Makale

Balkan Folklorunda Nasrettin Hoca

Prof. Dr. Hayriye Süleymanoğlu Yenisoy

Balkan Folklorunda
Nasrettin
Hoca

Nasrettin Hoca Anadolu sınırlarını aşarak önce Balkanlar’a yerleşmiş, buralarda "vatandaşlığa" geçirilmiş, sonra da yoluna devam ederek dünyanın değişik ülkelerine gitmiştir. Efsaneleştirilip ölümsüzleştirilen bu tarihî şahıs, Balkanlar’da ve dünyanın birçok yerinde içtenlikle kabullenilmiş, bilgeli sözleriyle, kısa esprileriyle sevilip sayılmış, insanların gönüllerine yerleşmiştir.
Hoca fıkralarının Balkanlar’a ne zaman gittiği ve önce Balkanlar’ın hangi bölgesinde yayıldığı hakkında bazı Balkanlı araştırmacılar, bilinen belgelere dayanarak Nasrettin Hoca’nın XIII. yüzyılda yaşadığı, ünlü Sarı Sal- tuk’un da aynı dönemde yaşadığı ve Nasrettin Hoca ile görüştüğü, Hoca fıkralarını da Sarı Saltuk ile Selçuklu Hanedanından Keykavus’un idaresi altında Dobruca’ya gelip yerleşen Selçuklu Türkleri buralara kadar taşımış olduğu görüşünü ortaya atmaktadırlar. (Yenisoy, H.Süleymanoğlu. Balkan Halkları Folklorunda Nasrettin Hoca Fıkraları. Balkanlar’daki Türk Kültürünün Dünü- Bugünü-Yarım. Uludağ Üniversitesi Rektörlüğü, Uluslararası Sempozyum (26-28 Ekim 2001) Bildiri Kitabı, Bursa 2002, 191) Daha sonraları söz konusu fıkraların tüm Balkanlar’a yayılması kuşkusuz, Osmanlı Türkleri sayesinde olmuştur. Balkan Yarı- madası’na yerleşen ve buralarını yurt edinen Osmanlı Türkleri, kendi kültür geleneklerini bu topraklarda da yaşatmışlar ve yeni tarihî koşullarda zengin bir kültür geliştirmişlerdir.
Yüzyıllar boyunca aynı devletin sınırları içerisinde, aynı sos- yal-ekonomik koşullarda yanyana yaşamış Balkan halkları birbirleri aralarında kültür alışverişinde de bulunmuş ve bu kültür alışverişinde Türk kültüründen oldukça etkilenmişlerdir. Halk bilimi düzeyinde gerçekleşen etkilenme daha belirgin, daha güçlü olmuş ve bu halkların halk biliminin gelişmesi ve zenginleşmesinde Türk halk bilimi önemli rol oynamıştır. (Yenisoy, H. Süleymanoğlu. Bulgar Folklorunda Türk Folklor Etkileri. V. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi, Genel Konular, Seksiyon Bildirileri, T.C. Kültür Bakanlığı, Ankara 1997, 235)
Balkan halklarının Türk folklor türlerinden birçoğunu öz kültür varlıklarına mâl etmiş oldukları günümüzde de görülmektedir. Yüzyıllar önce Balkan folkloruna mâl edilmiş türlerden biri de fıkra türüdür. Fıkra denince de her şeyden önce Nasrettin Hoca fıkraları anlaşılmaktadır.
Nasrettin Hoca’yla ilgili fıkraların sözlü olarak Balkanlar’a yayılmış olmasının kesin tarihini belirlemek olanaksızdır, ama bu tarih kesinlikle XIV-XV. Yüzyıl Osmanlı istilâsından sonraya rastladığını yazıyor Alexandre Popovic. (Popovic, A. Yugoslavya’da Nasreddin Hoca: Bibliyografya araştırması. Nasreddin Hoca’ya Armağan, Oğlak Armağan Kitaplar. Yayına Hazırlayan: M.Sabri Koz, İstanbul 1996, 291) Başka bir grup araştırmacı ise fıkraların Balkanlar’a yayılmasını XV. ve XVI. yüzyıllara bağlamaktadırlar.
