Makale

Çocuğun Gelişimi Ve Din Duygusu ALLAH'A İMAN ÖĞRETİMİ

Çocuğun Gelişimi Ve Din Duygusu

ALLAH’A İMAN ÖĞRETİMİ

Yrd. Doç. Dr. Halis Ayhan
Marmara Üniv. İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi


Çocuk psikolojisine bakıldığında genellikle gelişim 9 safhaları, bebeklik (Do-ğum-2yıl), ilk çocukluk (2-6) yaş ve çocukluk (6-13) yılları olarak görülmektedir. (1) İki yaşında bebeklikten çıkan, yürümeye, konuşmaya, çevresiyle aktif bir şekilde ilişkiye giren çocuk, eğitim ve öğretimin ilk izlerini kazanmaya da başlar. Sevgi bağları ve ümit duygularının yanında, korku, endişe, utanma duyguları da ortaya çıkar. 1,5-2 yaşlarında gelişme gösteren zekâ, 4-6 yaşlarında hızlanmakta ve 15-16 yaşlarına kadar bu hızlı gelişim devam etmektedir. Bütün bu duygusal ve zihnî gelişmeye paralel olarak öğrenme de gelişmektedir.
Din duygusu kökleri ve kaynakları itibariyle fıtrata bağlı derûnî bir duygudur. Yurt dışında ve ülkemizde yapılan araştırmalar gösteriyor ki; "Çocuklarda Allah inancı, çok erken yaşlarda başlamaktadır. Çocuğun dini inançlarla karşılaşması kendisine oldukça zengin, duygusal bir ortam hazırlamaktadır. Onun bu yaşlarda, Allah ve din ile ilgili hususları öğrenmek için gösterdiği özel ilgiden daha iyi anlaşılır."(2)
Çocuklar Allah’a inanmak için ilgi, eğilim, arayış ve özlemlerini çok küçük yaşlarda hissetmektedirler. Batı’da J.J. Roussau ile başlayan, memleketimizde de derin etkileri görülen, "Çocuğun ilk zamanlarda dine karşı yabancı olduğu, ona dinî bilgiler öğretilmesinin yanlış olacağı ve ancak 12-15 yaşlarından sonra çocuk istediği zaman ona dinden bahsetmek gerektiği; özellikle Allah’a iman konusunu kavrayamayacağı ileri sürülmekte ve şu gerekçeye dayandırılmaktadır: Allah’ın mevcudiyetini tanımak basit bir iş değildir. Bu mevcudiyeti tanıyınca, mahiyetinin ne olduğunu ve nerede bulunduğunu kendi kendimize sorar, fikrimiz karışır, şaşırır ve nihayet düşünemez oluruz." Aynı eğitimci bu konuyla ilgili görüşlerine devam ederek diyor ki: "Din mefhumunu zamanından önce öğrettiğimiz takdirde, çocuğu, dini hiç öğrenmeme tehlikesine atmış oluruz." (3)
Din konularını zamanından önce ya da sonra yanlış öğretirsek; hangi yaşta olursa olsun, çocuğa veya yetişkin insana iyilik yapmış olmayız. Aslında yanlış ve zamansız eğitim ve öğretimin zararı, her aıan için geçerli olduğu gibi, din eğitimi ve öğretimi için de geçerlidir.
İman esasları Kur’an ve hadise uygun olarak, özellikle yetişmekte olan çocuğun zekâ seviyesi dikkate alınarak öğretilmelidir. Mücerret kavramları anlayacağı yaşa gelinceye kadar, Allah ve Peygamber inancını ve diğer iman esaslarını öğretmenin inceliklerini bulmak gerekecektir. Şurası unutulmamalıdır ki, akıl ve bulûğ çağına kadar, dinen mükellef olmayan çocuğun eğitimi söz konusudur. Ancak bu yaşa gelinceye kadar, 3-4 yaşından itibaren din eğitim ve öğretimini vermeye başlamak durumundayız. Çocuğun zekâ. öğrenme dikkat ve heyecanı goz önüne alınarak, bilgiler tedricen verilmelidir. Dinen doğrudur diye her bilgiyi zamanı gelmeden veremeyiz. Nitekim, "İnsanlara aklî kapasitelerinin alabileceği ölçüler içerisinde konuşulması"
(4) Hz. Peygamber’in tavsiyesidir.
