Makale

İSLAM İKTİSADINDA "PİYASA" KAVRAMI

İBRAHİM URAL
Din işleri Yüksek Kurulu Baş Uzmanı

İSLAM İKTİSADINDA "PİYASA" KAVRAMI


Son on yıldan beri iktisadî hayatımızda en çok kullanılan terimlerden biri de "Piyasa" kelimesidir. Geçmiş yıllarda "Borsa" kelimesiyle eş anlamlı olarak da kullanılmış olan bu terim, belirli bir iktisadî anlayışı ifade etmek için: "Serbest Piyasa Ekonomisi" terkibiyle ifade olunmaktadır. Sözlükte, alıcı ve satıcıların karşılaştıkları, alım-satım, işlemlerinin gerçekleştiği yer ve mekân anlamına gelen "Piyasa" terimi, çağımız liberal anlayışlarının sloganlaşmış kavramları arasına girmiştir. Piyasa, kavramına, gelişmiş ve organize edilmiş bir "pazar" gözüyle de bakılabilir. İletişim, haberleşme ve otomasyon işlemlerinin gelişip, artmasıyla birlikte "piyasa" kavramı mekânla ilgili bağını azaltmış; telefon, telgraf, mektup, teleks ve faks vb. araçlarla irtibat kurabilme imkânları doğmuştur. Böylece artık "piyasa" kelimesi, belirli bir ticarî faaliyet ortamını ifâde etmeye başlamıştır. Çağımız iktisat terminolojisinde piyasa; alıcı ve satıcıların birbirleriyle kolaylıkla temas edebilmelerini sağlayan bir organizasyon olarak tanımlanmaktadır. Piyasaların kapasite ve imkânları, malların özelliklerine göre teşekkül etmektedir. Para, kredi ve sermâye piyasası, işgücü piyasası, emtia piyasası bellibaşlı sahalardı;. Ondokuzuncu asırda Mısır’da gelişen "Pamuk" piyasası, Batılı Ülkelerin standartlarına göre yeterli sayılan bir ortamı temsil ediyordu. Aynı asırda Osmanlı Ziraatı da büyük gelişme kaydetmiştir...
Çağımızda ülkelerin ekonomilerinde mal ve emtia üretimi ve dağıtımı "piyasa" sistemi içerisinde halledilmektedir. Marksist ülkelerde de, değişimle birlikte, merkezî plânlamadan vazgeçilip, serbest pazar uygulamasına geçiş denenmektedir. Piyasa Ekonomisi kavramını liberalizmle aynılaştırmak ve bu sistemi fıtrî ve tabiî bir nizam olarak benimsemek hatalı ve tek yanlı bir değerlendirme olur. Zira kapitalizmden on asır önce uygulanmış olan islâm İktisadî sisteminde arz-talep, piyasa şartlarına göre oluşan fiyatlar hâkimdi. Uluslararası transit ticâret yollarının yer aldığı bölgelerde yayılan islâm Dini, çeşitli ticarî işlemlere vâkıf toplumların durumlarıyla ilgili hükümler getirmiştir. Fiyat ve değer konusunda, çeşitli teoriler varsa da, bunlar arasında en yaygın olan görüş; fiyatların mal ve hizmetlerin kıt (nâdir) ve faydalı oluşlarıyla ilgili olduğudur. Rekabet ve alternatiflilik bu sistemin bir başka özelliğidir.
Liberal iktisadî sistemde prensip olarak tam rekabet ilkesi kabul edilmişse de, tatbikatta bu ideal yeterince gerçekleşmemiştir. Kütlesel üretimin ve sermâyesel bloklaşmanın doğurduğu tröstleşme ve tekelleşme temayülleri, piyasadaki rekabeti şerbet ve eşit şartlarda oluşmasını engeller. Güçlü olanı daha şanslı ve avantajlı kılar. Bu durum, iktisadî gücün belirli bir kesimin elinde kalmasını uygun bulmayan İslâm’ın yaklaşımına aykırıdır. "Servetin yalnız zenginlerin kendi aralarında dönüp, dolaşan bir güç olmaması" (Key lâ yekûne dûleten beynel ağniyâi minküm), Kur’an-ı Kerim’in öngördüğü bir hedeftir. Çağımızın sosyal refah anlayışı da aynı amaca yönelmektedir.