XV. ve XVI. yüzyıllar Osmanlı İmparatorluğunun yükseliş dönemidir. İmparatorluğun başkenti İstanbul’da ve Selânik, Filibe, Sofya gibi büyük şehirlerde birçok kahvehaneler vardı. Bunlar Nasrettin Hoca’nın fıkralarını yayan merkezler durumundaydı. Ana yollar üzerinde ve kasabalarda hanlar vardı. Fıkra ve güldürü masalları en çok erkeklerin sık sık karşılaşmış oldukları bu hanlarda, kahvehanelerde ve dükkânlarda dile getiriliyordu. Fıkraların geçmişte türlü sosyal gruplardan başlıca erkeklerin eğlence aracı olduğu bazı yayımlanmış derlemelerden anlaşılmaktadır. (Dobreva, D. Rengârenk Nasreddin Siması. Bu Simanın Balkanlar’da Yaygınlaşması Üzerine. Eskil ve Çağdaş Nasrettin, Sofya 1997, 192) Bu sözlü edebiyat türünün yaygınlaşmasında seyyahlar, bilginler ve tacirler arasındaki ilişkiler önemli rol oynamıştır, iki ciltlik Yunan ve Arnavut Masalları derlemesini hazırlayan ve çeviren Alman araştırmacı Hahn bu konuda ilginç bilgiler vermektedir. Bunlar XIX. Yüzyıla aittir. Araştırmacı Yunan, Arnavut ve Bulgar hanlarını dolaşmış, buralarda geceleri anlatılan hikâye ve ilginç güncel olayları dinliyerek birçok fıkra toplamıştır. Türlü etnik, sosyal ve dinî toplulukların temsilcilerinin bir araya geldiği bu hanlarda Nasrettin Hoca fıkralarının da anlatıldığını bildirmektedir. (Hahn, j.G.V. Criechische und albanische Mârchen. Cesammelt und überzetzt vonn J.G. von Hahn. Bd. III. Leipzig 1864. Zweite Ausgabe München und Berlin 1918, S. XXIV, 192)
Fıkralar sözlü ve yazılı olmak üzere iki yolla yayılmışlardır.
Bunların yayılmasında Balkanlardaki Türkler ve Türk dili önemli rol oynamıştır. Türklerle bir bölgede veya aynı yerleşim yerlerinde yaşayan, birbirleriyle komşuluk eden öteki etnik topluluklar da fıkraları Türkçe olarak anlatmışlar, zamanla kendi halk kültürlerine de mâl ederek bunları aralarında yaşatmışlardır. Balkan halkları ana dilleriyle birlikte Türkçeyi de iyi biliyorlardı. Osmanlı Devletinin resmî dili olan Türkçe, yüzyıllarca Balkan halklarını birleştirici, bütünleştirici bir etken olmuştur.
Günümüz Balkan dillerinde hâlâ varlığını sürdürmekte olan binlerce Türkçe kökenli kelime, (Bulgarcada Türkçe kökenli kelimelerin sayısı 7500’ün üzerinde (Bk.: A Dictionary of Turkisms in Bulgarian (A.Gran- nes, K.R.Hauge, H. Süleymanoğlu, No- vus Forlag, The Institute for Comparative Research in Human Culture, Oslo, 2002), Turcizmi u srpskohrvatskom jezi- ku, Sarajevo: "Svjetlost" Izdavacko preduzece, 1966; Arnavutçada 4000 civarında (Abazı-Egro, Bk: Arnavutluk’ta Türkoloji Çalışmaları. Bilig, Sayı 21, 2002, 193. Öteki Balkan dillerinde de Türkçe kökenli kelimelerin sayısı oldukça çoktur.) binlerce atasözü ve deyim, (Ünlü Bulgar mizah yazarı Roday Ralin Bulgarcada kullanılmakta olan Türkçe kökenli atasözlerinin sayısının 500 olduğunu söylüyor. Ancak geçmişte bunların sayısının birkaç bin olduğu ve sadece P.R.Slaveykov’un Bulgarlardan iki binden fazla Türk atasözü toplamış olduğu bilinmektedir. Bulgar Bilimler Akademisi yayını olan Bulgarcanın Frazeolojik Sözlüğünde Türkçe kökenli deyimlerin sayısı da 900’ün üzerindedir.) yüzlerce fıkra ve özellikle Nasrettin Hoca fıkraları (Bulgarlar arasında bilinen Nasrettin Hoca fıkralarının 900, varyantlarıyla birlikte 2000 dılayında olduğunu yazıyor Sava Popov. Veliçko Vılçev, bu sayıyı biraz yüksek bulsa da Hoca’nın fıkralarının Bulgar folklorunda sayı ve konu bakımından pek çok olduğunu itiraf etmektedir.) Türk dilinin ve Türk kültürünün güçlü etkisinin izleridir. Bunların çoğu sözlü olarak halk ağızları düzeyinde Balkan dillerine geçmiştir, çünkü semantik analizleri yapıldığında birçoğunun halkın yaşayışıyla bağlı oldukları görülmektedir. Yaşayış tarzı ve maddî kültür, bu tür kelime, atasözü, deyim ve fıkraların geçişinde "çıkış noktası" rolünü oynamıştır.
