Makale

İslam Sanatları Üserine

KAİNAT
BİR SAN’AT...
İNSAN
BİR SAN’AT...
ALLAH
GÜZELDİR,
GÜZELİ SEVER

İbrahim
URAL

İslâmın kitlelere ulaştırılmasında san’at ve sanat Eserlerinin önemli katkıları olmuştur.
İslâm San’atlarını canlı tutmak, bu bakımdan önemlidir...
İSLÂM SAN’ATLARI ÜZERİNE

Ondokuzuncu ve yirminci yüzyıldaki endüstriyel ve teknolojik gelişmeler ve hızlı değişim, toplumları kitlesel bir monotonluğa sürüklemiştir. Hızla gelişen kitle iletişim - Telekomü-nikasyon - araçlarının yoğun olarak enforme ettiği insanlar artık kendi şahsi ve manevi dünyaların-dan kopmuşlardır. Çağımızda haberleşme araçları o derece yaygınlaşmıştır ki, insanoğlunun duyu organları yoğun olarak dış dünya tarafından sürekli meşgul edilmekte, adetâ bombardımana tâbi tutulmaktadır. Toplumları kitlesel yeknesaklığa ve robotluğa sürükleyen bir başka etken de moda akımlardır. Moda, kitleler üzerinde vazgeçilmez bir alışkanlık ve bağımlılık etkisi bırakmakta, bütün kesimleri etkilemektedir. Teknolojinin insanı robotlaştıran baskısı ve pozitivist bilim anlayışının katı şekilci etkisi çağımız insanını bunalım içine itmiştir. Psiko-sosyal kaynaklı ruhsal rahatsızlıklar artmaktadır. Batı Medeniyetinde sanat, bunalım içindeki endüstri ve enformasyon toplumu insanının ferdi ve şahsi bir kimlik kazanmasının aracı olarak görülüyor. Bu, aynı zamanda ruhsal ve deşarj yolu olarak benimseniyor. Batı uygarlığı, kişileri özel hobi ve merak sahibi olarak yetişmeye de teşvik etmektedir. Amaç aynıdır

Güzel sanatların kaynağının ne olduğu konusu filozofları, sanat tarihçilerini öteden beri meşgul etmiştir. Eski insanların yaşadığı tabiî barınaklarda, duvarlarda bulunan hayvan resimlerini araştıran tarihçiler sanatın kaynağını "korku" olayında aramışlardır. Toplumbilimciler ise sanatın baskı ve baskıya karşı mücadele sonunda doğduğunu ileri sürmüşlerdir. Freud’çu akım ise estetik duygunun kaynağını cinsel dürtülerde aramıştır. Cahiliyye devrinin bazı müşrik şairleri ise cinlerin kendilerine yardım ettiklerine inanıyorlardı. Bütün bu tek yanlı ve kişisel açıklamalara rağmen, sanatın, bir tür ilahî ilham neticesinde doğduğunu kabul edenler son zamanlarda artmıştır. Stefan Zweig, Hamdi Akverdi gibi yazarlar da bu görüşe meyillidir. Zweig "Sanatta Yaratıcılığın Sırrı" adlı kitabında bununla ilgili psikolojik izahlar yapmış, Hamdi Akverdi ise "Sanatta Yaratma" isimli araştırmasında bu konudaki görüşleri derlemiştir.
İslâm Dininde sanatın ayrı ve önemli bir yeri vardır. Peygamberimizin en büyük ve sürekli mucizesi olan Kur’an-ı Kerim edebî ve kelâmı bir mucizedir. İslâm Dini’nin birinci kaynağı ve Allah kelâmı olan Kuran, nazm ve metin olarak eşsiz bir mucizedir. Taklid edilememiş, bir benzeri meydana getirilememiştir. Güzel sanatlar islâm Medeniyeti Tarihinde hep önemli bir yer tutmuştur. Şiir, hatt, hitabet, tezyinat, tezhib, çini kaplamacılık vb. branşlar müslüman sanatkârların en çok yöneldikleri sahalardır. İslâm Eğitim Tarihi incelendiğinde görülür ki, müslüman terbiyeciler sadece teorik bilgilerle yetinmemişler, ruhun ihtiyaçlarını da dikkate almışlardır. Öğrencinin güzel alışkanlıklar kazanarak yetişmesini benimsemişlerdir. Bunun tipik örneği, şair Nabi’nin "Hayriyye" adlı pedagojik eseridir.

İslâm Dünyasında ilim ve sanat genellikle- hükümdarlar ve devlet adamları tarafından desteklenmiştir. Osmanlılardan itibaren ise sanat, bizzat padişahlar tarafından bir meşguliyet alanı olarak benimsendi. Sadece padişahlar ve şehzadeler değil. Enderun denilen özel okulun öğrencileri bile sanat eğitimi görüyorlardı. Ondokuzuncu asırdan itibaren Avrupa’dan yeni bazı sanat türleri ülkeye girdi. Çoğu edebiyatla ilgili olan bu sanatlar Osmanlı-Türk aydınlarınca başarıyla uygulandı. Bu dönemde Batı’nın pozitif anlayışı aydınlarımız üzerinde henüz etkin değildi. Servet-i Fü-nuncu’lardan itibaren ise bu tür fikirler Türk aydınlarını ve sanatçlarını etkilemeye başladı. Aynı dönemde Arap asıllı aydınlar ve edebiyatçılar ise -yabana devletlerin ve hıristiyan Arapların teşvikiyle- ırkçılık ve kavmiyetçilik fikirlerini yaymağa çalışıyorlardı. Bu yıkılış ve dağılma döneminde Mehmed Akif, Muhammed İkbal, Ahmed Şevki gibi şairler, eserlerinde İslâmi mesajları işlediler, müslümanların sorunlarını dile getirdiler.
İkinci Dünya Savaşından sonra oluşan yeni ortamda, islâm, müslüman edebiyatçılar ve sanatçılar tarafından -tabir caizse- yeniden keşfedildi. 1930’lu yıllarda bazı edebiyat dergilerinde Ziya Osman Saba, A. Hamdi Tanpınar, Peyami Safa, Necip Fazıl gibi otoritelerce mistik-metafızikçi bir sanat akımı olarak sürdürülen muhafazakâr gelenek daha serbest bir ortam