Makale

RODOS ADASI’NDA DÜZENLENEN KONGRENİN KISA BİR DEĞERLENDİRMESİ

Dr. Fikret KARAMAN / Elazığ Müftüsü

RODOS ADASI’NDA
DÜZENLENEN KONGRENİN
KISA BİR DEĞERLENDİRMESİ

Yunanistan Uluslararası Akdeniz Araştırmaları Merkezi ile Oniki Ada Valiliği’nce 31 Ekim-2 Kasım 1997 tarihleri arasında Rodos Adasında “Akdeniz Ülkelerinin Sosyal ve Kültürel Kimliklerinin Oluşumunda Dinin Etkisi" konulu uluslararası bir kongre düzenlenmişti. Diğer bir ifade ile Yunanistan bu toplantı sayesinde dünyaya özellikle Akdenize komşu olan ülkelere din politikasını daha rahat bir biçimde anlatma fırsatı bulacaktı. Toplantıya; Mısır, Cezayir, Fas, ispanya, İtalya, Fransa, Türkiye ve ev sahibi Yunanistan gibi ülkelerden toplam 32 bilim adamı katılmıştı. Kongrede konuşmacılar konferans dili olarak kararlaştırılan İngilizce, Fransızca ve Grekçe dillerinde çeşitli bildiriler sundular. Toplantının açılış bölümünde Yunanistan Milli Eğitim Bakanı, kapanışında ise Avrupa Parlâmenterler Birliği Başkan Yardımcısı olan bir milletvekili hazır bulundu. Ayrıca program tamamlanıncaya kadar Rodos Valisi, Belediye Başkanı, Fener Rum Patrikhanesinin Oniki Ada temsilcisi, kalabalık bir papaz grubu ile gazete ve TV muhabirleri hemen hemen salondan hiç ayrılmadılar. Ülkemiz adına bu kongreye katılmak ve bildiri sunmak üzere Sayın Diyanet İşleri Başkanımız beni görevlendirmişti. Ayrıca Erciyes Üniversitesi ilahiyat Fakültesi Öğretim görevlilerinden Doç. Dr. Abdurrahim GÜZEL de son anda işlemlerini tamamlayarak toplantıya katılabildi. Böylece ülkemizden iki kişi hem programı izleme imkânı, hem de birer bildiri sunma fırsatı buldu.
Bilindiği üzere Rodos Adası, Ege Denizi’nin Güneydoğusunda yer alan ve yüzölçümü 1.412 kms, nüfusu ise 120.000 civarında olan bir adadır. Kanuni Sultan Süleyman tarafından 20.12.1522 tarihinde fethedilmiş olup yaklaşık 400 yıl Osmanlı hakimiyetinde kalmıştır. Ada Lâtin ve Osmanlı mimarisinin iç içe girdiği bir tarih merkezidir. Halen 2000-2500 civarında Türk soydaşımız burada yaşamaktadır. Adadaki cami, medrese, kütüphane, çeşme ve kabristan gibi tarihi eserlerin büyük kısmı maksadının dışında kullanılmakta, bir kısmı da bakımsız, yıkılmaya ve yok olmaya terkedilmiştir. Adadaki bu yönlü izlenimlerimizi başka bir yazıda dile getirmeyi düşündüğümden tekrar toplantının amacına dönerek bazı tesbitlerimi buraya almak istiyorum.
Üzerinde düşünüldüğü zaman hemen görülecektir ki, konferansın başlığı dikkatli ve orjinal bir biçimde tesbit edilmiştir. Çünkü Akdeniz, tarih boyunca üç kıta halkının buluşma merkezi olmuştur. Mevcut siyasi ayrılıkların ötesinde dinin daima bir ağırlığı göze çarpmaktadır. Semavi dinler ve bunların ürünü durumunda olan, mezhepler, kültürel zenginlikler, felsefi akımlar ve geleneksel ekollerin büyük bir kısmı bu havzada insanlığın hizmetine girmiştir.
Konferansın protokol konuşmalarından sonra 1. oturumda, şu alt baslıklar şeklinde bildiriler sunuldu. Din ve Devlet, Din ve Ekonomik Gelişme, Din ve Sosyal Kimlik Oluşumu; II. oturumda, Din ve Aile, Din ve Eğitim, Dinsel Azınlıklar, Sosyal Akımlar; II. oturumda, Cinsiyet, Dinlerde Kadınlara verilen Değer, Din ve Kültürel Kimlik Formasyonu, IV. oturumda ise Dinin Güzel Sanatlar, Edebiyat Ve Mimarlık gibi konularla olan ilişkisi üzerinde duruldu. Her oturumun sonunda tartışmalar ve değerlendirmeler yapıldı.