Nasrettin Hoca simasının zenginleştirilerek Balkanlar’a ve tüm dünyaya yayılmasında sözlü geleneğin yanı sıra yazılı geleneğin de büyük rol oynadığını belirtmek gerekir. Fıkraların Bal- kanlar’da kitap yoluyla yayılması XIX. yüzyıla rastlar. Nasrettin Hoca fıkralarının Balkan dilinde kitap olarak ilk çıkışı Romanya’da olduğu iddia edilmektedir. Rumen halk bilimcisi Gh. Constantin’in belirttiğine göre Rumen ozan ve yazır Anton Pann’ın 1853’te Bükreş’te Rumen dilinde yayımlamış olduğu fıkra kitabı Balkanlar’da bir Balkan dilinde ilk yayımlanmış kitaptır. (Pann, A. Nazdravani ile lüi Nas- ratin Hogea. Bucureşti, 1883) Bulgar araştırmacı V. Vılçev’in saptamasına göre ise 1853 yılında Hacı Nayden Yovanoviç adında bir Bulgar da Belgrat’ta ilk Nasrettin Hoca fıkraları kitabını Bulgarca olarak yayımlamıştır. Hacı Nayden Yovanoviç, Nasrettin Hoca ve Hasekiy Hakkında Eğlenceli ve Meraklı Hikâyeler adlı derlemesiyle Nasrettin Hocayı ilk kez Bulgar okurlarına sunar, dolayısıyla ilk kez Balkan halkları arasında yazılı olarak Nasrettin Hoca’yı popülerize etmiş olur, diyor V. Vılçev. (Vılçev, v. Hitır Petır I Nastradin Hoca. İz istroriyata na bıl- garskiya naroden anekdot Kurnaz Petır ve Nastradin Hoca. Bulgar fıkralarının tarihine Dair, Sofia 1975, Giriş Bölümü)
Eski Yugoslavya’da da Nasrettin Hoca fıkraları türlü kitaplar hâlinde yayımlanmıştır. (Eski Yugoslavya sınırları içerisinde Nasrettin Hoca’ya ilişkin yayımlanmış eserler hakkında bk.: T.Hafız, Yugoslavya’da Nasrettin Hoca ile İlgili Yayınlar. I. Milletlerarası Nasrettin Hoca Sempozyumu Bildirileri. Ankara 1990, 133-156; Popovi_, A.