İslâm İktisadı’nın bu konudaki temel ölçüsü; üretimin ve bölüşümün bazı kayıtlayıcı tedbirlerle piyasa şartlarının tabiî ve fıtrî akışına bırakılmasıdır. İmkân eşitliği ve içtimaî adalet teminine yönelik resmî (devlet) müdahalelerinin amacı tekelci yönelişleri kırmak, arz-talep ilişkisini kendi tabiî mecrasına sokmaktır. Hicretten hemen sonra, Medine’de yeni bir pazar yeri tesis eden Hz. Peygamber (a.s), zaman zaman bazı sahabîleri müfettiş olarak buraya göndererek denetlemiştir. Piyasa ve pazar yerlerinin denetimi dört halîfe devrinde de sürmüştür. Numan Şiblî "Asr-ı Saadef’adlı eserinde bu konuda geniş bilgi vermektedir. Özellikle Hz. Ömer’in bu konuda titiz davrandığı, hatalı temayüllere fırsat tanımadığı bilinmektedir, islâm Tarihinde görülen bu tür müdâhalelerin başka ülkelerde yaşanan devletçilik uygulamalarıyla bir ilgisi yoktur. Bunlar emir bilmârüfla ilgili kontrol tatbikatıdır.
Klâsik İslâm Fıkhında fiatların serbest piyasa ortamında teşekkül etmesi öngörülmüştür. Karşılıklı rızaya dayanan âdil fiat oluşması benimsenmiştir. Hz. Peygamber (a.s) fiatların dondurulması isteklerini kabul etmemiş ve "Fiatları düzenleyen, darlık ve bolluk getiren, rızıklandıran Cenab-ı Hak’tır. (Tirmizî, Büyu; 73) buyurmuştur. Öte yandan "Dışarıdan mal getiren (tacir) rızıklanmıştır. Karaborsacılık yapan ise lanetlenmiştir" buyurarak ithalatı teşvik etmiştir.
İthalâtın piyasayı olumlu olarak etkileyeceği ve fiatların artıp, pahalılaşmasını önleyeceği tabiîdir. Mesâlih-i Mürsele’nin korunmasına ayrı bir önem veren Mâlikî ve Hanbelî fıkıhçıları tekelci yönelişlerin etkinleşmesi üzerine fiatlara müdâhale edilebileceğini kabul ediyorlar, ibn Teymiyye’nin "El-Hisbe" ve "es Siyâsetü’ş-Şer"iyye" adlı eserlerinde ticarî ve iktisadî hayatla ilgili pek çok bahis vardır. Büşrâ Şurbacı "et-fes’ir fi’l-lslâm" adlı eserinde narh koyma konusuyla ilgili rivayetleri ve hükümleri derlemiştir. Gabn-i Fahişe (aşırı aldanma hâli) varmamak şartıyla, satıcıyla müşteri arasında serbest bir ortamın bulunması, fıkıhçıların çoğunluğunca benimsenmektedir. Gabn-i Fahiş, vakıf veya yetim mallarıyla ilgiliyse, akdin feshi sözkonusudur. Kıye-mî mallarda narh (fiyatları dondurma) söz konusu değildir.
islâm’da ribâ, karaborsacılık ve israfın yasaklanması fiyat ve piyasa istikrârını sağlayan etkenlerin başında gelmektedir. Fıkıhçılar, karaborsacılarla İlgili çeşitli tedbirler öngörmüşlerdir. Simsarlık (komisyonculuk) caiz görülmekle birlikte, çeşitli kısıtlamalar getirilmiştir. Bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (a.s) şehirlilerin, piyasayı bilmeyen köylü satıcılara simsarlık yapmasını yasaklamıştır. (Müslim, İman, 164) Hadis yorumcuları sözkonusu hadisin açıklanması sırasında bu yasaklamanın hikmet ve gerekçeleri konusunda çeşitli noktalara değinmişlerdir. Bu ve benzeri hadislerin ışığında; tanıtım, reklâm ve pazarlama hizmetlerikonusunda yeni araştırmalar yapılabilir. Özellikle Ebü Hanîfe’nin konuyla ilgili içti-hadları değerlendirilmelidir.