Çocuk psikolojisi araştırmaları gösteriyor ki, çocuklar 2-3 yaşlarından itibaren çevresiyle ilişkiye giriyor. 2 yaşına kadar duygu ve davranış bakımından büyüyen çocuk 2 yaşından 7 yaşına kadar olan dönemde zihni faaliyetlerini oluşturuyor. 7 yaşından başlayıp 11 yaşına kadar süren dönemde kendine öğretilenlerin yanında, çocuğun birçok zihnî ve mücerret işlemleri yapabildiği görülüyor. 11 yaşından itibaren kavramlara, önermelere ve her türlü zihnî işlemlere kolaylıkla girmeye başlıyor. Zekâ gelişiminin bazılarına göre 13, bazılarına göre 15 yaşında, her konuyu anlayacak seviyeye ulaştığı, fakat zihni gelişmenin 20 yaşına kadar devam ettiği ileri sürülüyor.
Din eğitim ve öğretiminde, çocukların bu zihnî ve duygusal gelişimi dikkate alınmalıdır. Buna göre 3-4 yaşlarındaki çocuklara, marifetullah etrafında açıklamalar-yapılmamalı, akaid ve kelâm âlimlerinin bu konu etrafındaki farklı izahlarına yer vermeden, çocuğun etrafında olup biten olaylardan hareketle Allah hakkında bilgiler verilmelidir. Onun soruları ve ilgisine göre verilecek bilgiler belli bir program dahilinde artırılmalıdır.
Bu konuda bilmeyerek yapılan bazı yanlışları tesbite ve doğru olan eğitim şeklini bulmaya çalışalım:
1- Bir din görevlisinin 3-4 yaşlarındaki kızıyla, Allah inancı hakkında aralarında geçen konuşma: Bir kandil gecesinde, baba çocuğuna dinî konularda bilgi vermek ister. Her şeyi Allah’ın yarattığını, bu nedenle en çok O’nu sevmemiz gerektiğini, bize doğru ve güzel olan düşünce ve davranış şekillerini de Hz. Peygamber’in öğrettiğini, Allah’tan sonra Peygamberi sevmemiz gerektiğini söyler. Çocuğun cevabı şöyle olur: "Ben Peygamberi Allah’tan daha çok seviyorum." Baba, şaşkınlıkla sebebini sorar. Çocuk der ki: "Geçenlerde annem bana dedi ki; Allah yalan söyleyeni cehennemde yakar. Allah’ın cehennemi varmış, Peygamber’in cehennemi olmadığına göre, ben onu daha çok seviyorum."
2- Bir başka din görevlisi 6 yaşındaki oğlunda görülen Allah inancını şöyle anlatıyor: Görev yaptığım caminin yanında lojmanda oturuyorduk. Çocuk yaramazlık yaptığı zamanlarda, "Allah seni sevmez, seni cehennemde yakar, Allah bu yaramazlıklarını görür ve seni cezalandırır" diye telkin ediyorduk. Zaman zaman da caminin içinde ve etrafında oynarken, cemaatten bazıları ve ana-baba olarak bizler ikaz edip azarlıyor, korkutuyorduk. Bir sabah kahvaltısında çocuk birdenbire, "Baba, bizim köyde de Allah var mı?" diye sordu. Bu soru karşısında meraklandım ve "Oğlum, Allah her yerde vardır. Ama niçin soruyorsun?" dedim. Çocuğun cevabı ilginçti: "Eğer köyde Allah yoksa oraya gideceğim." dedi.
Olayı bu şekilde nakleden baba diyor ki; evde, camide, cami avlusunda çocuğun bütün yakın çevresinde yanlış bir din eğitimi uygulayarak, çocuğun Allah’tan korkmasına, bunun sonucunda ise O’ndan uzaklaşmak için çareler aramasına yol açmıştık. Hatamızı anlayarak, O’ndan korkmak yerine O’nu sevmesini öğretmeye çalıştık. Çocuğun her yanlış davranışını düzeltmeye çalışırken bizlerin büyük yanlışlar yaptığını anlamış olduk.
Çocuk psikologları, 3-4 yaşlarındaki çocukların düşünmeden, şüphelenmeden ve itiraz etmeden inanmaya hazır olduklarını tespit etmişlerdir.