a.g.e., 291-300; A. S. Recepoğlu, Dağılmış Yugoslavya’da Nasreddin Hoca’ya Ait Fıkralar, Yedi İklim, 2001, 81-83) Kl- saca şunları belirtmeliyiz:
- Makedon folklorunda Nasrettin Hoca’nın özel bir yeri vardır. Hocanın fıkraları halk arasına bir yandan sözlü olarak yayılırken, öte yandan da yazılı olarak yayılmıştır. Bunların yazılı yolla XIX. yüzyılın ilk yarısında yayılmaya başladığına dair bilgiler vardır. Çok verimli ünlü Makedon folklor derleyicisi Marko Tsepenkov daha çocuk yaşlarındayken elinde Nasrettin Hoca ve Bertoldo ile ilgili bir risaleyi bulundurduğunu bildirmektedir. (Tsepenkov, M. avtobiografiya, Ma- kedonsko narodno tvorçestvo. Dr. Kiril Penulitski. Kn. 10. S. 411-412, Skopje 1972) Derleyici yazmayı, okumayı ve öykü anlatımını Nasrettin’in ve Bertoldo’nun kitaplarını okuyarak öğrenmiştir. (Todorov, I. H. Fermanciev, avtobiografiyata na Marko Tsepenkov. Literaturna istoriya, 1979, kn. 5, s. 3-35) M. Tsepenkov’un bildirdiğine göre, o zamanlarda Nasrettin Hoca’nın Italyan benzeri (ikizi) Bertodo’nun fıkraları da yayılmıştır. Nasrettin Hoca ile Bertoldo Balkanlar’ın bu bölgesinde aynı nitelikte mizahçılar olarak birlikte anılmaktadırlar. Bilindiği gibi, 1771 yılında Nikola Palikuça Bertoldo’yu Nasrettin Hoca adıyla ilk olarak Dal- maçya’da tanıtmaya başlamıştır. Bertoldo-Nasrettin Hoca değişimi (metamorfozu), ünlü Türk bilgesinin İtalyan halkı arasında da ne ölçüde tanındığını göstermektedir. Bu veri Nasrettin Ho- ca’nın daha XVIII. yüzyılda OsmanlI imparatorluğu sınırları dışında, Rumeli ötesi bölgelerde, Dalmaçya’da bile sevilen, popüler bir kişi olduğunu kanıtlamaktadır. (Yaşar-Nasteva, O. Makedonya’da Nasrettin Hoca. Balkanlar’da Türk Kültürü, Sayı 3, 1992, 8-9)
- Sırp araştırmacı Stevan Sre- matc 1894’te Hikâyelerde Nasrettin Hoca’nın Lâtife ve Aptallıkları adlı derlemesini yayımlar. V. Karaciç ve V. Vrçeviç’in derlemelerindeki Nasrettin Hoca fıkralarına da yer verdiğini bildirir. Bu bilgiler Nasrettin Hoca fıkralarının Srematc’ın derlemesinden çok daha önceleri yayılmış olduğunu göstermektedir. (Srematc, Stevan. Nasraddin-Hoca. Niegove Dosetke I Budalaştine 313 Prica. Belgrad 1894) Srematc’ın bu kitabı pratikte hiçbir zaman eskimeyecek, dolayısıyla daha uzun süre elden düşmemeyi hak eden değerli bir eser olduğu araştır- macılarca belirtilmektedir. Daha sonraki yıllarda yapılan araştırmalara başalıca kaynak eser olmuştur.
- Hırvatistan’da 1857 yılında Nasrettin ya da Bertoldo ve Lâti- feleri, Hileleri, Kurnazlıkları (Nastradin iliti Bertoldo I negova pritanka domişliyatost I lukavştina. Bk.: Wesselski, Clt I, s. xivii) adlı bir broşür yayımlanır. 1903’te de Nas- radin Yaşlı Anasının Yanına Dönüyor ve NasradinİÇ (Nasradin k Staroy matiçi povrace I Nasridinic. Bk.: Wesselski, Cilt I, S. XLVII) adlı kitap basılır. Her ikisi de İtalyan soytarı Bertoldo ile oğlu Bertoldino yerine Nasradin ile Nasradiniç’i koyup çevirme ve fıkra malzemesinin yeniden yazılmasından İbarettir. (Acaroğlu, M. T. Avrupa’da, Balkanlar’da, Özellikle Romanya’da Nasreddin Hoca. V. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi. Seksiyon Bildirileri, ankara 1996, 4-5)
Bosna Hersek’te 1893’te Et- hem Mulabdiç Kucak Dolusu Fıkra (Rukovijet Sale) adlı kitabını yayımlamıştır. (Popovic, A. a.g.e., 293) Nasrettin Hoca fıkralarının Boşnak halk biliminde çok büyük özelliği vardır.