İslâm İktisâdında piyasa istikrârını sağlayan unsurlardan biri de üretim ve tüketimdeki itidal ve ölçüdür. Pek çok âyet ve hadiste cimrilikten ve israftan kaçınmak emrolunmuştur. Müslümanların nitelikleri zikredilirken, onların müsrif veya cimri olmadıkları, bilâkis ikisi arasında orta ve dengeli bir yerde oldukları ifâde buyrul-maktadır. (Furkan Sûresi:67) Aşırı tüketim ve harcama hırsının, ya da kütlesel üretimin piyasa fiatları-nı olumsuz olarak etkilediği, mala hücumu artırdığı bir gerçektir. Cemiyette israf zihniyetinin giderilmesi arz-talep yönelişlerinde denge ve istikrarı sağlar. Enflasyonu artırıcı eğilimler azalır. Lüks ve gösterişe yönelik harcamaların islâm’da hoş görülmeylşi, fertlerin iktisadî zihniyetleri üzerinde de olumlu tesirler bırakır, imkanları müsâid olanlar harcamalarını hayrata ve İslâmî hizmetlere yöneltirler, islâm’daki "malın korunması" prensibi, piyasa fiatlarının düşmesini önlemek için ürünlerin telef edilmesini (denize atmak, imha etmek vb) kesin olarak önler. Emir bi’l-Marufu uygulamakla görevli olan Hısbe (ihtlsâb) Teşkilâtının en mühim görevlerinden biri de, ticarî hayatı kontrol etmektir. Muhtesib, Şıhne ve Arîf adlı görevliler bu hizmetin sorumlularıdır. Hâkimler (kadı) de bu konuda sorumludur.
Osmanlılarda bazı temel mallarda sürekli narh uygulanmasının kendine mahsus sebepleri vardır. Fütüvvet ve Ahilik geleneğinde üretim yapan Osmanlı esnafının kendi iç disiplini gereği, bu konuda standart bir fiat ugulamasına devam etmiş olması söz konusudur. Diğer önemli bir sebep -de; imparatorluğun merkezi ve İslâm Dünyasının odak noktası olan İstanbul’un göç ve yerleşimlerle sürekli büyümesi ve iaşeyle ilgili temel maddeler açısından Anadolu’ya bağımlı olmasıdır. Bütün bu sıkı narh uygulamalarına rağmen, istanbul halkı ancak narh uygulamasının 1864 yılında kaldırılmasından sonra bolluk ve rahatlık dönemi yaşamıştır...
Hicretten hemen sonra Peygamberimizin Medine’de müslümanlar için bir pazar (alış-veriş) yeri tahsîs etmesi ve "İşte sizin pazarınız budur. Bu (pazar) daraltılmayacak ve burada vergi alınmayacaktır." buyurması İslâm Tarihindeki İlk piyasa uygulaması örnekleridir. Asr-ı Saadet ve Dört Halife devrinde ticarî hayatın serbestliğine dayalı bir iktisadî ortamın varolduğu bilinmektedir. Mü’minlere. dünya hayatında dengeli ve fıtrî bir hayatı öngören islâm Dinînin, aynı fıtrî ve tabiî şartları düzenlemiş olması da tabidir. Sağlam bir piyasa ahlâkının oluşturulduğu; üretici, köylü, tüccar ve esnafıyla, müşteri ve tüketicisiyle bütün unsunlarının takva ve doğruluk ortamı İçinde bulundukları bir toplum modeli günümüzden bindörtyüz yıl önce’ gerçekleştirilmiştir. Adaletli ve dengeli piyasa ortamı Avusturyalı Von Hayek’ten asırlarca önce Hanefî fıkıhçılarınca öngörülmüştü.
Sonuç olarak; islâm Ekonomisinde kontrollü ve kısmen müdahaleci bir piyasa mekanizmasının bulunduğu söylenebilir. Spekülâsyon ve karaborsacılık yönelişi doğurmamak ,-- şartıyla, ticarî işlemlerde devlet müdâhalesi olması asıldır. Kitleleri ve tüketicileri korumak üzere, zaruri kurumlarda narh koymak, İhracâtı sınırlandırma vb. tedbirlere başvurulabilir. Ahkâm-ı Sultaniyye, Nasîhatü’l-Mülûk ve Hısbe adlı eserlerde bununla ilgili ayrıntılarda işlenmiştir.