Makale

Bir Kitap ve Düşündürdükleri

ÖLÜMÜ MUTLAK BİR YOKOLUŞ SAYANLAR, ŞİMDİ TANRIYI YENİDEN KEŞFETMEYE ÇALIŞIYORLAR.

Selçuk Cemil EROĞLU

BİR KİTAP VE
DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

İnsanlar her zaman geleceği merak etmişler, gelecekte ne olabileceğini düşünmekten kendilerini alamamışlardır. İnsanların bu merakı eski çağlarda o kadar ileri gitmiştirki, kâhinler ve falcılar toplumda en çok saygı gören ve değer verilen kişilerin arasında yer almışlardır.Tarihe bir baktığımızda gerek İslâmiyet öncesi Arap sitelerinde, gerekse Ortaçağ Avrupa’sında kehanetin neredeyse bir bilim haline geldiğini hayretle müşahede ederiz
Bilimsellikten uzak bu tür kehanetlerin yanısıra, günümüzde popüler olan bir başka kehanet türü de gözlemlere, bilimsel verilere ve istatistiklere dayanarak insanlann muhtemel eğilimlerinin belirlenmesidir. Bu türün belki de en çarpıcı örneği. 1989 yılında A.B.D’de, 1990 yılında ise ülkemizde yayınlanan ve yayınlandığı her ülkede en çok satan kitaplar arasında yer alan, John Naisbitt ile Patricia Aburde-ne’nin ortak çalışması "Megat-rends 2000" isimli kitaptır. Megat-rends 2000’in bu denli ilgi görmesinin nedeni, yazarlann daha evvel yazdıklan Megatrends isimli kitaptaki tahminlerin hemen hemen tümünün gerçekleşmesidir.

Kitap on bölümden oluşuyor. Bu bölümlerde "Doğu Avrupa ülkelerindeki ekonomik ve kültürel değişim rüzgârlarının gelece-ği"nden- "üçüncü dünya ülkelerinin yükselişi"ne, "sanatın yeniden önem kazanmasından-biyoloji bilimindeki büyük buluşlara kadar pek çok konuda ileriye yönelik tahminlerde bulunuluyor.

Kitabın bölümlerinden biri de "Üçüncü Bin Yılda Dinî Yeniden Doğuş" ismini taşıyor. Bu bölümde insanlardaki din duygusu üzerinde menfi tahribat yapan "materyalist" 20.yüzyılın sonlanna doğru, dünya çapında dine olan inanan ve bağlılığın giderek arttığı, Doğu’dan ve Batı’dan rakamlar verilerek anlatılıyor. İşte bazıları:

Çin ve Sovyetler Birliğindeki gençler, komünist sistemin değer yargılan ile yetiştirilmiş büyüklerinin hoş-nutsuzluklanna bakmadan
kiliselerde ayihlere katılmaktadır.

A.B.D.’deki müslümanlann sayısı hızla tırmanıp dört milyon olmuştur. Bunlann dörtte bin zenci müslü-manlardır ve İslamiyet’in daha da yayılmasında bir köprü olma niteliği taşıyabilirler.

İslamiyet, Hristiyanlık ve Budizm gibi büyük inanır kitleleri olan dinlerin yanısıra, daria küçük dinî akımlar da taraftar sayılannı giderek arttırmaktadırlar.

Birleşik Devletlerin Boulder, Den-ver, Pueblo, Fort-Collins gibi pek çok şehrinde, her geçen gün yeni camiler inşa edilmektedir.

Aydınlanma çağının düşünürleri dünyanın bütün gelişmemişligini dine yüklemişlerdi. Voltaire’den Aguste Comteye, Saint Simon’dan-Le Play’e kadar pekçoklan için din, fetişizm ve boş inançtan ibaretti. Marks’a göre ise din milletleri uyuşturan bir afyondu. Darwin, zoraki teorisiyle, kainatın ve canlılann kendi kendilerine varolduklarını ve evril-diklerini öne sürerek, dinî "varoluş" inananı reddediyordu.

Giderek elit tabaka arasında moda olan dinsizlik furyası önce Avrupa’da sonra da bütün dünyada materyalist bir düzenin tohumlannı attı. Sonunda da bu düzenin tanrılarını üretti. "Benlik, şidaet, para ve şehvet".

İnsanlar, kendilerine nefret ve kandan başka hiçbirşey vermeyen yeni tanrılarına tapmaya yönlendirildikçe, bunalımlar bunalımları izledi. İnsanlar, içinde yaşadıkları düzeni beğenmez oldular. Suç işleme oranı hızla yükseldi, içki ve uyuşturucu batağına batan gençlerin sayısı arttı. Materyalist düzen onlan midelerinden başka birşey düşünmeyen et parçaları haline getirmişti. Sonunda, ruhî plandaki tatminsizlik ve hissî dengesizlikler had safhaya ulaştı. Ne yazık ki pekçoklan ölümü bir mutlak yokuluş sayarak öldüler. Bunca tatminsizlikler içerisinde yeni arayışlara yönelenler ise dini ikinci kez keşfettiler. Allah’a inanmaya başladıktan sonra pek çok problemin kendiliğinden ortadan kalktığını gördüler ve sayıları-hızla arttı.

Günümüzde dünya çapında görülen dinî canlanmanın temelinde insanların, dinin, onları pek çok so-runlanndan kurtardığını görmeleri gerçeği yatmaktadır.

İstatistiklere baktığımızda, oransal olarak en çok yönelinen dinin İslamiyet olduğunu görmekteyiz. Bu da İslam’ın en "akılcı", en "doyurucu", "yanlış ve tahrifatlardan uzak" en son ve "Hak din" olmasından ötürüdür.

Ümit edilir ki, insanlığın geri kalan kısmı da, İslamiyet’e olan bu yönelimi-, nedenleri ile beraber idrak etsinler ve zaman kaybetmeden, onlan, ölümü "mutlak bir yokoluş" gören topraktan bayağı kimseler seviyesinden, cennet-i âlâyı hedefleyen yüce kimseler seviyesine g-karacak olan İslamiyet’in cömert pınarlarından içmeye koşsunlar.