Bir Balkan ülkesi olan Arnavutluk’ta ve komşu ülkelerde yaşayan Arnavutlar arasında da ünlü bilgemiz çok sevilen bir simadır. Araştırmacı Şevket Pla- na’nın bildirdiğine göre, Arnavutluk ve eski Yugoslavya arşivlerinde ve araştırma enstitülerinde, Arnavut halkından derlenen birçok Nasrettin Hoca fıkrası bulunmaktadır. Hoca’nın fıkralarında Türkler ve öteki halklar için genel nitelikte olan konulardan başka, hayatın çeşitli alanlarında, Arnavutların da yöresel örnekleri görülüyor. (Acaroğlu, M. T. a.g.e., 196)
Yunanistan’da da Nasrettin Hoca bilinen bir Türk bilgesidir. A. Welsselski’nin 1911 yılında yayımladığı Der Hodscha Nasreddin (Vıiçev, v. a.g.e., 195) adlı kitabından ve V. Vilçev’in 1975’te yayımlanan Kurnaz Petır ve Nastradin Hoca (Hitır Petır; Nastradin Hoca) adlı kitabının araştırma bölümünden edinilen bilgilere göre, ünlü Hocamız Yunan halkı arasında pek büyük bir saygıya sahipmiş. Kısa ve özlü fıkralarıyla sevilen Nasrettin Hoca’ya geniş halk yığınlarınca ilginç efsaneler yaratılmıştır. De- deağaç yöresinde yaygın olan bir efsaneye göre, her gün Nasrettin Hoca üzerine bir fıkra anlatmak gerekiyormuş; yoksa geleneğe göre, bir gün bile adı anılmazsa, Hoca mezarından kalkarmış.
Romanya’ya bakıldığında, benzer efsanelerin burada da var olduğu görülüyor. Bu konuda Mustafa Mehmet, bir araştırmasında şöyle yazıyor: "Nasreddin Hoca’nın Romaya’da hâlâ yaşamakta olan bazı fıkralarının yanı sıra, gerek Türk-İslâm toplumu arasında ve gerekse Rumen halkı arasında takdire değer birtakım inançların da dilden dile dolaştığını görmekteyiz ki, bunları oldukça ilginç ve hatta düşündürücü bulmaktayım. Nitekim, Tuna boylarında bulunan Maçin kasabasında, Türk toplumu arasında şöyle bir inançtan bahsedilmektedir: "Dünyada, bir gün dahi olsa, Nasreddin Hoca hakkında konuşulmazsa, Nasreddin Hoca yeniden dirilecektir." Yine Tuna havzasında, Tulça şehrinde, bu kez Rumen halkı arasında: "Nasreddin Hoca hakkında bir gün dahi konuşulmazsa dünya altüst olur" inancı oldukça yaygındır. Bunlar veya bunlara benzer inançlar, dünya üzerinde yaşayan insanların her gün bilerek veya bilmeyerek, hiç olmazsa bir tanesinin Nasreddin Hoca’yı anmak suretiyle, gerek onun yerinde rahat yatmasına ve gerekse dünyamızın, altüst olmadan, eskisi gibi, devam etmesine vesile olmaktadır, şeklinde yorumlamak da mümkündür." (Mehmet, M. V. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi. Türk Halk Kültürü Kongresi, Program ve Bildiri Özetleri, Ankara 1996, 33-34)
Bulgaristan’a gelince: Nasrettin Hoca fıkralarının en yaygın olduğu Balkan ülkesi belki de Bulgaristan’dır. Yukarıda da belirtildiği üzere Bulgarlar arasında yaygın olan fıkraların sayısı varyantlarıyla birlikte 2000 dolayındadır. Bu sayı Nasrettin Hoca’nın Bulgar halkı arasında büyük popülerliğe sahip olduğunun bir kanıtıdır. Kitap hâlinde fıkraların yayımlanmasına XIX. yüzyıl ortalarında başlanmış ve günümüze kadar bir hayli derleme ve araştırma basılmıştır. Bu alanda ayrıntılı bilgileri araştırmacı Veliçko Vılçev’in Kurnaz Petır ve Nastradin Hoca (Hitır Petır i Nastradin Hoca) adlı çok değerli kitabında bulmaktayız.