Çocukların samimi duygularını çok sağlıklı bir Allah inancına temel yapabiliriz. Çocuk, Allah’ı sevmekle, O’na güvenmekle, O’na inanmakla kendisini çok güçlü hisseder. Onda bu duygu uyandıkça Allah’ın kendine yakınlığı, kendini yaratıp, besleyip büyüten, koruyan, geliştiren yüce varlık olduğu anlatılmalı, böylece O’na içten ve derûni bir şekilde bağlanması temin edilmelidir. Bu yaşlardaki çocukların, kendilerine anlatılanlara olduğu gibi inandıkları unutulmamalıdır. Büyüklere birçok sorular sormaları onların öğrenme merakını ve olumlu yaklaşımını gösterir. Anlatılanları merakla dinlemeye ve kabul etmeye hazırdırlar. Onun için Allah hakkında doğru ve anlaşılır bilgiler vermeye dikkat etmenin yanında, çocuğun, sevdiği herşeyi O’nun yarattığını anlatarak işe başlamak gerekecektir.
İsteklerine kavuşmada Allah’ın yardımını söylemek, O’ndan dua ile istemeyi telkin etmek çocuğu, Allah’a imana götüren güzel bir yoldur. Annesi ilkokul birinci sınıftaki çocuğuna, Allah’a dua etmesini, Allah’tan her şeyi isteyebileceğini söylemiş. Çocuk bir elektronik uçak oyuncağı istiyormuş. Duasını annesine anlatmış: "Biliyorum. Allah bana gökten uçak atacak değil, ama senin kalbine -çocuğuma bir elekronik uçak alayım!- isteği verebilir.. Sen de bana bu oyuncağı alırsın." (5) Uykudan önce ve yemekten sonra yapılacak dualarla çocuğa Allah inancı doğru bir şekilde telkin edilebilir.
Çocuktaki temel duygular sevgi, ümit ve bağlanma olduğuna göre, Allah inancı, Allah sevgisi O’na güvenme ve O’ndan ümit etme şeklinde verilmelidir. Bu tur bir öğretim -en azından- çocuğun daha neşeli, ümitli, atılgan ve medenî cesareti yerinde bir kişiliğe kavuşmasına yardımcı olacaktır.
Çocuklara, Allah’ın seven, koruyan, hoş gören, affeden, cezadan çok ödüllendiren bir yüce varlık olarak tanıtılması ve konunun bu yanının etkin bir şekilde işlenmesi gerekir. Şurası unutulmamalıdır ki, çocuk ruhunu Allah korkusuyla disipline etmek -bir müddet için- mümkün olsa bile bu kalıcı olmadığı gibi, -örneklerini gördüğümüz- birtakım zararlı sonuçlar da doğuracaktır.
Çocuklara karşı müsamaha ve hoşgörü, tedricen bilgiler vermek, yer ve zaman faktörüne dikkat etmek, örnekler göstermek, ideal kahramanların hayat hikâyelerini anlatmak, çocuğun ben merkeziyetçiliğini dikkate almak suretiyle din eğitim ve öğretimi yapılmalıdır.
Allah inancına bağlı olarak, ilk defa akla gelenlerden biri de günah ve sevap anlayışı olmaktadır. Bunun sonucu olarak ahiret inancı ortaya çıkar. Davranışların karşılığı olarak mükâfat ve ceza görmek böylece düşünce ve davranışlarda bütünlüğü temin etmek mümkün olur. O bakımdan yeri gelince Allah korkusundan da bahsedilecektir. Büyük çocuklara (7-8 yaşından sonraki) ve yetişkinlere korkulacak davranışları da öğretmek yerinde olacaktır. Korku yerli yerinde olursa, ruh sağlığı açısından zararlı olmayacağı gibi, bir-•çok yanlışlara düşmekten insanı alıkoyarak, yanlışlardan ve günahtan sakınarak devamlı olarak uyanık ve dikkatli olmayı da temin edebilir. Böylece insan, imkân ve gücünü daha düzenli ve yerli yerinde kullanarak sevgi ile korku dengesini kurarak başarılı ve mutlu olabilir. Allah korkusu, kötülüklerden ve yanlışlardan uzak kalmaya yardımcı olacaktır. Ancak bir yanlış işi yapmadan önce neler yapması gerektiğini öğretmek, aynı işte doğru ve yanlış ne, ise onu göstermek, çocuğun anlayabileceği kadarı ile, hangi davranışın yanlış ve günah olduğunu, niçin yapılmaması gerektiğini anlatmak gerekir.
