Makale

Melikşah ve Nizamiyeler-(1071-1092)

TARİH VE İBRET

Melikşah ve Nizamiyeler
(1072-1092)

İlimiz Konya’nın merkez ilçelerinden Meram’ın bir semtine ismi verilerek, gönlümüzde yaşatılan Melikşah Gazi’nin İlim-Siyaset ve Dünya Nizamı mefkurelerine temas edeceğim. Zira o, 20 yaşında başlayıp, 20 yıl’da devletin satvetini tarihe geçirmiştir.
Hafızalarda örnek bir hükümdar olarak canlanan Melikşah, fikir ve din hürriyetini çok dikkatle himaye etmiştir, islâm Dini’ni yıkmak için kurulan gizli teşkilâtları yakından tanıyor, takibe alıyor ve doğruları destekliyordu. Irak’da Eşari’lerle Hanbeliler arasında da münakaşa ve kavgalar oluyordu. Büyük devlet adamı Melikşah ve onun vefalı danışmanı Nizam’ül-Mülk bu durum karşısında, Ebu ishak Şirazi’ye gönderdikleri bir mektup’da, "Nizamiye Medreselerini bir mezhebi korumak için değil, ilmi himaye etmek ve yükseltmek için kurduklarını, mezhepler arası bir ayırım yapmadıklarını" belirtmiştir.
Hassaten dine hurafeler karıştırarak maddiyat ve makamat peşinde olanların önü kesilmiştir. O devirde zahid bir hayat yaşayan Ali bin Hasan el-Sandali’ye özlü bir söz söylemiştir: "Hükümdarların en iyisi âlimleri ziyaret eden ve âlimlerin en kötüsü de onların ziyaretine düşkün olandır."
Melikşah o çağ’da bütün büyük şehirlerde bugünkü üniversite mukabili Nizamiye Medreselerini kurarak; ilim, kültür, ziraat, sanayi, ticareti ilerletmiştir. Ticarete getirilen usûllerle bölgeler ve şehirler arasında sermaye değişimleri kolaylaştırılmıştır. Öyleki; bu sayede islâm Dünyası’nda, Türkistan, İsfahan, Bağdat ve Sivas arasında 100.000 dinar altun miktarına varan sermayeler, havale senetleri ile naklediliyordu. Çek’le muamele geliştirilerek, Avrupalıların dikkatini celbetmişlerdir. Vücuda getirdiği siyasî emniyet ve kültür sayesinde, Türk-lslâm Medeniyeti yüksek bir seviyeye erişmiştir, imparatorluğun vergileri’ni tesbit eden Risa-le-i Melikşahiye’ye göre devletin geliri 210 milyon dinar tutuyor, bizzat Melikşah’ın saray bütçesi 20 milyondan oluşuyordu.
İşte Genç Sultan bu kadar geniş mülk için; 1086 tarihinde An-takyadan Akdeniz’e varınca, denize atı ile beraber dalıyor, kılın-cını üç kere dalgalara çarparak, "Ey babam, sana müjdeler olsun, küçük yaşta bıraktığın oğlun ülkesini karaların sonuna kadar genişletti" deyip, oradan getirdiği kumları Alparslan’ın mezarına serpmiştir. Onun hakkında Hristiyan bir müellif, "Ömrü vefa etseydi, çok artan kudreti sayesinde Avrupa’yı da devletinin hudutları içerisine alacaktı" demektedir. Evet güçlü idi, çünkü gücünü maneviyatla koruyordu, icraatlarıyle gönülleri feth ederek, kılınanı kullanmadan da Allah (c.c.)’ın hükmünü baki kılıyordu.
HALİL TATLICI
selçuk üniv. ilahiyat fak. kütüphane görevlisi