İspanya ve İtalya’dan katılan konuşmacılar Akdeniz kültür ve medeniyetinin oluşumunda Hıristiyanlığın yanı sıra Islamiyetin de büyük rol oynadığına işaret etmeden geçemediler. Özellikle İtalya “Mediterranean (Akdeniz) Üniversitesi" öğretim üyelerinden Paolo Scarnecchia, Akdenize komşu ülkelerin müzik, folklor, Dinî ve tasavvufî mûsikîsi üzerinde durdu. Konuşmasının bir bölümünde, “Mevlana’nın Sema gösterileriyle tasavvufî musikîsinin Akdeniz’i ve çevresini manevî bir atmosferle kapladığım” vurguladı. Yunanistan konuşmacıları ise, tebliğlerini Yunan helenizmi, kilise otoritesi, Hıristiyanlığın kendi içindeki ekollerin üstünlük mücadelesi ve Fener Rum patriğinin yetkilerinin arttırılması çerçevesinde yoğunlastırdılar. Ayrıca teknoloji ve modern hayat anlayışının dînî değerlerin önünü kesmemesi gerektiğini çünkü dinden uzak bir hayatın uzun ömürlü olamayacağını vurguladılar. Cezayir ve Fas’tan gelen temsilcileri ise, islamın sosyal ve kültürel değerleri bakımından insanlığa barış ve huzuru getiren bir din olduğu ilkesi üzerinde durdular. Ülkemizden toplantıya katılan Doç. Dr. Abdurrahim GÜZEL, dinlerin özündeki değerlerin birbirinin aynı olduğunu, detayda farklılıklar olsa bile bu yüzden insanların birbirlerine hasım olamaycaklarını, dinlerin asıl mesajlarının huzur ve barış olduğunu vurguladı. Kendim de hazırladığım tebliğde; “islamın çalışma ve ekonomik politikasının genel başlığı altında din duygusunun fıtrîliği, din ve ekonomik çalışma, çağımızdaki fakirlik problemi, dünya hayatı karşısında dinin tutumu, ekonomide ahlakî değerler, doğruluk ve sosyal yardımlaşma” gibi alt başlıklar üzerinde durarak konferansa katkıda bulunmaya çalıştım.
Kongrede dikkatimi çeken diğer önemli bir konu ise, bu organizasyonun, Avrupa Ekonomik Birliği’ne üye olan Yunanistan’ın, kiliseler birliğince değil, hükümet ve idari yapının bir halkası olan Rodos Valiliği’nce yapılmasıdır. Oysaki program tamamen din ağırlıklı idi. Rodos Belediyesi, Turizm ve Otelciler Birliği de kongreye yakın ilgi duyarak ayrı ayrı yerlerde gezi ve ikram yönünde destek vermişlerdir. Doğrusu dikkat etmemize rağmen konuşmacıların üslubunda din ve devlet ya da idare arasında bir ayrılık, mesafe veya ilgisizlik görmedik. Tam tersine bu programı icra edenler ülkeleri adına çok önemli bir işi başarmanın sevincini yaşıyorlardı. Çünkü programın her bölümünde dinin fert ve toplum hayatında vaz geçilmez bir unsur olduğunu belirtmeye çalışıyorlardı.
Öyle görülüyor ki 21. asra adım adım yaklaştığımız şu günlerde de, din en yüksek ideallerin ve evrensel arayışların hareket noktası olmaya devam etmektedir. O halde dün olduğu gibi bugün ve yarın da din insanlığın ruh, karakter, kimlik, kültür, ekonomik, sosyal ve siyasi düşünce oluşumuna daima katkıda bulunacaktır. Kongrede de dile getirdiğim Fransız düşünür Henri Bergson’un şu önemli tesbitiyle sözlerimi bitirmek istiyorum. "Yeryüzünde ilimsiz, fensiz ve felsefesiz bir insan toplumu bulunabilir. Fakat dinsiz bir toplum bulmak imkansızdır.”