Aslında öncelikle herhangi bir davranışın doğru ve güzel olanı ile, yanlış ve çirkin olanını anlatmak, bunların öğretimini yapmak, daha sonra da bunların ahlâkî, hukukî ve dinî müeyyidelerini öğretmek yerinde olacaktır. İyi ve güzel olan davranışları örneklerle göstererek uzun süre öğrettikten sonra, çocuk yanlışlara yöneliyorsa, bütün olumlu telkinlere rağmen yanlışta ısrar ediyorsa, ana-baba ve öğretmen otorite-siyle yanlışlardan uzaklaşması sağlanmalıdır. Bu noktalarda Allah korkusu ve O’nun vereceği cezalarda" çok ölçülü olarak bahsedilmendir.
Allah inancı gönlünde ve zihninde doğru bir şekilde tesbit edildikten sonra, Allah’ın, gizli yapılan günahları ve yanlışları da göreceğini, O’ndan hiçbir şeyin saklanamayacağını, bu nedenle hangi durumda olursa olsun kötü şeyleri yapmamamız gerektiği çocuğa anlatılabilir. Allah korkusu karamsarlığa ve ümitsizliğe düşüren bir duygu olarak verilmemelidir. Günahı işlemeden önce Allah’tan korkarak sakınmak, yanlış ve çirkin olan fiilleri yapmamaktır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîmde, "Kim Rabbinin azametinden korkup da kendini kötülükten alıkoymuşsa varacağı yer şüphesiz cennettir." (6) buyurulmaktadır.
Eğitimde esas olan ferde bütün gücünü yerli yerinde kullanmayı öğretmektir. Yoksa her şeyi elde etmek ve her arzusuna ulaşmasını sağlamak değildir. Zaten bu mümkün de değildir. Önemli olan ruh ve beden gücünü, kabileyetlerini sonuna kadar kullanmayı öğretmektir. Fevkalâde hallerde ise bütün gücünü teksif ederek kullanmak ve karşılaşacağı zor şartlara da başarı ile uyum sağlayarak, hayatı her zaman ve her türlü şartlar altında yaşanabilir yapmaktır. Başarılı ve mutlu olduğu zaman mütevâzi, iyiliksever, diğer insanlara karşı nazik ve anlayışlı; iyilikleri, imkânları ve başarıları şükürle karşılayarak artırmak; ağır ve zor durumla karşılaşınca kendinde dayanma gücü bulmak, bunalıma düşmeden, kendini ve çevresindekileri suçlamadan çıkış yolları arayarak yeni başarılara ulaşmak veya sabır ve tahammülü seçerek olgun bir şahsiyet kazanmaktır.
İşte bütün bunları insana ancak Allah inancı kazandırabilir. Allah’a inanan insan, her durumda dengeli, başarılı ve ümitli olmanın iç huzurunu duyar. İnsanın temel ihtiyacı da budur. Eğitimin başarısı da buna bağlıdır. İnsan, kendini ve kâinattaki her şeyi yoktan yaratan ve her an sevk ve idare eden bir varlığa inanmak ve O’na ibadetleriyle, dualarıyla yaklaşmak istiyor.
İnsana bütün bu arayışında yol gösteren Allah inancına ulaştırmak O’na inanıp, O’na dayanıp güvenmeyi ilk çocukluk yıllarında öğretmek de gereklidir. Ziya Gökalp, 1922 yılında Küçük Mecmua’da yazdığı "Dine Doğru" makalesinde; "Bütün hayatlarında kuvvetli bir seciye gösteren insanlar, umumiyetle çocukluklarında dinî bir terbiye alanlardır." (7) demektedir.

1.L.Cole, L. Morgan, Çocukluk ve
Gençlik Psikolojisi (çev. B.H.....),
sh.3.
2. A. Verpote, Çocukta Din (çev. E.
Fırat), AÜİFD, XXII, 315, Kerim Yavuz, Çocukta Din Duygu ve Düşüncenin Gelişmesi, Ank. 1983, s. 27-34.
3. J.J. Rousseau, Emil, Terbiyeye Dair, İst. 1966,
4. Aclûni, Keşfü’l-Hafâ, Beyrut 1351,1, 196.
5. Beyza Bilgin, Eğitimizin İmkânı ve Sınırlan Üzerine, AÜ-İFD, IV, 291.
6. Nâziat Sûresi, Ayet 40-41.
7. Ziya Gökalp, Dine Doğru, "Küçük Mecmua", sh. 5.