitekim 11 Mart 1985’te Komünist Parti merkez genel sekreterliğine getirilen Gorbaçov, 1987 yılından itibaren daha bir yüksek sesle Glasnost ve Perestroikayı telaffuz etmeye başladı. Bu. bir çöküşün en üst seviyede açıklanmasından başka birşey değildi. Buna uygun olarak 6 Ocak 1988’de Sovyet Rusya Dışişleri Bakanı Şevardnadze’nin, Sovyet askerlerinin Afganistan’dan çekileceğini açıklaması, bir çöküşün, resmi bir teslimiyetin ve tarihi bir yanılgının da tesbiti idi.
1989 yılı, sosyalist Blok bakımından tam bir felaket yılıdır. Doğudan batıya bütün sosyalist ülkelerin tavanlarının ve düzenlerinin çatladığı ve büyük bir gürültüyle çöktüğü yıl.. Bundan sonra olaylar birbirini izledi.
Sovyet Rusya’da dahili isyanlar.. Azerbaycan’da, Kafkasya ve Orta Asya’da, Sovyetler Birliği içindeki Türk Cumhuriyetlerinde sosyalist düzene toplu, fakat mazlumane başkaldırılar. Sovyet Baltık Cumhuriyetlerinde, Sovyet Rusya’dan ayrılma deklarasyonları. Çin’de, Pekin’de öğrenci ve halk ayaklan-maları. Demokrasi bildirileri. Sosyalist blok üyesi Avrupa ülkelerine de sıçrayan insan haklan ve demokrasi için yeni başkaldırılar. 7 Nisan 1989’da Polonya Meclisi’nin dayanışmayı yasallaştırması. 4 haziran’da yapılan çok partili hür seçimde dayanışmanın tüm Polonya halkınca onaylanması. Komünist partilerin bütün sosyalist blok ülkelerde Perestroika’dan nasibini alması. 21 Mayıs’ta Bulgaristan’da Türklerin ayaklanması ve 29 Mayıs’tan itibaren de sınır dışı edilmeleri. 350.000’den fazla soydaşın Türkiye’ye zorunlu göçü. 10 Eylül’de Doğu Alman vatandaşlarına Çekoslovakya sınırının bütünüyle açılması. Çekoslovakya’da, Macaristan’da, Polonya’da, Doğu Almanya ve Bulgaristan’da komünist parti yöneticilerinin değiştirilmesi, öncülüklerinin kaldırılması ve komünist partilerden bir kısmının kendisini feshetmesi. Bunların Avrupa Konseyine üyelik başvurulan. En önemlisi de 10 Kasım’da Berlin utanç duvarının yıkılması ve Bulgaristan’da soydaşlarımızın zorunlu göçlerinin faili Todor Jivkov’un görevden alınması. Bütün bu gelişmelere hala kapalı kalmak isteyen Romanya lideri Çavuşesku’nun karısı ile birlikte 25 Aralık’ta kurşuna dizilmesi.
İşte bu tesbitler, 1989 yılında, sosyalist blokun çöküşünün satır başları.
1990 yılı ise, bu çöküşün bir kısım resmi işlemlerinin aksamadan sürdüğü ve yeniden yapılanmanın son işlemlerinin gerçekleştirildiği yıl olarak tarihe geçmiştir. Bunların içinde en önemlisi, 3 Ekim’de, iki Almanya’nın birleşmesi ve 21 Kasım’da Sosyalist blok ülkelerinin de katılımıyla toplam 34 ülkenin Paris’te imzaladıkları "Avrupa’nın Geleceği için Paris Şartı"dır. Sözkonusu "Şart"la, sosyalist ülkeler, demokrasi ve insan haklan için Avrupa’nın diğer ülkeleri ile barışmıştır. Ama bu barışık ülkeler, "Diğer dünya ülkeleri ile bundan sonra nasıl bir yapılan-maya gireceklerdir?" şeklindeki soru da doyurucu cevabını bulmadan 1990 yılını bitirmek üzereler. 1990 yılı sonunun flaş haberi ise yine Polonyadan geldi. Sosyalist Blokun ilk çöküş müjdesini veren Lech Walesa Polonya Cumhurbaşkanlığına seçildi.
Bakalım daha neler göreceğiz.... ve insan’ı, "insan haysiyeti"ni, gönlünü, imanını hiçe sayanlar bu çöküşten ibret alacaklar mı?
RUS DEVRİMİ...
...ve akıbeti.

"Ben
Selçuklu
olsaydım,
Selçuklu yenilmezdi."


BİR Oğuz Boyu, "Tuğrul Bey" komutasında "Ortaasya" dan kalkmış, 200 atlı ile bugünkü İran-Afganistan arası
bir bölgeye konmuş.. Hedef Bizans toprakları, Bizans elindeki
Anadolu’dur.
Fakat "Fetih" olgunluğuna henüz ulaşılamamıştır. Anadolu kapısı önünde 3 müslüman güç; Abbasi-Harezmli ve Oğuzlar birlik olup, Bizans üzerine yönelecek yerde hep birbirleriyle uğraşmakta, kavga etmektedirler...Biteviye bir kavga.
Tuğrul Bey ve atlılarının obada bulunmadığı bir gün Harezm atlıları Oğuz Boyunu vurmuştur. Sadece kadın ve çocukların bu-lunduğu oba yağma edilmiş, çadırlar yakılmış; sürüler alıp götürülmüştür.
Talan ve yağmayı saklandıkları sazlar arasından seyreden çocuk Alpaslan ve arkadaşları, talana Harezm atlıları çekildikten sonra, gördüklerinin emsiyle bir savaşçılık oyunu oynarlar. Küçük Alpaslan, iki gruba ayrılan çocuklardan Harezm’i temsil edenlerin başındadır.
Tuğrul Bey ve atlıları çıktıkları seferden dönmüş, çocukların savaşçılık oyununu seyretmişlerdir.
Oyunun sonunda Amca Çağrı, küçük Alpaslan a sorar: "Sana Selçuklu olmak yaraşmaz mıydı?" Çocuk Alpaslanın cevabı, büyüklere ibrettir: "Ben Selçuklu olsaydım, Selçuklu yenilmezdi".