Hoca’nın nükte, gülmece ve fıkralarına gösterilen ilgi, Büyük İskender’in kişiliğine ilişkin bir zamanlar Avrupa ve Asya’da yaygınlık kazanan halk bilimi yapıtlarına gösterilen ilgiyle kıyaslanmaktadır. Kahramanlıkları Büyük İskender’e daha sağlığında, öylesine ün kazandırır ki onunla ilgili hiçbir söylenti veya olay kimsede kuşku uyandırmaz. Gerçi Büyük İskender’in askerî yeteneklere sahip olduğunu eylemleri de kanıtlamıştı. Ancak bu kadar kan döktürerek ve kurban vererek kurduğu imparatorluk, ardılları arasındaki kavgalar sonucu ölümünden sadece birkaç yıl sonra dağılıp gider. İskender’in zaferleri bugün bir çılgınlık örneği olarak anılmaktadır. Nasrettin Hoca ise daha sonraki yüzyıllarda "imparatorluğunu" güldürü kahramanlarından oluşturduğu orduyla kurdu. Bir başka deyişle, Türk halkının maneviyatıyla birlikte çeşitli dinî, etnik ve sosyal kökenli sıradan insanların demokrasi ve hümanist düşüncesine dayanan geniş bir dünya görüşü ve güldürüleriyle dünyayı, gönülleri fethetti. Nasrettin Hoca ile ilgili fıkra derlemelerinin de giderek çoğalması işte böyle açıklanabilir. (Vılçev, V. Ezopos, Nasreddin Hoca ve Kurnaz Petır. Eskil ve Çağdaş Nasreddin, Sofya 1997, 82-97)
Tüm dünyada yaygınlık kazanmış Nasrettin Hoca fıkralarının Balkan folklorunda yeri bir başkadır. Bura halkları Nasrettin Hoca imajının değiştirerek "Bul- garlaştırılmış", "Sırplaştırılmış", "Rumlaştırılmış" ve "Rumenleş- tirilmiş" biçimlerini oluşturmuşlardır. (Dobreva, D. a.g.e., 607) Güney Slavlarda böyle bir "millîleştirme", bir "benimseme" daha belirgindir. Örnek olarak da Sırplardan Stevan Stremac’ın, Bulgarlardan da iliya Blıskov’un yayımlamış oldukları derlemelerini göstermek yeterlidir. Nasrettin Hoca fıkralarından birçoğu, Balkan halklarının ortak folklor süjelerini vb. günümüzde de Balkan halkları arasında anlatılan ortak fıkralarını oluşturmaktadır.
Nasrettin Kaybolan Eşeği Buluyor, Nasrettin Hoca Bayırın Tepesinde Su Değirmeni Kurmaya Çalışıyor vb. Bunların ilginç Balkan varyantları da vardır.
Daha çok yaygınlık kazanmış derlemelerde yer alan fıkralar türlü kaynaklardan seçilmiş ve her derleyici veya yazar, Balkan folkloruna dayanarak fıkralara belirli ölçüde yeni bir süje ve anlatım biçimi vermiştir. Bu özel varyantlar, aralarında bazı farklılıklara rağmen, Nasrettin Hoca fıkra demetinin ortak yanlarını da sergilemektedirler.
Balkan halkları arasında yayılmış bir süje olarak "Nasrettin Kaybolan Eşeği Buluyor" fıkrası gösterilmektedir:
- "Hoca köylüleri toplar ve aralarında kimin kahve ve rakı içmediğini, sigara kullanmadığını sorar. Köylülerden biri çıkar ve "Ben", der. O zaman Hoca sahibine dönerek: "İşte senin eşeğin, tak boynuna yuları", der. Bu fıkranın türlü varyantlarına Bulgar, Sırp, Yunan ve Ruman derlemelerinde rastlanmaktadır. (Dobreva, D. a.g.e., 61) Bundan yüzyıllar önce Anadolu’dan kalkarak "Suyun ötesine", Balkanlar’a giden, yüzünden tebessümü hiç eksik olmayan Türk bilgesi Nasrettin Hoca aklıyla, bilgisiyle, mizahıyla, şakalarıyla ve sıcak tavrıyla Balkan insanının gönlüne girmiş, bura halklarının folklorunda bir fıkra kahramanı olarak taht kurmuştur. Balkan halklarına özgü bir Nasrettin Hoca Balcanicus siması yaratılmış, tüm özellikleriyle bu sima günümüzde de Balkan folklorunda canlılığını koruyarak varlığını sürdürmektedir.